T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/273 Esas
KARAR NO:2025/148
DAVA:3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit
DAVA TARİHİ:06/05/2024
KARAR TARİHİ:25/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili şirket yönetimi işleri ve kayyımlık görevi ilgili KHK gereği ...'ye devredilmiş ve sonrasında ilgili KHK uyarınca ...'nın ilişkili olduğu Başbakan Yardımcılığı Makamı tarafından Yönetim Kurulu oluşturulmuştur. 690 sayılı KHK'nın 73/6 maddesiyle; "Kayyımlık görevi ... tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır.” hükmü 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19. maddesine eklendiğini, bu nedenlerle müvekkili şirket açılacak iş bu dava bakımından harçtan muaf bulunduğunu, davalı, müvekkili şirkete karşı sermaye artırımı sonucunda taahhüt ettiği sermaye payı borcunu süresi içinde yerine getirmediğini, temerrüde düştüğünü, müvekkili şirket, elektrik enerjisi üretim tesisi kurulması, işletmeye alınması, kiralanması, elektrik enerjisi üretimi, üretilen elektrik enerjisinin ve/veya kapasitesinin müşterilere satışı ile iştigal ettiğini, şirketin sermayesi şirket Anasözleşmesi'nde, 50.000,00 TL olarak belirlendiğini, söz konusu sermayenin her biri 25.00 TL (yirmibeş) değerinde olması ve 2.000 hisseden oluşması öngörüldüğünü, 28.10.2011 tarihli genel kurul toplantısında sermaye artırımına gidilerek şirketin sermayesi, 32.000.000 TL'ye yükseltildiğini, sermayenin her biri 16.000TL olan 2.000 hisseden oluşması kararlaştırıldığını, ... A.Ş.'nin 16.05.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında şirketin 32.000.000,00 TL olan sermayesi yeniden artırılarak 51.056.000,00 TL olduğunu, şirketin işbu sermayesinin beheri 1,00-TL değerinde 51.056.000 adet nama yazılı paya bölünmesi kararlaştırıldığını, sermaye artırımında davalı ..., 1.280.000,00 TL sermaye tutarı karşılığında 1.280.000 pay ve % 2,5071 pay oranına sahip olduğunu, önceki sermayeyi teşkil eden 32.000.000,00-TL tamamen ödendiğini, artırılan 19.056.000,00- TL ortaklar tarafından sahip oldukları paylar oranında nakden ve her türlü muvazaadan ari olarak tamamen taahhüt edildiğini, nakden taahhüt edilen sermayenin 1/4'üne denk gelen 4.764.000,00- TL sermaye artırımının tescilinden önce ödendiğini, kalan 3/4'e karşılık gelen 14.292.000- TL'nin 24 ay içinde ödenmesi ilgili pay sahiplerince taahhüt edildiğini, ... A.Ş.'nin 16.05.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararı gereğince, davalı tarafından ödenmesi öngörülen sermaye artırımında %2,5071 oranında paya karşılık gelen 360.000,00 TL, yine aynı kararda öngörülen 24 ay içinde ödenmediğini, Yönetim Kurulu tarafından 16.05.2014 tarihinde usulüne uygun olarak alınan karar gereği, davalıya gönderilen .... Noterliğinin 05.01.2017 tarihli ve 668 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ödenmeyen sermaye payı borçlarının 16.01.2017 tarihi mesai saati bitimine kadar ödenmesi müvekkil şirket tarafından ihtar edildiğini, usulüne uygun olarak alınmış Yönetim Kurulu Kararına dayanan ve noter kanalıyla tebliğ edilen söz konusu ihtarname üzerine, davalı tarafından müvekkil şirkete gönderilen ... Noterliğinin 16.01.2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Türk Ticaret Kanunu'nun 482.maddesinin uygulanabilmesi için gerekli şartların oluşmadığı, kanuna aykırı olarak sermaye koyma borcunun talep edildiği, temerrüt faizi talebinin de hukuka aykırı olduğu, söz konusu faiz oranının kanunen belirlenen sınırların çok üzerinde olduğu, sermaye koyma borçlarının hukuka ve kanuna uygun bir şekilde talep edilmesi halinde ifa etmeyi arzu ettiklerini, malvarlıkları üzerinde .... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama nedeniyle tedbir bulunması nedeniyle talebin karşılanamadığı beyan edildiğini, müvekkili şirket tarafından gönderilen ihtarnamede belirtilen süre içerisinde davalı tarafından bakiye sermaye payı borcu yerine getirilmediğini, müvekkili şirketin 14.06.2019 tarihli Yönetim Kurulu Kararı ile artırılan sermaye payını ödemeyen ortakların artırılan sermayeye isabet eden yeni pay alma esasları belirlendiğini, karara göre pay sahiplerine sermaye artırımına iştirak taahhütlerini bildirmek ve sermaye taahhüt bedellerinin bakiye tutarının tamamı ile vade tarihinden itibaren hesaplanacak faizi ile birlikte ödemeleri için 1 ay süre verildiğini, bahse konu kararda ayrıca, iştirak taahhüdü tutarlarını ödemeyen paydaşların ödemeleri gereken tutar ile bu tutar için TTK m. 482/1 hükmü gereği hesaplanan temerrüt faizi tutarları da belirlendiğini, Yönetim Kurulu Kararı, Ticaret Sicili Gazetesinin 03.07.2019 tarihli ve 9861 sayılı nüshasında yayınlandığını, .... Noterliğinin 04.07.2019 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile; 16.05.2014 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan karar ve 14.06.2019 tarihli Yeni Pay Alma Esaslarının Belirlenmesine Dair Karar gereğince davalıya ait ortaklık payı ve artırılan sermaye sebebiyle ödenmesi gereken ana para tutarı ve ödeme vadesi sonundan itibaren işlemiş faiz tutarının 04.07.2019 tarihine kadar ödenmesi, aksi takdirde artırılan sermaye bedeline denk gelen miktarda yeni pay alma hakkından mahrum edileceği ve Yönetim Kurulu'nun Yeni Pay Alma Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Kararı uyarınca işlem yapılacağı ihtar edildiğini, ihtarnamenin gönderilmesine rağmen de davalı tarafından sermaye koyma borcu yerine getirilmediğini, davalı taraf, sermaye payı artırımına ilişkin olağanüstü genel kurul kararı gereğince taahhüt etmiş olduğu sermaye payı borcunu yerine getirmediği gibi, müvekkili şirket tarafından gönderilen sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi ihtarını içeren ihtarnameler karşısında da söz konusu yükümlüğünü yerine getirmediğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 329. maddesi gereğince anonim şirketlerde pay sahipleri bakımından tek borç ilişkisi kabul edilmiş olup, ortağın şirket karşısındaki asli borcu taahhüt etmiş olduğu payların karşılığını şirkete ödediğini, pay sahipliğinden kaynaklanan borcun anonim şirketteki pay sahipliği devam ettiği sürece zamanaşımına uğramayacak olması da anonim şirketlerde sermayenin korunması ilkesinin bir gereği olduğunu, pay sahiplerinin şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermayeyi şirkete getirmeleri gerektiğini, ancak bu sayede sermayenin sağlanması ilkesi gerçekleştirilmiş olacak ve şirket amacına ulaşacağını, dava şartı arabuluculuk yoluna başvurduklarını, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, fazlaya dair haklarımız ile sermaye taahhüt borcunun yerine getirilmemesinden kaynaklı şirketin uğradığı/uğrayacağı, vergi, ceza, tazminat ve benzeri tüm zararlar yönünden yasal talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla işbu davayı açma zorunluluğu doğduğunu, uğrayacağı, vergi, ceza, tazminat ve benzeri tüm zararlar yönünden yasal talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, sermaye koyma borcundan kaynaklanan 360.000,00 TL alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili şirkete ödenmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: Dava haksız ve kötüniyetli olup reddine karar verilmesini, davacı şirket 16.05.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında sermaye arttırım kararı alduğunu, pay sahiplerine taahhüt edilen pay miktarını ödemek için 24 ay süre verdiğini, söz konusu süre 16.05.2016 tarihinde son bulduğunu, Türk Borçlar Kanunu 147/4 hükmü uyarınca ortaklık sözleşmesinden doğan veya ortaklık ile ortaklar arasındaki her türlü davanın 5 yıllık zamanaşımına tabii olduğu açıkça düzenlendiğini, Türk Borçlar Kanunu 149/1 hükmü uyarınca muaccel olduğu tarihte başladığını, davacı şirket söz konusu alacağı en geç 16.05.2021 tarihine kadar talep edebileceğini, bu nedenle söz konusu alacak zamanaşımına uğradığını, Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca da zamanaşımının borcun doğum tarihinden itibaren başlayacağı ve sermaye taahhüdünde kesin vade olduğuna dair yerel mahkeme kararlarını bozduğunu, müvekkilinin, davacı şirkette bulunan hissesinin tamamı Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/2528 Esas 2023/182 Karar sayılı ilamı ile müsaderesine karar verildiğini, karar uyarınca müvekkilinin davacı şirkette hissesi kalmadığını, müvekkilinin şirket hissesi Hazineye devredildiğini, devir işlemi tİcaret Sicil Gazetesinden de yayınlandığını, ...'nin kayyımlık görevi son bulduğunu, davacı şirket her ne kadar 690 sayılı KHK uyarınca harçtan muaf olduğunu iddia etmiş ise de, muafiyet ...'nin kayyım olarak atandığı şirketler yönünde olduğunu, kayyımlık görevi son bulması nedeniyle davacı şirket harçtan muaf olmadığını, harcın tamamlandırılmasını talep ettiklerini, davacı şirket müvekkilinin yönünden ıskat hakkını kullandığını, davacı şirket müvekkiline .... Noterliğinin 05.01.2017 tarih ve ... yevmiye numarası ile sermaye taahhütlerinin yerine getirilmesi amacıyla ihtarname keşide ettiğini ve sermaye taahhüdünü yerine getirmesi talep ettiğini, .... Noterliğinin 04.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ikinci ihtarı ile de şirket yönetiminin 14.06.2019 tarih ve 2019-.... kararı ile TTK 461 hükmü uyarınca yeni pay alma esaslarının belirlendiği ve bunun ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği belirtildiğini, davacı şirket müvekkiline keşide etmiş olduğu ikinci ihtar ve bu ihtarın öncesinde alınmış olan yönetim kurulu kararı uyarınca sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen pay sahibini ıskat edeceğini bildirdiğini, davacı şirketin kendi beyanı ile yönetim kurulu kararı alındığını ve ticaret sicile tescil edildiğini müvekkiline bildirdiğini, 03.07.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesine bakıldığında ilanın başlığı rüçhan hakkı - ihtar- ıskat olduğunu, söz konusu yönetim kurulunun almış olduğu 6 ve 7 numaralı kararlar uyarınca sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen pay sahibine yönelik ıskat işleminin yapılacağı düzenlendiğini, aynı düzenlemeye paralel olarak müvekkili şirket tarafından keşide edilen ihtarda da bu belirtildiğini, söz konusu yönetim kurulu kararı ve gerek ihtarname uyarınca davacı şirket müvekkili katılmadığı sermaye taahhüdü oranınca ıskat hakkını kullanmayı seçtiğini, ıskat hakkını kullanmayı seçen davacı şirketin tekrar müvekkili aleyhine bu davayı ikame etmesi açıkça hem hukuka aykırı ve hem de alınan 2019-008 numaralı yönetim kurulu kararına aykırı olduğunu, davacı şirket 7 numaralı yönetim kurulu kararlarını özellikle dosyaya ibraz etmediğini, kararın mahkemece celp edildiğinde davacı şirketin ıskat prosedürünü başlattığı ve son nokta olan yönetim kurulu kararının da alındığı görüleceğini, ıskata yönelik yönetim kurulu kararı bulunmadığı düşünülse dahi, müvekkili yönetimde yer almadığı ve yönetimin alacağı kararlarda hukuken etki etmesinin mümkün olamayacağı düşünüldüğünde davacı şirketin ıskat için son yapması gereken yönetim kurulu kararını almamış olması müvekkili hukuken bağlamayacağını, davacı şirket müvekkili ıskat etme hakkını kullanmakla artık tekrar başa dönerek sermaye koyma borcunu talep etmesi açıkça hakkın kötüye kullanılmasının gerektiğini, davacı şirket müvekkiline göndermiş olduğu ihtarname ile öncelikle sermaye koyma borcunu talep ettiğini, talebinden döndüğünü, ıskat prosedürünü başlattığını, buna ilişkin yönetim kurulu kararı aldığını, bunu müvekkile noter ihtarı ile bildirdiğini, sonra yeniden başa dönerek sermaye koyma borcunu talep ettiğini, bu açıkça hakkın kötüye kullanılmasının gerektiğini, davacı şirketin seçimlik haklarından dilediğini kullanma konusunda sınırsız bir yetkisi bulunduğunu, haklarından birisi kullandıktan sonra diğerini kullanmak ve akabinde tekrar ilk talebine dönmesi konusunda sınırsız bir yetkisi bulunmadığını, müvekkile keşide edilen ikinci ihtarnamede davacının müvekkili ıskat edeceği açıkça belirtildiğini, müvekkili kendisinin ıskat edileceği düşüncesi ile hareket ettiğini, akabinde ıskat kararından dönülmesi mümkün olmadığını, dosyaya ilgili yönetim kurulu kararları sunulmadığı için ıskat kararından dönülüp dönülmediği de belirli olmadığını, müvekkilinin davacı şirkette bulunan hissesinin tamamı Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/2528 Esas 2023/182 Karar sayılı ilamı ile müsaderesine karar verildiğini, müvekkilinin davacı şirkette hissesi kalmadığını, Türk Ticaret Kanunu 501/3. Madde hükmü uyarınca payını devreden kimse 2 fıkra hükmüne tabi değilse iktisap edenin pay defterine kaydedilmesi ile borcundan kurtulacağı düzenlendiğini, Mahkeme kararı uyarınca müvekkilinin hissesi Hazineye devredildiğini, devir Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, Ticaret Sicil Gazetesinde pay devri yayınlanmış olmakla şirket pay defterinde de devir işleminin yapıldığı şüphesiz olduğunu, dolayısıyla davacı şirket müvekkilden TTK 501. Madde hükmü uyarınca sermaye taahhüdünün yerine getirilmesini talep edemeyeceğini, müvekkili tarafından söz konusu şirket hisselerinin müsaderesine karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapıldığını, sonucun müvekkili lehine olması durumunda mevcut hukuki durum tamamen değişeceğini, bu nedenle belirtilen lehe durum nedeniyle şirkete karşı oluşacak her türlü hak, menfaat, istem ve dava haklarını da saklı tuttuklarını, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalının ortağı olduğu davacı şirkete sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi talepli alacak davasıdır.
Mahkememizdeki dava 06/05/2024 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır.
Bilirkişi ... tarafından hazırlanan 03/12/2024 tarihli bilirkişi raporunda: " Zamanaşımı Bakımından: Anonim şirket pay sahibinin sermaye borcu beş (5) yıllık zamanaşımı süresine tabidir (TBK. m. 147). Yargıtay'a göre, sermaye borcu bakımından zamanaşımı süresi ortaklığın devamı süresince işlemeye başlamaz (Örneğin, bkz. Y. 11. HD., T. 23.11.1978, E. 1983, K.2023). Bu doğrultuda, davalının ortaklık durumu dikkate alındığında zamanaşımı savunmasının geçerli olmadığı kanaatine varılmaktadır. Öğretide, sermaye koyma borcu açısından geçerli olan bir özel düzenleme mevcut olmadığına göre, zamanaşımının sermaye koyma borcunun, muaccel olma tarihi itibariyle işlemeye başlayacağını kabul edenler vardır (Örneğin, Ali Murat Sevi, Anonim Ortaklıkta Sermayenin Oluşturulması ve Pay Sahiplerine İade Edilmesi Yasağı, Ankara 2023, s. 377-378). Bu olayda, Davacı Şirketin 16.05.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı m. 3 ve Ek I uyannca 24 ay süre verildiğine göre bu süre ld.OS.JOlö'da bitmiş sayılır. Bu esas alınarak ve Yargıtay'ın görüşü değil de sermaye koyma borcunun muaccel olma tarihi itibariyle işlemeye başlayacağı kabul edilecek olursa 5 yıllık zamanaşımının dolduğu söylenebilir. Fakat davalının Kayseri 4. Noterliğinden gönderdiği 16.01.2017 tarih ve 733 yevmiye numaralı ihtarnamesinde sermaye borcunu ikrar ettiği, böylece zamanaşımı süresini senetle kestiği (TBK. m. 154/no. 1) ve bu halde yeni süre 10 (on) yıl olduğundan, davalının zamanaşımın dolduğu defi bu halde dahi geçerli olmaz. Iskat Bakımından: Davalı tarafın, 14.06.2019 tarihli davacı Yönetim Kurulu Kararı m. 6 ve m. 7 uyarınca sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen pay sahibine yönelik ıskat işlemi yapılacağının düzenlendiği ve 07.04.2019 tarihli ikinci ihtar ile de bunun kendisine bildirilmiş olduğu, dolayısıyla artık tekrar başa dönerek sermaye koyma borcunu talep edilemeyeceği yönündeki savunmaları bakımından hemen belirtmek gerekir ki, yönetim kurulunun bu aşamada ıskat kararı verme hakkı bulunmakla birlikte, buna zorunlu değildir. Dilerse sürenin dolmasından sonra dahi ıskat prosedürünü uygulamaktan vazgeçerek mütemerrit pay sahibinden ifa davası yoluyla gecikmiş ifayı talep etmesi mümkündür (Aynı yönde, örneğin Sevi, s. 347). Dosyada davacı Yönetim Kurulu tarafından alınmış bir ıskat kararı yoktur. Öte yandan, ıskat karan hukuki niteliği itibariyle pay sahibi ile ortaklık arasındaki hukuki ilişkiyi ortadan kaldıran, bozucu yenilik doğuran bir karardır. Bu açıdan söz konusu kararın sonuçlarını meydana getirebilmesi için mutlaka mütemerrit pay sahibine ulaşması da gerekir. Mütemerrit pay sahibi, ıskat kararının eline geçmesi anına kadar halen pay sahipliğinden kaynaklanan her türlü hak ve borcun sahibi konumundadır. Davalı taraf, kendisine ulaşmış bir ıskat kararını dosyaya sunmamıştır. Bütün bunlar uyanca, davacı şirketin, davalının sermaye koyma borcunun ifasını talep etmesinde bu yön itibariyle bir uygunsuzluk veya aykırılık bulunmamaktadır. Müsadere Bakımından: Genel bir ifadeyle müsadere; bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veya bizatihi varlığı suç teşkil eden eşyanın veya suçun işlenmesi neticesinde elde edilen kazancın veya malvarlığı değerinin mülkiyetinin kamuya geçirilmesi yaptırımıdır. TTK. m. 501/ no.l uyarınca bedeli tamamen ödenmemiş bir payı devralan kişi, şirkete karşı geri kalan bedeli ödemekle sorumlu olur. Bedeli tam olarak ödenmemiş bir payın devri suretiyle sermaye borcu, sermayeyi taahhüt edenin halefine (=devralan) geçer. Devrin gerçekleşmesi ile birlikte esas sözleşmeden kaynaklanan pay sahipliği ilişkisinin yeni tarafları anonim şirket ve payı devralan kişidir. Müsadere yaptırımında TTK. m. 501'deki hükmün uygulanarak borcun Hazineye geçmesi ve böylece hisseleri müsadere edilenin borcunun sona ermesi söz konusu olmaz. Dolayısıyla, davalının, davacı şirketteki hisselerinin müsaderesine karar verilerek Hazineye devredildiği için, payını devreden kimsenin (f.2 hükmüne tabi değilse), iktisap edenin pay defterine kaydedilmesiyle borçlarından kurtulmuş olacağının düzenlendiği TTK. m. 501/no.3 hükmü uyarınca artık kendisinden sermaye taahhüdünün yerine getirilmesinin talep edilemeyeceği yönündeki savunması yerinde değildir. Takdiri mahkemeye ait olmak üzere davalının sermaye koyma borcunun oluşup oluştuğu, davacının şirketin davalıdan sermaye borcunun ödenmesini talep edebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde raporunu sunmuştur.
Esas sözleşmede veya şirketçe yapılan ilanda gösterilen vade de talep edilen sermaye taahhüdünün yerine getirmeyen pay sahibi bir ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit durumuna düşeceği ve temerrüt faizi ödemekle yükümlü olacağı TTK'nın 482/1 maddesinde düzenlendiği, ayrıca ödenen temerrüt faizi anonim şirketin zararı karşılamıyorsa ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe bu zararı da tanzimle yükümlü olduğu hususunun TTK'nın 482/4 maddesinde düzenlendiği, sermaye borcunun yerine getirilmemesi halinde şirket ya mütemerrit pay sahibine karşı icra takibinde bulunabilir yada ıskat işlemine başvurabilir. Esas sözleşmesinde başka bir hüküm yoksa sermaye borcunun ortaklardan ilan suretiyle isteyebilir. İlan, ilan yerine taahhütlü mektupla yapılan tebliğinde ilan hükmünde kabul edilmesi gerektiği Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği görülmüştür.
Esas sözleşmede veya katılma taahhütnamesinde belirli bir tarih gösterilmeyip sadece tescilden itibaren yürüyecek bir süre öngörülmekle birlikte, uygulamada olduğu gibi en geç ödeme tarihinin belirli bir takvim tarihi ile gösterilmiş ve esas sözleşmede veya iştirak taahhütnamesinde açıkça genel kuruluda yetki verilmemesi halinde yönetim kurulunun TTK'nın 481. maddesi hükümlerinde öngörülen prosedüre uygun çağrı işlemlerini yapması, bakiye sermaye borcunun muaccel olması için zorunludur. Çünkü ödemenin en geç ne zaman yapılacağına ilişkin tarih belli olmakla birlikte, pay sahiplerinin bu süre dolmadan önce yönetim kurulunun çağrı yapacağı muacceliyet tarihini bilemeyecekleri için yönetim kurulunun TTK'nın 482. maddesinde öngörülen usule uygun tebligatı ve ilanı da ticaret sicil gazetesinde yapması gerekmektedir.
Esas sözleşme hükmü ile sermaye borcunun ifası için pay sahiplerine ihbar yapılması şart koşulmuşsa borç, ihbar ile muaccel olacağı TBK'nın 149. maddesinde düzenlenmiştir. Esas sözleşmede özel bir düzenleme yoksa TTK'nın 481. maddesinin uygulanması gerektiği, buna göre pay bedelleri pay sahiplerinden ilan yoluyla istenir. İlanda ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağı açıkça belirtilir. Bu hüküm ifa tarihini esas sözleşme veya genel kurul kararı ile belirlenemediği durumlarda yapılacak çağrıya ilişkin bir yedek hukuk kuralıdır.
Dosyanın tetkikinde, sermaye arttırımı için kesin bir tarihin belirtilmediği, arttırılan sermayenin 1/4'nün şirketin sermaye arttırımının tescil tarihinden önce ödendiği, kalan 3/4'ünün ise en geç 24 ay içerisinde ödeneceği kararlaştırıldığı, bu nedenle kesin tarih olmaması nedeniyle en son ödeme tarihinin ödeme yerinin ticaret sicil gazetesinde yayınlanarak ortaklara bildirilmesi veya taahhütlü, noter kanalıyla ortaklara bildirilmesi gerektiği, davalıya ise bildirimin 05/01/2017 yapıldığı ve davalının temerrüt tarihinin başlangıcı 16/01/2017 tarihi olduğu, ortakların şirketteki sermaye koyma borcu bakımından, kural olarak, ortaklık devam ettiği sürece sermaye koyma borcunun zaman aşımana uğramayacağı anlaşılmış olup davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın kabulü ile 360.000,00 TL 'nin 16/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Karar harcı 24.591,60 TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 24.164,00 TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL başvurma harcı, 427,60 TL peşin harç ve vekalet harcı 60,80 TL olmak üzere toplam 916,00 TL harcın davalı taraftan tahsili ile davacı taraf ödenmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 62,00 TL tebligat ve müzekkere gideri, 8.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 8.062,00 TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen 57.600,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 3.600,00TL arabuluculuk ücretinin davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
8-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde davacıya iadesine,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 25/02/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır