T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/92 Esas
KARAR NO :2025/400
DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/02/2024
KARAR TARİHİ:27/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkil kurum ile ... A.Ş. arasında .... Noterliği'nin 16/07/2018 tarih ve ... Yevmiye numaralı Hususi Acentelik Sözleşmesi imzalandığını, daha sonra ... A.Ş. ... A.Ş.'ye devredildiğini, müvekkili ile davalı arasında anılan sebepten kaynaklı bir acentelik ilişki bulunduğunu, davalı .... Noterliği'nin 25/09/2023 tarih ve ... Yevmiye numaralı Azilname ve Fesih İhbarnamesi ile müvekkili azlettiğini, akdetmiş oldukları tüm acentelik sözleşmelerini ve ek sözleşmeleri feshettiklerini 5684 no.lu Sigortacılık Kanunu hükümleri uyarınca ilan ettiklerini, haksız fesih neticesinde, davalı kurum, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmeye devam ettiğini, dava konusu haksız azil nedeniyle, müvekkili kurum, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırıldığını, müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybettiğini, Türk Ticaret Kanunu, Yargıtay kararları ve doktrin yorumlarında yer alan portföy tazminatı kavramına hukuki bir müessese olarak yer verdiğini, hukuki tartışmaya açıklık getirdiğini, TTK denkleştirme istemi adı altında bu özel tazminatı 122. maddesinde açık biçimde düzenlendiğini, Ticaret Kanunu'nun 122. maddesi ile; acentelik sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra belirli şartlar altında denkleştirme talebinde bulunulabileceğini öngörüldüğünü, denkleştirme istemi, acentelik sözleşmesinin sona ermesiyle acentenin oluşturduğu müşteri çevresinden yararlanmaya devam eden işletmenin, sözleşmenin sona ermesiyle ücret hakkını kaybeden acenteye ödediği bir karşılığı olduğunu, müvekkili sözleşme dönemi içerisinde oluşturduğu müşteri kitlesinden karşı tarafın sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönemde de fayda sağlayacağı öngörüsünün karşılığı olarak tek taraflı faydanın eşitlenmesi ve eşitsizliğin giderilmesi adına denkleştirme isteminde bulunduğunu, taraflarınca İstanbul Arabuluculuk Bürosu'na başvurularak Portföy/Denkleştirme Tazminatı talep edildiğini, davalı yan ile yapılan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde anlaşma sağlanamaması üzerine Anlaşamama Son Tutanağı imzalandığını, müvekkilinin dava konusu haksız eylem nedeniyle maddi kayıplarının olduğunu, anılan sebeple Portföy Tazminatı davasını açma zorunluluğu hasıl olduğunu, fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere haklı davanın kabulünü, şimdilik 100,00 TL tazminatın 25/09/2023 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: Davacının iddia ve talepleri haksız ve dayanaksız olduğunu, reddinin gerektiğini, davacı tarafın taleplerini kabul anlamında olmamakla birlikte, tüm talepler zaman aşımına uğradığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca; “1.Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;…Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.” denilmek suretiyle portföy-denkleştirme tazminatı talebi için açılacak davalar için 1 yıllık hak düşürücü süre öngörüldüğünü, davacı, alacak talebine havi dilekçesi ile müvekkil şirket aleyhine huzurdaki davayı ikame etmiş olup, kanuni noksanlıklar içeren dava dilekçesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taleplerin belirsiz alacak davası ile ileri sürülmesinin olanaklı olmadığını, davacı acente, yaptığı işin niteliği gereği davanın açıldığı tarihte ileri sürdüğü bu dava ile talep ettiği portföy tazminatını hesaplayabilecek yetkinlikte ve durumda olduğunu, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasında hukuki hiçbir yararı olmadığını, dava dilekçesi HMK madde 107'deki şartları da taşımadığını, müvekkili şirket tarafından davacı tarafa sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği bildirildiğini, feshin nedeni verimsizlik ve üretim yetersizliği sözleşmenin feshi son çare olduğunu, davacının acentelik sözleşmesi feshedildiğini, taraflar arasındaki Acentelik Sözleşmesi’nin Sözleşmenin Feshi başlıklı 25nci maddesinde, hasar prim oranının şirket tarafından negatif olarak değerlendirilmesi ve üçer aylık üretim oranları dikkate alınmak süretiyle belirlenen üretim yetersizliğinin şirket için acentelik ilişkisinin devamını çekilmez hale getirmesi, sözleşmenin haklı nedenle feshini gerektirir nedenlerden sayıldığını, taraflar, acentenin şirketin yaptığı ticari faaliyetin amacına uygun olarak üretimini arttırması gerektiği, karlı olması ve şirketin vereceği satış hedeflerine ulaşmak zorunda olduğu hususunda mutabık kaldıklarını, özellikle karlılık ve büyüme üzerine tesis edilmiş olan bu ticari ilişkinin üretim yetersizliği, hasar prim oranının yüksekliği, karlılık gibi olumsuz gelişmeler nedeniyle çekilmez hale geldiği durumlarda sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi halinde acentenin portföy mülkiyeti veya başka bir nam altında herahngi bir tazminat talebinde bulunamayacağının kabul edildiğini, davacının üretim rakamlarına bakıldığında davacının iddialarının aksine sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediği, sözleşmede taahhüt ettiği şirketimizin büyümesi ve portföyünü arttırması için gerekli çabayı ve özeni göstermediği, yıllık teknik kar ve zarar oranları değerlendirildiğinde şirketimizi açıkça zarara uğrattığının görüleceğini, davacı her ne kadar sözleşmenin haksız bir şekilde fesih edildiğini iddia etmiş olsa da bu iddia gerçeği yansıtmadığını, Acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshini gerektiren şartlar sağlanmış olsa da müvekkili şirket tarafından sözleşmenin 24. maddesinde yer alan Taraflardan her biri diğer tarafa taahhütlü bir mektupla üç ay evvelden haber vermek şartıyla sözleşmeyi her zaman yürürlükten kaldırabilir hükmü gereğince işlem yapılmasında hukuki bir engel olmadığı gibi bu madde gereğince fesih işleminin yapılmış olması haklı bir neden bulunmadığı anlamına gelmediğini, incelenecek ticari defterler ve üretim rakamlarına bakıldığında davacının sözleşme şartlarını yerine getirmediği, acentelik ilişkisinin çekilmez hale geldiğini, şirket üretimi ve portföyünün zarara uğratıldığı sabit olacak, haklılıkları ortaya çıkacağını, Acentelik Sözleşmesinin feshin sonuçları başlıklı maddesinin c bendinde, acentenin bu sözleşmenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle şirketten tazminat, masraf, portföy hakkı, elde edilmeyen kar veya diğer herhangi bir isim altında alacak ve hak talebine hakkı olmayacağı da hüküm altına alındığını, bu yönüyle de huzurdaki davanın mesnetsiz olduğu görüleceğini, davacının portföy tazminatı talep hakkı bulunmadığını, gerek Yargıtay uygulamaları gerek doktrin görüşleri gerekse yasal düzenlemelerden hareketle denkleştirme talebi-portföy tazminatı ve şartları portföy tazminatı temelinde yatan acente sözleşme süresi içinde emeğini ortaya koyarak müvekkiline fiilen ekonomik değeri onun lehine artan bir müşteri çevresi sağlamışsa, bir başka ifadeyle acentelik sözleşmesi bittikten sonra dahi müvekkili, acentenin sağladığı müşterilerden acente portföyüne göre önemli sayılabilecek bir kazanç elde ediyorsa, acenteye emeğinin karşılığı olmak üzere ve hakkaniyet gereği bir tazminat ödemesi yapılmasının gerektiğini, sözleşmenin fesih edilmesi otomatik olarak acenteye portföy tazminatı ödemesini gerektirdiğini, portföy tazminatının ödenmesi için yukarıda sayılan koşulların hepsinin bir arada bulunması şart olduğunu davacı tarafın menfi-müspet zarardan talebi eğer bu ise herhangi bir hak talep edebilmesi mümkün olmadığını, davacı acentenin, müvekkili şirkete kanun maddesinde sayıldığı şekilde önemli (!) bir menfaat ve verim sağlamadığı görüleceğini, davacının müvekkili şirkete sağladığı sözde portföyün neredeyse tamamı kısa süreli ve zorunlu trafik poliçelerinden kaynaklandığını, kısaca trafik poliçesinden bahsetmek faydalı olacağını, trafik sigorta poliçesi zorunlu bir poliçe olduğunu, poliçede verilen teminatlar Hazine Müsteşarlığınca belirlendiğini, 12.04.2017 tarihinden bu yana sigorta şirketleri tarafından tavan ve taban fiyat uygulandığını, müşterilere (sigortalılara) Sigorta Bilgi ve Gözetleme Merkezine konulan link ile tüm sigorta şirketlerinden fiyat alma olanağı tanındığını, hayatın doğal akışı gereği aynı teminatı sağlayan bir poliçeyi alan şahısın sigorta şirketini tercih etmesinin sebebi acentenin çabası değil, müvekkili şirketin zorunlu trafik poliçelerinde müşteriye sağladığı fiyat avantajı olduğunu, portföy tazminatı sigortacılık alanında uzun vadeli sigorta branşlarında söz konusu olabilecek bir durum olduğunu, bireysel emeklilik sigortası, uzun süreli hayat sigortası, birikimli hayat sigortası gibi sigorta ürünlerinde müşteri sigorta şirketine kazandırıldığında acente ile sözleşme ilişkisi sona erse bile poliçe kapsamında prim ödemeleri devam etmekte ve sigorta şirketi bir gelir elde ettiğini, davada iddiaların kabul edilebilmesi için davacı tarafça düzenlenen poliçelerin uzun vadeli olup olmadığı, kendiliğinden yenilenen sigortalardan olup olmadığı, karlı olup olmadığı, poliçelerin müşterinin farklı bir sigorta şirketine gidemeyecek şekilde yenileme içerip içermediği, yenileme varsa bile müşterinin neden müvekkili şirketi tercih ettiği, hangi tür poliçenin müvekkili şirket tarafından doğrudan yenilenerek kazanç elde edildiğinin ortaya konulması ve ayrıca müvekkili şirketin müşterilerden önemli menfaat sağlayıp sağlamadığının ispatının gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/2791 Esas ve 2017/6770 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, portföy tazminatından bahsedebilmek için mutlaka davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarının araştırılması ve buna göre karar verilmesi gerektiği belirtildiğini, Portföy tazminatı talebinde poliçe sürelerine ilişkin olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.11.2015 tarihli ve 2015/4466 Esas 2015/11816 Karar sayılı kararında özel olarak vurgu yapılmış ve bu hususun araştırılması gereken önemli hususlardan birisi olduğu belirtildiğini, Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin çok yakın zamanda almış olduğu 07.03.2017 tarihli ve 2015/13042 Esas 2017/1342 Karar sayılı kararında da bu hususa işaret edilerek davacı acentenin portföyündeki poliçeleri dava dışı başka sigorta şirketlerine kaydırması nedeni ile TTK 122. Maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı isteyip isteyemeyeceğinin tartışılmaksızın karar verilmiş olmasını bozma gerekçesi saydığını, davacının hemen hemen tüm poliçelerinde ağırlıklı trafik ve kasko, konut, işyeri gibi kısa süreli sigorta poliçeleri düzenlediği, vade bitiminde sigorta şirketinin müşteri ile ilişkisinin sona erdiği, davacının sadece müvekkili şirketin acentesi olmadığını, birden fazla şirket acenteliği yaptığı, acente tarafından istenirse yeniden poliçe tanzimi talebi yapıldığında farklı bir sigorta şirketi üzerinden de poliçe tanzim edilebileceği, taraflar arasında herhangi bir münhasır acentelik durumu bulunmadığı aşikar olduğunu, davacı tarafın kaybetmiş olduğu herhangi bir portföyden söz edilemeyeceğini, müvekkili şirketi önemli menfaatlerden ziyade yıllara sair zarara uğrattığı ve buna bağlı olarak portföy tazminatı talebinin de mesnetsiz olduğu çok açık ve net olduğunu, sigorta acentelerinin çok yüksek oranlarda komisyon geliri elde edebileceği branşlar mevcut olduğunu, davacı tarafın bu branşlarda üretim yapmış olması halinde yüksek oranlarda komisyon ödeneceğini, müvekkili şirket üç aylık fesih ihbar süresini de ihlal etmediğini, davacı tarafın sistemlerini kapatmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkiler nedeniyle sözleşme şartları ve mevzuat değerlendirildiğinde davacının herhangi bir portföy tazminatı alacağı bulunmadığını, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E sayılı dosyada, davacı Kayalık Sigorta taraf olmadığını, başka bir acenteye ait dosyanın ve başka bir acenteyle olan husumetine ilişkin müvekkili şirkete ait bilgi ve belgelerin dosyada delil olması mümkün olmadığını, herhangi bir muvafakat alınmaması kabul edilemeyeceğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini, acentelik sözleşmesi müvekkili şirket tarafından haklı nedenle fesih edildiğini, davacı şirketin herhangi bir hakkı ve alacağı bulunmadığını, davacının talepleri haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğundan davanın reddine karar verilmesini, fazlaya ilişkin tüm dava, talep ve itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla, dava konusu talep miktarı belirli olduğunu, davacılara eksik harçların tamamlatılması ve dava değerinin bildirilmesi için süre verilmesini, süre içerisinde harç tamamlatılmaz ise davanın usulden reddini, davanın bu aşamada usulden reddedilmemesi halinde, esastan reddini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, 16/07/2018 tarih ve ... Yevmiye numaralı "Hususi Acentelik Sözleşmesi" nin feshinden kaynaklı davacının portföy tazminatı talebine ilişkindir.
Mahkememizdeki dava 08/02/2024 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır.
Bilirkişi Dr. ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda: Davalı sigorta şirketinin davacının acenteliğini feshi haksız bir fesih olduğu, davacının portföyünden davalının elde edebileceği menfaat 44.417,00 TL hesaplandığı, 2./3. Parametreler kural olmamakla birlikte; uygulanması Mahkemenin hukukunda olmak üzere, davalının davacıya portföy tazminatı olarak 31.981,00 TL ödenmesi yerinde olabileceği, kanaatini içerir raporlarını sunmuştur.
Davacı vekili tarafından sunulan ıslah dilekçesi ile: Islah talebimizin kabulünü, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 100,00 TL olan alacağımızı 31.881,00 TL artırarak toplamda 31.981,00 TL'nin 25/09/2023 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte taraflarına verilmesini talep etmiştir.
Yapılan yargılama sonucunda; Taraflar arasında, önce,
25 maddeden ibaret, başlangıç 16.07.2018 tarihli, sonra, 31.08.2020 tarihinde revize edilen,
30 maddeden ibaret Acentelik ( Aracılık Hizmetleri ) Sözleşmesi düzenlendiği, davalı sigortacı davacının acenteliği feshinde/beyanında “Verimsizlik – (HP)Hasar/Prim Yüksek Olması“ gerekçe gösterildiği, sigorta şirketinin faaliyeti ve dolayısıyla vekili sıfatında
acentelerin işleri sigorta (akdi) poliçe üretimine dayalı olup, teminat dönemi içinde
öngörülemeyen rizikoların sigorta himayesine alınmış olması, davacı yerinde incelemede
sistem kayıtlarında acente üretim / partajında görülen; acente portföyünün ( diğer sigorta
branşları ile çeşitlendirilmemesine dayalı ) verimsizliğinin ağırlıklı olarak Zorunlu Mali
Sorumluluk (Trafik) Sigortası prim/hasar dengesizliğinden kaynaklandığı görülmüş, ne var ki;
bu zorunlu sigortada acentenin müşteri seçim insiyatifi bulunmadığı gibi; risk seleksiyonun
(seçimi) yapılması da yasal olarak mümkün olmadığından ve kamu düzenine ilişkin bu sigorta
türün düzenlenmesinden kaçınılması hali sigortacılara ağır yaptırıma neden olabildiğinden belirtilen fesih sebebinin gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Bir diğer gerekçe olarak “ prim / hasar dengesi – verimsizlik “ gerekçe gösterilmekle acente
fesih şekline ilişkin olarak; Hazine Müsteşarlığı 01.11.2012 t - B.02.1.HZN.0.10.07.03 say.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne cevabi yazısında; “ 5684 say. Sigortacılık Kanunu
23/16. mad.” Hükmü tanıtılarak; “…portföyün verimli olmamasının gerekçe gösterilmesi gibi
hallerin acentenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması kapsamında
değerlendirilmesinin ve bu noktada acentenin tazminat hakkının düşmesinin hakkaniyete uygun
olmayacağı değerlendirilmektedir…” denilmekte ve TTK 121. mad. Hükmüne de atıfla;
“…Acentelik sözleşmeleri açısından haklı sebeplerden dolayı feshin ise mevzuata aykırılık ve
acentenin kusurunun bulunması gibi halleri kapsadığı düşünülmektedir..” görüşü birlikte değerlendirildiğinde, davalının, davacı acenteliğini feshi haksız fesih olduğu sonucuna varılmıştır.
Bakiye komisyon alacağı bakımından, 5684 say. Sigortacılık Kanunu 23. mad. 15. fık. Hükmünde; “ Sigorta acentesi, acentelik
sözleşmesinin sona ermesi halinde, sigorta ettirenlerle yaptığı veya kısa bir süre içinde yapacağı
işlerle ilgili sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyona hak kazanır.”
6102 say. TTK’nu 122/1.b mad. Hükmünde; “ Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin
sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilere yapılmış veya kısa süre
içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa…”
düzenlemelerine yer verilmiş olup; sigorta tekniği yönünden tanıtılan hükümlerden
anlaşılması gereken “ fesih sırasında veya sonrasında tekliflerin poliçeye dönüşmesi ve/veya
mevcut işlerden doğan istihsal zeyilnameleri ( mahrum kalınan ) komisyon geliri “ olup
olmadığıdır ki; davacının davalıdan bu yönde herhangi talebi olmadığı gibi; portföy
incelemede, teklif / tekliften poliçeye dönüşmemiş komisyon alacağına rastlanmamıştır.
Denkleştirme alacağına ilişkin, 5684 say. Sigortacılık Kanunu 23. mad. 16. fık. Hükmünde; “ Sözleşme ilişkisinin sona
ermesinden sonra sigorta şirketi acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve
hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla
sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer.“, 6102 say. TTK’nu 122/1.a mad. Hükmünde; “ Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler
sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,...'
6102 say. TTK’nu 122/1.c mad. Hükmünde; “ Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat
isteyebilir.'Şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir ve bu kurallar ışığında dava konumuz “ acenteliğin
haksız fesih nedeninden münhasıran portföy tazminatı talebi “ ile ilgili olarak; davalı yerinde,
sistemde üretim (poliçeler) kayıtları yerinde yapılan çalışmada ulaşılan sonuçlar bakımından;
2018 Acente Komisyonları ………………………… 90.146 TL
2019 Acente Komisyonları ………………………… 287.277 TL
2020 Acente Komisyonları ………………………… 115.544 TL
2021 Acente Komisyonları ………………………… 83.887 TL
2022 Acente Komisyonları ………………………… 100.892 TL
677.746TL/5Yıl=135.549TLolarakhesaplanmıştır.
Portföy tazminatı ile ilgili olarak, 5684 say. SK 23/16. ve TK 122/1.c Hükmünde
(uygun) tazminata ulaşılmasında ise; hesaplamada acente portföy kaybı tenzili, acente işletme giderleri tenzili ve acente peşin değer tenzili olmak üzere 3 parametre esas alınarak yapılan hesaplamada, davalının davacıya portföy tazminatı olarak 31.981 TL ödenmesi yerinde olabileceği bilirkişi raporuyla tespit edilmiş olup denetime elverişli bilirkişi raporu ve talep arttırım dilekçesi doğrultusunda haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü KÜ M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davanın kabulü ile 31.981,00 TL'nin 25.09.2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Karar harcı 2.184,62 TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL peşin harç ve 545,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 972,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.212,02 TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL başvurma, 427,60 TL peşin harç, 545,00 TL ıslah harcı, 87,50 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 1.487,70 TL harcın davalı taraftan tahsili ile davacı taraf ödenmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 110,00 TL tebligat ve müzekkere gideri, 15.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 15.110,00 TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca hazine tarafından karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
9-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde yatıran tarafa iadesine
Dair, miktar itibariyle yasa yolu kapalı kesin olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.27/05/2025
Katip ... Hakim ...
e-imzalıdır e-imzalıdır