T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/9 Esas
KARAR NO:2024/337
DAVA:Tazminat
DAVA TARİHİ:18/09/2014
KARAR TARİHİ:16/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; vekiledeni ile davalı arasında 01.09.2009 tarihinde Tek Elden Dağıtım Sözleşmesi bağıtlandığını, davalı yanın sözleşme gereği vekiledenine yapması gereken sevkiyatları yapmaması üzerine... Noterliğinden 17.04.2012 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, ancak davalının ... Noterliği vasıtası ile gönderdiği ve vekiledeni tarafından 24.04.2012 tarihinde tebliğ alınan ihtarname ile, rekabet şartlarına uyum sağlamak zorunluluğundan bahisle sözleşmeyi sebep göstermeksizin feshettiğini, vekiledeninin sözleşme gereğince yatırımlar yaptığını, ilgili dönemde iyi bir performans göstererek 30.08.2010 tarihine kadar bir yıllık sürede münhasır bölgesinde gerek yeni müşteri bağlantısı kurarak gerek var olan müşterilerin iş hacmini artırarak davalıdan yaklaşık 3.500.000-TL tutarında mal alımı yaptığını, bu dönemde davalının ilgili bölgeye ait iş hacmini ortalama %40 artırdığını, vekiledeninin başarılı çalışması sonucu sözleşme feshedilmeyerek 01.09.2010 tarihinden itibaren l yıl uzatıldığını, bu ikinci yılda da müşterilerinin iş hacmini artırarak davalıdan yaklaşık 6.000.000-TL lik ürün alarak dağıtımını yaptığını, bu dönemde davalının ilgili bölgeye ait iş hacminin yaklaşık %80 artırıldığını, 30.08.2011 tarihinden mal sevkiyatının kesildiği tarih olan Şubat 2012 tarihine kadar 6 aylık dönemde yaklaşık 3.300.000 TL ürün alımı yaparak davalının ilgili bölgeye ait iş hacmini önemli düzeyde artırdığını, vekiledenin davalı şirketle yapmış olduğu sözleşme gereği münhasıran faaliyet gösterdiği bölgede sözleşme başlangıcından, vekiledeni şirkete mal sevkiyatının kesildiği döneme kadar 2,5 yıllık dönemde davalı şirketin o bölgedeki iş hacmini yaklaşık 7 kat büyüttüğünü, ... Grubunun ana dağıtım ve pazarlama firması olan davalının; satışlarının düşük olduğu bölgeler için tek satıcılık vererek başarıya susamış tek satıcıların büyük çabaları sonucu müşteri portföyünü artırmak, birkaç yıl sonra bu müşteri portföyünden aracı karı ödemeden tek başına yararlanmak için tek satıcılık sözleşmelerini sebep göstermeksizin haksız fesih yoluna gittiğini, davalının sözleşmeyi haksız fesih nedeniyle: Vekiledeninin davalının ürünlerinin pazarlanması için uyarlanmış alınan 9 adet kamyon ve araç için yapılan yatırım nedeniyle uğranılan zararın 200.000 TL olduğunu ve buna ilişkin şimdilik 1.000 TL talep edildiğini, Vekiledenine alması için adeta baskı kurulan ve Distribütörlük Sözleşmesinin olmazsa olmazı olarak gösterilen ve yalnızca davalıya münhasır kullanılabilecek el terminalleri vc bağlantıları yazıcılar için yapılan ve uğranılan zararın 9.080.00-TL olduğunu ve şimdilik bunun için 1.000 TL talep edildiğini, Vekiledeninin söz konusu yatırımların karşılanmasında kısmen banka kredisi kullandığını, kullanılan banka kredileri için verilen finansman giderlerinden kaynaklanan zararlarının olduğunu ve şimdilik 1.000 TL’lik kısmının talep edildiğini, Davalı şirketin yapmış olduğu promosyon ve iskontolu satışlar nedeniyle vekiledeninden distrübütör indirimi adı altında, kazancından 212.426.40 TL'lık haksız kesinti olduğunu ve bu zararın şimdilik 1.000 TL'lik kısmının talep edildiğini, haksız fesih nedeniyle uğranılan denkleşlirme (Portföy) tazminatı olarak fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 50.000-TL tazminat talep edildiğini, Vekiledeninin müşteri portföyü, ticari itibar ve iktisadi menfaatlerde geri dönülemez derecede zarar görüldüğünden, manevi tazminat olarak da şimdilik 50.000-TL olmak üzere, toplam 104.000-TL maddi ve manevi tazminatın fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacının HMK md.107 çerçevesinde belirsiz alacak davası açmasına imkan olmadığını, taraflar arasında yapılan distribütörlük sözleşmesinin 27. maddesine istinaden 15.02.2012 tarihinde sözleşmeyi fesih ettiğinden haksız bir feshin söz konusu olmadığını, davacı yanın 15.02.2012 tarihli fesih ihtarının 24.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği, kendileri tarafından vekiledenine 17.04.2012 tarihinde ihtar gönderilerek sözleşmeye aykırılığın giderilmesinin istendiği şeklindeki beyanların hukukilikten ve gerçeklikten uzak olduğunu, davacının sözleşmenin fesih edildiğini ve tazminat istem hakkı olmadığını bildiğinden 17.04.2012 tarihinde fesih gerçekleşmemiş gibi haksız yakıştırmalar yaparak kendisini haklı çıkarmaya çalıştığını, basiretli tacir olan davacının milyonlarca liralık ciroya ulaştığını iddia etmesine karşılık kendisine aylarca mal verilmemesi ve bu konuda sessiz kalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Sözleşmenin fesih edildiği 15 Şubat sonrasında mal alamamışsa ve başka dağıtıcıların kendi bölgesinde çalıştığını öğrenmiş ise neden 17 Nisan 2012 tarihine kadar beklediğini, eğer bu tarihe kadar mal almış ise neden feshi sonradan öğrendiğini ileri sürdüğünü, davacının bu çelişkisinin dikkate alınması gerektiğini, davacının hiçbir şekilde iddiasını kabul etmemekle birlikle Sözleşmenin 27 maddesi uyarınca 3 ay önceden fesih mümkün kılındığından ve karşı tarafın bu durumda tazminat isteyemeyeccği açıkça belirtildiğinden 24.04.2012 tarihinde feshin öğrenilmesi halinde bile sözleşme uyarınca mal verilmemesine yönelik bir istemin söz konusu olamayacağını, portföy tazminatı, manevi tazminat, kamyonet ve diğer araçlar ile ıskonto nedeniyle tazminat istenmesinin mümkün olmadığını, sözleşme uyarınca belirtilen bu tazminat istemlerinin reddi gerektiğini, davacının iddiasının aksine taraflar arasında acentalık söz konusu olmadığından eski TTK anlamında acentaya ilişkin hükümlerin somut olaya uygulanamayacağını, taraflar arasındaki sözleşmenin 31 maddesinde: Distribütörün davalı şirketin temsilcisi, acentası, vekili vb olmadığını, davalı şirket adına hareket edemeyeceği ve sözleşme yapamayacağı kararlaştırıldığından davacının davalı şirketin acentası olmasının söz konusu olmadığını, sözleşmenin 1. maddesinde sözleşme konusunun; davalı şirketin üretimi ya da temin ettiği her türlü ürünün distribütör davacıya tanınan münhasır bölge sınırları içinde satış ve dağıtımının yapılması şeklinde belirlendiğini, davacının müşteri kazandırması ya da yeni müşteriler bulmasının söz konusu olmadığını, sözleşmenin 3.maddesi Distribütöre tanınan bölge olarak ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... olarak belirlendiğini, davacının Pazar payını artırdığı iddialarının gerçeklikten uzak olduğunu, davacıdan önce de aynı bölgede faaliyet gösterildiğini, söz konusu bölgede davacıdan önce ... Gıda firmasının dağıtım yaptığını, davacı iddiasının aksine, sözleşmenin tasfiyesi anlamında iyiniyet göstergesi olarak el bilgisayarları ve terminalleri hizmet bedeli karşılığında fatura ile teslim alındığını ve bedellerinin ödendiğini, taraflar arasında cari hesap anlamında mutabık kalındığını, davacının 9 araç aldığı ve zarar ettiğine ilişkin iddialarının gerçeklikten uzak olduğunu, araçların sözleşmenin yapıldığı 2009 veya 2010 yılında değil 2011 yılında alındığını ve bu işlemleri vekiledenine bildirmediğini, vekiledeninin davacının aldığı her aracın veya bilgisayarın ücretini ödeyeceği, amorti edeceğine yönelik hiçbir taahhüdünün bulunmadığını, davacının müşterilere iskonto yaptığı ve bu nedenle zarara uğradığı iddiasının da gerçeklikten uzak olduğunu beyanla, öncelikle HMK 107 maddesine göre dava açma hakkı olmadığına, haksız davanın reddine karar verilmesi talep etmişlerdir.
GEREKÇE;
Dava, taraflar arasında bağıtlanan 01/09/2009 tarihli tek elden dağıtım / münhasır distribütörlük sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi nedenine dayalı denkleştirme tazminatı ve yapılan yatırımlar dolayısıyla uğranılan zarara ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda 19/10/2017 tarih ve 2014/...-2017/... E.K. sayılı karar ile;
"DAVANIN KISMEN KABULÜNE
1-)50.000-TL pörtfoy tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
2-)1.000-TL el terminalleri ile eki yazıcıdan doğan yatırım zararının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
3-)Fazlaya ilişkin ve ıslahla artırılan ve ıslahla doğrudan doğruya talep edilen yoksun kalınan kazanç kaybı taleplerinin REDDİNE,
4-)Davacı yanın manevi tazminat taleplerinin tümden REDDİNE"
Karar verilmiş, taraf vekillerince istinaf edilmekle;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 2020/503 - 2021/1424 E.K.sayılı ilamı ile "...Taraflar arasında 01.0.9.2009 tarihli Tek Elden Dağılım Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin amacı, konusu ve distribütörlük sınırlarını düzenleyen maddelerine göre, davalı şirketin ürettiği veya üretimini yaptırdığı mallarının Fatih İlçesi sınırları dahilindeki, ... bölgesine dağıtım ve pazarlaması için davacıya distribütörlük verildiği anlaşılmakta olup, tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Sözleşmenin süresine ilişkin 26.maddesinde, sözleşmenin 01.09.2009 tarihinden itibaren bir yıl süreyle geçerli olduğu, tarafların sözleşme süre bitiminden en az 3 ay önce fesih ihbarında bulunmamaları halinde sözleşmenin aynı şartlarla birer yıl uzatılmış olacağı ancak en fazla 5 yıl yürürlükte kalacağı ve 5. yılın sonunda kendiliğinden sona ereceği kabul edilmiştir. Fesih halleri ise 27. maddesinde düzenlenmiş olup, 4. bentte, taraflardan herhangi birinin 3 ay öncesinden fesih ihbarında bulunmak kaydı ile her hangi bir sebep göstermesine gerek kalmaksızın bu sözleşmenin geçerlilik süresi içerisinde tek taraflı olarak feshetme yetkisine haiz olduğu konusunda tarafların mutabık olduğu ve taraflarca sözleşmenin bu şekilde feshi sebebiyle diğer taraftan her hangi bir talebinde bulunmayacağı hükme bağlanmıştır.
01.09.2009 tarihinde imzalanan sözleşme, 26. madde kapsamında taraflarca en az üç ay öncesinden bildirim yapılarak yenilenmeyeceği konusunda ihbarda bulunulmadığından 2010 ve 2011 yıllarında yenilenmiş ve 01.09.2011 tarihinde yeni sözleşme yılı başlamıştır. Bu tarihten sonra davalı tarafından keşide edilen 15.02.2012 tarihli ihtarname ile sözleşme tek taraflı feshedilmiş ve ihtar davacıya 24.04.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davacı taraf, davalının 15.02.2012 tarihli fesih ihtarının 24.04.2012 tarihinde tebliği edilmesine göre, bu tarihten üç ay sonrası olan 24.07.2012 tarihi itibarıyla sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek maddi, manevi zararı ile portföy tazminatının tahsilini istemiş, davalı ise sözleşmenin 27/4 maddesinde, taraflardan her birine neden gösterilmeksizin sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkının tanındığı ve böyle bir fesihte diğer tarafın tazminat isteminde bulunmayacağının kararlaştırıldığını ve feshin anılan madde kapsamına uygun olup, 15.02.2012 tarihli ihtardan üç ay sonraki tarih olan 15.05.2012 tarihi itibarıyla sözleşmenin feshedildiğini ve feshin haksız olmadığını savunmuştur.
Dosyada mevcut bulunan ve mahkemece benimsenen üçüncü bilirkişi raporunda, sözleşmenin süresine ilişkin 26.maddesi ile her iki tarafa da neden gösterilmeksizin tek taraflı fesih yetkisi tanıyan 27/4 maddesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilerek, sözleşmenin 01.09.2011 tarihinden itibaren 1 yıl uzatıldığı ve süre sonunun 01.02.2012 tarihi olduğu, sözleşmenin uygulanma süresi içinde en geç üç ay içinde sebep bildirmeden taraflarca feshine imkan tanındığı, yapılan feshin hukuki sonuçlarını 01.09.2012 tarihinde göstereceği, bu tarihten itibaren uzamayıp sona ereceğinin taraf menfaatleri açısından daha hukuki olduğu, davacının el terminalleri ve yazıcıları bu sözleşmenin ifasından başka bir yerde kullanamayacağı dolayısıyla amortisman değerleri düşülerek belirlenen değerinin davacı tarafından istenebileceği, portföy tazminatının da talep edilebilir olduğu ancak talebine konu diğer zarar kalemlerini kanıtlayamadığı açıklanmıştır.
Davalının 15.02.2012 tarihli fesih ihtarında; davacı ile çalışma şeklinin yoğunlaşan rekabet şartlarına gereği gibi cevap veremez olduğu, gelişen piyasa ve rekabet şartlarının dikkate alınmadan mevcut çalışma şartlarının devam ettirilmesinin zarara neden olacağı, maliyetlerin azaltılarak rekabet avantajının sürdürülebilmesi için sözleşmenin 27/4 maddesi uyarınca feshedildiği açıklanmış olup, ileri sürülen nedenin haklılığını ispata yarar delil ibraz edilemediği gibi davacının sözleşmeye aykırı bir davranışta bulunduğu, sözleşmeyi ihlal ettiği veya kusurlu olduğu da ileri sürülmemiştir. Sözleşmenin 27. maddesinde taraflara tek taraflı fesih hakkının tanınması, sözleşmenin haksız olarak feshedilebileceği anlamına gelmeyeceği gibi taraflara haklı bir neden olmaksızın sözleşmenin feshi konusunda hak ve yetki tanındığı şeklinde de yorumlanamaz. Ayrıca haksız fesih nedeniyle zarara uğrayan tarafın tazminat isteme hakkının ortadan kaldırıldığı da kabul edilemez. Zira TMK 2. maddesinde, herkesin haklarını kullanırken ve borcunu yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun davranması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Sözleşmenin feshinde, davacının kusurundan kaynaklanan bir nedene dayanılmadığının anlaşılmasına göre, artık feshin haklı olduğundan söz edilemez. Fesih, bozucu yenilik hak doğuran, karşı tarafa ulaşmakla hüküm ifade eden tek taraflı bir irade beyanıdır. Davalının fesih ihtarının davacıya 24.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği tartışmasız olmakla, sözleşmenin 27/4 maddesi kapsamında, sözleşmenin ihtarın tebliğden itibaren üç ay sonra 24.07.2012 tarihi itibarıyla sonlandırıldığının kabulü gerekir. Fesih ihtarnamesinde, davalının sözleşmenin bir sonraki yıl için yenilenmeyeceği yönünde bir açıklaması bulunmamaktadır. Bu nedenle fesih, sözleşmenin 26. maddesi kapsamında değerlendirilemez. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince, fesih ihtarının sözleşmenin 26. maddesindeki düzenlemeye göre, sözleşmenin bir sonraki yıl için yenilenmeyeceği yönünde bir bildirim olduğu bu nedenle 01.09.2021 tarihinde başlayan yeni sözleşme yılının sonu olan 01.09.2012 tarihinde hüküm ve sonuç doğurduğunun kabul edilmesi yerinde görülmemiştir. Diğer taraftan sözleşmenin 26. maddesi uyarınca süre sonu olan 01.09.2012 tarihine sona erdiğinin kabul edilmesine rağmen çelişki yaratacak bir biçimde davalının feshinin haksız olduğu belirtilerek davacı tarafça talep edilen el terminalleri ve yazıcıların bedellerinin, davalı tarafın, bu konudaki savunması da gözetilmeksizin eksik inceleme ile hüküm altına alınması da doğru değildir. Zira davalı taraf, el terminalleri ve bağlantılı yazıcı bedellerinin hizmet bedeli faturası karşılığında davacıya ödendiğini savunmuş olup, cevap dilekçesi ekinde ibraz ettiği faturalar ve dayanak kayıtlarının el yazıcı ve bağlantılı terminal bedellerini kapsayıp kapsamadığı buna göre davacı tarafa ödenip ödenmediğine yönelik araştırmanın yapılmadığı, taraf defterlerinde yapılan incelemede eksik bırakıldığı görülmektedir.
Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 12. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulduğu tartışmasızdır. Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 24.07.2012 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı açıkça anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir.TTK122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. ( Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir. Dava konusu olayda, fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı ...nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmasına ve sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesine göre; diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir. Mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda, davacının mal alışları ve satışlarından elde ettiği brüt gelir dikkate alınarak sözleşmenin devam ettiği 31 aylık süre boyunca davalıdan satın aldığı malın aylık ortalaması bulunup, davacının pazar payını 7 kat artırdığı ve davalının bir itirazının bulunmadığı belirtilerek aylık ortalamanın 1/7'sinin davacı tarafından talep edilebileceği açıklanmıştır. Davalı tarafından, davacının münhasır satış yetkisinin bulunduğu bölgede, daha önceden ... Gıda isimli firmanın faaliyette bulunduğu ve davacının mevcut müşteri çevresini olduğu gibi devraldığı yeni müşteri kazandırması gibi bir durumun olmadığı ileri sürülmüş olup, mahkemece bu husus araştırılmaksızın sonuca gidilmiştir. Oysa, yukarıda açıklandığı üzere, TTK 122. maddesi hükmü gereğince sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; davalının, davacının bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edip etmediği, davacı tarafından sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybedip etmediği, somut olayın özellik ve şartlarına göre, talebin hakkaniyete uygun düşüp düşmediğinin tespiti zorunludur. TTK 122/2 maddesinde, tazminatın üst sınırı gösterilmiş olup, bu tazminat son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. Bu durumda, öncelikle taraf defterleri incelenerek davacının göreve başladığı tarihte devraldığı mevcut olan müşteri çevresi hariç faaliyete başladıktan sonra sözleşme ilişkisi sonlandırılıncaya kadar oluşturulan yeni müşterilerin sayısal ve diğer verilerle ortaya konulması, davacının davalıya ne kadar yeni müşteri kazandırdığının sayısal verileriyle belirlenmesi ve bundan sonra, davacının kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden davalının elde ettiği/ elde etmesi muhtemel gelirlerin buna bağlı olarak davacının oluşturduğu bu yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybının tespiti ve yukarıdaki şekilde belirlenen alacak tutarında somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince, indirim veya artırım yapılıp yapılmayacağının değerlendirilmesi; son aşamada tazminatın üst sınırının belirlenerek bu sınır aşılmayacak şekilde sonuca gidilmesi gerekirken portföy tazminatının; eksik inceleme ile yetersiz hesaplamayı içeren bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm altına alınması isabetli değildir.
Davacı vekilinin istinaf nedenlerinin incelemesine gelince; davanın, haksız fesih iddiasına dayalı olarak uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkin olmasına göre 6100 sayılı HMK 107. maddesine uyarınca belirsiz alacak davasına konu olabileceği kabul edilmelidir. Davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini de beyan etmiştir. Esasen mahkemece davanın, konusuna göre belirsiz alacak davası olarak açılabileceği kabul edilmesine rağmen kısmi dava olarak ele alınıp, davacının talep artırım dilekçesi ıslah olarak değerlendirilerek HMK 181. maddesine göre ıslah dilekçesinin 1 haftalık kesin süre içerisinde verilmediği gerekçesiyle artırıma konu kısmın reddine karar verildiği görülmektedir. 7251 sayılı yasa ile değiştirilmeden önce, hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan HMK 107/2 maddesine göre; tahkikat sonucu alacak miktarı belirlendiği anda iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan bedel artırımı yapılabilecektir. Mahkeme tarafından bedel artımı için 2 haftalık kesin süre verilmesi gerektiği 7251 sayılı kanunla yapılan değişikle getirilmiş olup, anılan tarihteki 107/2 maddesinde bir süre öngörülmüş değildir. Bu durumda davacının 03.03.3017 tarihli dilekçesi dava konusu talepler bakımından artırım dilekçesi olarak kabul edilmesi gerekmekte iken ıslah dilekçesi olarak yorumlanıp gerekçede kendi içinde çelişki yaratılması da doğru görülmemiştir. Ancak dava dilekçesinde talep edilmeyen bir alacak veya zarar kalemine arıtım dilekçesinde yer verilemeyeceği gibi davanın tam ıslahı dışında dava konusu yapılmayan bir talebin ileri sürülmesinin mümkün olmamasına göre, dava konusu yapılmayan kar kaybı alacağının talep edilemeyeceği yönündeki mahkeme gerekçesi yerindedir.
Açıklanan nedenlerle; portföy tazminatı hesabı ve davalının el terminalleri ile bağlantılı yazıcıların bedelinin ödendiğine yönelik savunması kapsamında deliller toplanmadan eksik incelemeyle ve davacı vekilinin 03.03.3017 tarihli dilekçesinin dava konusu alacak kalemleri bakımından bedel artırım dilekçesi olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi nedeniyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine..." karar verilerek dosyanın mahkememize gönderildiği ve işbu esasa kaydedildiği anlaşılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultusunda ve ... Gıda isimli firmanın davacının müşteri çevresini olduğu gibi devraldığı ve yeni müşteri kazandırması gibi bir durumun olmadığına yönelik iddialar ve diğer kaldırma kararındaki eksikliklerin giderilmesi için tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması amacıyla dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiği görülmüştür.
Bilirkişi heyetinden alınan 19/01/2024 tarihli raporda; "...Tarafımıza iletilen müşteri listelerinden ... Gıda'nın 1392 adet müşterisi olduğu, Pınar Gıdanın 2511 adet müşteri olduğu, Excell verisi üzerinden ... Gıda ve ... müşterilerinin karşılaştırması neticesinde ... Gıda müşterilerinin 1037 adetinin ... müşterisi olduğu,
Diğer bir deyişle ... Gıda müşterilerinin yaklaşık %74,50 'si ... müşteri olduğu,
Davalı taraf cevap dilekçesi ekinde bulunan 27/3/2012 tarih ... nolu 34.110,26 TL ve 30/08/2012 tarih ... nolu 5.900 TL tutarlı iki adet davacı tarafça düzenlenmiş hizmet bedeli faturası bulunduğu,
Davacı şirketin davalı nezdindeki cari muavininden yukarıdaki hizmet bedeli faturalarının davacı borcundan düşüldüğü,
Davalı cevap dilekçesi ekindeki 27/3/2012 tarih ... nolu 34.110,26 TL fatura arkasında “Ortak distribütör projesi tasfiye desteği, bayilik feshinden dolayı bayinin yatırımlarına karşılık ödenen bedel” açıklamasının el yazısı ile yazılı olduğu,
İşbu faturaların el terminallerine mi yoksa davacının başka yatırımlarına mı destek olmak amacıyla alındığı somut olarak tespit edilemediği bu nedenle takdirin sayın mahkemenize ait olduğu,
Nihai takdiri tamamen Sayın Mahkemenize ait olmak üzere portföy tazminatı 314.275,79 TL olduğu..." tespit ve rapor edilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, somut olayda denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğu, bilirkişi heyeti tarafından hesaplanan denkleştirme tazminatı tutarının ...nın 122. Maddesindeki ilkelere uygun olarak belirlendiği, tutarının 314.275,79 TL olduğu, bu tutar üzerinden davanın kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacı yan, dava dilekçesi ekinde sözleşmesel ilişki çerçevesinde 9 adet ... 11 el terminali 5.734,80 TL, 7 adet yazıcı ... 3.345,30 TL bedel ile 10/11/2010 tarihinde ... Pazarlama firmasından satın alındığını ve kullanıldığını ileri sürerek talep arttırım dilekçesi ile 3.847,50 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, dava dilekçesi ekinde faturaları sunmuştur. Davalı taraf ise, el terminalleri ve bağlantılı yazıcı bedellerinin hizmet bedeli faturası karşılığında davacıya ödendiğini savunmuş olup, cevap dilekçesi ekinde ibraz ettiği faturalar ve dayanak kayıtlarının el yazıcı ve bağlantılı terminal bedellerini kapsayıp kapsamadığı buna göre davacı tarafa ödenip ödenmediği bilirkişi raporunda değerlendirilmiş olup, bilirkişi raporunun buna ilişkin bölümünde;
"Davalı taraf cevap dilekçesi ekinde bulunan 27/3/2012 tarih ... nolu 34.110,26 TL ve 30/08/2012 tarih ... nolu 5.900 TL tutarlı iki adet davacı tarafça düzenlenmiş hizmet bedeli faturası bulunduğu, Davacı şirketin davalı nezdindeki cari muavininden yukarıdaki hizmet bedeli faturalarının davacı borcundan düşüldüğü, Davalı cevap dilekçesi ekindeki 27/3/2012 tarih ... nolu 34.110,26 TL fatura arkasında “Ortak distribütör projesi tasfiye desteği, bayilik feshinden dolayı bayinin yatırımlarına karşılık ödenen bedel” açıklamasının el yazısı ile yazılı olduğu, İşbu faturaların el terminallerine mi yoksa davacının başka yatırımlarına mı destek olmak amacıyla alındığı somut olarak tespit edilemediği bu nedenle takdirin sayın mahkemenize ait olduğu," hususları tespit ve rapor edilmiştir.
Davalının sunmuş olduğu faturaların açıklamasında dava konusu edilen ekipmanın yer almadığı, bu konuda ispat külfetinin davalı yanda olduğu, davalı yanın fesihten sonra yapmış olduğu ödemenin dava konusu edilen 9 adet ... 11 el terminali ile 7 adet yazıcı ... ürününü kapsadığını kanıtlayamadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan davacı yan talep arttırım dilekçesi ile, dava dilekçesinde talep edilmeyen kar kaybı alacağı talebinde bulunmuş ise de; bir alacak veya zarar kalemine arıtım dilekçesinde yer verilemeyeceği gibi davanın tam ıslahı dışında dava konusu yapılmayan bir talebin ileri sürülmesinin mümkün olmamasına göre, dava konusu yapılmayan kar kaybı alacağının reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Hernekadar davacı yan tarafından manevi tazminatda talep edilmiş ise de, somut olayda TBK 58. maddesine dayanan manevi tazminat talepleri yönünden şartların oluşmadığı, davacının kişilik hakları ve kişisel varlıklarına hukuka aykırı şekilde saldırıldığı sabit olmadığından davacı yanın manevi tazminat taleplerinin de reddine karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle davacı yanın manevi tazminat isteminin reddine, maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, 314.275,79 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.847,50 TL el terminalleri ve eki yazıcıdan doğan yatırım zararlarının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ıslah yolu ile talep edilen kazanç kaybı ile diğer tüm zarar kalemleri için yapılan fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Manevi tazminat isteminin REDDİNE,
2-Maddi tazminat istemlerinin KISMEN KABULÜNE,
A) 314.275,79 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
B) 3.847,50 TL el terminalleri ve eki yazıcıdan doğan yatırım zararlarının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
C) Islah yolu ile talep edilen kazanç kaybı ile diğer tüm zarar kalemleri için yapılan fazlaya ilişkin istemlerin REDDİNE,
3-Harçlar Yasası uyarınca alınması gerekli 21.731,00 -TL harçtan peşin alınan 1.544,40 -TL, ıslah harcı 3.397,00 TL, tamamlama harcı 6.185,00 TL mahsubu ile bakiye 10.604,60-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan 21,15-TL başvurma harcı, peşin alınan 1.544,40 -TL, ıslah harcı 3.397,00 TL, tamamlama harcı 6.185,00 TL, 3,30 -TL vekalet harcı olmak üzere toplam 11.150,85 -TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 574,33 -TL davetiye gideri 7.400,00 -TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 7.974,33 -TL yargılama giderinin davanın red ve kabul oranına göre 3.805,83 -TL davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-)Davacı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 49.718,49 -TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davalı tarafından yapılan 6.000,00 TL bilirkişi ücreti ve davetiye/tezkere giderinin, red ve kabul oranına göre 3.136,43 TL nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, geri kalan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,
8-Davalı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maddi tazminat yönünden 46.765,65 -TL nispi, manevi tazminat yönünden AAÜT 10/3 md gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
9-Karar kesinleştiğinde davacının / davalının gider avansından artan bakiyesinin talep halinde iadesine,
Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.16/05/2024
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır