T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2018/375 Esas
KARAR NO:2025/662
DAVA:Tazminat
DAVA TARİHİ:09/11/2016
KARAR TARİHİ:24/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ..., hamilelik sürecinin takibi amacı ile ... ... ... Hastanesi'ne başvurduğunu, aynı hastaneye bağlı olarak çalışan .... ...'in müvekkilin hamilelik sürecini takip ettiğini, kontrollerini yaptığını, müvekkilin 9 ay boyunca kusmalarının kesilmediğini, kusmalar dolayısı ile bunun önlenmesi amacı ile .... ...'in müvekkile ilaç tedavisi uyguladığını, bu ilaç tedavisinin de etkili olmadığını, müvekkilin kusmaları doğum anına kadar devam ettiğini, doğum öncesi takibini yapan .... ... herşeyin çok güzel gittiğini, sağlıklı bir bebeğin dünyaya geleceğini, gelişiminin normal olduğunu her kontrolde müvekkillerine söylediğini, doğumu da Doktor ...'in yaptırması hususunda anlaşıldığını ve müvekkilin hiçbir talebi olmamasına, rağmen doktor normal doğum yapması, bunun için hiçbir engel olmadığını müvekkiline söylediğini, müvekkil de doktoruna olan güvenine istinaden normal doğum yapmaya karar verdiğini, 24/11/2014 tarihinde sabah 10.00 civarlarında müvekkilin hamileliği 40 hafta + 4 gün iken müvekkil doğum için ... ... ... Hastanesi'ne başvurduğunu, saat 12.00 civarlarında epidural anestezi uygulandığını, müvekkil ile yalnızca anestezi doktorunun ilgilendiğini, Doktor ... ... müvekkilinin yanına hiç gitmediğini, saat 17.00 civarlarında müvekkilin sancılarının başladığını, akşam 18.30 civarlarında doğumhaneye alındığını, saat 18.45'de Doktor ... henüz ellerini yıkarken müvekkil doğumhanede yatağa yatırıldığı anda doğum yaptığını, henüz kapılar kapanmamış olduğundan dolayı bu duruma müvekkilin eşinin de şahit olduğunu, müvekkilin doğumunu 40 hafta + 4 gün bekleten doktorun sorumluluğu apaçık ortada olduğunu, geçen bu süreç içerisinde küçük ...'nın oksijensiz kaldığını, engelli olarak dünyaya geldiğini, bu durumun engelli raporu ile de sabit olduğunu, müvekkilin yaşı itibari ile doğumunun riskli olmasını göz önünde bulundurmayan, gerekli tedbir ve özeni göstermeyen Doktor ...'in kusuruna istinaden işbu davanın açıldığını iddia etmiş ve doktorun mesleki faaliyeti nedeniyle vermiş olduğu zararın teminat altına alınması gerekçesiyle davalı olarak sigorta şirketine yönelttiklerini beyan etmiş ve sonuç olarak tabibin mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak müvekkil ... için 75.000 TL, ... için 75.000 TL, ... ... için 75.000 TL olmak üzere toplamda 225.000 TL manevi tazminatın, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000 TL maddi tazminatın fiilin gerçekleşmesinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı yandan tahsiline, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İkame edilen işbu davanın, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı dava dışı Doç. Dr. ... ...'in mesleki faaliyetlerinin müvekkili şirket tarafından düzenlenen Zorunlu Hekim Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınmış olduğu gerekçesiyle ve hekim ile hasta arasındaki tedavi ilişkisinden sebeple ortaya çıktığı iddia olunan zararlardan müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunduğuna yönelik doğrudan müvekkili ... Sigorta A.Ş. aleyhine ikame edildiğini, 1. doğum süresince gerçekleştirilen uygulamalarda herhangi bir gecikme yaşanmamış olup tüm müdahaleler tıp kurallarına uygun olduğunu, birçok gebenin doğum eyleminin, beklenen doğum tarihini geçen 7 gün içerisinde vuku bulduğunu, bunun normal bir süreç olduğunu, müdahale gerekliliğinin, gebeliğin 42. Haftayı tamamlamasını takiben hala başlayamayan doğumlar için öngörüldüğünü, dava konusu vakada, hasta son haftalarda sık sık ultrasonografi ve non-stress test takiplerine alınarak yakından takip edildiğini ve herhangi bir gecikme yaşanmadığını, doğum operasyonunda 2. Evresi denilen dönemde, son aşama olan tam açıklıktan yani rahim ağzının 10 cm açıklığa ulaşmasından sonra doğuma kadar geçen süre 30 dakika ile sınırlıdır ve mevcut olayda doğumun bu döneminde de uzama olmadığını, doğum operasyonu ise toplam 7 saatte tamamlanmış olup bu süre, uzun süren bir doğum eyleminin olmadığının kanıtı olduğunu, ilk doğumunu yapan kadınlarda bu süre ortalama 12-13 saati bulduğunu, hastanın, hastaneye başvurduğu gündüz saatlerinde tüm ekibin hastanede hazır olduğu şartlarda takip edilmiş ve doğuma alındığını, doğumun başından sonuna kadar tüm süreci takip edip hastanın başında bulunan sigortalı doğum operasyonun tüm gerekliliklerini dikkat ve özenle yerine getirmiş olup bu süreçte herhangi bir gecikme yaşanmadığını, 2. sezaryen endikasyonu bulunmayan hastanın normal doğum takibine alınması güncel tıp kurallarına uygun olduğunu, doğumun normal doğum ile gerçekleştirilmesinin hata olduğundan söz edilebilmesi için, olguda sezaryen endikasyonu bulunmasına rağmen sezaryen yapılmayıp, normal doğumda diretilmiş olunması gerektiğini, oysaki hastanın yapılan tüm kontrolleri, annenin yaşı, bebeğin kilosu, annenin kemik yapısı, bebeğin baş gelişi vs. gibi değerler normal doğuma engel bir durumun olmadığını ortaya koyduğunu, normal doğum yöntemi, sezaryen doğum yöntemine göre hekim için daha meşakkatli daha zor daha fazla emek isteyen ve de çoğu zaman öngörülmesi mümkün olmayan tıbbi problemlere açık bir doğum şekli olduğunu, sezaryen operasyonu ise her zaman hekimler için normal doğum yöntemine göre daha konforlu, kısa zamanda tamamlanan ve yapılacağı zamanın planlanabileceği bir doğum yöntemi olduğunu, açıklanan bu sebeplerle, hastanın normal doğum yöntemini tercih etmemesi durumunda hastanın normal doğuma zorlanması ve normal doğuma yönlendirilmeye çalışılması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mevcut olayda da hasta tüm gebelik takip süreci boyunca normal doğum yapmak istediğini bildirdiğini, hastanın istediği ve tıbbi algoritmalar çerçevesinde hekim normal doğum yöntemini tercih ettiğini, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Doğum ve Sezaryen Eylemi Yönetim Rehberinde (2016); bebeğin ve annenin sağlığı açısından tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı noktada sezaryen kararı verilemeyeceği kabul edilmiştir. İlgili rehberde aynen; "Uluslararası Jinekolojik ve Obstetri Federasyonu (FIGO) sezaryenin isteğe bağlı olarak değil, tıbbi nedenlerle yapılması gerektiğini belirtmektedir. Amerikan Jinekoloji ve Obstetri Birliği (ACOG) 2008'de yaptığı açıklamada isteğe bağlı sezaryen yapılmasını kabul etmemektedir. Tıbbi nedenler dışında sezaryenlerin anne ve bebek sağlığına getirdiği ağır yükler göz önüne alındığında, endikasyon dışı sezaryenlerden kaçınılması zorunluluk arz etmektedir. Sezaryen ile doğum cerrahi bir girişim olup, tıbbi gerekçelerle yapılması esastır ve vajinal doğumun alternatifi değildir." açıklamalarına yer verildiğini, yine, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 153 maddesinin 2. Fıkrasında da (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/1 md.) "Gebe veya rahmindeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması halinde doğum, sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilir." düzenlemesi yer aldığını, dava konusu edilen süreçte, gebenin fiziki muayene ve ultrason incelemesinde normal doğuma engel teşkil edecek veya sezaryen doğum yapılmasını gerekli ve zorunlu kılacak herhangi bir klinik bulguya rastlanılmadığını, doğum eyleminin normal programına ve doğum eylemi süreçlerine uygun olarak ve hatta 7 saat gibi bir sürede sonuçlandığından hızlı bile seyrettiğini, normal giden bir süreçte fetusa ve anneye ait zorunlu tıbbi bir neden olmadığı müddetçe sezaryen kararı alınamayacağından, hastayı değerlendiren sigortalı hekimin normal doğum için hastayı takibe almasında bir isabetsizlik bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görüldü.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, malpraktis (yanlış tıbbi tedavi) iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, beyan dilekçeleri ve sair tüm evraklar hep birlikte incelenmiştir.
Dava mesleki sorumluluk sigortasına dayalı olarak davalı sigortacıya karşı açılmış, dava tıbbi uygulamanın yapıldığı hastane ve hekime ihbar edilmiştir
Davacı vekili tarafından sunulan Prof Dr. ... ve Prof Dr. ... tarafından düzenlenen 13.12.2019 tarihli uzman görüşünde özetle;
"Literatür încelemesi: Mevcut olguda bebekte saptanan ve beyin hasarına neden olan perinatal asfıksi ile ilgili kapsamlı literatür çalışması yapılmıştır. Perinatal asfiksi, fetal veya neonatal dönemde prenatal, natal veya postnatal faktörlerin etkisiyle oluşan ve hipoksi, hiperkapni ve asidozun eşlik ettiği bir durumdur. Asfiktik uyarı sonucunda birçok organ ve doku, özellikle merkezi sinir sistemi ön planda etkilenmekte ve oluşan hasar sonucu ortaya çıkan serebral zedelenmeye hipoksik iskemik ensefalopati (HİE) adı verilmektedir (1,2). Mevcut olguda doğum travayı sürecinde bebek asfiksiye (oksijen eksikliği)
maruz kalmış ve bu duruma zamanında müdahalede edilmediğinden hipoksik kalıcı beyin zararı gelişmiştir. Perinatal asfiksi (PA)' nin yenidoğandaölümve hastalık (mortalite ve morbidite) nedenleri arasında olduğu bildirilmektedir. Santral sinir sisteminin etkilenmesi ile gerçekleşen bu patolojinin (hipoksik iskemik ensefalopati) sıklığının gelişmiş ülkelerde 1 -2/1000 yenidoğan olduğu vurgulanmaktadır (3). Perinatal asfiksi yenidoğanların bakımında, ölüm ve hastalık etkeni olması nedeni ile medikolegal yönden dikkati çeken bir konudur. Perinatal asfiksinin %50 doğum öncesi, %40 doğum sırasında ve % 10 doğum sonrası nedenlere bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir (4) Perinatal asfiksi, erken yenidoğan döneminde hipoksik iskemik ensefalopati ve multiorgan disfonksiyonu nedeniyle ölümle sonuçlanabilen, yaşayan hastalarda ağır nörolojik sekellere neden olabilen bir patolojidir (5). Hipoksi-iskemide kan akımı, beyin, kalp gibi hayati organları korumak üzere düzenlenmektedir. Bu nedenle multisistem organ etkilenmesi olabilmektedir. Shah ve ark. izledikleri olguların tamamında merkezi sinir sistemi dışındaki organlardan en az birinin zarar gördüğünü, renal tutulumun %70, pulmoner tutulumun %86, kardiyak tutulumun %62 ve hepatik tutulumun %85 bebekte görüldüğünü bildirmişlerdir (6). Satar ve ark. MSS dışında en çok böbreklerin, Acunaş ve ark. solunum sisteminin, Katar ve ark. karaciğerin etkilendiğini bildirmişlerdir (7,8,9). Mevcut olguda hastanın 24.11.2014 tarihinde 12.30’da servise yatırıldığı, 16.30’da NST’ de bebeğin sıkıntıya girdiğini gösteren bir bulgu olan deselerasyonun bulunması nedeni ile doktorun arandığı ancak kendisine ulaşılamadığı, 16.40’da doktorun hastayı muayene ettiği, herhangi bir müdahalede bulunmadığı görülmektedir. Saat 18:10’dahastanın NST’ ye bağlandığı, konfeksiyonların 40'ın üzerinde olduğu veNST’ de düşen deselerasyonların olduğu, epidural takılı olmasına rağmen hastanın ağrılı ve ajite olduğu, bebeğin kalp atışının 112/dk olduğu, bebeğin bradikardisinin olduğu, bunun üzerine doktorun hemşire tarafından aranarak çağrıldığı ancak yarım saate geleceğini ifade ettiği görülmektedir. Saat 18:30’da nöbetçi kat hekiminin hastayı muayene etmesi ve hemen doğumhaneye alın demesi üzerine hasta doğumhaneye alınmıştır. Bebekte doğum sırasında gelişen asfıktik sürece zamanında müdahale edilmemesi nedeni ile hipoksik beyin hasarı gelişmiştir. Bebekte buna bağlı olarak bedensel (%60) ve zihinsel (%50) engellilikle sonuçlanan zarar oluşmuştur. Hekimin zamanında müdahale etmemesi ile gelişen zarar arasında nedensellik bulunmaktadır. Literatürde gebelik öncesi, gebelik ve gebelik sonrası süreçte sağlık sisteminin, gebeyi ve doğan bebeği takip eden sağlık personelinin süreci etkileyebilecek tıbbi ve yasal sorumlulukları olduğu ifade edilmektedir. Perinatal asfiksi taşıdığı yüksek ölüm ve organ hasarlanması riskleri nedeniyle ilk etapta önlenmesinin gündemde olması gereken bir hastalıktır. Gebe ve bebeğin korunabilmesi için ulaşılabilir doğum öncesi takiplerin düzenli yapılması yanı sıra doğum sürecinin doğru yönetimin de sağlanması gerekmektedir (10). Mevcut olguda sorumlu kadın doğum uzmanı hastanın takiplerini düzenli yapmamış, hastada asfiksi açısından riski durumlar (konfeksiyonlar 40’larda veNST’ de düşen deselerasyonlar, bebeğin kalp atışı 112/dk, bebekte bradikardi) meydana geldiğinin kendisine bildirilmesine rağmen bizzat gelerek hastayı muayene etmemiştir. Hasta ancak nöbetçi kat hekiminin muayene etmesi sonucu acilen doğuma alınmıştır. Zamanında müdahale edilmemesi sonucu solunumu olmayan bir bebek doğurtulmuş ve entübe edilerek yoğun bakıma alınmak zorunda kalınmıştır. Hekim doğum sırasında hastanın takibini yapmayarak ve çağrılmasına rağmen gelmeyerek gereken özeni göstermemesi nedeni ile kusurludur. Özet: Bebek ... ...’eait dosyanın incelenmesinde; Mevcut olguda doğum travayı sürecinde bebek oksijen azlığına bağlı olarak meydana gelen asfiksiye maruz kalmış ve bu duruma zamanında müdahalede edilmediğinden hipoksik kalıcı beyin zararı gelişmiştir. Anne ... 24.11.2014 tarihinde 12.30’da servise yatırılmış, 16.30’da NST’ de bebeğin sıkıntıya girdiğini gösteren bir bulgu olan deselerasyonun bulunması nedeni ile doktor aranmış, ancak kendisine ulaşılamamıştır. Doktor 16.40’da hastayı muayene etmiş, herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Saat 18:10’ dahastaNST’ ye bağlanmış, konfeksiyonların 40Tarda veNST’ de düşen deselerasyonların olması, hastanın ağrılı ve ajite olması, bebeğin kalp atışının 112/dk olması, bradikardisinin bulunması nedeni ile doktor hemşire tarafından çağrılmış, ancak yarım saate geleceğini bildirmiştir. Saat 18:30’ da nöbetçi kat hekiminin hastayı muayene etmesi ve hemen doğumhaneye alın demesi üzerine hasta doğumhaneye alınmıştır. Mevcut olguda yukarıda da belirtildiği gibi sorumlu kadın doğum uzmanı doğum sürecinde hastanın takiplerini düzenli yapmamış, hastada asfiksi açısından riski durumlar ( konfeksiyonların 40’larda olması, NST’ de düşen deselerasyonların bulunması, bebeğin kalp
atışının 112/dk olması, bebeğin bradikardisinin olması) meydana geldiğinin kendisine bildirilmesine rağmen bizzat gelerek hastayı muayene etmemiştir. Hasta ancak nöbetçi kat hekiminin muayene etmesi sonucu acilen doğuma alınmıştır. Zamanında müdahale edilmemesi sonucu solunumu olmayan bir bebek doğurtulmuş ve entübe edilerek yoğun bakıma alınmak zorunda kalınmıştır. Hekim doğum sırasında hastanın takibini yapmayarak ve çağrılmasına rağmen gelmeyerek gereken özeni göstermemesi nedeni ile kusurludur. Bebekte doğum sırasında gelişen asfıktik sürece zamanında müdahale edilmemesi nedeni ile hipoksik beyin hasarı gelişmiştir. Bebekte bunabağlı olarak bedensel (%60) ve zihinsel (%50) engellilikle sonuçlanan zarar oluşmuştur. Hekimin zamanında müdahale etmemesi ile gelişen zarar arasında nedensellik bulunmaktadır. SONUÇ: Bebek ... ...’e ait dosyanın incelenmesinde; Sorumlu kadın doğum uzmanı, doğum sürecinde hastanın takiplerini düzenli yapmamış, hastada asfiksi açısından riskli durumlar (konfeksiyonların 40’larda olması, NST’ de düşen deselerasyonların bulunması, bebeğin kalp atışınınl 12/ dk olması, bebeğin bradikardisinin olması) meydana geldiğinin kendisine bildirilmesine rağmen gelerek hastayı muayene etmemiştir. Hasta nöbetçi kat hekiminin muayene etmesi sonucu acilen doğuma alınmıştır. Hekimin doğum sırasında hastanın takibini yapmayarak ve çağrılmasına rağmen gelmeyerek gereken özeni göstermemesi nedeni ile kusurludur. Bebekte doğum sırasında gelişen asfıktik sürece zamanında müdahale edilmemesi nedeni ile hipoksik beyin hasarı gelişmiştir. Bebekte buna bağlı olarak bedensel (%60) ve zihinsel (%50) engellilikle sonuçlanan zarar oluşmuştur. Hekimin zamanında müdahale etmemesi ile gelişen zarar arasında nedensellik bulunmaktadır. Kanaatini bildirir rapordur." şeklinde görüş bildirilmiştir.
İhbar olunanlar vekili tarafından sunulan Uzm. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Uzm. Dr. ... tarafından hazırlanan 10.02.2020 tarihli, 2020/1 sayılı bilimsel mütalaada;
" ...’in gebelik takiplerinin düzenli olarak Op. Dr. ... tarafından yapıldığı; gebeliği süresinde aşırı bulantı-kusma dışında olumsuz bir dunun saptanmadığı, gebelik takiplerinde hastanın bulgularının normal doğum için uygun olduğu, sezaıyen endikasyonu bulunmadığı, mutlak sezaryen ile doğumu düşündürecek bir bulgu saptanmadığı, 24.11.2014 tarihinde 40 hafta 4 günlük gebelik olarak başvurduğu, doğum için yatışının yapılarak takibe başlandığı, hastanın doğum sürecinin olağan koşullarda ilerlediği, NST kayıtlarının ve diğer bulguların düzenli olarak hekim tarafından izlendiği ve hekimin belirli aralıklarla hastayı muayene ederek değerlendirdiği, saat 16.30’da NST’ de saptanan deselerasyonlar için hekimin arandığı, 10 dakika içinde hastayı değerlendirdiği ve devam eden NST bulgularının düzelmiş olması nedeni ile, sürecin takibine devam kararı alındığı, değerlendirme bölümünde de belirtildiği gibi NST sonuçlarının yüksek yanlış pozitif ve negatif sonuçları nedeni ile güvenilirliğinin tam olmadığı, doğum sürecinin hızlı ilerlediği, saat 18.30’da hastanın doğum için doğumhaneye alındığı, bu sırada Op. Dr. ... ve kat hekiminin hastanın yanında bulunduğu; doğumun 18.45’te normal spontan vaginal yolla geliştiği, doğumun takibi sırasında Op.Dr. ...’in uygulamalarının tıbbi standartlara uygun olduğu, doğum eyleminin süresi ve takip süreci değerlendirildiğinde mutlak sezaryen yapılmasını gerektirecek bir endikasyonun olmadığı, saat 18.45'te 3145gr. ağırlığında, ... skoru l.dk: 5; 5 ,dk:5; 10.dk:6 olan kız bebek doğurtulduğu; bebeğin spontan solunumun olmaması nedeniyle doğumhanede hazır bulunan Çocuk Hastalıkları Uzmanı tarafından entübe edilerek yenidoğan yoğun bakım kliniğine alındığı ve takip ve tedavisine burada devam edildiği, NST takip sıklığı ve çocuk uzmanının zamanında müdahalesinin doğum odasının kalitesinin göstergesi olduğu, ...’in doğum sonrası takibinde “postpartum atoni" nedeniyle laparotomiye alındığı, “Lynch sütürü + Hipogastrik arter ligasyonu” yapılarak kanamanın durdurulduğu, hastanın yoğun bakımda takibine devam edildiği, takip sürecinde gelişen perine hematomun drene edilerek hastanın 06.12.2014 tarihinde taburcu edildiği, doğum sonrasında oluşan postpartum atoni ve hipertansiyon komplikasyonlarına hekim ve diğer sağlık profesyonelleri tarafından zamanında ve doğru olarak müdahale edildiği ve sürecin tıp kurallarına uygun olarak yönetildiği, Bebek ...’de Cerepral Palsy olarak tanımlanan doğum öncesi, sırası ya da sonrası dönemlerden birinde, nörolojik etkilenime bağlı beyin hasarının yol açtığı bir hastalık saptandığı, bu hastalığın mevcut verilerle yukarıda sözü edilen dönemlerden hangisinde oluştuğunun belirlenmediği, bu hastalığın %90 olguda bebek anne kamında iken değerlendirme bölümünde belirtilen metabolik, genetik nedenler gibi farklı nedenlerle oluştuğu ve normal gebelik takibi ile bu nedenlerin saptanmasının mümkün olmadığının bilindiği, bebekte ortaya çıkan Cerebral Palsy tablosunun, doğumlarda her türlü dikkat ve özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, doğum sonrası bebeğe uygulanan muayene, tetkik, tedavi ve konsültasyon işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... tarafından imzalı 13.12.2019 tarihli bilimsel mütalaanın; değerlendirme bölümünde ayrıntılı açıklandığı gibi, hatalı tıbbi kayıt bilgisi ve literatür bilgisi nedeni ile tıbbi kayıtlarla çelişen bilgiler içerdiği, bu nedenle bu mütalaaya katılmanın mümkün olmadığı, doğumda ve bebeğin takibinde görev alan sağlık profesyonellerinin eylemlerinin tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu cihetle; ilgili hekime atfı kabil kusur bulunmadığı kanaati oluşmuştur." şeklinde görüş bildirilmiştir.
Tüm tıbbi evraklar celp edilmiş ve davacı (küçük) ... ...'in doğumu ile birlikte oluşan maluliyeti bakımından doktor ve/veya hastane kusuru, ihmali bulunup bulunmadığı, davacı (küçüğün) doğum sonrasındaki maluliyeti ile hekim ve hastanenin eylemleri arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının tespiti hususunda dosyanın Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’na tevdi edildiği, 16.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
"... ...'n doğumhanede resüsitasyon gerektiren bebek solunum distresi ve sepsis tanı ile yoğun bakıma yatırıldığı, ciddi asidoz ve bradikardisi olan hastanın entübe dildiği, 2. Günü ekstübe edilerek burunda pozitif basınçlı oksijen desteği aldığı, merkezi sinir sistemi etkileyen durumlarda bebeklerde görülebilen artmıs kas tonusu, tiz ağlama ve yenidoğan reflekslerinin kaybı tespit edilmediği, bebeğin 3.ve 4. Günlerde konülziyonlar geçirmiş olup daha sonra tekrarlandığını, 24/11/2014 tarihli mikrobiyoloji incelemesinde alınan venöz kan örneğinde acrop kültürde üreme olmadığının görüldüğü, tekrarlayan beyin USG'sinde akut bi değişiklik göstermediği, ağır hipoksik ensefalopalide görülen kus tonusunun azalması, oral beslenmeye geç geçme ve diğer sistem yetmezliklerinin bulgularının olmadığı, ilerleyen yıllarda çocuk nörolojisi poliklinik takibinde mikrosetali, serebral palsi ve zihinsel gelişim geriliği tanısı aldığı, buna eşlik eden epilepsi belirtilmediği, EEG de fokul epiloptojen potansiyel bulunduğu ve ilk basamak metabolik testinin normal olduğunu kayıtlı olduğu, hasta ... ...'in tanı ve tedavisi açısından yeterli dikkat ve özenin gösterilmiş olduğu,
..., hamilelik sürecinin takibi amacı ile ... ... ... Hastanesine başvurduğu ve aynı hastaneye bağlı olarak çalışan D. ...'in hamilelik sürecini takip ettiği, kontrollerini yaptığı, hastanın hamileliği boyunca zaman zaman bulantı, kusma şikayetleri olduğu, doktor tarafından medikal tedavisinin verildiği, gebelik takibi süresince önemli ek problemlerinin olmadığı, 24/11/2014 tarihinde 40+4 haftalıkken doğum için hastaneye yatırıldığı, aynı gün 18.45'te vajinal yolla doğum gerçekleştiği, bebekte solunum sıkıntısı olduğu ve entübe edildiği, yoğun bakıma alındığı, ameliyata alındığı, yenidoğanda ağır hipoksi sekeli geliştiği ve serebral palsi tanısı aldığı, engel oranının %80 olduğu anlaşılmakla;
... Okur'un gebelik süreci, doğum eylemi ve doğumu esnasında yapılan uygulamaların doğum sonrasına anneye uygulanan yaklaşımlar ve müdahaleler ve bebekte gelişen durumun takibi ve yönenilmesinin tıp kurallarına uygun bulunduğu, bu nedenlerle ilgili hekimlere gebelik takibi, doğum annenin ve bebeğin takibi ve yönetimi konusunda atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı tıbbi kanaatini bildirir rapordur. " şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür.
Davacı vekili tarafından sunulan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. ... tarafından imzalanan 25.05.2022 tarihli uzman görüşünde:
"... Bebekte doğum sonrası açığa çıkan Hipoksik İskemik Ensefalopatinin doğum sonrası bir komplikasyon olarak geliştiği ve uzman hekime herhangi bir kusur atfedilemeyeceği diğer bilimsel ve uzman görüşlerde belirtilmektedir. Diğer uzman görüşlerinde komplikasyon olarak belirtilen husus: herhangi bir sağlık sıkıntısı bulunmayan doğum anına kadar sağlıklı bir bebeğin doğum sonrasında yaklaşık %80 gibi ağır bir özürlülük oranında doğmasıdır. Hamilelik ve Doğum sürecini tekrar ele alacak olursak; ... hamilelik süreci içerisinde mide bulantısı haricinde doğum öncesi herhangi bir sağlık problemi yaşamamıştır. Bebeği doğuma kadar sağlıklıdır. Doğum sonrası ise Hipoksik İskemik Ensefalopati ve Uterus (Rahim) Atonisi açığa çıkmıştır. ... Gerek Uzm .... ...'in ifadesinde ya da diğer uzman görüşlerinde atonin neden gelişmiş olabileceği üzerinde durulmamaktadır. Doğum indüklenmiş midir ve oksitosin ya da buna benzer bir doğum sürecini etkileyecek bir ilaç kullanılmış mıdır? Gibi soruların cevapları açıklanmamakla beraber sadece komplikasyon olduğu belirtilmektedir. Atoni kanaması için yaklaşık 12-15 ünite kan verilmiştir. Abondan yani aşırı miktarda kanama olduğu görülmektedir. Bu durumda bile 6 saat beklenilmiş ve bu süre sonunda öpere edilmiştir. Bu süreç yönetimi içerisinde atoni sürecinde rahimden gelen kanı durdurmak için nasıl bir tedavi uygulanmıştır? Tedavi uygulanmışsa tedaviye cevap vermediği görülen hastada neden bu kadar süre müdahale için beklenilmiştir. Atoni sürecinde abondan kanamalı hastaya bu kadar ünite kan vermek ve 6 saat boyunca kanamanın durmasını beklemek ...'in yaşamını tehlikeye atmıştır. Süreç göstermektedir ki gerek doğum sırasında gerekse de doğum sonrası zaman yönetimi iyi yapılamamış geç müdahaleler de bulunulmuş, özen eksikliği gösterilmiştir. Akıllı risk değerlendirmesi, artmış atoni riskli kadınların belirlenmesinde çok önemlidir. Dolayısıyla gerekli önlemler alınıp, transfiüzyon, anestezi girişimleri gibi hazırlıklar yapılabilir. ...'in yaşı da gözönüne alındığında ve doğum sonrası abondan kanama devam ederken aşırı transfuzyon yapılıp 6 saat beklenilmesi bu değerlendirmenin tam zamanında yapılmadığını ortaya koymaktadır. ... Doğum öncesi süreçte ...’e gerekli açıklamalar yapılmış olsa idi anne doğumunda normal doğumu değil sezaryeni seçebilirdi. Bir kişinin vücudu üzerinde yapılacak işlemlerde ve uygulanacak tedavi ya da operasyonlarda sonuçlarını bilmeye hakları vardır ve bu aydınlatma neticesinde hasta tedavi yöntemini seçmekte özgürdür. Ancak Uzm. .... ...'in bu açıklamaları yapmamış olduğu ve aileye olasılıklar hakkında bilgi vermediği görülmektedir. Sonuç Olarak; 1. Her ne kadar diğer uzman görüşlerinde Hipoksik İskemik Ensefalopati bir komplikasyon olarak belirtilse de doğum öncesi herhangi bir sağlık sorunu olmayan bebeğin doğum sonrası %80 özür olması doğum eylemi neticesinde meydana gelmiştir. 2. Uzm. .... ...'in gerek doğum süreci gerek doğum sonrası annede açığa çıkan komplikasyonları idare etmede büyük düzeyde özen ve itina eksikliği bulunmaktadır." şeklinde görüş bildirilmiştir.
Mahkememizce taraflarca sunulan uzman mütalaaları ve alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu ve tarafların rapora karşı itirazları gözetilerek yeni bir uzman hekim heyeti görevlendirmesi yapıldığı ve dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiği, bilirkişi heyeti tarafından sunulan 13/02/2024 tarihli raporda özetle;
"1-...’in gebelik takibinin ve 24.11.2014 tarihinde yapmış olduğu doğumun bilimsel standartlara uygun olduğu, herhangi bir tıbbi uygulama hatasının olmadığını,
2-...’in gebeliği sırasında, doğumunda ve doğum sonrasında takibini yapan, doğumunu gerçekleştiren ve doğum sonrası gereken ameliyatlarını gerçekleştiren Dr. ... ...’in dava dosyasındaki belgeler, bilirkişi raporları, uzman mütalaaları ışığında herhangi bir kusuru ve özen eksikliğinin olmadığını,
3-Bebek ... ...’in Serebral Palsili olarak doğması ve yaşamını sürdürmesi ile Dr. ... ...’in eylemleri arasında bir illiyet bağı bulunmadığı" şeklinde görüş bildirildiği görüldü.
Yukarıda ayrıntılarına yer verilen ikinci heyet raporu ile de davacılar vekili tarafından sunulan uzman mütalaasındaki çelişkileri giderir nitelikte yeterli gerekçe bulunmadığı gözetilerek dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına tevdi edildiği, davacı küçüğün Adli Tıp Kurumu 7.Adli Tıp İhtisas Kurulunda yapılan 22/05/2024 tarihli muayenesi sonucunda tüm tıbbi veriler ve öyküler değerlendirilerek Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca sunulan 01/08/2024 tarihli raporda özetle;
"Hatalı doğum nedeniyle hipoksik kaldığı iddia edilen ... ve ... kızı 24/11/2014 doğumlu ... ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde;
Kişinin, hamilelik sürecinin takibi amacı ile ... ... ... Hastanesine başvurduğu kontrollerinin yapıldığı, 24.11.2014 tarihinde saat 12:30’da 40+4 haftalıkken doğum için hastaneye yatırıldığı, yapılan ilk muayenesinde 3 cm açıklığının olduğu, NST takibinin yapıldığı, saat 16:30 da NST’de geç deselerasyon izlendiği, saat 18:00’da ve 18:30’da NST’lerde bebek kalp atımlarında bradikardi izlendiği, aynı gün saat 18.45'te vajinal yolla doğumun gerçekleştirildiği, 3145 gram olarak doğan bebeğin ...’larının 1.dk: 5, 5. dk:5, 10.dk:6 olduğu, bebeğin spontan solunumunun olmaması üzerine entübe edildiği, yoğun bakıma yatırıldığı, kişide postop 6. saatte uterus atonisi geliştiği, ameliyat edilerek hipogastrik arterlerin bağlandığı, uterusun korunduğu, şifa ile taburcu edildiği, bebeğin 14 gün yoğun bakım takibi sonrası taburcu edildiği, daha sonraki süreçte küçüğe serebral palsi tanısı konulduğu, Kurulumuzda 22/05/2024 tarihinde yapılan muayenesinde; ağır düzeyde kognitif etkilenme, alt ekstremitelerde daha belirgin spasite, tetraplaji saptandığı anlaşılmakla,
40 Hafta 4 günlük gebe olan kişinin 24.11.2014 tarihinde saat 12:30’da doğum amacıyla ... ... ... Hastanesine yatırıldığı, vajinal yolla doğum için travay takibine başlandığı, tıbbi kayıtlarda saat 16:30’da NST’de geç deselerasyon ve saat 18:00 ve 18:30’da çekilen NST’lerde bebek kalp atımlarında bradikardi izlendiğinin kayıtlı olduğu, kişiye ait NST’lerin Kurulumuzca yapılan değerlendirmesinde 16:30’da çekilen NST’de geç deselerasyonların izlendiği, daha sonraki NST’lerde variabilitenin iyi olduğu, geç deselerasyonların devam etmediği dikkate alındığında; kişinin normal vajinal yolla doğum için takibe devam edilmesinin uygun olduğu, ancak 17:00, 17:20 ve 17.30 daki NST’lerde şüpheli geç deselerasyonların izlendiği, 16:30’da NST’de geç deselerasyon izlenmesi sonrası kişinin hekim tarafından yakın takibi yapılmasının beklendiği, tıbbi kayıtlara göre ilgili hekimin kişiyi 18:40’da muayene ettiği ancak sonrasında saat 18:00 bebek kalp atımlarında bradikardi, 18:10’da bebek kalp atımlarında bradikardi ve deslerasyonları izlendiği bilgisinin hekime telefon aracılığı verildiğinin kayıtlı olduğu, doğumun saat 18:45 de gerçekleştirilmiş olduğu ile birlikte değerlendirildiğinde; ilgili hekimin NST’leri ve doğum sürecini yakın takip etmemesinin tıbbi uygulamada özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısı ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ... ...’in eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı,
Doğum sonrası spontan solunumu olmayan bebeğin entübe edilerek yenidoğan yoğun bakıma yatırıldığı, küçüğün doğum sonrası kan gazları ve biyokimya tetkikleri ile birlikte değerlendirildiğinde doğum sonrası dönemde hipoksiye maruz kalmadığının anlaşıldığı, küçüğün Kurulumuzda yapılan muayenesinde ağır düzeyde kognitif etkilenme, spasite ve tetraplaji tespit edildiği, dava dosyasındaki tıbbi belgeler ve Kurulumuz muayene bulguları ile birlikte değerlendirildiğinde küçükte yenidoğan ensefelopatisi mevcut olduğu, Kurulumuz 13/05/2024 / 2494 karar nolu müzekkeresi ile istenen küçüğe ait 05/08/2015 ve 10/05/2016 tarihli Kranial MR görüntülemelerinin dava dosyasında bulunmaması nedeniyle küçükte mevcut yenidoğan ensefelopatisinin nedeninin değerlendirilemediği, dolayısı ile ilgili hekimin hatalı eylemi ile küçükte mevcut serebral palsi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı, doğum sonrası ... skorları düşük olan ve spontan solunumu başlamayan bebeğin yenidoğan yoğun bakımına yatırılarak tedavi ve takip edilmesinin tıbben uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığıyla yürüten davalı idarenin organizasyon hatası bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür.
Dosyanın itirazlar kapsamında yeniden rapor tanzimi için Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, Adli Tıp Kurumu tarafından sunulan 05/12/2024 raporda özetle;
"Hatalı doğum nedeniyle hipoksik kaldığı iddia edilen ... ve ... kızı 24/11/2014 doğumlu ... ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde;
Kişinin hamilelik sürecinin takibi amacı ile ... ... ... Hastanesine başvurduğu kontrollerinin yapıldığı, 24.11.2014 tarihinde saat 12:30’da 40+4 haftalıkken doğum için hastaneye yatırıldığı, yapılan ilk muayenesinde 3 cm açıklığının olduğu, NST takibinin yapıldığı, saat 16:30 da NST’de geç deselerasyon izlendiği, saat 18:00’da ve 18:30’da NST’lerde bebek kalp atımlarında bradikardi izlendiği, aynı gün saat 18.45'te vajinal yolla doğumun gerçekleştirildiği, 3145 gram olarak doğan bebeğin ...’larının 1.dk: 5, 5. dk:5, 10.dk:6 olduğu, bebeğin spontan solunumunun olmaması üzerine entübe edildiği, yoğun bakıma yatırıldığı, kişide postop 6. saatte uterus atonisi geliştiği, ameliyat edilerek hipogastrik arterlerin bağlandığı, uterusun korunduğu, şifa ile taburcu edildiği, bebeğin 14 gün yoğun bakım takibi sonrası taburcu edildiği, daha sonraki süreçte küçüğe serebral palsi tanısı konulduğu, Kurulumuzda 22/05/2024 tarihinde yapılan muayenesinde; ağır düzeyde kognitif etkilenme, alt ekstremitelerde daha belirgin spasite, tetraplaji saptandığı anlaşılmakla,
40 Hafta 4 günlük gebe olan kişinin 24.11.2014 tarihinde saat 12:30’da doğum amacıyla ... ... ... Hastanesine yatırıldığı, vajinal yolla doğum için travay takibine başlandığı, tıbbi kayıtlarda saat 16:30’da NST’de geç deselerasyon ve saat 18:00 ve 18:30’da çekilen NST’lerde bebek kalp atımlarında bradikardi izlendiğinin kayıtlı olduğu, kişiye ait NST’lerin Kurulumuzca yapılan değerlendirmesinde 16:30’da çekilen NST’de geç deselerasyonların izlendiği, daha sonraki NST’lerde variabilitenin iyi olduğu, geç deselerasyonların devam etmediği dikkate alındığında; kişinin normal vajinal yolla doğum için takibe devam edilmesinin uygun olduğu, ancak 17:00, 17:20 ve 17.30 daki NST’lerde şüpheli geç deselerasyonların izlendiği, 16:30’da NST’de geç deselerasyon izlenmesi sonrası kişinin hekim tarafından yakın takibi yapılmasının beklendiği, tıbbi kayıtlara göre ilgili hekimin kişiyi 18:40’da muayene ettiği ancak sonrasında saat 18:00 bebek kalp atımlarında bradikardi, 18:10’da bebek kalp atımlarında bradikardi ve deslerasyonları izlendiği bilgisinin hekime telefon aracılığı verildiğinin kayıtlı olduğu, doğumun saat 18:45 de gerçekleştirilmiş olduğu ile birlikte değerlendirildiğinde; ilgili hekimin NST’leri ve doğum sürecini yakın takip etmemesinin tıbbi uygulamada özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısı ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ... ...’in eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı,
Doğum sonrası spontan solunumu olmayan bebeğin entübe edilerek yenidoğan yoğun bakıma yatırıldığı, küçüğün doğum sonrası kan gazları ve biyokimya tetkikleri ile birlikte değerlendirildiğinde doğum sonrası dönemde hipokside kaldığını gösterir tıbbi belge olmadığı, küçüğün Kurulumuzda yapılan muayenesinde ağır düzeyde kognitif etkilenme, spasite ve tetraplaji tespit edildiği, dava dosyasındaki tıbbi belgeler ve Kurulumuz muayene bulguları ile birlikte değerlendirildiğinde küçükte yenidoğan ensefelopatisi mevcut olduğu, küçüğe ait 10/05/2016 tarihli Kranial MR görüntülemelerinin Kurulumuz tarafından yapılan değerlendirmesinde hipoksik ensefelopatinin radyolojik bulgularının izlendiği, ancak küçükte doğum sonrası tespit edilen hipoksik iskemik ensefalopatinin, genel tıbbi bilgiye göre prenatal (doğum öncesi), perinatal (doğum sırasında) ve postnatal (doğum sonrası) olarak 3 grupta incelendiği, NST'de meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfiksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgu olduğunun tıbben bilindiği, daha erken dönemde bebekte mevcut asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik bulgu, laboratuvar tetkik veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, serebral palsi hastalığının nedeninin tam olarak bilinemediği, bebeğin yenidoğan takip ve tedavisinin tıbben uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür.
Bu kapsamda somut olaya bakıldığında; dava, malpraktis (yanlış tıbbi tedavi) iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davadaki ileri sürülüşe göre davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Vekil, üstlendiği vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucunun elde edilmemesinden sorumlu değil isede, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylem ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (T.B.K 506/2,B.K. 390/2 md) Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur. (BK. 321/2 md) Bu nedenle vekil konumunda olan davalı hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifde olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Hastane ve hekimin hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumunda gerekdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yönteminide gecikmeden belirleyip uygulamak, uygulama sırasında özen borcunu sonuna kadar yerine getirmek zorundadır. Hastanın ihbar olunan hastane ve sigortalı hekimden özen, titizlik, ihtimam ve dikkati bekleme hakkı vardır.
Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Kimsenin öngöremeyeceği bir neticeden hekim de sorumlu tutulamaz.
Dolayısı ile, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve tedavide en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nın 394/1. (TBK m. 510) maddesi hükmü uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.
Önemli bir diğer düzenleme de az yukarıda açıklandığı üzere... Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9/12/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler”. Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir.
Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını,hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir.
AİHM kararlarına göre devletler sağlık hizmetlerini ister kamu isterse ... sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51).
AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli, düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilecektir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).
Rızanın geçerliliği bakımından kişinin öncelikle neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekir ki bu da ancak hastanın somut olaya uygun yeterli bilgilendirme ile diğer bir ifadeyle aydınlatılması ile mümkün olabilir. Buradan hareketle doktor ile hastası arasındaki ilişkinin güvene dayalı bir ilişki olduğu da gözetildiğinde doktorun hastaya bilgi sunma, bilgiyi anlaşılır kılma ve birlikte en doğru karara varacak şekilde süreci yönetme yükümlülüğü olduğu vurgulanmalıdır. Bu bağlamda hasta veya temsilcisinin (veli-vasi) somut olaya uygun şekilde bilgilendirilerek rızalarının alındığını ispat yükümlülüğünün de hastane ve doktorda olduğu söylenebilir. (Sultan Bulut vd. AY. B. No: 2017/37430 E., 20/10/2021 t.)
Yukarıda ayrıntılarına yer verilen Adli Tıp Kurumu raporlarında görüldüğü üzere; 40 Hafta 4 günlük gebe olan kişinin 24.11.2014 tarihinde saat 12:30’da doğum amacıyla ... ... ... Hastanesine yatırıldığı, vajinal yolla doğum için travay takibine başlandığı, tıbbi kayıtlarda saat 16:30’da NST’de geç deselerasyon ve saat 18:00 ve 18:30’da çekilen NST’lerde bebek kalp atımlarında bradikardi izlendiğinin kayıtlı olduğu, kişiye ait NST’lerin Kurulumuzca yapılan değerlendirmesinde 16:30’da çekilen NST’de geç deselerasyonların izlendiği, daha sonraki NST’lerde variabilitenin iyi olduğu, geç deselerasyonların devam etmediği dikkate alındığında; kişinin normal vajinal yolla doğum için takibe devam edilmesinin uygun olduğu, ancak 17:00, 17:20 ve 17.30 daki NST’lerde şüpheli geç deselerasyonların izlendiği, 16:30’da NST’de geç deselerasyon izlenmesi sonrası kişinin hekim tarafından yakın takibi yapılmasının beklendiği, tıbbi kayıtlara göre ilgili hekimin kişiyi 16:40’da muayene ettiği ancak sonrasında saat 18:00 bebek kalp atımlarında bradikardi, 18:10’da bebek kalp atımlarında bradikardi ve deslerasyonları izlendiği bilgisinin hekime telefon aracılığı verildiğinin kayıtlı olduğu, doğumun saat 18:45 de gerçekleştirilmiş olduğu, ilgili hekimin NST’leri ve doğum sürecini yakın takip etmemesinin tıbbi uygulamada özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısı ile ihbar olunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ... ...’in eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Söz konusu ATK raporları ile daha evvel alınan hekim heyeti raporları ile ihbar olunanlar vekili tarafından sunulan uzman mütalaasında hekim ve hastaneye atfı kabil kusur bulunmadığı şeklinde görüş bildirilmiş ve bu husus raporlar arasında çelişki olarak değerlendirilmiş ise de; davacının eksik olan tüm tıbbi evrakları ile fiziki muayenesinin Adli Tıp Kurumunda yapılmasının ardından sunulan ATK raporlarının ayrıntılı olarak incelenmesinde esasen tıbbi öykünün aynı şekilde özetlendiği yalnızca netice olarak doktor/hastanenin gelişen sonuç sebebiyle kusur/ihmal/özen eksikliğinin bulunmadığı yönünde bir değerlendirme olduğu esasen aynı olay örgüsüne iki farklı sonuç atfedildiği raporlar arasında uygulamalar, yapılan işlemler ve tıbbi açıklama ve beklenen/beklenmeyen sonuçlara ilişkin açıklamalar bakımından çelişki kalmadığı anlaşılmıştır. Dolayısı ile Adli Tıp Kurumu raporları denetime elverişlidir. Kaldı ki netice olarak kusur değerlendirmesi mahkememize ait olup, Mahkememizce tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi neticesinde; hekimin süreç yönetimi, takipte gecikmesi, muayeneyi kat hekiminin yaparak acil kaydı ile annenin kat hekimi tarafından doğumhaneye alınması, süreç hakkında yeterli bilgilendirme yapılmamış olması, doğum öncesi ve doğum sonrası duruma yönelik alternatif durumlar ve riskler bakımından yeterli aydınlatmanın yapılmamış olduğu yani "aydınlatılmış onam" varlığı hususunun hekim/hastane tarafından kanıtlanamadığı dikkate alındığında, ihbar olunan hekimin somut olayda ihmali bulunduğunun kabulü gerekmiştir. Vekalet sözleşmesi hükümlerine göre hekimin vekil sıfatı ile en hafif kusurundan dahi sorumluluğu bulunduğu dikkate alındığında hekimin kusur ve/veya ihmali bulunmadığı bu sebeple sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki savunmaya somut olay bakımından itibar etme olanağı bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu kapsamda Mahkememiz 14/05/2025 tarihli duruşma zaptının 2 nolu ara kararı ile; Davacı çocuğun maluliyet durumu gözetilerek dava dilekçesindeki talepler konusunda tazminat hesabı yapılması için dosyanın bir sigorta bilirkişisine tevdine dair ara karar kurulduğu, ara karar gereğince bilirkişi tarafından sunulan 13/06/2025 tarihli raporunda özetle;
"Rapor tarihi itibariyle, Davacının doğumundan itibaren;
- %80 maluliyet oranı dahilinde sürekli maluliyet zararının 14.844.563,35 TL olduğu,
- Sürekli Bakıcı Giderleri zararının 16.395.407,55 TL olduğu,
Hesaplanmış olup, yeni doğanın yaklaşık ilk 3 yaşına kadarki döneminde annenin bakımına ihtiyaç duyacağı, %80 maluliyeti bulunan kişilerin yaşam sürelerinin tıbbi literatür dahilinde değerlendirilmekle, hesaplanan maddi zararlardan herhangi bir takdir indirimi yapılıp yapılmayacağının ve dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda rapor dahilinde işbu verilen görev çerçevesinde hesaplanan maddi zarardan davalı sigorta şirketinin sorumlu olup olmadığı yönündeki tüm hukuki değerlendirmenin elbette Yüce Mahkemeye ait olduğu,
Mahkemenin sorumlu olduğuna karar vermesi durumunda; davalı sigorta şirketinin poliçe limiti dahilinde işbu maddi zararların 800.000.00 TL'si ile sınırlı sorumluluğunun bulunduğu," şeklinde görüş bildirilmiştir.
Aktüerya raporu hesaplama yöntemi ve hesaplamaya esas alınan yaşam süresi verilerine göre denetime elverişli bulunmuş olup, davacıların dava değer arttırım dilekçesi doğrultusunda davalı sigorta şirketinin teminat limiti ile sınırlı sorumlu olduğu gözetilerek maddi tazminat talebinin kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Hekimin ihmal sonucunda, davacı küçük ve velileri diğer davacılar anne ve babanın manen zarar gördüğü açık olmakla, şahsi menfaatleri ihlal edilen davacılara, duyduğu ağır manevi acıyı belli bir oranda gidermek, bozulan ruhi dengeyi onarmak, olanak dahilinde bu dengenin yeniden elde eldilmesini sağlamak amacına yönelik olarak manevi tazminata hükmedilmelidir. Manevi tazminatın ve kapsamının taktiri hakime ait bir hak ve görevdir. Ancak hakim bu hak ve görevini yerine getirirken Medeni Kanun'un 4.maddesi hükmünü de gözetmek suretiyle hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalarak tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmek suretiyle makul bir tazminata hükmetmelidir. Öyle ki, Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi gereğince hakimin, ... durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek ... durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Dava konusu olayla ilgili dosyada bulunan tüm bilgi ve belgelere göre, sigorta poliçesindeki manevi tazminat klozu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zararın boyutu ve miktarı, doğumdan itibaren %80 oranında engelli kalan davacı küçük ve diğer davacı anne ve baba için durumun vehameti gözetilerek manevi tazminat taleplerinin kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere;
-Davanın KABULÜ ile;
1-Maddi Tazminat Talebi Bakımından;
-287.500,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının dava tarihi olan 09/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-287.500,00 TL bakıcı gideri tazminatının dava tarihi olan 09/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Manevi Tazminat Talebi Bakımından;
-Davacı için 75.000,00 TL manevi tazminatının dava tarihi olan 09/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Anne ... için 75.000,00 TL manevi tazminatının dava tarihi olan 09/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Baba ... için 75.000,00 TL manevi tazminatının dava tarihi olan 09/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
MADDİ TAZMİNAT YÖNÜNDEN;
3-Alınması gerekli 39.278,25-TL karar ve ilam harcından 1.960,50-TL tamamlama harcının mahsubu ile geriye kalan 37.317,75-TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Yargılama aşamasında yapılan 31.844,95-TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
5-Gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
6-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 90.250,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
MANEVİ TAZMİNAT YÖNÜNDEN;
7-Alınması gerekli 15.369,75-TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
8-Davacı ... ... vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 30.000,00 -TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı ... ...'e verilmesine,
9-Davacı ... vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 30.000,00 -TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı ...'e verilmesine,
10-Davacı ... vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 30.000,00 -TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı ...'e verilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/09/2025
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır