T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/492 Esas
KARAR NO:2025/527
DAVA:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/03/2019
KARAR TARİHİ:08/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkilinin 1992 yılından beri dalış sporu ekipmanları satışı yapmakta olduğunu, aynı zamanda bu ekipmanları ilişkin bakım ve onarım hizmeti de vermekte olduğunu, müvekkili ile ... arasında 25/11/2013 tarihinde akdedilmiş distribütörlük sözleşmesi ve akabinde akdedilmiş mal tedariki sözleşmesi hususunda herhangi bir ihtilafın bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme imzaladığı ... isimli firmanın ABD menşeili ... firmasının çatışı altında toplanmış alt şirketlerden birisi olduğunu, ... (...) firmasının ise ... isimli firmaya devredildiğini, müvekkilinin ... isimli selef olduğu idia edilen firmaya siparişlerin ne durumda olduğunu, firmanın satın alınıp alınmadığını, alındığı ise distribütörlerin durumunun ne olacağını, soran elektronik postalarının defalarca gönderdiğini, karşı tarafça ısrarla müvekkilin gönderdiği elektronik postalara yanıt vermediğini, müvekkilin uzun bir süre karşı tarafa ulaşma çabası neticesinde karşı taraf şirket yetkilisi tarafından 01/12/2017 tarihinde gönderilen e posta ile müvekkili ile mevcut distribütörlük sözleşmesinin sona erdiğinin bildirildiğini, bahse konu posta, müvekkilinin adına tescilli markaları koruma altına alıp tescil etmesinden tam 8 ay sonra gerçekleştirildiğini, aynı tarihle müvekkil tarafından elektronik postanın cevaplandırıldığı ve dava konusu markaların tescil edildiği tescil belgesi de eklenmek suretiyle bildirildiğini, müvekkilinin markayı tescil etmekte iyi niyetli ve davalı marka tescilinden haberdar olmasından sonra kötü niyetli davranışlar sergileyerek müvekkili el haksız rekabet teşkil eden davranışlar içerisine girdiğini, davalının kötü niyetli hareket ederek müvekkilinin ticaretini engellemeye çalıştığını ispat eden bir diğer vakıanın ise davalının ... ve ... markaları için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuruda bulunmadığını fakat başvurunun reddedildiğini, müvekkilinin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değil Avrupa ülkelerinde de hak sahibi konumunda olduğunu,müvekkilin Avrupa Birliğine ülkelerde geçerli olmak üzere ... markası için yapmış olduğu bir başvuru bulunmakta olup bahse konu marka başvurusuna davalı tarafça itiraz edildiğini ve yapılan itirazların reddedildiğini, davalının Avrupa Birliğine üye ülkelerde yapmış olduğu başvurunun en önemli red gerekçesinin 2000 yılından bu yana bu yönde bir başvuru olmamışken davalının, müvekkilinin başvurusundan sonra başvuruyu gerçekleştirmiş olması olduğunu, davanın davalısının gerçek hak sahibi olduğu ve müvekkilin dava konusu markayı kötü niyetle tescil ettirdiği iddiasıyla İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile dava ikamet etmiş olduğunu, davanın derdest olduğunu, davalının haklı gerekçe olmaksızın distribütörlük sözleşmesini sona ertelemesinin başkaca bir distribütör tayin etmesi, bu durumu uzun süre müvekkilinden gizlemesi, müvekkil adına tescili ... ve ... markalarının satışı gerçekleştirmesi, hatta bu bilgiyi müvekkilin şifahen öğrenmesi, sözleşmeye aykırılık teşkil etmesi bir tarafa aynı zamanda haksız rekabet teşkil etmekte olup iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini, davalı tarafın haksız rekabet teşkil eden üçüncü kişiler ile distribütörlük sözleşmesi akdedilmesi ve müvekkil adına tescili ... ve ... markalı ürünlerin üçüncü kişilere satılması yönündeki haksız rekabet teşkil eden fiil ve eylemlerin tedbiren önlenmesine, yargılama sonunda haksız rekabetin tespit ve men'ine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: Davacının ... ve ... markalarının sahibi olmadığını, bu markaların müvekkili adına tescilli olduğunu, davacı tarafın ... ve ... markalarının sahibi değil, bu marka altın üretilen dalış ürünlerinin 1992 – 2017 yılları arasında Türkiye’de satışını gerçekleştiren distribütörü olduğunu, müvekkilinin haksız rekabet teşkil eden hiçbir eylemi, işlemi, hareketi, davranışı, söylemi olmadığını,davacının Türkiye distribütörü olduğu ... ve ... markalarının başka bir şirkete devredildiği duyumunu alan davacının zaman geçirmeksizin bu markaların kendi adına tescili için 11/05/2017 tarihinde Türk Patent Enstitüsü’ne başvuru yapmış ve markaları kötü niyetli şekilde adına tecil ettirmiş, ardından Müvekkil Şirket yetkilisiyle görüşerek bu marka haklarını satmak için 500.000 ABD Doları para talep ettiğini, Davacının, Türkiye’de satışını yaptığı Müvekkil Şirket’e ait ... ve ... markalarının kendi adına tescili için 11/05/2017 tarihinde kötü niyetli şekilde başvuruda bulunduğunun öğrenilmesinin üzerine Müvekkil Şirket tarafından .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin ... E. Sayılı davası açıldığını, .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, yaptığı yargılama sonucu ve uzman Bilirkişilerce hazırlanan rapor doğrultusunda Müvekkilinin davasına kabulüne karar verildiğini, mahkeme kararı ile dava konusu 2017 ... numaralı "..." markasının hükümsüzlügüne ve sicilden terkinine,- 2017 ... numaralı "..." markasının kısmen müvekkile devrine,- 2017 ... numaralı "..." markasının Müvekkilimize devrine karar verilen emtia dışında kalan tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler için kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, bu davanın davacısının müvekkiline devrine karar verilen emtialar için "..." markasını kullanmasının yasaklanmasına karar verildiğini, davacının olası taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacı tarafın iddiasını somutlaştıramadığını, müvekkilinin hangi eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinin iddia edildiği belli olmadığını, müvekkili ile davacı arasında herhangi bir distribütörlük sözleşmesi bulunmadığını, davacının sunduğu distribütörlük sözleşmesi hükümlerine göre dahi, ihtilafların çözüm yerinin Almanya/Augsburg Mahkemesi olduğunu, sözleşmeye ilişkin taleplerin mahkeme önünde incelenmesi mümkün olmadığını, davacının önce ihtiyati tedbir talebinin, ardından davasının reddi gerekmekte olduğunu, tüm bu nedenlerle İlk itirazlarının öncelikli olarak incelenmesi ile, distribütörlük sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda Almanya, Augsburg Mahkemeleri yetkili kılındığından davanın usulden reddini, mahkemenin talepleri haksız rekabet hükümleri çerçevesinde değerlendirmesi halinde, haksız rekabetin meydana geldiği tarihin en geç 01/12/2017 tarihinde davacı tarafından öğrenildiği kabul edilerek 01/12/2018 tarihi itibariyle 1 yıllık dava açma süresi geçmiş olduğundan, davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine, davacı, ... ve ... markalarının hak sahibi olmadığından ve bu markalara ilişkin hiçbir hak ve tasarruf yetkisi bulunmayacağından, dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine, mahkemenin davayı usulden reddetmemesi halinde açıklamaları uyarınca davanın esastan reddini, haksız ihtiyati tedbir talebinin reddine,yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, davalının haksız rekabet eyleminde bulunup bulunmadığının tespiti ile davacının tazminat hakkının olup olmadığına ilişkin tazminat davasıdır.
Mahkememizdeki dava 08/03/2019 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Mahkememiz ... sayılı kararı ile davanın HMK 114/1-a maddesi ile HMK 115/2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf dilekçesi sunması doğrultusunda dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf dilekçesinin değerlendirilmesi amacıyla gönderilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi 2022/264 Dosya numarası 2022/579 Karar sayılı karar ilamı ile: "Davacı ile ... arasında düzenlendiği iddia edilen 15/11/2013 tarihli distribütörlük sözleşmesi davacı tarafından imzalanmış olup, karşı tarafın imzasını içermemekte, davalı tarafından hem sözleşme hem de bu sözleşmenin tarafı olduğu belirtilen ... ile ilişkisi inkar edilmektedir. Diğer taraftan, yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması şarttır (HMK m.18/2). Haksız fiilin işlenmesinden sonra, bu fiil nedeniyle açılacak davalar bakımından belirlilik koşulunun gerçeklemesi mümkün ise de haksız fiilin gerçekleşmesinden önce belirliliğin varlığından söz edilemeyecektir. Davacı davasını haksız fiilin özel bir türü niteliğinde olan haksız rekabet hükümlerine dayalı olarak açtığını beyan etmektedir. Uyuşmazlık belirli veya belirlenebilir bir hukuki ilişkiden kaynaklanmamaktadır. Bu durumda taraflar arasında geçerli bir yetki sözleşmesi bulunmadığından mahkemece davanın Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf nedenleri yerinde görüldüğünden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir." şeklinde karar verilerek dosya mahkememize gönderilmiş, mahkememiz 2022/492 Esasına kaydı yapılmıştır.
Mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda:' ... Markası: ... dalış ekipmanları markası ilk defa 1971 yılında ABD'de kullanılmaya başlanmıştır. Marka, dalış teknolojileri alanında öncü bir şirket olan... çatısı altında gelişmiştir. 1981 yılında şirket, otomatik dijital zamanlayıcılı ilk mekanik derinlik göstergesini piyasaya sunarak ... markasını dalış sektörü tedarikçilerinin ön saflarına taşımıştır. 1980'lerin başında elektronik dalış bilgisayarları konseptini sektöre tanıtan ilk firmalardan biri ... olmuştur. Bu yenilikler sayesinde, ... markası dalgıçlar için zorunlu ekipman haline gelen birçok gelişmiş ürünün üreticisi olarak ün kazanmıştır. Marka ilerleyen yıllarda hızlı büyümesini sürdürmüş; dalış bilgisayarları, regülatörler, solunum sistemleri (rebreather), denge yelekleri (BCD) gibi çeşitli dalış ekipmanlarıyla güvenilir ve yenilikçi bir marka imajı oluşturmuştur. ... markası, A.B.D.'de 9. ve 25. sınıflarda 1981 yılından itibaren tescilli hale gelmiştir. Dünya çapında geniş bir dağıtım ağı kurmuş ve sektörde lider markalardan biri olarak tanınmıştır. 2017 yılına gelindiğinde, ... şirketi portföyündeki ... markası (diğer bazı markalarla birlikte) davacının bağlı olduğu ... şirket grubuna satılmıştır. ... Markası: ... markası, dalış sektöründe teknik dalış ekipmanları odaklı bir marka olup 2006 yılında markalaştırılmıştır. İsmini, markanın kurucusu olan ... soyadından almaktadır. ..., aynı zamanda ... markasının da kurucusu olup dalış teknolojileri alanında duayen bir isimdir. ... markası 2000'li yılların ortasından itibaren dalış tüpleri, rebreather (geri dönüşümlü solunum sistemleri), kanatlar, teknik dalış bilgisayarları ve özel teknik dalış donanımları gibi ürünlerle pazara giriş yapmıştır. Kısa sürede teknik dalış camiasında güvenilir bir isim haline gelerek, ... ile birlikte teknik dalış sektöründe dünya çapında lider markalar arasına girmiştir. ... markası da 2015 yılında ABD'de 9. ve 25. sınıflarda tescil edilmiş olup, 2017'de ... ile birlikte ... (davacı) bünyesine katılmıştır. Dünya Çapında Kullanım ve Dağıtım: Her iki marka da global ölçekte yaygın olarak kullanılmaktadır. Davacı şirketin ana şirketi ...'un bünyesinde ... ve ... markalı ürünler için dünyanın birçok ülkesinde resmi dağıtıcılar bulunmaktadır. Örneğin, Almanya, Avustralya, Kanada, Çin, Romanya, Japonya ve Polonya gibi ülkelerde yerel distribütörler atanmıştır. Bu durum, markaların uluslararası düzeyde bilinirliğini ve ticari yaygınlığını göstermektedir. Türkiye, markaların dünya çapındaki bu dağıtım ağı içinde önemli bir pazardır; zira 1990'lı yıllardan itibaren bu markaların ürünleri Türkiye'de de satılmıştır. Türkiye'deki Kullanım: ... ve ... markalarının Türkiye pazarındaki geçmişi, büyük ölçüde davalı ile bağlantılıdır. Davalı ... ..., 1992 yılından bu yana ... ve diğer ... markalarının Türkiye'de distribütörlüğünü yaptığını kendi beyanlarıyla ifade etmiştir. Bu durum, söz konusu markaların Türkiye'de en az 1990'lardan beri fiilen kullanıldığını ve bir kullanıcı kitlesi tarafından bilinir hale geldiğini göstermektedir. Özellikle ... markalı dalış bilgisayarları, göstergeler ve ekipmanlar, distribütör aracılığıyla yıllarca Türk dalgıçlarına ulaşmış; ... markalı teknik dalış ekipmanları da 2000'ler sonrasında Türkiye'de tanıtılıp satılmaya başlanmıştır. Bu süre boyunca markalar Türkiye'de tescilsiz olarak kullanılmış olsa da, sektör içinde hatırı sayılır bir tanınmışlık kazanmıştır. Taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisi davalı ... ..., Türkiye'de ... (ve ... bünyesindeki diğer markaların) distribütörü olarak uzun yıllar faaliyet göstermiştir. Kendi beyanına göre bu distribütörlük faaliyeti 1992 yılından itibaren sürdürülmüştür. Bu durum, davalının ... markasını ... adına Türkiye'de tanıtıp sattığı anlamına gelmektedir. ... markasının 2006'da ortaya çıkmasıyla, muhtemelen aynı distribütörlük ilişkisi kapsamında davalı, ... markalı ürünlerin de Türkiye dağıtımını üstlenmiştir. Sözleşmeler: dosyada, davalı ile markaların önceki sahibi olan şirket(ler) arasında imzalanmış çeşitli sözleşmeler bulunmaktadır. Özellikle 25.11.2013 tarihli bir Distribütörlük Sözleşmesi taraflarca sunulmuştur. Bu sözleşme, Almanya merkezli ... ... (unvan değişikliği sonrası ... ... ...) ile davalı ... ... (...) arasında akdedilmiştir. Sözleşmede davalı "distribütör" olarak tanımlanmıştır. Bu belge, davalının o dönemde ...'nin Avrupa kolu ile resmi bir dağıtım anlaşması yaptığını teyit etmektedir. Ayrıca yine taraflar arasında imzalanan bir Mal Tedarik Sözleşmesi bulunduğu da kayıtlarda geçmektedir. Sözleşme hükümleri incelendiğinde, davalının distribütör sıfatıyla belirli yükümlülükleri olduğu anlaşılmaktadır. Tedarik Sözleşmesi'nin 8. maddesinde, distribütörün marka tesciliyle ilgili hakları sınırlayan bir hüküm mevcuttur. Davacının beyanına göre, bu madde davalıya, dava konusu markaları kendi adına tescil ettirme hakkı tanımamaktadır. Başka bir deyişle, distribütörlük ilişkisi boyunca davalı, ... veya ... markalarını kendi adına tescil edemeyeceğini peşinen kabul etmiş durumdadır. Davalı da cevap dilekçesinde bu sözleşmeleri inkar etmeyerek varlıklarını kabul etmiştir. Dolayısıyla, davalının markaları tescil etme girişiminin kendi sözleşme yükümlülükleriyle çeliştiği not edilmelidir. 2017'deki Değişim (Marka Sahipliğinin El Değiştirmesi): 2017 yılının Nisan ayında, ... ve ... markalarının da içinde bulunduğu ... şirketi varlıkları, ... adlı şirkete satılmıştır. Davacı ... ... ..., ... grubunun bir şirketi olarak bu markaların yeni sahibi konumuna gelmiştir. Bu değişiklik, dalış camiasında ve iş ortakları nezdinde duyurulmuştur. Nitekim 1 Nisan 2017 tarihinde ...'un ...'i satın aldığı yönünde bir ... duyurusu dahi yapılmıştır. Davalı, 30 Mayıs 2017 tarihinde ... yetkililerine gönderdiği bir e-postada konunun farkında olduğunu belirtmiş; "... ..." başlıklı bu e-postada markaların ... tarafından satın alındığını bildiğini ifade etmiştir. Hatta aynı yazışmada, ... ve Huish arasındaki devre ilişkin resmi bir bilgilendirme almadığını dile getirmiş, yani satın alma ve markaların devri sürecinden haberdar olduğunu kendisi ortaya koymuştur. 31 Mayıs 2017 tarihli ... ... imzalı cevap e-postasında, "1 Nisan'da ...'un ...'i satın aldığını ... öğrendik" şeklinde ifadelere yer verilmiştir. Bu yazışmalar, davalının 2017 Mayıs ayı itibariyle markaların mülkiyetinin el değiştirdiğini ve yeni muhatabının ... (dolayısıyla davacı şirket) olduğunu bildiğini açıkça göstermektedir. Distribütörlük İlişkisinin Sona Ermesi: Markaların devri sonrasında davacı ile davalı arasında yeni bir distribütörlük anlaşması akdedilmemiştir. Davalının iddialarına göre, davacı firma kendisiyle temasa geçmemiş ve sipariş taleplerine yanıt vermemiştir. Davalı, bu iletişimsizlik sonucunda eski distribütörlük ilişkisinin fiilen sona erdiğini ve kendisinin ortada kaldığını savunmaktadır. Nitekim davalının bir başka davasında, davacı tarafın yeni bir distribütör tayin etmesi ve .../... markalı ürünlerin satışını gerçekleştirmesini haksız rekabet olarak nitelendirdiği anlaşılmaktadır. Bu ifadeden, davacının Türkiye'de davalı dışında başka bir distribütörle çalışmaya başlamış olabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 2017 sonrasında davalı, artık markaların yetkili satıcısı konumunda değildir. Tarafların Bu Sürece Yaklaşımı: Davacı taraf, davalının uzun yıllar distribütör olarak markaları bildiğini, 2017'de yeni sahibi olarak kendilerinin devreye girdiğini ve davalının izin almaksızın marka tescili yapmaya hakkı olmadığını vurgulamaktadır. Davacıya göre, distribütörlük sözleşmesinin sona ermesi veya iletişimin kopması, davalıya markaların sahibiymiş gibi davranma hakkı vermez. Aksine, sözleşme olsun ya da olmasın, davalı markaların gerçek hak sahibinin kendisi olmadığını bilerek hareket etmiştir. Davalı taraf ise, 2017'deki devir sonrası davacı ile arasında geçerli bir distribütörlük sözleşmesi kalmadığını belirtmektedir. Kendisinin davacının doğrudan distribütörü olmadığı (sözleşmesinin ... ... ile olduğu) ve davacı şirketle ticari ilişkisinin bulunmadığı yönünde savunma yapmıştır. Bu argümanla, davacı tarafın "temsilci/acenteye ilişkin hükümleri"ne dayanmasını boşa çıkarmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı ayrıca, ... tarafından bilgilendirilmediğini, sipariş taleplerine yanıt alamadığını ifade ederek bir nevi kendisini bu markaları korumak zorunda hissettiğini ima etmektedir. Ancak burada kritik olan husus, davalının markaların gerçek sahibinin başkası olduğunu bilmesi ve buna rağmen kendi adına tescil ettirme yoluna gitmesidir. Özetle, taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisi, 1990'lardan 2017'ye kadar sürmüş; markaların el değiştirmesiyle sona ermiştir. Davalı, eski distribütör sıfatıyla markaların Türkiye'deki bilinirliğini sağlayan kişi olsa da, sözleşmesel olarak markalar üzerinde hiçbir kalıcı hakka sahip olmadığı kayıt altındadır. Arz edilen genel tespitlerin ardından huzurda bulunan dava konusu davacının haksız rekabet iddiaları ile ilgili incelemelerimize geçilmiştir. Davacı yanın davalı yanın eylemlerinin davacı yan ile haksız rekabet teşkil ettiği iddiaları ile ilgili değerlendirmelerimiz:İç hukukta haksız rekabet hususu Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nun 54. Maddesi şu şekildedir;MADDE 54- (1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Yine TTK'nun 56. Maddesi:"(1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin men'ini, Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını(...) isteyebilir." hükmünü içermektedir. Huzurda görülmekte olan ihtilafta davacı yan dava dilekçesi ile davalı tarafın "üçüncü kişiler ile distribütörlük sözleşmesi akdedilmesi" ve "müvekkili adına tescilli ... ve ... markalı ürünlerin üçüncü kişilere satılması" yönündeki haksız rekabet teşkil eden fiil ve eylemlerin tedbiren önlenmesine, yargılama sonunda haksız rekabetin tespit ve men'ine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı yan davalı yanın haksız rekabet teşkil eden eylemleri olarak; Karşı tarafın haklı gerekçe olmaksızın distribütörlük sözleşmesini sona erdirmesi, başkaca bir distribütör tayin etmesi, bu durumu uzun süre müvekkilinden gizlemesi, müvekkili adına tescilli ... ve ... markalarının satışını gerçekleştirmesi eylemlerinden bahsetmiştir. Yine dava dilekçesinde davacının 2017/... başvuru numarası ile tescilli "..." markasının ve 2017/... başvuru numarasıyla tescilli ..." markasının sahibi olduğu beyan edilmiştir. Türk Patent ve Marka Kurumunun internet sitesinde yapılan incelemelerde; 2017/... başvuru numaralı 11.05.2017 başvuru ve 21.06.2018 tescil tarihli "..." ibaresini ihtiva eden markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğin 09.sınıfında ... ... adına tescilli olduğu; 2017/... başvuru numaralı 11.05.2017 başvuru ve 25.10.2017 tescil tarihli "..." ibaresini ihtiva eden markanın da Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğin 09.sınıfında ... ... adına tescilli olduğu görülmüşse de Davalı tarafından sunulan Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafında tanzim edilen 2023/4059 E. 2024/6401 K. sayılı kararda; .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafında tanzim edilen 2018/431 E., 2021/19 K. sayılı karar ile davalı ... ... adına tescilli 2017/... numaralı "..." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı ... ... adına tescilli 2017/... numaralı "..." markasının 9. sınıfta tescilli olduğu " birim zaman tüketim miktarını ölçen sayaçlar ve zaman ayarlayıcılar, gözlükler, güneş gözlükleri, lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları, ana fonksiyonu uyarı ve alarm olan cihazlar (taşıt alarmları hariç), elektrikli ziller, radarlar, deniz altı radarları (sonarlar), gece görüşü sağlayıcı veya arttırıcı aletler ve cihazlar' emtiaları için SMK'nin 10 uncu maddesi uyarınca kısmen davacı ...'ye devrine, 2017/... numaralı "..." markasının davacı ...'ye devrine karar verilen emtia dışında kalan tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler için kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacıya devrine karar verilen emtialar için "..." markasını kullanmasının yasaklanmasına karar verildiği, ilgili kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafında tanzim edilen 2023/4059 E. 2024/6401 K. sayılı karar ile onandığı ve karar kesinleştiği görülmektedir. Davacı tarafından sunulan İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiş olan Distribütörlük Sözleşmesinde tarafların ... Tauch ... (...) ve ... ... (Distribütör) olduğu görülmüştür. Sözleşmenin 2.2 numaralı maddesi şu şekildedir; Ayrıcalık süreci boyunca Tarafların yükümlülükleri aşağıdaki gibi olacaktır: ... Bölgede herhangi başka bir distribütör görevlendirmeyecek ve Bölgedeki müşterilerin herhangi birine aktif satış işlemi gerçekleştirmeyecektir. ..., DİSTRİBÜTÖRün bölgede Ürünlerin Satışını yapmasına yardımcı olabilecek ve üçüncü taraflarla sağlanmış olan tüm ilgili yazışmaların ve irtibatların kopyalarını DİSTRİBÜTÖRe teslim edecek ya da bildirim olarak sunacaktır. DİSTRİBÜTÖR Bölgede Ürünlerin satışını arttırmak için gereken tüm çabayı gösterecektir. DİSTRİBÜTÖR, burada kabul edilen ve listelenen diğer markalara ait sualtı dalış ekipman ve aksesuarlarını taşıyabilir ya da dağıtımını sağlayabilir: listelenmemiştir. Dağıtımı yapılacak olan herhangi yeni bir marka yazılı olarak ...'e bildirilmelidir. Davacı tarafından sunulan İngilizce'den Türkçe'ye çevrilen 09 Mayıs 2017, 30 Mayıs 2017, 3 Haziran 2017, 21 Haziran 2017, 31 Mayıs 2017 tarihli ...@... ile ... @...,...@...,...@... ...@me.com, ... @... mail adresleri arasında gerçekleştirilen mail yazışmaları görülmüşse de hangi mail adresinin davalı tarafa ait olduğu tarafımızca tespit edilememiştir. Bununla beraber dosya münderecatında davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen Karşı tarafın haklı gerekçe olmaksızın distribütörlük sözleşmesini sona erdirmesi, başkaca bir distribütör tayin etmesi, müvekkili adına tescilli ... ve ... markalarının satışını gerçekleştirmesi şeklindeki eylemlerini gösterir herhangi bir delile de rastlanılmamıştır. Davalı yanın dava konusu ve distribütörlük sözleşmesine konu markaları kendi adına tescil ettirmesinin başlı başına distribütörlük sözleşmesinin ihlali olarak değerlendirilebileceği, her ne kadar davalı yanın devir aldığı şirket vasıtası ile distribütörlük sözleşmesinin tarafı haline geldiği değerlendirilebilecek ise de ilgili sözleşmenin feshinin haklı nedene dayandığının değerlendirilebileceği, bu verinin dışında davacı tarafından davalının haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilen davalı yana ait herhangi bir eylemlin dosya münderecatından tespit edilememiş olması nedeniyle haksız rekabetin varlığından bahsedilemeyeceği heyetimizce değerlendirilmektedir.
Sonuç: İncelenen tüm deliller, taraf beyanları ve yasal düzenlemeler ışığında, Dosya münderecatından davalı yanın davacı yan ile haksız rekabet teşkil eder herhangi bir eyleminin tespit olunamadığı yönünde görüş ve kanaatlerimiz oluşmuştur' şeklinde raporu sunmuşlardır.
Yapılan yargılama sonucunda: taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisi kapsamında davacının Türkiye'de ... (ve ... bünyesindeki diğer markaların) distribütörü olarak uzun yıllar faaliyet gösterdiği, davacının ... markasını ... adına Türkiye'de tanıtıp sattığı anlamına geldiği, davacı ile markaların önceki sahibi olan şirket(ler) arasında imzalanmış çeşitli sözleşmeler bulunduğu, taraflarca sunulan 25.11.2013 tarihli bir Distribütörlük Sözleşmesine göre davacının "distribütör" olarak tanımlandığı, ayrıca yine taraflar arasında imzalanan bir Mal Tedarik Sözleşmesi de bulunduğu, bu sözleşmenin hükümlerine göre davacının distribütör sıfatıyla belirli yükümlülükleri olduğu, tedarik Sözleşmesi'nin 8. maddesinde, distribütörün marka tesciliyle ilgili hakları sınırlayan bir hüküm mevcut olduğu, buna göre distribütörlük ilişkisi boyunca davacının, ... veya ... markalarını kendi adına tescil edemeyeceğini peşinen kabul etmiş durumda olduğu, dolayısıyla, davacının markaları tescil etme girişiminin kendi sözleşme yükümlülükleriyle çeliştiği, 2017 Mayıs ayı itibariyle markaların mülkiyetinin el değiştirdiği, Markaların devri sonrasında davacı ile davalı arasında yeni bir distribütörlük anlaşması akdedilmediği, davacının, davalı firmanın kendisiyle temasa geçmediğini ve sipariş taleplerine yanıt vermediğini, bu iletişimsizlik sonucunda eski distribütörlük ilişkisinin fiilen sona erdiğini ve kendisinin ortada kaldığını iddia ettiği, fakat davacının bir başka davasında, davalı tarafın yeni bir distribütör tayin etmesi ve .../... markalı ürünlerin satışını gerçekleştirmesini haksız rekabet olarak nitelendirdiği anlaşılmaktadır.
Huzurda görülmekte olan ihtilafta davacı yan dava dilekçesi ile davalı tarafın "üçüncü kişiler ile distribütörlük sözleşmesi akdedilmesi" ve "müvekkili adına tescilli ... ve ... markalı ürünlerin üçüncü kişilere satılması" yönündeki haksız rekabet teşkil eden fiil ve eylemlerin tedbiren önlenmesine, yargılama sonunda haksız rekabetin tespit ve men'ine karar verilmesini talep ettiği, yine dava dilekçesinde davacının 2017/... başvuru numarası ile tescilli "..." markasının ve 2017/... başvuru numarasıyla tescilli ..." markasının sahibi olduğu beyan ettiği, Türk Patent ve Marka Kurumunun internet sitesinde yapılan incelemelerde; 2017/... başvuru numaralı 11.05.2017 başvuru ve 21.06.2018 tescil tarihli "..." ibaresini ihtiva eden markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğin 09.sınıfında ... ... adına tescilli olduğu; 2017/... başvuru numaralı 11.05.2017 başvuru ve 25.10.2017 tescil tarihli "..." ibaresini ihtiva eden markanın da Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğin 09.sınıfında ... ... adına tescilli olduğu görülmüşse de davalı tarafından sunulan Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafında tanzim edilen 2023/4059 E. 2024/6401 K. sayılı kararda; .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafında tanzim edilen 2018/... E., 2021/... K. sayılı karar ile davalı ... ... adına tescilli 2017/... numaralı "..." markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı ... ... adına tescilli 2017/... numaralı "..." markasının 9. sınıfta tescilli olduğu " birim zaman tüketim miktarını ölçen sayaçlar ve zaman ayarlayıcılar, gözlükler, güneş gözlükleri, lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları, ana fonksiyonu uyarı ve alarm olan cihazlar (taşıt alarmları hariç), elektrikli ziller, radarlar, deniz altı radarları (sonarlar), gece görüşü sağlayıcı veya arttırıcı aletler ve cihazlar' emtiaları için SMK'nin 10 uncu maddesi uyarınca kısmen davacı ...'ye devrine, 2017/... numaralı "..." markasının davacı ...'ye devrine karar verilen emtia dışında kalan tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler için kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacıya devrine karar verilen emtialar için "..." markasını kullanmasının yasaklanmasına karar verildiği, ilgili kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi tarafında tanzim edilen 2023/4059 E. 2024/6401 K. sayılı karar ile onandığı ve karar kesinleştiği, dosya münderecatında davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen karşı tarafın haklı gerekçe olmaksızın distribütörlük sözleşmesini sona erdirmesi, başkaca bir distribütör tayin etmesi, müvekkili adına tescilli ... ve ... markalarının satışını gerçekleştirmesi şeklindeki eylemlerini gösterir herhangi bir delile de rastlanılmadığı, davacı yanın dava konusu ve distribütörlük sözleşmesine konu markaları kendi adına tescil ettirmesinin başlı başına distribütörlük sözleşmesinin ihlali olarak değerlendirilebileceği, her ne kadar davalı yanın devir aldığı şirket vasıtası ile distribütörlük sözleşmesinin tarafı haline geldiği değerlendirilebilecek ise de ilgili sözleşmenin feshinin haklı nedene dayandığının değerlendirilebileceği, bu verinin dışında davacı tarafından davalının haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilen davalı yana ait herhangi bir eylemlin dosya münderecatından tespit edilememiş olması nedeniyle haksız rekabetin varlığından bahsedilemeyeceği anlaşılmış ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-DAVANIN REDDİNE,
2-Alınması gerekli 615,40 TL harçtan, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 85,39 TL harcın mahsubu ile eksik 530,01 TL harcın davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan 54,00 TL yargılama giderinin davacı taraftan tahsili ile davalı tarafa ödenmesine,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca hazine tarafından karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
7-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 08/07/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır