T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/763 Esas
KARAR NO :2025/159
DAVA:Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:15/11/2022
KARAR TARİHİ:20/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı taraf arasında elektrik alım - satım ticareti ilişkisi bulunmakta olduğunu, bu ticari ilişkiye binaen 01/01/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere "Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi" imzalandığını, müvekkil şirket mezkur sözleşmeden doğan bütün yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, davalı taraf ile müvekkil şirket arasındaki ticari ilişki devam ederken müvekkil şirket içinde bulunduğu mali şartları düzenlemek adına konkordato başvurusunda bulunduğunu, bu kapsamda .... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde bulunan ... Esas sayılı konkordato dosyasında verilen 24/01/2022 tarihli karar ile müvekkil şirkete 3 ay geçici mühlet ve bu geçici mühletin sonunda 23/06/2022 tarihli karar ile bir yıl kesin mühlet tanındığını, davalı taraf 04/02/2022 tarihinde .... Noterliğinden ... numaralı ihtarnameyi keşide ederek müvekkil şirketin konkordato sürecine girmesi sebebiyle 01/03/2022 tarihinden itibaren müvekkil şirket ile sözleşme ilişkisinin kalmayacağını ihtar etmiş ve akabinde 01/03/2022 tarihinde sözleşmeye aykırı olarak sistem giriş şifrelerini iptal ederek müvekkil şirketin elektrik enerjisine ulaşımını engellediğini, bu kapsamda taraflarınca keşide edilen 07/02/2022 tarihli ihtarname ile davalı taraftan sözleşme yükümlülüklerini ifa etmesi talep edilmiş, 02/03/2023 tarihli ihtarları ile de iptal edilen giriş şifrelerinin tekrar aktif hale getirilmesi ve yine sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmesi talep edildiğini, müvekkil şirketin bu çabalarına rağmen davalı taraf hukuka ve sözleşmeye aykırı eylemlerini sonlandırmadığını, davalı tarafın müvekkil şirket ile arasındaki sözleşme ilişkisini konkordato ilan edilmesi gerekçesi ile sona erdirmesinin hukuka aykırı olduğunu, İİK m.288/1 hükmü uyarınca konkordato geçici mühletinin kesin mühletin sonuçlarını doğuracağı göz önüne alındığında konkordatoya başvurulması sebebiyle sözleşmelerin sona erdirilmesinin mümkün olmadığının açık olduğunu, dolayısıyla davalı tarafın müvekkil şirket ile olan sözleşmesini konkordato sebebiyle feshetmesi hukuki dayanaktan yoksun ve haksız fesih niteliğinde olduğunu, müvekkil şirket ile davalı taraf arasında imzalanan sözleşmenin "Sözleşmenin Feshedilmesinin Sonuçları" başlıklı 13.maddesinin ikinci fıkrasında "Fesih Tazminatı, Madde 5 uyarınca düzenlenmiş faturaların karşılıklı ödenmesinden sonra, Sözleşmenin Feshine Neden olan Taraf, Diğer Tarafa en yüksek fatura bedelinin yarısı tutarında fesih tazminatı ödeyecektir." düzenlemesi yer aldığını, bu kapsamda sözleşmeyi haksız şekilde feshetmiş bulunan davalı tarafın en yüksek fatura bedelinin yarısı olan 495.521,395 TL fesih tazminatını, müvekkil şirket'in davalı tarafa olan 92.446,10 TL cari hesap borcunun mahsubu sonucu ortaya çıkan 403.075,295 TL tutarı ile müvekkil şirket'e ödemesi gerektiğini, öte yandan; Türk Borçlar Kanununun 112. maddesi ile borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda borçlunun, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına alındığını, söz konusu hüküm uyarınca alacaklının yoksun kaldığı kâr sebebiyle uğradığı zararın da borçlu tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, yoksun kalınan kâr, alacaklının malvarlığının mevcut durumu ile borçlu sözleşmeyi gereği gibi ifa etmiş olsaydı bulunacağı durum arasındaki farkı ifade etmekte olduğunu, somut olayda davalı tarafın sözleşmeyi haksız şekilde feshederek borcunu ifa etmemesi sebebiyle müvekkil şirket, sözleşmenin devamı halinde elde edeceği kârdan yoksun kaldığını, söz konusu yoksun kalınan kâr, müvekkil şirket ile davalı taraf arasındaki sözleşmenin "Faturalandırma" başlıklı 5. Maddesinde kararlaştırılan hesaplama yöntemi [ (Üretim Miktarı*Piyasa Takas Fiyatı*0.02)-(Üretim Miktarı*0.6*Dolar Kuru) ] kullanılarak tespit edileceğini, müvekkil şirketin yoksun kaldığı kâr toplamda 957.673,33 TL olduğunu ve müvekkil şirketin uğradığı bu zararın da davalı tarafça tazmini gerektiğini, fazlaya ilişkin talepte bulunma ve dava açma haklarını saklı tutmak kaydı ile 957.673,33 TL tutarındaki yoksun kalınan kârın ve 495.521,395 TL tutarındaki fesih tazminatından 92.446,10 TL cari hesap borcunun mahsubu ile 403.075,295 TL'nin alacaklarına tahakkuk tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettikleri anlaşıldı.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; usuli olarak öncelikle davanın yetkisiz Mahkemede açıldığını, İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davada eksik harç alındığını, davaya konu talep zamanaşımına uğradığını, bu nedenle öncelikle davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, esasa ilişkin olarak ise ; dava dilekçesindeki iddialar gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten 24 gün sonra ödeme aczinde olduğunu belirterek konkordato başvurusu yaparak kötü niyetini ortaya koyduklarını, öncelikle davacı ile davalı müvekkil şirket arasında imzalanan Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi 01.01.2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere imzalandığını, henüz sözleşmenin başlangıcından 24 gün geçmişken geçici mühlet kararı alındığını, konkordato başvurusu ile birlikte şirketin borca batıklıktan kurtulabileceği hususunda mahkemeye inandırıcı deliller sunmak ve konkordato projesi hazırlanması gerektiğini, muhtemeldir ki konkordato başvurusu için bu hazırlık süreci de birkaç ayı alacağını, bu demek oluyor ki davacı bir taraftan davalı müvekkil şirketle sözleşme imzalarken diğer taraftan da konkordato projesi hazırlamakla meşgul olup borç ödemede acze düştüğü ve konkordato başvurusu yapacağı gerçeğini müvekkil şirketten gizlediğini, bu durum da davacının kötüniyetini açıkça ortaya çıkardığını, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz düzenlemesi gereği davacının sergilediği işbu kötüniyetin de mahkemece korunmayacağını, davacı taraf, borç ödemeden acze düştüğünü, cari hesap borcunu ödeyemeyeceğini müvekkil şirkete yazılı olarak bildirdiğini, sözleşme, ihtarnamede de açıkça belirtildiği üzere sözleşmenin 11. maddesinin (b) bendine istinaden kendiliğinden sona ermiş olup sözleşmenin sona ermesine sebebiyet veren bizzat davacı şirket olduğunu, davacı taraf, yazılı bildirimi ile ... Ticaret A.ş.'nin mali durumunda kriz yaşandığını, bu sebeple konkordato başvurusu yaptıklarını, bir önceki dönemde taraflar arasında bulunan elektrik alım-satım sözleşmesinden kaynaklanan davacı borcunun kısa sürede ödenmesinin mümkün olmadığını açıkça ikrar ettiğini, taraflar arasındaki 30.12.2020 tarihli ve 31.12.2021 tarihinde sona eren Elektrik Alım Satım Anlaşmasına göre davacının, davalı müvekkil şirkete Aralık 2021 dönemine ait faturalı 1.391.067,24 TL borcu bulunmaktayken ve henüz bu borcunu dahi ödeyemeden davacı mali durumunda kriz yaşandığını müvekkil şirkete bildirdiğini, taraflar arasında 2022 yılında Elektrik Alım Satım Anlaşması bulunmamakta olup sadece Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi mevcut olduğunu, davacı taraf, önceki döneme ait farklı bir sözleşmeden kaynaklanan borcunu dahi ödememişken mevcut durumda davalı müvekkil şirketin sözleşmeyi sürdürmesi, alacağını tahsil edemeyeceği aşikar olan bir duruma katlanmaya zorlanması beklenemeyeceğini, buna rağmen davalı müvekkil şirket sözleşmeyi feshetmediğini, davalı müvekkil şirket, taraflar arasındaki sözleşmeyi haksız olarak feshetmediğini, sözleşme davacının müvekkil şirkete mali durumunda kriz yaşandığını, vadesi gelen borçlarını ödeyemez durumda olduğunu açıkladığı tarihte sözleşmenin 11. maddesinin (b) bendine göre kendiliğinden sonra erdiğini, borç ödemeden acze düşen, vadesi gelen borçlarını ödeyemez durumda olan davacı şirket sözleşmenin sona ermesine kendisi sebebiyet verdiğini, zira sözleşmenin süresinden önce sona ermesi başlığı altında düzenlenen sözleşmenin 11. maddesi fesih hükümlerini değil sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği halleri düzenlendiğini, her ne kadar davacı tarafça, sözleşmenin davacının konkordato sürecine girmesi sebebiyle feshedildiğini iddia ediyorsa da ekte yer alan taraflarınca davacıya gönderilen .... Noterliği'nin 04.02.2022 tarih ... Yevmiye nolu ihtarında de açıkça belirtildiği üzere sözleşme 11. Maddenin (b) bendine göre kendiliğinden sonra erdiğini, ilgili bende göre (b); "Taraflardan birinin, konkordato ilan etmiş olması veya hakkında iflas veya tasfiye kararı verilmiş olması ve/veya vadesi gelen borçlarını ödeyemez durumda olması veya .... hallerinden herhangi birinin gerçekleştiği tarihte sona erer." hükmü düzenlendiği, açıklanan nedenlerle de davacının vadesi gelen borçlarını ödeyemez durumda olduğu ikrarını içerir, mali durumunda kriz yaşandığına dair bildirimi tarihinde sözleşme kendiliğinden sona erdiğini, davacıdan kaynaklanan nedenlerle kendiliğinden sona ermiş olan, yani artık var olmayan bir sözleşmeye davalı müvekkil şirketin aykırı davrandığı, davacının talebine rağmen sisteme giriş şifrelerini iptal ederek yükümlülüklerini yerine getirmediği iddialarının kabulü mümkün olmayıp bu iddialar gerçek durumu çarpıtmaktan öteye gitmediğini, davalı müvekkil şirket, sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmiş olup sözleşmeye aykırı bir eylemde de bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı taraf, fesih tazminatı talebini usulüne uygun olarak talep etmediğini, her ne kadar sözleşmenin süresinden önce kendiliğinden sonra ermesine davacı sebebiyet vermişse de davacının huzurdaki davada taraflar arasında mevcut en yüksek fatura bedelini talep etmesinin hangi usulde yapılacağı da sözleşmenin 13. Maddesinde düzenlendiğini, buna göre "İşbu madde hükümleri uyarınca Fesih Tazminatı, fesih tarihini müteakip on (10) iş günü içinde Sözleşme'nin Feshine Neden olan Taraf'a faturalandırılacak ve ödemesi fatura tarihinden itibaren en geç on (10) işgünü içerisinde yapılacaktır." Buna göre davacının fesih tazminatı talep etmek hakkı olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı taraf sözleşmenin feshine davalı müvekkilin sebep olduğunu iddia etse de belirtilen usulde Fesih Tazminatı için fatura düzenlemediği ve o sözleşmede belirlenen usule göre talebini yapmadığı için davacının 495.521,395 TL tutarındaki Fesih Tazminatı talebinin reddi gerektiğini, bu yönüyle işbu fesih tazminatına ilişkin fatura da düzenlenmediğinden talep edilmesinin mümkün olmadığını, bunun yanında tahakkuk etmiş bir fesih tazminatı bulunmadığından faiz işletilmesi de mümkün olmayıp bu yöneyle de dava dilekçesindeki tahakkuk tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinin de taraflarınca kabulü mümkün olmadığını, alacağın varlığını kabul anlamına gelmemekle birlikte işletilmesi talep edilen faiz oranına da itiraz ettiklerini, davacının mali durumunda kriz yaşanması sebebiyle, yani davacıdan kaynaklanan sebeple sözleşme kendiliğinde sona erdiğinden davacının yoksun kaldığı kâr söz konusu olmayıp işbu talebin de reddi gerektiğini, bunun yanında yine davacı taraf tahakkuk tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesini talep etmekte olup tahakkuk etmiş bir meblağ olmadığından faiz işletilmesi de mümkün olmadığını, alacağın varlığını kabul anlamına gelmemekle birlikte işletilmesi talep edilen faiz oranına da itiraz ettiklerini, netice itibariyle; davalı müvekkil şirketin sözleşmenin feshine sebebiyet vermediği aşikar olup, haksız fesih durumu söz konusu olmadığını, bu nedenle de davacının davalı şirketten fesih tazminatı ve kâr kaybı talep etmesi de mümkün olmadığını, tüm bunların yanında davacı açıkça vadesi gelmiş borçlarını ödeyemez durumda iken ve mali olarak kriz yaşarken müvekkil ile sözleşme imzalaması ve borç ödemeden aciz durumda olduğu hususunda davalı şirkete bilgi vermemesi, sonrasında konkordato başvurusu yapması, ardından işbu davayı huzura getirmesi açıkça kötüniyet göstergesi olup bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağının aşikar olduğunu, işbu dava yalnızca haksız kazanç elde etmeye yönelik kötü niyetli bir davadan ibaret olup davanın tüm alacak kalemleri açısından reddini talep ettikleri anlaşıldı.
DELİLLER
Davacı vekili delil ve belgelerini ibraz etmiş, davada; Müvekkili Şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşme, konkordato kesin mühlet kararı, davalı tarafın keşide ettiği ihtarnameler, müvekkil şirketin keşide ettiği ihtarnameler, 15.03.2022 tarihli fatura, bilirkişi incelemesi, uzman görüşü, her türlü yasal delile dayanmışlardır.
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden celp edilerek incelenmesinde; Davacılar ... (birleşen Ve ... ...A.ş), ... ... (birleşen ... A.ş), ... Anonim Şirketi, ...Anonim Şirketi, ... Ve Elektrik Üretimi Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, ... Ticaret Anonim Şirketi, ... Enerji Elektrik Üretim Anonim Şirketi tarafından hasımsız olarak açılan Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) davası olduğu, davanın reddine karar verildiği ve verilen kararın 18/05/2023 tarihinde kesinleştiği anlaşıldı.
Mahkememizin 22/11/2023 tarihli ara kararı ile davalı tarafın ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere talimat yazılmasına karar verildiği ve dosya aslının İzmir Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderildiği;
Talimat mahkemesince aldırılan 11/02/2024 tarihli bilirkişi raporunda; "...13/12/2023 tarihinde UYAP sistemi üzerinden tarafıma tevdi edilen T.C. İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Hakimliği 15/11/2022 tarih ve ...Esas, ... Talimat Sayılı dava dosyası ve diğer belgeler ve defterlerin incelenmesi sonucunda raporumuz içinde detaylı arz ve izah edilen nedenlerle; her türlü değerlendirme ve takdir hakkı Sayın Mahkemenize ait olmak üzere;
Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sunulan deliller, icra dosyasındaki itirazlar ile icra dosyasındaki alacak kalemlerinin değerlendirilmesi için HMK m. 222, GKME, Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ ve TTK amir hükümlerine göre, uyuşmazlığa konu yıllara ait defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi sıfatıyla, tarafıma tevdi edilen dosya ile ibraz edilen belgeler ile “takdiri delil” niteliğine sahip davacı taraf ticari defter ve kayıtları ve dayanağı belgeler üzerinde yapılan incelemede;
Davalı ticari kayıtları incelenmek suretiyle davalı kayıtlarına göre davalının davacı yana borçlu olup olmadığının tespitine, ayrıca ticari kayıtların usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığının belirlenmesine yönelik yapılan incelemde,
...A.Ş.’nin adresinde yapılan inceleme ile FİRMANIN DEFTERLERİNİ USULÜNE UYGUN TUTTUĞU, yapılan kayıtların TTK ve GKMİ’ne uygun yapıldığı,
15/03/2023 tarihi itibari ile ...A.Ş.’nin, ... Ticaret A.Ş.den 92.446,12TL (doksan iki bin dört yüz kırk altı bin lira on iki kuruş) ALACAĞI OLDUĞU VE BU ALACAĞIN 2022 YILI SONU İTİBARİ İLE HENÜZ TAHSİL EDİLMEDİĞİ..." tespit ve rapor edilmiştir.
Mahkememizin 24/04/2024 tarihli ara kararı ile; Tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamında toplanan tüm deliller ile tarafların ilişki dönemini kapsayan 2022 yılı ticari defter ve dayanağı belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacı yanın dava tarihi itibariyle davalıdan alacağı varsa miktarı ile taraf defterlerinin usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediğinin belirlenmesi için dosyanın bilirkişi heyetine tevdine karar verildiği;
Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre bilirkişiler heyetinden alınan 08/08/2024 tarihli raporlarında: ''...Tüm delillerin takdir ve değerlendirmesi sayın mahkemeye ait olmak üzere;
1. Dosyaya mübrez belgelerden taraflar arasındaki ihtilafın 01.01.2022 tarihinde yapılan yazılı sözleşmeye dayandığının müşahede edildiği, ancak bahse konu sözleşme ilişkisinin davacının konkordato talebinde bulunmuş ve acze düşmüş olduğu sebebi ile davalı tarafından feshedildiğinin tespit edildiği,
2. Konkordato ilan etmiş bir gerçek veya tüzel kişinin taahhüt ettiği işleri bitiremeyeceği veya sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri yerine getiremeyeceği gerekçe gösterilerek sözleşme ilişkinin bu sebeple feshinin mümkün olmadığı, nitekim Kanun Koyucunun bu amaçla İİK m. 296 hükmünde sözleşmenin borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemeyeceğini açıkça hüküm altına aldığı,
3. Anılan Kanuni düzenleme nazara alındığında davalı şirketin, davacının konkordato talebinde bulunması veya bu talebini davalıya bildirmemesinin fesih sebebi olarak ileri sürmesinin mümkün olmadığının düşünüldüğü, hâl böyle olunca davalının bu yöndeki fesih sebebinin de haklı nedene dayanmadığının düşünüldüğü, ancak Sayın Mahkemece davalının sözleşmeyi haklı sebebe dayalı olarak feshettiği kanaatinde olunması durumunda davacının davalıdan gerek cezai şart gerekse de kar mahrumiyeti talep etmesinin mümkün olmadığının ifade edilebileceği,
4. Pozitif Dengesizlik Bedeli, Sabit Dengesizlik Yönetim Bedeli, GİP Borç Yansıtma Bedeli, KÜPST” açıklamasıyla davalı şirketçe düzenlenen 15.03.2022 tarih ve ... numaralı faturanın KDV dahil 991.042,78 TL olduğunun müşahede edildiği, fesih tazminatının fatura bedelinin yarısı kadar olduğu hususu nazara alındığında bu bedelin 495.521,39 TL olduğu, ancak davacı tarafça dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan cari hesap ekstresine göre de 01.04.2022 tarihi itibarıyla davacı taraf davalı şirkete 92.446,10 TL tutarında borçlu göründüğü, kaldı ki, davacı taraf dava dilekçesi ile, hak kazandığını iddia ettiği 495.521,39 TL fesih tazminatından, 92.446,10 TL cari hesap borçlarının düşülmesiyle kalan 403.075,29 TL’yi talep ettiği, bu durumda, başkaca bir incelemeye gerek kalmaksızın, dava tarihi itibarıyla tarafların cari hesap bakiyesi yönüyle mutabık olduklarının kabul edilmesi gerektiği , bu yönü ile fesih tazminatı (cezai şart) kapsamında talep edilebilecek bedelin 403.075,29-TL olduğu,
5. Bu noktadan itibaren açıklamalarımıza Sayın Mahkemece sözleşmenin haklı sebebe dayanmaksızın feshedilmiş olduğu ve dolayısıyla davacının zarar talebinde bulunabileceği kanaatinde olunması ihtimaline binaen talepte bulunulan cezai şart ve kar kaybının hesaplanması suretiyle devam edildiğinde,
6. Taraflar arasındaki sözleşmeni 13. Madde hükmünde sözleşmenin haklı sebebe dayanmaksızın feshinden kaynaklı fesih tazminatı talep edilebileceği hüküm altına alınmış olup; bu düzenlemenin cezai şart niteliğinde olduğu, ancak bahse konu sözleşmede cezai şart talebine ek olarak kar mahrumiyeti talebinde bulunabileceğinin kararlaştırılmadığı, sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise cezai şart ve kar mahrumiyetinin aynı anda talep edilebilmesinin mümkün olmadığı,
7. Hâl böyle olunca sözleşme hükmüne göre davacının her iki talebi de aynı anda ileri sürebilmesinin mümkün olmadığının ifade edilebileceği, buna karşın Muhterem Mahkemece anılan cezai şartın yalnızca davacının uğrayacağı kar kaybına yönelik sözleşmeye derç edilmiş kayıtlardan ibaret olmadığı ve dolayısıyla taraflar arasındaki hukuk ilişki yönünden hem kâr kaybının hem de cezai şartın talep edilebilmesine olanak bulunduğu kanaatinde olunması durumunda davacının cezai şart talebine ek olarak kâr mahrumiyeti talebinde de bulunabileceğinin ifade edilebileceği,
8. Sayın Mahkemece davacının cezai şarta ek olarak kar mahrumiyeti talebinde de bulunabileceği kanaatinde olunması ihtimaline binaen bu zararın hesaplanması yoluyla devam edildiğinde “Tahmini” olarak verilen veri setinin yeni gerçekleşen verilere göre hesaplanması ve buna göre “Mahrum Kalınan Kar” hesabının yapılması gerektiğinin düşünüldüğü, bu kapsamda, Kesinleşen verilere göre, “Mahrum Kalınan Kar” miktarı 625.239,28 TL olduğu, “Tahmini” olarak verilen 332.434,05 TL’lik bedel ise, güncel ve gerçekleşen verilere göre işlem yapılması gerektiği değerlendirildiği..." bildirilmiştir.
Mahkememizin 07/11/2024 tarihli celsesinde verilen ara karar ile; Taraf vekillerinin bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının gerekçeli olarak değerlendirilmesi amacıyla dosyanın bilirkişi heyetine tevdine karar verildiği;
Bilirkişi heyetinin 17/12/20224 tarihli ek raporlarında: "...Tüm delillerin takdir ve değerlendirmesi sayın mahkemeye ait olmak üzere;
i. Kök raporda da ifade edildiği üzere sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece cezai şart ve kar mahrumiyetinin aynı anda talep edilebilmesinin mümkün olmadığı, zira bu hususun heyetimizin değil Yargıtay’ın içtihadı olup; takdir Sayın Mahkemeye ait olduğu, Sayın Mahkemece cezai şarta ilave olarak kar mahrumiyetinin de talep edilebileceği kanaatinde olunması ihtimalinde heyetimizce ikili ayrıma gidilerek sonuca ulaşılmış olup nihai takdirin Sayın Mahkemeye bırakıldığı,
ii. Davalının itirazı yönünden de yine kök raporda Kanun Koyucu’nun bu amaçla İİK m. 296 hükmünde sözleşmenin borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemeyeceğini açıkça hüküm altına aldığı ifade edilmiş olup; bir üst paragrafta ifade ettiğimiz üzere bu husus heyetimizin değil Kanun hükmü olup; takdirim Sayın Mahkemeye ait olduğu, kaldı ki aynı raporda yine ikili ayırıma gidilerek Sayın Mahkemece davalının sözleşmeyi haklı sebebe dayalı olarak feshettiği kanaatinde olunması durumunda davacının davalıdan gerek cezai şart gerekse de kar mahrumiyeti talep etmesinin mümkün olmadığı da ifade edildiği,
iii. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde kök rapordaki görüşümüzün aynen muhafaza edildiği,
iv. Sayın Mahkemece kar mahrumiyeti talebinin kabulü ihtimaline binaen, davacı tarafın, gerçekleşen verilere göre yoksun kalınan karın 932, 763, 93 TL olduğu değerlendirildiği,
v. Cezai şartın tahsilinin davalının ekonomik mahvına sebebiyet verip vermeyeceği noktasında ise dava konusu 495.075,29 TL tutarındaki cezai şartın bu ölçekteki bir şirketin mali bünyesi üzerinde kayda değer bir olumsuz etki oluşturmayacağının düşünüldüğü, buna karşın Sayın Mahkemece hesaplanan bedelin aşırı olduğunun kabulü halinde bu bedelin tamamen kaldırılabileceği veya kısmen indirime tâbi tutabileceğinin ifade edilmesi gerektiği, Mahkemece cezai koşulun indirilmesi yolunun tercih edilmesi durumunda ise indirimin miktarı konusunda kanaatin tamamen ve münhasıran Muhterem Mahkemeye ait olduğu..." tespit ve rapor edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin feshi nedeniyle yoksun kalınan kâr ve cezai şart niteliğindeki fesih tazminatının tahsiline ilişkindir.
Davacı yan; davacı şirket ile davalı arasında elektrik alım-satımına dayalı ticari ilişki ve "Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi" bulunduğunu, davacının mali durumu nedeniyle konkordato başvurusu yaparak mahkemeden geçici ve kesin mühlet aldığını, davalının, konkordato sürecini gerekçe göstererek sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmesi nedeniyle sözleşme hükümleri gereği en yüksek fatura bedelinin yarısı tutarında (495.521,395 TL) fesih tazminatı ve sözleşmenin devamı halinde elde edeceği ancak yoksun kaldığı kâr (957.673,33 TL) toplamından tazminatından 92.446,10 TL cari hesap borcunun mahsubu ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, davalı yan ise; davacının taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten 24 gün sonra ödeme aczinde olduğunu belirterek konkordato başvurusu yapmasının kötü niyetini ortaya koyduğunu, konkordato başvurusu ile birlikte şirketin borca batıklıktan kurtulabileceği hususunda mahkemeye inandırıcı deliller sunmak ve konkordato projesi hazırlanması gerektiğini, konkordato başvurusu için bu hazırlık süreci de dikkate alındığında davacının bir taraftan davalı şirketle sözleşme imzalarken diğer taraftan da konkordato projesi hazırlamakla meşgul olup borç ödemede acz içinde olduğunu davalı şirketten gizlediğini, davanın zamanaşımına uğradığı savunmuştur.
Taraflar arasında başlangıç tarihi 01/01/2022, bitiş tarihi 131/12/2022 olan, "Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi" adını taşıyan bir sözleşme akdedildiği, dava yanın sözleşmeyi süre tamamlanmadan tek taraflı olarak feshettiği hususları çekişmesizdir.
Somut olayda çekişme konuları; davacı yanın konkordato başvurusu ve mühlet kararları nedeniyle davalının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı, buna göre davacının yoksun kalınan kâr ve cezai şart niteliğindeki fesih tazminatı taleplerinin yerinde olup olmadığı, alacak talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.
İİK'nın 296. maddesinde kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçları düzenlenmiştir. Söz konusu madde;
"Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin devamı esastır. Bu sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz. Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez. Bu fıkra kapsamında geçici ve kesin mühlet süresince devam eden sözleşmeler nedeniyle borçlanılan edimler karşılıklı olarak ifa edilir."
Hükmünü içermekte olup, anılan kanuni düzenleme nazara alındığında davalı şirketin, davacının korkordato talebinde bulunması veya bu talebini davalıya bildirmemesinin fesih sebebi olarak ileri sürmesinin mümkün olmadığı, davalının bu yöndeki fesih sebebinin de haklı nedene dayanmadığı sonucuna varılmıştır.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2013/14851 Esas ve 2014/1302 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir.
Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da sözkonusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılık ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından onun fer'i nitelikte olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer'ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer'iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer'i değil, aslı ( bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlaması hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz. Tunçamağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku 1. Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh. 853 vd. Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5. Bası Cilt 2, Sh. 1169-1171; Kılıçoğlu M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Bası Sh. 575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362)
818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı "cezai şart" iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK md. 179/I) ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur.
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 11-b. Maddesine göre, sözleşmenin sona ermesi halinde sözleşmenin sona ermesine sebebiyet veren tarafın diğer tarafa 13.madde kapsamında fesih tazminatı ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
Sözleşmenin 13. Maddesinin;
"Taraflar'dan herhangi biri, Madde-11(a), (b), (c), bendleri veya Madde-12 uyarınca Sözleşme'nin feshine neden olması hallerinde aşağıda yer alan esaslar çerçevesinde hesaplanacak Fesih Tazminatı ödeyecektir.
Fesih Tazminatı, Madde 5 uyarınca düzenlenmiş faturaların karşılıklı ödenmesinden sonra, Sözleşme'nin Feshine Neden olan Taraf, Diğer Taraf'a en yüksek fatura bedelinin yarısı tutarında fesih tazminatı ödeyecektir.
İşbu madde hükümleri uyarınca Fesih Tazminatı, fesih tarihini müteakip on (10) işgünü içinde Sözleşme'nin Feshine Neden olan Tarafa faturalandırılacak ve ödemesi fatura tarihinden itibaren en geç on (10) işgünü içerisinde yapılacaktır. Dengeden Sorumlu Grup Sorumlusu'nun bu tazminatın tahsili için teminat mektuplarına başvurma hakkı mahfuzdur."
Hükümlerini içerdiği, yukarıda açıklanan hukuksal duruma göre fesih tazminatının cezai şart niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Mahkememizce alanında uzman bilirkişi heyetinden alınan 08/08/2024 tarihli bilirkişi kök raporunda; Pozitif Dengesizlik Bedeli, Sabit Dengesizlik Yönetim Bedeli, GİP Borç Yansıtma Bedeli, KÜPST” açıklamasıyla davalı şirketçe düzenlenen 15.03.2022 tarih ve ... numaralı faturanın KDV dahil 991.042,78 TL olduğu, sözleşmeye göre fesih tazminatının fatura bedelinin yarısı kadar olduğu hususu nazara alındığında bu bedelin 495.521,39 TL olduğu, davacı tarafça dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan cari hesap ekstresine göre de 01.04.2022 tarihi itibarıyla davacı taraf davalı şirkete 92.446,10'TL tutarında borçlu göründüğünden ve davacı taraf dava dilekçesi ile, hak kazandığını iddia ettiği 495.521,39 TL fesih tazminatından 92.446,10 TL cari hesap borçlarının düşülmesiyle kalan 403.075,29 TL'yi talep ettiğinden fesih tazminatı (cezai şart) kapsamında talep edilebilecek bedelin 403.075,29-TL olduğu mütalaa edilmiştir.
Bilirkişi heyetince kar mahrumiyetine ilişkin yapılan değerlendirmeye göre; yoksun kalınan karın sözleşmenin 5. maddesinde kararlaştırılan (üretim miktarı x piyasa takas fiyatı x 0,02) - (üretim miktarı x 0,6 x dolar kuru) hesap yöntemine göre tespit edileceği, gerçekleşen verilere göre hesaplanan kar kaybının 932.763, 93 TL olduğu mütalaa edilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; taraflar arasında başlangıç tarihi 01/01/2022, bitiş tarihi 131/12/2022 olan, "Dengeden Sorumlu Grup Sözleşmesi" adını taşıyan bir sözleşme akdedildiği, davalı yanın sözleşmeyi süre tamamlanmadan davacı yanın konkordato başvurusu ve mühlet kararları nedeniyle tek taraflı olarak feshettiği, İİK'nın 296. maddesinde yer alan düzenleme nazara alındığında davalı şirketin, davacının korkordato talebinde bulunması veya bu talebini davalıya bildirmemesinin fesih sebebi olarak ileri sürmesinin mümkün olmadığı, davalının bu yöndeki fesih sebebinin de haklı nedene dayanmadığı, davacı yanın talep ettiği fesih tazminatının hukuki niteliğinin cezai şart olduğu, bilirkişi kök raporuna göre davacı yanın 92.446,10 TL cari hesap borçlarının düşülmesiyle kalan 403.075,29 TL'nin fesih tazminatı (cezai şart) olarak hesaplandığı, davalı şirketin mali yapısına göre cezai şartın davalı üzerinde kayda değer bir olumsuz etki oluşturmayacağı, tenkise gerek olmadığı, yoksun kalınan karın sözleşmenin 5. maddesinde kararlaştırılan (üretim miktarı x piyasa takas fiyatı x 0,02) - (üretim miktarı x 0,6 x dolar kuru) hesap yöntemine göre tespit edileceği, gerçekleşen verilere göre hesaplanan kar kaybının 932.763,93 TL olduğu sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar bilirkişi heyetince sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise cezai şart ve kar mahrumiyetinin aynı anda talep edilebilmesinin mümkün bulunmadığı, sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmadığı mütalaa edilmiş ise de; TBK.m.180'de yer alan; "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir. Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez." hükmü dikkate alındığında İİK m.296 hükmündeki düzenlemeye göre fesihte davalının kusurlu olduğu kabul edildiğinden, alacaklının kar mahrumiyeti tutarı olarak hesaplanan 932.763,93 TL'nin cezai şart tutarını aştığı, bakiye cezai şart alacağı olan 403.075,29 TL tutarındaki alacak ile 932.763,93-TL tutarındaki kar mahrumiyeti arasındaki fark olan 529.688,64-TL'nin cezai şarta tutarını aşan zarar olarak hüküm altına alınması suretiyle karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar davalı yan zamanaşımı savunmasında bulunmuş ise de; borcun muaccel olduğu tarih ile dava tarihi dikkate alındığında itirazının soyut ve yersiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan tüm nedenlerle davanın kısmen kabulüne, 403.075,29 TL cezai şart ve 529.688,64 TL kar mahrumiyeti olmak üzere toplam 932.763,93 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜNE,
403.075,29 TL cezai şart ve 529.688,64 TL kar mahrumiyeti olmak üzere toplam 932.763,93 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Harçlar Yasası uyarınca alınması gerekli 63.717,10-TL harçtan peşin alınan 23.238,19-TL, mahsubu ile bakiye 40.478,91-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26.maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacıdan tahsil edilen 23.238,19 -TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı, 11,50-TL vekalet harcı olmak üzere toplam 23.330,39-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 494,00 -TL davetiye gideri 33.000,00 -TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 33.494,00 -TL yargılama giderinin davanın red ve kabul oranına göre 22.959,41-TL davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 142.586,95 -TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davalı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 68.197,70 -TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
7-Karar kesinleştiğinde davacının / davalının gider avansından artan bakiyesinin talep halinde iadesine,
Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/02/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır