T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/393 Esas
KARAR NO :2025/24
DAVA:Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç))
DAVA TARİHİ:08/07/2024
KARAR TARİHİ:15/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket .... Ve Tic. Ltd. Şti. makine imalatı konusunda 40 yılı aşkın süredir Türkiye'nin gıda sektöründeki en önemli ve ünlü markalarının müşteri portföyünü edinmiş sektörün ileri gelen şirketlerinden birisi olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki gereği müvekkil şirket, davalı şirkete; 8 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 17-07-2019, Tutar: 23.128,00 TL, 2 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 22-07-2019 5.782,00 TL, 2 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 02-08-2019 5.782,00 TL, 1 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 06-08-2019 2.891,00 TL, 1 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 29-08-2019 2.891,00 TL, 1 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 29-08-2019 2.891,00 TL, 1 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 29-08-2019 2.891,00 TL, 2 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 23-09-2019 5.782,00 TL, 10 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 23-10-2019 28.910,00 TL, 3 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 05-12-2019 8.673,00 TL
- 3 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 05-12-2019 20.237,00 TL, 7 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 26-12-2019 8.673,00 TL, 4 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 30-12-2019 11.564,00 TL, 9 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 09-01-2020 26.019,00 TL, 7 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 16-01-2020 24.081,17 TL, 5 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 27-01-2020 17.377,57 TL, 20 Adet Hamur Açma Makinesi İrsaliye Tarihi: 05-02-2020 70.011,12 TL olmak üzere 2019 ve 2020 yılı başında toplamda 86 adet hamur açma makinesini satıldığını, Söz konusu makineler davalı şirkete teslim edilmiş olmasına rağmen 2019-2020 yılına ilişkin cari hesap ekstresinde de görüleceği üzere davalı şirket tarafından yalnızca 60.711,00 TL ödeme yapılmış olup bakiye 206.872,86 TL bakiye alacak davalı şirkete yapılan tüm sözlü ve yazılı ihtarlara rağmen müvekkil şirkete ödenmediğini, bunun üzerine 04.08.2020 tarihinde .... İcra Müdürlüğü ... E. (Yeni Esas: ... E.) sayılı dosya üzerinden icra takibi başlatıldığını, anılan takibe davalı şirket tarafından borcu olmasına rağmen 17.08.2020 tarihinde haksız ve kötü niyetli olarak borca itiraz edildiğini, akabinde ticari dava şartına ilişkin zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup arabuluculuk safhasında da anlaşılamaması üzerine 01.10.2020 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası üzerinden itirazın iptali davası ikame edildiğini, yapılan yargılama sonunda .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16.04.2021 tarihli, ... E., ... K. Sayılı kararı ile ".... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve 206.872,86 TL üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına" şeklinde müvekkili şirket lehine hüküm verildiğini, her ne kadar davalı şirketin kendi ticari defterinde müvekkil şirkete 206.872,86 TL tutarında borçlu olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilip Mahkemece işbu tespit doğrultusunda karar verilmiş ise de davalı şirket tarafından alacağın tahsilini sürüncemede bırakmak ve müvekkil şirketi zarara sokma amacı ile istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve ayrıca icra dosyasında haciz işlemlerinin gerçekleşmesini engellemek amacı ile icra dosyasına teminat mektubu sunulmak sureti ile istinaf süreci neticeleninceye kadar tehiri icra kararı almak sureti ile takip işlemleri de durdurulduğunu, İstinaf süreci 3 yıla yakın sürmekle birlikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 01.03.2024 Tarihli, 2021/1237 E., 2024/283 K. Sayılı kararında davalı şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde kesin olarak hüküm kurmak sureti ile müvekkil şirketin alacağı kesinleştiğini, İstinaf kararı akabinde davalı şirket tarafından 02.05.2024 tarihinde .... İcra Müdürlüğü ... E. (Yeni Esas: ... E.) sayılı dosyasının asıl alacak, faiz, vekalet ücreti, harç ve masraflar dahil olmak üzere toplam 510.700 TL ödenmiş olup dosya kapatıldığını, böylelikle müvekkilinin 2020 yılından bu yana süre gelen alacağını yaklaşık 4 yıla yakın süre neticesinde tahsil edebildiğini, müvekkil şirketin alacağını tahsil etmesini sürüncemede bırakma ve müvekkil şirketi ticari anlamda zarara sokma kastı ile yapılan işbu eylemler hiç şüphesiz haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek, davalı şirketin .... İcra Müdürlüğü ... E. (Yeni Esas: ... E.) sayılı Dosyası ve .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E., ... K. Sayılı Dosyasına konu haksız eylemleri sonucu müvekkilin uğradığı munzam zarara karşılık olarak bilirkişi incelemesi ile belirlendiğinde bedel artırımı yoluyla artırılmak üzere (fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile) şimdilik 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek en yüksek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasında tesis edilen ticari ilişki doğrultusunda doğan tüm alacak ve borçların davacı tarafından düzenlenen faturalar kapsamında tarafların düzenledikleri Cari Hareket Dökümü ile birlikte kayıt altına alındığını, Davacının da, Müvekkili Şirket ile arasında sürdürmüş olduğu işbu ticari ilişki kapsamında yapılan ara ödemeleri kabul ettiğini ve Taraflar arasında örtülü bir ödeme ilişkisi kurulduğunu, Müvekkili Şirketin düzensiz olarak ara ödemelerde bulunduğunu, Davacının ise Müvekkili Şirket’in gerçekleştirmiş olduğu işbu ara ödemeler kapsamında hiçbir itirazda bulunmadığını, sadece bu husus dahi Taraflar arasında örtülü bir ödeme ilişkisi kurulduğuna ilişkin açık bir karine teşkil ettiğini, ancak iyi niyete ve örtülü bir ödeme ilişkisine dayanan işbu ticari ilişkinin, Davacı’nın .... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas numaralı dosyası aracılığı ile girişmiş olduğu icra takibi ile son bulduğunu, davacının çok açık bir şekilde muaccel hale gelmeyen bir alacağı için kötü niyetli bir şekilde icra takibine giriştiğini, Müvekkili Şirketin ise bahsi geçen borcun muacceliyet şartlarının yerine gelmemesi ve kendisinin temerrüde düşmemesi sebebi ile icra takibine itiraz ettiğini, Kaldı ki, Müvekkili Şirket’in girişilen icra takibi öncesinde temerrüde düşmediği hususu, Davacı tarafından dava dilekçesi içerisinde de açık bir şekilde ikrar edildiğini Müvekkili Şirket’in aleyhine girişilen icra takibi ile birlikte temerrüde düştüğü hususu açıkça beyan edildiğini, davacının Müvekkil Şirket’e hiçbir ihtar ve bildirimde bulunmaksızın, cari hareket dökümünde yer alan bedel üzerinden icra takibine girişerek, haksız ve kötü niyetli bir şekilde, doğrudan doğruya Müvekkil Şirket’i zarara uğratmayı amaçladığını, Zira Davacının buradaki tek amacı icra harç ve giderleri, işlemiş faiz, icra masrafları ve vekâlet ücreti de dâhil olmak üzere Müvekkil Şirket’in asıl borcu dışında feri ödemeler yapmak sureti ile zarara uğratmak olduğunu, Müvekkili Şirketin ise, hakkında girişilen icra takibi öncesinde yapmış olduğu ödemeler ve taraflar arasında kurulan örtülü ödeme ilişkisi kapsamında 17.08.2020 havale tarihli itiraz dilekçesi ile aleyhinde girişilmiş olan icra takibine itiraz ettiğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas sayılı dosyası üzerinde yapılan yargılama neticesinde itirazın iptaline ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiğini, verilen bu kararın da İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinin 2021/1237 Esas sayılı dosyası üzerinden onandığını, müvekkil şirket kesin nitelikteki bu kararın ardından ise .... İcra Müdürlüğünün ... Esas (Yeni Esas:...) sayılı dosyasında güncel dosya hesabını alarak ödeme yaptığını ve dosyanın infaz ile kapatıldığını, gelinen aşamada ise davacı tarafın hiç bir haklı gerekçesi olmamasına rağmen munzam karara uğradığını ve bu zararın karşılanması gerektiğini iddia ederek iş bu davayı ikame ettiğini, müvekkil şirket konunun yargılamayı gerektirmesi nedeniyle mahkeme kararının kesinleşmesi ile birlikte gerekli ödemeleri yaptığını, müvekkili şirket salt para borcu ve faizini ödememiş ayrıca %20 oranında icra inkar tazminatı da ödediğini, konunun yargılamayı gerektirmesi ve yargı sürecinin uzun sürmesi asla ve asla müvekkil şirketin kusuru olarak değerlendirilemeyeceğini, munzam zarar olgusu salt enflasyon verileri dikkate alınarak kanıtlanamayacağını, davacı tarafın munzam zararının olduğunu iddia ediyorsa parasına geç ulaştığı için katlanmak zorunda kaldığı giderleri açıkça ortaya koymak zorunda olduğunu belirterek, davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak ikame etmiş olduğu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalının bakiye cari hesap borcunu ödememesi üzerine davacı tarafça davalıdan olan alacağına ilişkin .... İcra Dairesinin ... esas (... yeni esas) sayılı dosyasında başlatılan takibe yapılan itiraz üzerine .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında açılan itirazın iptali davası neticesinde ... karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verildiği ancak davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmak ve tehiri icra kararı alınmak suretiyle alacağına kavuşmasının geciktirildiği ve istinaf ilamı ile kesinleşen alacağının gecikerek tahsil edilemesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği munzam zararların davalıdan tahsili talebine ilişkindir.
Mahkememizin 04/12/2024 tarihli celse 2 nolu ara kararı ile Davacı vekiline, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında bakiye cari hesap alacağı için tahsil tarihine kadar geçen sürede munzam zarar iddiasına ilişkin, dava dilekçesinde belirtilen ekonomik dalgalanma ve enflasyon sebepleri dışında, davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olgusunu açıklamak ve bu zarara ilişkin delillerini sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş olup, davacı vekili 24/12/2024 tarihinde beyan dilekçesi sunmuştur. Davacı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma zaptı ekli tebligat davacı vekiline e tebligat yoluyla 10/12/2024 tarihinde tebliğ edilmiş ve davacı vekilinin beyan dilekçesinin verilen kesin süre içerisinde sunulduğu anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde;
Mahkememiz iş bu dosyasındaki uyuşmazlığa benzer mahiyette faizi aşan ve faizle karşılanamayan zararların oluştuğundan bahisle taraflar arasındaki “munzam zarar” davasından dolayı ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonunda; ilk derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının, davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulması, ilk derece mahkemesince ise Özel Daire bozma kararına karşı direnilmesi ve direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamında; "...15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir.
37. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir..." gerekçesiyle direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin 24/12/2024 tarihli beyan dilekçesi incelendiğinde; açıklamalar kısmının 1 nolu maddesinde üretimini ve satışını yaptığı hamur açma makinelerinin imalatında kullanılan motor için örnek olarak 500 adet elektronik motorunun maliyetindeki artıştan bahsedilerek borcunu zamanında ödeseydi 405 adet satın alabilecekken ödediği tarihte 94 adet satın alınabileceğini belirtmiş olup, bu açıklamada davacının muhtemel zararından bahsettiği, muhtemel zararı dışında somut bir zararının oluştuğuna dair başkaca somut delil sunulmadığı, bu açıklamanın mahiyetinin davacının alım gücündeki azalmaya işaret ettiği, beyan dilekçesinin devamında da döviz kurundaki artış ve dalgalanmalardan, enflasyon durumu ve ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarından bahsedildiği görülmüştür.
Alıntılanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamından açıkça anlaşıldığı üzere 6098 sayılı TBK’nın 122. Maddesinde düzenlenen faizi aşan aşkın (munzam) zarar taleplerinde; zararın genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayandırılamayacağı, davacının munzam zararının kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, bu ispat araçlarının ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar olamayacağı, bunun aksine geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlaması gerektiği ortadadır. Mahkememizce de bu doğrultuda yapılan incelemede davacı vekilinin faizi aşan zarar iddiasında, davacının TBK 122 kapsamında talep ettiği şahsen ve somut olarak uğradığı zararı bulunduğunu somut duruma özgü somut delillerle ispatlayamadığı gibi dava dilekçesinde ve beyan dilekçesinde varsayımsal nitelikte ve örnekler üzerinden ülkedeki genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayanmış, netice olarak davacı tarafından munzam zarar iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın reddine,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40-TL harcın peşin alınan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26. maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 10.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya başka bir yer Mahkemesi aracılığı ile gönderilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/01/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır