T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2019/308 Esas
KARAR NO :2024/784
DAVA:Denkleştirme Tazminatı
DAVA TARİHİ:16/05/2019
KARAR TARİHİ:07/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan Denkleştirme Tazminatı davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki kapsamında yürütülen münhasır distiribütörlük faaliyetinin yanı sıra, müvekkili şirketin Türkiye'de art paper olarak adlandırılan kağıtçılar için Türkiye pazarının oluşmasını bizatihi sağlayan şirket konumunda olduğu, bu kağıtların Türkiye'de tanınması ve bunlar bakımından bir Pazar oluşturulmasının müvekkili şirket sayesinde olduğu, müvekkili şirket tarafından yürütülen münhasır distribütörlük faaliyetleri sırasında, davalı tarafa her yıl yıllık bazda planlar sunulmuş, aktivite planları yapılarak, paylaşılmış, taraflar arasında yaklaşık 34 yıl boyunca devam eden ticari ilişki kapsamında, davalı tarafın ciddi ve artan oranlarda satış rakamları ve ciro elde ettiği, her yıl yoğun bir şekilde ürün tanıtımı, numune ve katalog dağıtımı yapılmış, çeşitli fuarlara katılınmış ve ticari pazarlama aktiviteleri, müşteri promosyonları yapılmış olmakla, davalı şirketin ürünlerini ve markasını Türkiye pazarına tanıtan, yerleştiren, malların sürümünü ve müşterilere satışını artırmak için azami derecede gayret sarf eden ve bu konuda birçok yatırım yapan, faaliyet alanı bu konularla bağlantılı olan ve davalı tarafın ürün gamında Türkiye'deki münhasır distribütörü olarak uzun yıllar içerisinde ülke çapında geniş bir müşteri portföyünü bizzat oluşturan şirketin müvekkili ... olduğu, Davalının mallarının satışının artırılması amacıyla kullanılan kataloglar için kullanılan kağıtlar dahi müvekkili şirkete liste fiyatından satıldığı, ancak davalı tarafça 2018 yılının Nisan ayında müvekkili ...'in oluşturulduğu müşteri çevresi ve şimdiye kadarki tüm çabaları adeta yok sayılarak Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapmaya başlamış olduğu, Müvekkili şirketin yok sayılarak, Türkiye'deki satışlarını başka şirketlere de yapmaya başladığı anlaşılan davalı tarafın bu davranış ve yaklaşımı müvekkili şirketin yıllarca büyük bir emek ve çaba sonucunda oluşturduğu müşteri çevresine karşı itibarını zedelemiş ve gerek ... müşterilerinin, gerekse de müvekkili ...'in ciddi şekilde mağduriyetine sebep olduğu, Türkiye pazarına direkt satışlar yapması ve bu yöndeki iş ve işlemlerine müvekkili şirketin yazılı ve sözlü tüm uyarılarına rağmen son vermeyerek devam etmesi, müvekkili şirket ile aralarındaki münhasır distribütörlük sözleşmesinin haksız, kötü niyetli, usul ve yasaya aykırı şekilde sona erdirildiğini açıkça gösterdiği, davacının söz konusu portföy oluşturmak için her türlü çabayı gösterdiği, Müvekkili şirketin aradan çıkarılarak Türkiye pazarında ... isimli şirkete müvekkili şirket ile arasındaki münhasır distribütörlük ilişkisini ihlal ederek yaptığı satışların ve miktarının tespit edilebilmesi bakımından ... ... Gümrük Müdürlüklerine müzekkere yazılarak, ...'nin son 5 yıl için Türkiye'ye yaptığı tüm satışları gösterir ilgili tüm evrak ve kayıtların celp edilmesinin talep edilmesi gerektiği, tek satıcılık/münhasır distribütörlük sözleşmesi özel bir sözleşme tipi olarak düzenlendiği, ayrıca tek satıcılık sözleşmesi bakımından şekil serbestisi ilkesi geçerli olup, bu sözleşmenin yazılı olarak yapılabilmesinin yanı sıra somut olayda olduğu gibi sözlü veya zımni olarak da yapılabileceği, somut olayda taraflar arasındaki uygulamanın çok uzun yıllar aynı şekilde sürdüğü ve hareket tarzının da münhasırlık kaydı içeren bir sözleşmenin uygulanmasına yönelik olduğu, bu nedenlerle; Karşı taraf davalının, müvekkili davacının münhasır distribütörlük haklarını ihlal ederek Türkiye pazarına yaptığı doğrudan satışlar ve bu doğrudan satışlara müvekkili davacının tüm uyarılarına rağmen devam ettiğinin anlaşılması nedeniyle, taraflar arasında 1984 yılından itibaren devam eden münhasır distribütörlük sözleşmesinin, davalı tarafından haksız ve kötüniyetli şekilde sona erdirildiğinin tespiti ile müvekkilinin davalı taraftan talep ve tahsil etme hakkı bulunan portföy/müşteri tazminatı miktarının tespitine ve şimdilik 835.479,61-Euro'luk kısmının 3095 sayılı Kanun m. 4/a'da belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte, davalı taraftan tahsiline, fazlaya ilişkin talep ve tahsil haklarının saklı tutulmasına, Karşı tarafça müvekkili davacı ile arasındaki münhasır distribütörlük sözleşmesi, haksız ve kötüniyetli şekilde müvekkili şirkete herhangi bir süre verilmeksizin, müvekkil şirketin şiddetle karşı çıkmasına rağmen, müvekkili şirket adeta yok sayılarak Türkiye'ye yapılan direkt satışlarla fiili olarak usul ve yasaya aykırı şekilde sona erdirilmiş olmakla, davalı tarafın taraflar arasındaki münhasır distribütörlük ilişkisinin devamı sırasında ve davacı müvekkil şirketin münhasır distribütörlük haklarını ihlal eder şekilde Türkiye'ye yaptığı doğrudan satışların tamamının tespiti ve bu nedenle müvekkil davacı şirketin uğradığı kazanç kaybının da tespiti ile fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kaymak kaydıyla, bu tazminat alacağının şimdilik 1.000,00- Euro'luk kısmının, dava tarihinden işleyecek 3095 sayılı kanunun 4/a maddesine göre belirli oratıda temerrüt faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline, HMK m. 107 gereğince tazminat miktarını mahkemece tespit edilecek miktara yükseltme hakkının saklı tutulmasına ve miktar tespit edildikten sonra yükseltme hakkının hatırlatılmasına ve yükseltilecek miktara göre tazminat alacağının tahsiline, fazlasını talep ve tahsil hakkının saklı tutulmasına, Tespit edilip tahsiline karar verilecek tazminatın muacceliyet tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m. 4/a'da belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte karşı taraftan tahsiline, işbu haklı davanın herhalükarda kabulüne, yargılama masrafları ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekili dilekçesi ekinde sunduğu mail yazışmalarının taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi olduğunun kanıtı olduğunu iddia ettiği, bu yazışmalarda hiçbir zaman tek satıcılık ifadesi geçmediği, taraflar arasındaki ticaretin uygulanmasında sadece standart Alıcı-Satıcı arasındaki ilişki olduğu, dağıtım sözleşmesinde satıcıya münhasırlık tanınması sözleşmenin kurucu unsuru olmadığı, dağıtım ilişkisi olduğu düşünülse dahi her sözleşme otomatik olarak ve kendine münhasırlık niteliği taşımayacağı ve tek satıcılık ilişkisi oluşturmayacağı, taraflar arasındaki ticaretin uygulanmasında sadece standart alıcı - satıcı arasındaki ilişki olduğu, Bazı yazışmalarda "yerel dağıtıcı” ifadesi kullanıldığı ancak bu hususun taraflar arasında tek satıcılık (münhasır distribütörlük) olduğunu göstermediği, müvekkilinin küçük miktarlardaki satışlarda tahsilat problemi, ihracat gibi sorunları yönetebilmek adına bu tür müşterileri ...'e yönlendirdiği, burada geçen dağıtıcı ifadesi, kendi nam ve hesabına malları satın alıp, kendi imkânları ile kendi kararları doğrultusunda, kendi ticareti için ve satıcı ile herhangi bir başka bağı olmadan "malları dağıtan" anlamında kullanıldığı, Müvekkil, ..., Davacı ...'e 2004 yılında yaptığı bildirim ile bundan sanra ilişkinin alıcı-satıcı olarak devam edeceğini bildirdiği ve bu bildirimin akabinde taraflar arasındaki ticari ilişki Davacı ...'in sipariş geçip ...'den mal aldığı bir alım satım ilişkisi olarak devam ettiği, Müvekkili ...'nin kendi ürünlerini Türkiye'de satmasını kısıtlayacak bir sözleşme hükmü bulunmadığı, kurucu unsurlardan “belirli bir bölgede münhasır satış hakkı tanınması” taraflar arasındaki ilişkide mevcut olmadığı, sürekli borç doğuran bir sözleşmenin taraflar arasındaki ilişkide mevcut olmadığı, ayrıca "çerçeve sözleşeme niteliği", sürekli bilgi verme yükümlülüğü, tek satıcının üreticinin dağıtım örgütü ile bütünleşmesi, tek satıcı üreticinin dağıtım sistemine dahil olması, satıcının talimat verme hakkının da taraflar arasındaki ilişkide mevcut olmadığı, davacının depoda stok tutmasını tek satıcı olduğuna delil olarak göstermiş olsa da depoda stok tutmak veya satacağı ürünün kataloğunu bulundurmak gibi her tüccarın sattığı hemen her türlü mal için yaptığı bir faaliyet olup bu işlemlerin tek satıcılık gibi özel bir durum ile ilgisi olmadığı, kaldı ki müvekkilinin hiçbir zaman ürününün stoklanmasını talep etmediği ve ürünün stoklandığından da haberdar olmadığı, ... mal sattığı, ... de bu malı alıp başka müşterilere sattığı, aradaki ticaretin bundan ibaret olduğu, davacı ile davalı ... arasındaki ticaret haksız olduğu öne sürülen satışlardan sonra da öncesinde olduğu gibi devam ettiği, sona erdirilen bir alıcı satıcı ilişkisi olmadığı, Yukarıda açıklanan sebeplerle; davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep etmilmiştir.
Davalı vekilinin 08/02/2022 tarihli cevap dilekçesinin kısmen ıslahı dilekçesinde özetle; Davacı ile Müvekkil Şirket arasında “Tek Satıcılık Sözleşme İlişkisi” bulunmaması nedeniyle davanın reddine, Yargılama gideri ve vekâlet ücretinin Davacıya yükletilmesine, HMK madde 329 uyarınca; hakkı olmadığını bildiği halde dava açan Davacının, gümrük müdürlüğünden dosyaya gelen cevaplardan ve işbu ıslah dilekçemizden sonra dahi davasından feragat etmemesi halinde, vekil sıfatı ile müvekkilimizle akdettiğimiz sözleşme uyarınca ödenen vekalet ücreti ile de sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmiş, davada; Bilirkişi incelemesi, uzman görüşü, ilgili kurum ve kuruluşlara yazılacak müzekkereler, ..., ... ve ... Gümrük Müdürlüklerine yazılacak müzekkereler ve cevapları, şirket kayıtları, taraflar arasındaki yazışmalar, ticari defter ve kayıtlar, sunulacak belgeler, yemin ve tanık da dâhil ikamesi mümkün yasal her türlü delaile dayanmışlardır.
Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre bilirkişiler heyetinden alınan 07/01/2022 tarihli raporunda; "...a)Taraflar arasındaki fiili ilişki ile oluşan sözleşmeyle davacıya tek satıcılık ve münhasırlık yetkisinin tanınmış olduğu, münhasır bölge olarak Türkiye'nin gözüktüğü ve davalı tarafın Türkiye'ye yaptığı doğrudan satışlarla davalının tek satıcılık ilişkisine aykırı davrandığı bu bakımdan davacının kar kaybı ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olduğu,
b)Sayın Mahkemenin davacının portföy tazminatı alması gerektiği yönünde karar vermesi durumunda; davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının 4.543.938,91 TL olarak hesaplanabileceği, dava tarihindeki 6,8029 TL/Euro kuruna bu tutarın çevrilmesi durumunda davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının Euro cinsinden 667.941,45 Euro olarak hesaplanabileceği,
c)Davacının kar kaybı olduğu yönünde sayın mahkemenizce karar verilmesi durumunda davacının kar kaybı 114.395,87 Euro (245.063,99 x 946,68) ve (1.538.602 x %46,68) 718.219,41 USD hesaplanabileceği..." tespit edilmiş,
Bilirkişi heyetinin 06/12/2022 tarihli ek raporunda özetle; "...a)Taraflar arasındaki fiili ilişki ile oluşan sözleşmeyle davacıya tek satıcılık münhasırlık yetkisinin tanınmış olduğu, münhasır bölge olarak Türkiye'nin gözüktüğü ve davalı tarafın Türkiye'ye yaptığı doğrudan satışlarla davalının tek satıcılık ilişkisine aykırı davrandığı bu bakımdan davacının kar kaybı ve portföy tazminatına ilişkin taleplerinin yerinde olduğu,
b)Sayın Mahkemenin davacının portföy tazminatı alması gerektiği yönünde karar vermesi durumunda; davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının 4.543.938,91 TL olarak hesaplanabileceği, dava tarihindeki 6,8029 TL/Buro kuruna bu tutarın çevrilmesi durumunda davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının Euro cinsinden 667.941,45 Euro olarak hesaplanabileceği,
c)Davacının kar kaybı olduğu yönünde sayın mahkemenizce karar verilmesi durumunda davacının kar kaybı 114.395,87 Euro (245.063,99 x %46,68) ve (1.538.602 x %46,68) 718.219,41 USD hesaplanabileceği.." tespit ve rapor edilmiş;
Bilirkişi ek raporunda; davalı yanın 08.02.2022 tarihli itiraz dilekçesinin bilirkişi heyetince gözden kaçırıldığı ve ileri sürülen hususların karşılanmadığı anlaşılmakla; davalı yanın itirazlarının değerlendirilmesi amacıyla ve heyete kağıt ve matbaacılık alanın uzman bilirkişi Tarık Sarıoğlu’nun eklenmesi sureti ile ek rapor düzenlenmek üzere dosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdi edildiği;
Bilirkişi heyetinin 30/05/2024 tarihli ek raporunda özetle; "...a) Davacının tek satıcı konumunda olmadığı, davalıyla rekabet halindeki firmalarla da ticari ilişki içinde bulunduğu, bu bakımdan portföy tazminat talebinin yerinde olmadığı,
b) Biran için davalının tek yetkili satıcı konumunda olduğu kabul edilse dahi davalının rakip firmalarla ticari ilişki içine girmesinin haksız rekabet teşkil edeceği, bu bakımdan da portföy tazminatı ve kar kaybının talep edilemeyeceği,
e) Taraflar arasındaki ticari ilişkinin de devam ettiği dolayısıyla gerçek bir fesih durumunun bulunmadığı bu nedenle de portföy tazminatı ve kar kaybının talep edilemeyeceği,
d) Taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği kabul edilse dahi davacı taraf haksız rekabet eyleminde bulunduğundan yine de portföy tazminatı ve kar kaybı tazminatının talep edilemeyeceği..." tespit ve rapor edilmiştir.
Davacı vekilinin 20/02/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile; "... fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı tarafından ileri sürülen haksız ve hukuki mesnetten yoksun tüm beyan, iddia ve itirazların külliyen reddine, belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davada, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları da nazara alınarak, müşteri portföy tazminatı olarak 835.479,61-Euro'nun ve kazanç/kâr kaybı olarak işbu dilekçe ile artırılan miktarlar çerçevesinde 114.395,87 Euro ve 718.219,41 USD tutarındaki miktarların muacceliyet tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m. 4/a’da belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte davalı karşı taraftan tahsiline, İşbu haklı davanın herhalükarda kabulüne, yargılama masrafları ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline..." karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; TTK'nın 122. maddesine dayalı portföy tazminatı ile kar kaybının tazmini talebine ilişkindir.
Davacı yan; taraflar arasında münhasır distribütörlük faaliyetinin bulunduğunu, davacı şirketin davalı şirketin münhasır distribütörü olduğunu, taraflar arasında yaklaşık 34 yıl boyunca devam eden ticari ilişki kapsamında, davacının, davalının ülke çapında geniş bir müşteri portföyünü bizzat oluşturduğunu, ancak davalı tarafça 2018 yılının Nisan ayında davalının Türkiye pazarına doğrudan satışlar yapmaya başladığını, davacı şirketi yok sayılarak, Türkiye'deki satışlarını başka şirketlere de yapmaya başladığını ileri sürerek şimdilik 1.000,00 Euro tutarında kazanç kaybına ilişkin belirsiz alacak davası ile 835.479,61 Euro tutarındaki portföy tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiş, belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davada, talep artırım dilekçesi ile portföy tazminatı olarak 835.479,61-Euro ve kazanç/kâr kaybı olarak 114.395,87 Euro ve 718.219,41 USD tutarındaki miktarların muacceliyet tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m. 4/a’da belirli faiz oranında temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
Davalı yan ise; taraflar arasında hiçbir zaman tek satıcılık ilişkisinin bulunmadığını, taraflar arasındaki dağıtım sözleşmesinin 5 Şubat 2004 tarihinde feshedildiğini, bu tarihten sonraki dönemde tek satıcılık sözleşmesi bulunmadığından davacının bundan sonraki tarihler için herhangi bir talepte bulunamayacağını, taraflar arasındaki ticaretin uygulanmasında sadece standart alıcı-satıcı arasındaki ilişkinin bulunduğunu, davalının kendi ürünlerini Türkiye'de satmasını kısıtlayacak bir sözleşme hükmü olmadığını, davalının ... firmasına satış yaptıktan sonra ve iş bu davanın açılması tarihinden sonra bile davacı ile davalı arasındaki alım-satım ilişkisinin devam ettiğini, ticaret devam ettiğine ve tek satıcılık sözleşmesi de olmadığına göre davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Taraflar arasında ticari ilişkinin uzun yıllardır devam ettiği, ancak aralarında yazılı sözleşme bulunmadığı tarafların kabulündedir. Çekişme; taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olup olmadığı, tek satıcılık ise, tarafların halen ticari ilişkiyi sürdürmeleri nedeniyle sözleşme sona ermediğinin kabulü halinde davacı yanın denkleştirme tazminatı isteyip isteyemeyeceği, davalının sözleşmeyi ihlal edip etmediği, davacı yanın başka firmalardan aynı nitelikte ürün alarak rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlal edip etmediği ve nihayet davacının denkleştirme tazminatına hak kazanması halinde denkleştirme ve kazanç kaybı tutarlarının belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.
Denkleştirme tazminatının düzenlendiği Türk Ticaret Kanunun 122.maddesi;
"(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b)Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve
c)Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
(2)Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.
(3)Müvekkilin feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.
(4)Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
(5)Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır."
Hükmünü içermekte olup, TTK.m.112, acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde müvekkilinin, ücret ödenmeksizin acente tarafından sağlanan iş ilişkilerini kullanarak kazanç elde etme olasılığına kavuşmasından, acenteye de, hakkaniyet çerçevesinde pay vermeye yöneliktir" (Sabih Arkan, Ticari işletme Hukuku, 26. Bası, Ankara 2020, s. 240 vd.).
Denkleştirme veya portföy tazminatının amacı, "acentenin veya tek satıcının sözleşme ilişkisinin sona ermesi nedeniyle müvekkiline veya yapımcı/sağlayıcıya kazandırdığı müşteri çevresini kaybetmesi nedeniyle doğan zararın, müvekkil veya yapımcı/sağlayıcının oluşturulmuş olan müşteri portföyünden yararlanmaya devam ederek elde edeceği kazanç ile denkleştirilmesi olarak açıklanmaktadır (Ercüment Erdem, Türk ve isviçre Hukuklarında Denkleştirme Talebi, isviçre Borçlar Kanunu'nun 80. Yılında İsviçre Borçlar Hukuku'nun Türk Ticaret Hukuku'na Etkileri, İstanbul 2009, s. 202).
TTK.m.122/1 uyarınca, denkleştirme talebinin şartları şu şekilde özetlenebilir:
(1) sözleşmenin acente (ya da dağıtım ağı mensubunun) denkleştirme talebine hak kazanmasını sağlayacak şekilde sona ermesi,
(2) acentenin (ya da dağıtım ağı mensubunun) sağlayıcıya yeni ve sürekli müşteriler kazandırmış olması,
(3) sağlayıcının bu yeni müşteriler nedeniyle önemli menfaatler elde etmesi,
(4) acente ya da dağıtım ağı mensubunun sağlayıcıya devrettiği bu müşteriler nedeniyle gelir kaybına uğraması
(5) denkleştirme talebinin somut olayın koşulları dikkate alındığında hakkaniyete uygun olmasıdır.
TTK.m.122 hükmünün somut olaya uygulanabilmesi için dava konusu sözleşmenin tek satıcılık ya da tekel hakkı veren benzeri başka bir dağıtım sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi gerekmektedir. Tek satıcılık ilişkisinde sağlayıcı, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede tekele sahip olarak satmak üzere tek satıcıya bedeli karşılığında göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı üstlenir (Poroy/Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2019, s. 302, Erdem, Tek Satıcılık Sözleşmesinde Denkleştirme Talebi, Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal Tekinalp'e Armağan, C. I, İstanbul 2003, s. 93).
Bu itibarla, taraflar arasındaki Sözleşme'nin tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle davacı tarafın tekel hakkını haiz olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir.
Taraf delillerinin toplanmasını müteakip dosya bilirkişiye tevdi edilmiş olup, 07/01/2022 tarihli bilirkişi heyeti kök raporu kapsamına göre; Davacının cevaba cevap dilekçesi ekinde dosyaya sunduğu, davalıya ait web sayfası görüntüsünde Türkiye için distribütörü olarak sadece davacıyı gösterdiği ve taraflar arasındaki yazışmalardan davacının davalının Türkiye distribütörü anlaşılmaktadır. Her ne kadar taraflar arasındaki yazılı bir sözleşme bulunmasa bile fiilen bu yönde davalının davacıyı Türkiye distribütörü olarak göstermiş olduğu ve bu şekilde faaliyet gösterdiği anlaşıldığından davacının tekel hakkına sahip olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bakımdan davacının portföy tazminatına hak kazandığı ve uğramış olduğu kar kaybının da tazmin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Her ne kadar müşteri kitlesinin davacı tarafından davalıya geçmiş olup olmadığı konusunda bir tespit yapılmamış olsa dahi davacının davalının uzun süreden beri distribütörü olduğu ve davacının tek yetkili satıcı olduğu anlaşıldığından bu konuda ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü dava konusu markanın Türkiye'de tanıtılmasında ve uzun süreden davacının öncülük ettiği ve bu tanıtımdan da davalının yarar sağladığı kaçınılmaz olduğundan anılan şartında gerçekleştiği, davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının 4.543.938,91 TL olarak hesaplanabileceği, dava tarihindeki 6,8029 TL/Euro kuruna bu tutarın çevrilmesi durumunda davacının talep edebileceği portföy tazminatı üst sınırının Euro cinsinden 667.941,45 Buro olarak hesaplanabileceği, davacının kar kaybının ise 114.395,87 Euro (245.063,99 x %46,68) ve (1.538.602 x %46,68) 718.219,41 USD hesaplanabileceği mütalaa edilmiştir.
Davalı yan, davanın 2019 yılında açıldığını, ancak 2019-20-21-22 yıllarında da davacı yanın davalıdan mal almaya devam ettiğini, sözleşmesel ilişki sona ermeden portföy tazminatına hak kazanılamayacağını, ayrıca gümrüklerden gelen cevabi yazılara göre davacının davalı ile aynı işkolunda faaliyet gösteren şirketlerden ithalat yaparak rekabet etmeme yükümlüğünü ihlal ettiğini, rekabet etmemenin tek satıcılığın koşullarından biri olduğunu ileri sürerek bilirkişi kök ve ek raporlarına itiraz etmiş olup, itiraz üzerine bilirkişi heyetine kağıt ithalatı alanında uzman bir bilirkişinin eklenmesi ile davalı itirazlarının gerekçeli olarak değerlendirilmesi istenmiş, sunulan 30.05.2024 tarihli 2. Ek raporu kapsamına göre özetle davacının davalı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren firmalardan aynı işi görebilecek, benzer-emsal - ürünler satın aldığı, yine, taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam ettiği, bu durumda gerçek bir fesihten söz edilemeyeceği, bu nedenle de portföy tazminatı ve kar kaybının talep edilemeyeceğinin mütalaa edildiği görülmüştür.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyetinin 30.05.2024 tarihli ek raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda;
Taraflar arasında ticari ilişkinin uzun yıllardır devam ettiği, ancak aralarında yazılı sözleşme bulunmadığı, davalının cevaba cevap dilekçesinin 7. sayfasında sunduğu 2012 tarihli e-mail içeriğine göre davalı firma yetkilisinin davacı yanın performasından şikayetçi olduğu, yine davalı tarafın beyanlarına göre davalı, davacıyı yazışmalarda, “yerel iş ortağı” “Türkiye 'deki irtibatımız”, “İstanbul'daki iş ortağımız”, “yerel distribütörümüz”, “İstanbul'daki irtibatımız” ve “Türkiye 'deki dağıtıcı ortağımız” şeklinde tanımladığı, dava dilekçesi ekinde yer alan e-mail içeriklerine göre de, davalı yanın 2005-2018 yılları arasında Türkiye'den kendisine doğrudan başvuran onlarca kişiyi davacıya yönlendirdiği, bilirkişi kök raporuna göre de, davalının wep sayfasında davacının Türkiye distribütörü olarak gösterildiği, davalı yanın mallarının tanıtımı için yapılan kataloglar, fuarlar vb. de dikkate alındığında taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi bulunduğu söylenebilirse de, dosya kapsamında bulunan gümrük müdürlüklerinin cevabi yazılarına göre davacının davalı ile aynı işkolunda faaliyet gösteren ve davalının rakibi durumundaki şirketlerden ithalat yaparak rekabet etmeme yükümlüğünü ihlal ettiği, davalı yanın da da yıllardır başka başka firmalara doğrudan satışlar yaptığı hususları birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bİr an için tek yeklisi satıcılık sözleşmesinin bulunduğu kabul edilse dahi, davanın açılmasından sonra 2019-2020-2021 ve 2022 yıllarında da davacı yanın davalıdan mal almaya devam ettiği, ticari ilişkinin sona ermediği, sözleşmesel ilişki sona ermeden portföy tazminatına hak kazanılamayacağı, ayrıca davacının davalı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve davalının rakibi durumundaki firmalardan aynı işi görebilecek, benzer -emsal- ürünler satın alarak rekabet etmeme yükümlüğünü ihlal ettiği, bu nedenle de portföy tazminatı ve kar kaybını talep edemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL harcın peşin alınan 97.179,30 -TL ve tamamlama harcı 271.026,00 -TL harçtan mahsubu ile bakiye 367.777,70 -TL harcın davacıya iadesine,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26.maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/(4) maddesine göre 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan avanstan artan kısmın yatırana/ vekiline iadesine,
Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 07/11/2024
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır