T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2020/300 Esas
KARAR NO:2025/370
DAVA:Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:02/07/2020
KARAR TARİHİ:08/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı şirket ...Ticaret Odasına ...-0 sicil numarası ile kayıtlı ve Cerrahi, tıbbi ve ortopedik alet ve cihazların toptan ticareti alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirket ... Limited Şirketi ise yine aynı alanda faaliyet gösteren bir firma olduğunu, müvekkilin birçok uluslararası firmanın Türkiye temsilciliğini yapmakta ve özellikle solunum yolları hastalıkları ile ilgili tıbbi bir kısım ürünlerin, bu davaya konu olan steritalc adlı ürünün de Türkiye'deki tek yetkili tedarikçisi ve temsilcisi olduğunu, davalı yan ise söz konusu bayilerden biri olmakla müvekkilinin ülke çapında tek yetkili satıcısı ve ithalatçısı yani distribütörü olduğu ...® ürünü müvekkilinden temin ettiğini, müvekkili şirket ile davalı arasındaki takribi sekiz dokuz yıldan beri süregelen ticari ilişki, taraflardaki anlaşmazlık sonucu son bulduğunu, bunun üzerine davalı taraftan müvekkili şirkete haksız icra takipleri açıldığını, ilk olarak ... İcra Dairesinin ... esas sayılı icra dosyası ile müvekkili şirket yetkilisinin şahsına icra takibi yapıldığını, fakat söz konusu takibe konu olan bir borç bulunmadığını, davalı taraf müvekkili şirket yetkilisine gönderilen parayı şirket cari hesabına eklemek sureti ile müvekkili şirketi borçlandırma çabası içine girdiğini, müvekkili davalı şirket yetkilileri ile anlaşmaya çalışırken müvekkili şirket yetkilisinin babasının vefat ettiğini, müvekkili şirket yetkilisinin söz konusu takipten şirket hesaplarına haciz şerhi işlenmesi ile haberdar olduğunu, davalı taraf müvekkilini bir çok kamu ve özel hastaneden yaklaşık olarak 800.000TL alacağının olduğunu ve söz konusu kurumların ödemelerinin ülke çapında Covid 19 salgını nedeni ile geç yapılacağını öğrenmesi sonucunda müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini sonlandırmak amacı ile hareket ettiğini, müvekkilinin ülkemizin iç piyasa ile ticari ilişki bakımından satıcı konumunda olduğunu, yani iç piyasadan herhangi bir ürün temini yapmadığını, sadece distribitörü olduğu ve ithal ettiği ürünleri iç piyasaya kendi veya bayilerinin eli ile sattığını, hal böyle iken müvekkilinin fatura düzenleme ihtimalinin olmadığını, bu da cari hesap ekstresinde hukuka aykırı olarak oynama yapıldığının en net göstergesi olduğunu,sahte belgeler düzenlenerek hem müvekkilinin alacağı bir şekilde yok edilmiş hem de müvekkili bir şekilde borçlu hale getirildiğini, müvekkilinin davalı taraftan alacağının tahsili için icra takibine geçmiş olsa da davalı yan haksız ve mesnetsiz olarak söz konusu icra takibine itiraz ettiğini, taraflarınca karşı tarafça yapılan gerçeğe ayrını değişiklikler nedeni ile suç duyurusunda bulunulduğunu fakat takipsizlik kararı verildiğini, müvekkili şirket aleyhine yapılan bu haksız icra takibinin azımsanamayacak bir miktar olması nedeniyle şirketin var olmayan bir borç yüzünden büyük kayıplar yaşama tehlikesi altına girdiğini, açıklanan nedenlerle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini, telafisi imkansız zararlar doğmaması amacı ile öncelikle teminatsız olarak .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının durdurulmasına devamında takibin iptalini, Sayın Mahkeme aksi kanaate ise takdir edilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasını, icra dosyasına yatan paranın göz önünde bulundurularak söz konusu icra dairesine yatan bedelin alacaklı yana ödenmesinin engellenmesi için tedbir kararı verilmesini, davalının kötü niyetli olması sebebiyle alacağın %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafça davacı aleyhine .... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile cari hesap ekstresine dayalı icra takibi başlatıldığını, davalı şirkete tebligat gönderilmiş olup süresinde itiraz edilmemekle takibin kesinleştiğini ve huzurdaki davanın açıldığını, süresinde itiraz etmeyen borçlunun uzun zaman önce kapanışını verdiği şubesi adına sahte faturalar tanzim ederek ... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve davalıyı 1.294.769,00-TL borçlandırmaya çalıştığını, itiraz takibin durduğu ve savcılığa yapılan şikayetle .../... sayılı soruşturma dosyasında soruşturmanın devam ettiğini, davalı tarafından keşide edilen tüm faturaların davacı şirket yetkilileri tarafından teslim ve imza altına alınmış akabinde BA-BS mutabakatları ile de teyit edildiğini, davalı tarafa keşide edilen irsaliyeli faturalarla ilgili süresinde itirazda da bulunulmadığını, hal böyle iken davacı taraf, öncelikle cari hesap ekstresinde kayıtları davalı alacaklarını ve keşide edilen faturaların münderecatına yasal sürede itiraz etmemiş, vergi dairesine faturalarını beyan etmiş, taraflar arasında mutabakat mektupları ile alacak miktarları teyit edilmiş olup haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İcra takip dosyalarının incelenmesinde,
.... İcra Dairesi'nin ... Esas; Dava konusu menfi tespit talebine ilişkin icra dosyasında; davalı tarafça davacı aleyhine ....İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyasında cari hesap ekstresinden kaynaklanan 475.851,01-TL asıl alacak için takip yapıldığı, ödeme emrinin 13.02.2020 tarihinde tebliğ edildiği, süresinde itirazda bulunulmadığından takibin kesinleştiği görülmüştür.
.... İcra Dairesi'nin .../... Esas; davalı tarafça ... aleyhine karz bedelinden kaynaklanan 300.000,00-TL asıl alacak, 35.175,00-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 335.175,00-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin 25.10.2019 tarihinde tebliğ edildiği, süresinde itirazda bulunulmadığından takibin kesinleştiği görülmüştür.
.... İcra Dairesi'nin ... Esas; davacı tarafça davalı aleyhine Ağustos 2018-Mayıs 2019- Mayıs 2019- Eylü 2019- Kasım 2016 aylarına ilişkin fatura bedelinden kaynaklanan 1.191.564,00-TL alacak, 103.205,71-TL işlemiş faiz toplamı olmak üzere genel toplam 1.294.769,71-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin 13/03/2020 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 17/03/2020 tarihinde borca itiraz ettiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, durdurma kararının alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, dava İİK'nın 67. maddesi düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür.
.... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacısının ... Tıbbi Cihazlar San, davalısının ..., dava tarihinin 09.03.2020, davanın .... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyasında yapılan ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne ilişkin olduğu, davacı şirkete yapılan tebligatın usulüne uygun olduğundan şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
...Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/... soruşturma sayılı dosyasının incelenmesinde; müşteki ..., şüpheliler ..., ..., suçun müşteki şirkete ait bir belgenin sahte olarak üretilerek kullanılması ve müşteki şirket yetkililerinin imzaları sahte olarak herhangi bir belgeye atılarak evrak düzenlenmesi gibi bir durumun olmadığı, müşteki aleyhine icra takibi yapılması konu olayda atılı özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunmadığı, müştekinin böyle bir borçlarının olmadığı iddiasına ilişkin hukuk davası konusu olabileceğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.
Grafolog bilirkişinin 03/05/2024 tarihli 6 sayfadan ibaret raporunda özetle;İncelemeye konu olan, Davalı ... ... San.ve Tic.ltd.Şti. Adına kesilmiş ..., ..., ... ve ... seri numaralı irsaliyeli faturalardaki Eksiksiz Teslim Alan asına atılmış imzaların inceleme ve karşılaştırılması sonucunda; ... nolu Fatura ve ... no.lu fatura üzerindeki ... adına atılmış imzaların ...'ın imza ve yazı örnekleriyle göstermiş olduğu benzerlik ve uygunluk nedeniyle ...'ın eli ürünü olduğu, ... no.lu fatura üzerindeki ... adına atılmış imza ise çok basit bir imzadır ve ... ... imza örnekleriyle olan benzerliğini teşhid ve tesbit etmek çok zordur, yazı örnekleri alınmamış olduğundan yazısıyla da bir karşılaştırma yapılamadığını, isim ihtiva etmeyen faturadaki imzanın ise yine aynı nedenlerden teşhisi mümkün olmadığını belirtmiştir.
Mali bilirkişinin 01/08/2024 tarihli 14 sayfadan ibaret raporunda özetle; "Faturaların tebliğine yönelik olarak ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 13.09.2022 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan, davalı şirket nezdinde gerçekleştirilmiş vergi tekniği raporunda yapılan detaylı incelemeler ve gerekçeli değerlendirmeler ile fatura ve irsaliyelerde isim/imzası bulunan kişilerin de ifadeleri alınması sonucunda, özetle gerek davalı kurum tarafından satış belgesi düzenlenen ve davacı kayıtlarında yer almayan gerekse, davacı tarafından satış belgesi düzenlenen ve mükellef kurumun kayıtlarında yer almayan satış işlemlerinin yapılan tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda gerçek olduğunun kabulü gerektiği ifade edilmiş olup, bu anlamda her iki tarafın kayıtlarında yer almayan faturaların karşılıklı olarak teslim alınmış olduğu, dolayısıyla da kayıtlarda yer almaları gerektiği değerlendirildiğini, Davalı yanın takibe konu ettiği faturalardan, 2018 yılında keşide edilenin davacı kayıtlarında yer almadığı ancak BA bildiriminde yer aldığı, 2019 yılında keşide edilenlerin ise tümünün davacı kayıtlarında yer aldığı ancak BA bildirimlerinde yer almadığı hususu yine davacı şirket kayıtlarının da incelendiği, ... Vergi Dairesi Mü "nün 13.09.2022 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan, davalı şirket nezdinde gerçekleştirilmiş vergi tekniği raporunda açıkça belirtildiğini, faturaya ilişkin mal-hizmetin teslim edilip edilmediği hususu, yine yukarıda bahsi geçen vergi tekniği raporunda detaylıca değerlendirilmiş ve her iki tarafın birbirine keşide ettiği faturalara konu mal ve hizmetin teslim edildiğinin kabulü gerekeceği ifade edilmiş durumdadır. Davaya konu faturaların davacı şirket ticari defter kayıtlarında yer aldığı hususu, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 11.03.2024 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan, davacı yan ticari defter kayıtları nezdinde düzenlenmiş inceleme tutanağında açıkça belirlenmiş olup, davacı yana ait ticari defterlerdeki yevmiye kayıtlarına göre de faturalardaki KDV lerin ilgili dönem indirilecek KDV hesaplarına aktarıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu KDV tutarlarının ilgili dönem KDV beyannamelerine de konu edilip edilmediği hususunun tespiti, davacıya ait 2018 ve 2019 yılı 191 hesap muavinleri ile KDV beyannamelerinin karşılaştırılması sonucunda tespit edilebilecektir. Davacı yanın, cari hesaptaki ...,..., ... ve ... numaralı faturalardan dolayı borçlu olacağı gibi davalı yanın da davacı yan tarafından keşide edilen faturalardan dolayı davacı yana borçlu olacağı değerlendirildiğinden, davalı yanın davacı yan şirket yetkilisinin şahsına ait hesaba gönderdiği 300.000,00 TL tutarındaki ödeme (tüzel kişiliği haiz tarafların cari hesap kaydında yer almaması gerektiği değerlendirilmiştir) ve davalı kayıtlarında yer alan dönem başı alacak devir tutarı olarak gözüken 32.349,01 TL (devir alacağın varlığı doğrulanamadığından) hariç tutularak cari hesap ilişkisi yeniden düzenlendiğinde, davacı yanın davalı yandan 715.711,99 TL alacaklı olacağı, bu anlamda davacı yanın dava tarihi itibarıyla davalı yana herhangi bir borcunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Davacı yanın, davalının başlattığı takip konusu tutarı ödediği, bu anlamda da davanın istirdada dönüştüğü yönündeki beyanları mahkemenin takdirinde olmak üzere, icra dosyasına yapılan ödemelerin kesin ve tartışmaya mahal vermeyecek şekilde tespiti bu aşamada mümkün olmadığından, davacı yanca buna yönelik tüm ödeme belgelerini ve var ise dosya kapama yazısını ibraz etmesi halinde, istirdada konu edilebilecek alacak tutarı belirlenebilecektir." belirtilmiştir.
Mali ve konu uzmanı bilirkişinin 30.01.2025 tarihli 20 sayfadan ibaret raporunda özetle; "... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 13.09.2022 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan, davalı şirket nezdinde gerçekleştirilmiş vergi tekniği raporunun dikkate alınması halinde,
* Her iki tarafın kayıtlarında yer almayan faturaların karşılıklı olarak teslim alınmış olduğu, dolayısıyla da kayıtlarda yer almaları gerektiği tespitinden hareketle, 300.000,00 TL tutarındaki ödeme ve davalı kayıtlarında yer alan dönem başı alacak devir tutarı olarak gözüken 32.349,01 TL (devir alacağın varlığı doğrulanamadığından) hariç tutularak cari hesap ilişkisi yeniden düzenlendiğinde, davacı yanın davalı yandan 715.711,99 TL alacaklı olacağı, bu anlamda davacı yanın dava tarihi itibarıyla davalı yana herhangi bir borcunun bulunmayacağı,
İrsaliye ve BA-BS bildirimlerinin dikkate alınması halinde,
* Davacı cari hesap alacağı 1.263.780,00 — 1.191.564,00 (teslimi ispatlanamayan davalı kayıtlarında yer almayan faturalar toplamı) - 260.780,00 (imzası grafoloji raporu ile onaylanan şirket çalışanı ... tarafından teslim alınan 135.405,00 TL ve 125.375,00 TL lik 2 fatura toplamı) - 254.939,00 TL (... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 11.03.2024 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan, davacı yan ticari defter kayıtları nezdinde düzenlenmiş inceleme tutanağında açıkça belirtilen davacı kayıtları gereği) < -443.503,00 TL şeklinde hesaplandığından, davalı yanın davacı yandan takip tarihi itibarıyla 443.503,00 TL alacaklı olacağı, davalı yanın takipteki talebinin 475.851,01 TL olduğu görülmekle, aradaki 32.348,01 TL farkın, davalı kayıtlarındaki önceki dönem devrinden kaynaklı olup, doğruluğu tarafımızca tevsik edilemediğinden, takipteki alacak tutarının 443.503,00 TL ile sınırlı olacağı,
Hukuki inceleme çerçevesinde;
* Davacı, taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu beyan etmektedir. Ancak dosya muhtevasında yazılı bir cari hesap sözleşmesine rastlanamamıştır. Bununla birlikte heyetimizde bulunan mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda, tarafları arasında (en azından 2018 yılından beri) fiili olarak bir cari hesap ilişkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Davalı vekili de dilekçesinde “cari hesap ekstresinde; davacı borçlu şirketin” şeklinde ifadeler kullanarak, bu tür bir ilişki bulunduğu inkâr etmemektedir. Bu durumda her ne kadar yukarıda da işaret etmiş olduğumuz üzere, TTK m. 89/2'de geçerli bir cari hesap ilişkisinin bulunması açıkça yazılı şekil şartına bağlanmışsa da davalı vekilinin beyanının taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu ikrar etmesi, söz konusu beyanın bir ikrar sayılmadığı bir ihtimalde dahi cari hesap ilişkisinin taraflarca uzun süre boyunca geçerliymiş gibi sürdürülmesi nedeniyle takdiri tümüyle Mahkemede olmak üzere, somut olayda yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmasa bile şekle aykırılığın ileri sürülmesinin TMK m. 2 uyarınca mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Somut olayda da Mahkemenin TMK m. 2'den hareketle taraflar arasında (adeta) geçerli bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu kabul etmesi durumunda bakılması gereken ikinci nokta, bu cari hesap ilişkisine temel teşkil eden hukuki ilişkidir. Davacı, taraflar arasında bir bayilik ilişkisi bulunduğunu beyan etmektedir. Ancak dosya muhtevasında herhangi bir bayilik sözleşmesine rastlanamamıştır. Mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda ise karşılıklı faturalaşmaların bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durumda taraflar arasında bir temel ilişkinin bulunduğu söylenebilecekse de bu ilişkinin niteliği ve ayrıntıları dosya muhtevasında bulunan bilgi ve belgelerden tespit edilememektedir.
Heyette bulunan mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün davalı şirket nezdinde gerçekleştirilmiş olduğu inceleme sonucunda düzenlendiği vergi tekniği raporunun dikkate alınması halinde davacının, davalıya karşı herhangi bir cari hesap borcunun bulunmadığı, irsaliye ve BA-BS bildirimlerinin dikkate alınması halinde ise davalının, davacıdan alacaklı olduğu sonucuna varılmıştır. Takdiri tümüyle Mahkemede olmak üzere, mali bilirkişi tarafından yapılan ilk tespitin dikkate alınması halinde huzurdaki menfi tespit davasının kabulünün gerektiği, ikinci değerlendirmenin temel alınması halinde ise davalının, davacı taraftan 443.503,00 TL alacaklı olduğu sonucuna varılmaktadır." belirtilmiştir.
Tanık Beyanları:
Mahkememizin 03.02.2022 tarihli celsesinde dinlenen tanık ... beyanında; "Faturalardaki imzalar bana ait değildir, bu faturalardaki malların teslimi bize yapılamaz, Türkiye'ye biz getiriyoruz, bizden başka bu malları getiren yoktur, faturaları sadece biz satıcı olarak kesebiliriz, evlilik dairesinde imzam vardır, nüfus dairesinde imzam vardır, ... Bankası ... Şubesinde imzam vardır."
-Mahkememizin 03.02.2022 tarihli celsesinde dinlenen tanık ... beyanında; "Şirketi temsil yetkilisi sadece benim, bu faturalardaki imzalar bana ait değildir, imza ...'a ait değildir, ... ait değildir, ben bu faturaları görmedim, bu mallar bize teslim edilmedi''
Mahkememizin 15.12.2022 tarihli celsesinde dinlenen tanık ... beyanında;"Söz konusu faturaları hatırlamıyorum, ismimin bulunduğu ... sıra nolu irsaliyeli faturadaki imzanın bana ait olmadığını düşünüyorum, çünkü imza karalama tarzındadır, benim imzam daha niteliklidir, teslim alan ismi yazılı olmayan ... sıra nolu irsaliyeli faturadaki imza benim adıma atılan imzayı andırdığı söylenebilirse de bu imzada bana ait değildir, diğer faturalardaki teslim alan ismi bana ait olmadığı gibi o imzalarda bana ait değildir, ... Şubesi, ... ... Şubesi, ... Şubesi, ... Emniyet Müdürlüğü (ehliyet açısından) imza örneklerim vardır. Ben şirkette klinik destek elemanıyım, ben sadece ameliyata giriyorum, mal teslimine ilişkin şeylerde yetkim yoktur, mal teslimini alan kişiler ofiste çalışan ...'dır, bu malzemeleri sadece o alıyordu, kargo gelirsede sekreter ... alıyordu."
Mahkememizin 02.11.2023 tarihli celsesinde dinlenen tanık... beyanında;"(emanetteki 4 adet irsaliyeli fatura alt suretleri tanığı gösterildi) Bana göstermiş olduğunuz irsaliyeli faturalardan imzanın üstünde isim ve soy ismimin yazılı olduğu ... ve ... sıra nolu irsaliyeli faturalardaki imzalar bana aittir, isim ve soy ismimi de ben yazdım, ancak gösterdiğiniz diğer iki faturadaki imzalar ve yazılar bana ait değildir, pasaport şubeden, ehliyet ve nüfus cüzdanı nedeniyle, ... şubesinde örnek imzalarım vardır. Gelen mallar olduğu zaman şirketin sigortalı çalışanları bu malları teslim alırdı ve imza da atardı, benim gördüğüm kadarıyla şirketin tek bir yetkilisi vardı onun dışındaki çalışanlar da malzeme teslim eder, malzeme teslim alırlardı." beyanlarında bulundukları görülmüştür.
Dava, cari hesaptaki ..., ... ve ... numaralı faturalardan dolayı .... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyasında borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. maddesi:“Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir.
Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir.
Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Somut uyuşmazlıkta davacı icra takibinden sonra menfi tespit davası açmıştır.
İspat yükü ise; bir vakıanın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda hakimi inandırma faaliyetidir. İspat, ispat anıdan önce vuku bulmuş ve tekrar etmeyen, vakıalara ilişkindir. İspat yükü aynı zamanda bir haktır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/10133 Esas 2014/451 Karar sayılı ilamında da belirttiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK), “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde ise: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Sözkonusu ispat yükünün kime ait olduğunu belirleme görevi, davanın taraflarına değil, mahkemeye aittir.
İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf, o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir.
Borçlu, borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde,
I. GİRİŞ BÖLÜMÜ
İşbu davada, davacı ... ŞİRKETİ, davalı ... LİMİTED ŞİRKETİ'ne karşı menfi tespit davası açmıştır.
Davanın arka planında, davalı tarafından .... İcra Müdürlüğü nezdinde ... Esas sayısı ile başlatılan 475.851,01 TL tutarındaki icra takibi bulunmaktadır. İcra takibi, davalı tarafından davacı adına düzenlenen dört adet faturaya (30.11.2018 tarih A-... sayılı 135.405,00 TL; 01.02.2019 tarih A-... sayılı 125.375,00 TL; 30.03.2019 tarih A-... sayılı 131.865,00 TL ve 01.06.2019 tarih A-... sayılı 123.074,00 TL tutarındaki faturalar) dayandırılmıştır.
Davacı, bu faturalara konu borçlu olmadığının tespitini talep ederek menfi tespit davası açmış; takip sırasında ödeme yaptığını beyan ederek davanın istirdat davasına dönüştüğünü ileri sürmüştür. Davalı ise, faturalara konu mal teslimatının gerçekleştirildiğini ve alacağının haklı olduğunu savunmuştur.
Mahkememizce dosyanın bilirkişiye tevdii ile ticari defterler, faturalar ve teslimat belgelerinin incelenmesi suretiyle taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin tespiti yoluna gidilmiştir.
II. TARAF İDDİA VE SAVUNMALARI
A. Davacının İddiaları
Davacı dava dilekçesinde; davalı tarafından kendisine karşı başlatılan icra takibine konu ..., ..., ... ve ... numaralı faturaları incelediğinde, söz konusu faturalar ile ilgili olarak ticari defter ve envanter kayıtlarında herhangi bir bilgiye rastlamadığını, söz konusu faturaların ne için kesildiği konusunda bilgi sahibi olmadığını beyan etmiştir.
Davacı ayrıca, takip konusu faturalarda yer alan malların şirket envanterine girdiği konusunda bilgi sahibi olmadığını, söz konusu faturaların ne ticari defterlerinde işli durumda olduğunu ne de bu faturaların karşılığı malların teslim alındığını beyan etmiştir.
Davacı, takip sürecinde ödeme yaptığını belirterek davanın istirdat davası haline dönüştüğünü iddia etmiş; davalıdan haciz işlemleri ile ödenen miktarın faiziyle birlikte iadesini ve %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatını talep etmiştir.
B. Davalının Savunmaları
Davalı cevap dilekçesinde; davacı ile aralarında 2008 yılından beri ticari ilişki bulunduğunu, davacının Steriltalk adlı tıbbi ürünün distribütörü olduğu ve kendisinin de bu ürünün 2020 yılına kadar bayiliğini yaptığını beyan etmiştir.
Davalı, takibe konu faturaların gerçek mal teslimatına dayandığını, davacı ile aralarında 2018-2019 yıllarındaki satışlarla ilgili fiyat konusunda anlaşmazlık çıktığını, malları irsaliye tarihleri itibarıyla teslim ettiklerini ancak fiyat ihtilafı ve bazı sorunlar nedeniyle faturaları vaktinde düzenleyemediklerini savunmuştur.
Davalı, daha sonra ödeme ile ilgili ihtilafa düşünce faturaları düzenleyip gönderdiğini, faturaları karşı tarafa teslim ettiğini ve malların sevk irsaliyelerinde adları yer alan şahıslara teslim edildiğini beyan etmiştir.
Davalı ayrıca, davacının kendi ticari defter kayıtlarında takip konusu faturaları kaydettiğini ve vergi bildirimlerini yaptığını, bunun dosya münderecatı ile sabit hale geldiğini ileri sürmüştür.
III. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A. Bilirkişi Raporu Analizi
1. İki Farklı Değerlendirme Yöntemi
Mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyeti, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ve alacak-borç durumunu iki farklı yaklaşımla değerlendirmiştir.
Birinci değerlendirmede, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 13.09.2022 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan davalı şirket nezdinde gerçekleştirilen vergi tekniği raporundaki tespitler esas alınmıştır. Bu rapora göre, gerek davalı kurum tarafından satış belgesi düzenlenen ve davacı kayıtlarında yer almayan, gerekse davacı tarafından satış belgesi düzenlenen ve davalı kurumun kayıtlarında yer almayan satış işlemlerinin yapılan tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda gerçek olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir. Bu değerlendirmeye göre, 300.000,00 TL tutarındaki ödeme (davacı şirket yetkilisinin şahsına yapıldığı için) ve 32.349,01 TL tutarındaki önceki dönem devri (doğrulanamadığı için) hariç tutularak davacı yanın davalı yandan 715.711,99 TL alacaklı olduğu sonucuna varılmıştır.
İkinci değerlendirmede ise, irsaliye ve BA-BS bildirimleri dikkate alınmıştır. Bu yaklaşımda, teslimatı ispat edilemeyen faturalar ile somut delillerle teslimatı kanıtlanan faturalar ayrı ayrı değerlendirilmiş, sonuçta davalı yanın davacı yandan 443.503,00 TL alacaklı olduğu hesaplanmıştır.
Bilirkişi heyeti, bu iki farklı değerlendirme arasındaki tercihi mahkemeye bırakmıştır. Ancak mahkememizce, doğrudanlık ilkesi gereği delillerin mahkeme tarafından bizzat değerlendirilmesi gerektiği, vergi tekniği raporunun tek başına mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir.
2. Doğrudanlık İlkesi Uygulaması
HMK m. 25'te düzenlenen doğrudanlık ilkesi gereğince, hâkim davayı aydınlatmak için gerekli olan bütün işlemleri bizzat yapmak ve delilleri doğrudan doğruya almakla yükümlüdür. Bu ilke, hâkimin kararına esas alacağı delilleri kendisinin değerlendirmesi ve başka makamların değerlendirmelerine dayanarak karar vermemesi anlamına gelmektedir.
Somut olayda, bilirkişi heyetinin vergi tekniği raporuna dayandırdığı ilk değerlendirmesi, idari bir makam olan vergi dairesinin yaptığı incelemelere ve vardığı sonuçlara dayanmaktadır. Vergi tekniği raporu, vergi hukuku açısından yapılmış bir değerlendirme olup, özel hukuk uyuşmazlığında doğrudan belirleyici olamaz. Vergi tekniği raporundaki "satış işlemlerinin gerçek olduğunun kabulü gerektiği" yönündeki tespit, vergi idaresinin vergi hukuku açısından yaptığı bir değerlendirme olup, bu değerlendirmenin özel hukuk ilişkisi bakımından da geçerli olduğunun kabulü, doğrudanlık ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Bu nedenle mahkememizce, vergi tekniği raporundaki genel değerlendirmeler yerine, dosyada mevcut somut delillerin (sevk irsaliyeleri, imza incelemeleri, BA-BS bildirimleri, ticari defter kayıtları vb.) bizzat incelenmesi ve her bir faturanın teslimat durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi yoluna gidilmiştir.
Doğrudanlık ilkesi uyarınca yapılan bu değerlendirmede, varsayımsal çıkarımlar yerine kesin ve somut delillerin esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
B. Fatura Bazında Teslimat İspatları
1. Davalı Tarafından Düzenlenen Faturalar
A-... (30.11.2018 - 135.405,00 TL)
30.11.2018 tarih ve A-... sayılı 135.405,00 TL tutarındaki faturanın teslimat durumu incelendiğinde; söz konusu faturanın sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında herhangi bir isim ya da imza bulunmadığı tespit edilmiştir. Normal şartlarda bu durum, teslimatın ispat edilemediği anlamına gelecektir.
Ancak, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 26.02.2021 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan davacıya ait BA-BS formları incelendiğinde, davacının 2018 yılı BA formunda bu faturaya ilişkin tutarı davalı şirketten alış olarak bildirdiği tespit edilmiştir. Davacının kendi ticari defter kayıtlarında bu faturaya yer vermemesine rağmen, BA formunda alış olarak bildirmesi, faturaya konu malları teslim aldığını kabul ettiğini göstermektedir.
BA-BS bildirimleri, mükelleflerin vergi dairesine verdikleri resmi beyanlar niteliğinde olup, bir anlamda mükellefin kendi ikrarını oluşturmaktadır. HMK m. 188 uyarınca, tarafın kendi aleyhine olan beyanı delil teşkil eder. Bu çerçevede, davacının BA formundaki beyanı, faturaya konu malları teslim aldığının kabulü anlamına gelmektedir.
Bu nedenle, A-... sayılı faturaya konu malların davacı tarafından teslim alındığı kabul edilmiş ve bu faturanın geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
A-... (01.02.2019 - 125.375,00 TL)
01.02.2019 tarih ve A-... sayılı 125.375,00 TL tutarındaki faturanın teslimat durumu incelendiğinde; bu faturaya ait sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında...'ın isim ve imzasının yer aldığı tespit edilmiştir.
Dosyaya celp edilen ... Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğü'nün 21.06.2022 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan hizmet listelerinde, ...'ın 2018/11-12 ve 2019/1-2-3-4-5-6 dönemlerinde davacı şirket çalışanı olarak kayıtlı olduğu belirlenmiştir.
Ayrıca, 03.05.2024 tarihli grafoloji bilirkişi raporunun sonuç kısmında, A-... nolu fatura üzerindeki ... adına atılmış imzanın, ...'ın imza ve yazı örnekleriyle göstermiş olduğu benzerlik ve uygunluk nedeniyle ...'ın eli ürünü olduğu kesin olarak tespit edilmiştir.
Vergi tekniği raporunda, ...'tan alınan ifadede, kendisinin "... ve ... numaralı faturalardaki imzalar bana ait olup benim tarafımdan isim soy isim yazılarak imzalanmıştır" şeklinde açık beyanı yer almaktadır.
Bu deliller bir arada değerlendirildiğinde; davacı şirketin çalışanı olan...'ın, faturaya konu malları şirketi adına teslim aldığını bizzat kabul ettiği ve bu durumun grafoloji incelemesi ile de teyit edildiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, A-... sayılı faturaya konu malların davacı tarafından teslim alındığı delillerle ispatlanmış olup, bu faturanın geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
A-... (30.03.2019 - 131.865,00 TL)
30.03.2019 tarih ve A-... sayılı 131.865,00 TL tutarındaki faturanın teslimat durumu incelendiğinde; bu faturaya ait sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında sadece imza bulunduğu, ancak isim yazılmadığı tespit edilmiştir.
03.05.2024 tarihli grafoloji bilirkişi raporunun sonuç kısmında, A-... nolu fatura üzerindeki imzanın ...'ın imza ve yazı örnekleriyle göstermiş olduğu benzerlik ve uygunluk nedeniyle ...'ın eli ürünü olduğu kesin olarak tespit edilmiştir.
Vergi tekniği raporunda, ...'tan alınan ifadede, kendisinin "... ve ... numaralı faturalardaki imzalar bana ait olup benim tarafımdan isim soy isim yazılarak imzalanmıştır" şeklinde açık beyanı yer almaktadır.
Daha önce A-... sayılı faturada da belirtildiği üzere, ...'ın SGK kayıtlarına göre fatura tarihinde davacı şirketin çalışanı olduğu belgelenmiştir.
... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 11.03.2024 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan davacı yan ticari defter kayıtları nezdinde düzenlenmiş inceleme tutanağında, bu faturanın davacı şirket defterlerinde kayıtlı olduğu da ayrıca tespit edilmiştir.
Bu deliller bir arada değerlendirildiğinde; davacı şirketin çalışanı olan...'ın, faturaya konu malları şirketi adına teslim aldığını hem imzasıyla hem de açık beyanıyla kabul ettiği, bu durumun grafoloji incelemesi ile doğrulandığı ve faturanın davacının kendi defter kayıtlarında da yer aldığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, A-... sayılı faturaya konu malların davacı tarafından teslim alındığı delillerle ispatlanmış olup, bu faturanın geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
A-... (01.06.2019 - 123.074,00 TL)
01.06.2019 tarih ve A-... sayılı 123.074,00 TL tutarındaki faturanın teslimat durumu incelendiğinde; bu faturaya ait sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında sadece imza bulunduğu, ancak isim yazılmadığı tespit edilmiştir.
03.05.2024 tarihli grafoloji bilirkişi raporunda, bu imza hakkında kesin bir tespit yapılamadığı belirtilmiştir. Vergi tekniği raporunda...'tan alınan ifadede ise, "... numaralı faturadaki imza bana ait değildir. Benimle hiç bir ilgisi alakası yoktur" şeklinde beyan verdiği görülmektedir.
Normal şartlarda bu durum, teslimatın ispat edilemediği anlamına gelecektir. Ancak, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 11.03.2024 tarihli cevap yazısı ekinde yer alan davacı yan ticari defter kayıtları nezdinde düzenlenmiş inceleme tutanağında, bu faturanın davacı şirket defterlerinde kayıtlı olduğu açıkça belirtilmiştir.
Bilirkişi heyeti, davacı şirket muhasebe biriminden 2018 yılı Kasım ayı 191 muavini, 2019 yılı Şubat, Mart, Haziran ayları 191 muavinleri ve ilgili fatura suretlerini talep etmiş, ancak raporun düzenlenmesi aşamasına kadar bu belgeler ibraz edilmemiştir.
HMK m. 220/3 uyarınca, tarafın mahkemece istenen belgeyi ibraz etmemesi halinde, karşı tarafın bu belgenin içeriği hakkındaki iddialarının doğru olduğu kabul edilebilir. Bu çerçevede, davacının talep edilen muavin kayıtlarını ibraz etmemesi ve vergi dairesi incelemesinde faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğunun tespit edilmesi birlikte değerlendirildiğinde, davacının bu faturaya konu malları teslim aldığının kabulü gerekmektedir.
Zira, bir faturanın mükellefin ticari defterlerinde kayıtlı olması, o mükellefin söz konusu faturayı kabul ettiği ve buna göre muhasebe kaydı yaptığı anlamına gelmektedir.
Bu nedenle, A-... sayılı faturaya konu malların davacı tarafından teslim alındığı kabul edilmiş ve bu faturanın geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
2. Davacı Tarafından Düzenlenen Faturalar ...8 (29.08.2018 - 441.084,00 TL) 29.08.2018 tarih ve ... sayılı 441.084,00 TL tutarındaki davacı faturasının teslimat durumu incelendiğinde; bu faturaya ait sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında "..." isim ve imzasının yer aldığı görülmektedir.
Vergi tekniği raporunda, davalı şirketin kanuni temsilcisi ...'ın ifadesine başvurulmuş olup, kendisine "Size bir örneği gösterilen 09/08/2018 tarih ve A/... nolu sevk irsaliyesinde teslim alan kısmında yer alan imza ve adınızın soyadınızın yer aldığı yazı size mi aittir?" sorusu yöneltilmiştir. ..., "Bana gösterdiğiniz belgedeki adımın yer aldığı yazı ve imza bana ait değildir. Bana gösterdiğiniz sevk irsaliyesindeki malları ben almadım" şeklinde açık beyantta bulunmuştur.
Vergi tekniği raporu, bu beyana rağmen kargo teslimatlarına dayanarak faturanın gerçek olduğu sonucuna varmışsa da, mahkememizce bu değerlendirme yeterli görülmemiştir. Zira, kargo teslimatlarının varlığı tek başına belirli bir faturaya konu malların teslim edildiğini ispat etmez; hangi kargo gönderisinin hangi faturaya karşılık geldiğinin somut olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Yargılama sürecinde, davalı tarafından bu faturaya konu malların teslimine ilişkin imzanın kime ait olduğu konusunda herhangi bir iddia ve ispat faaliyeti gösterilmemiştir. İmza sahibinin kimliği belirsiz kaldığından ve davalı şirket temsilcisi teslimatı açıkça inkâr ettiğinden, bu faturaya konu malların davalıya teslim edildiği hususu ispat edilememiştir.
Bu nedenle, ... sayılı faturanın geçersiz olduğu ve davacının bu faturadan dolayı davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
..., ..., ... (Toplam: 706.230,00 TL)
Davacı tarafından düzenlenen 13.05.2019 tarih ve ... sayılı 28.320,00 TL, 21.05.2019 tarih ve ... sayılı 412.410,00 TL ve 25.09.2019 tarih ve ... sayılı 265.500,00 TL tutarındaki faturalarının teslimat durumları ayrı ayrı incelenmiştir.
... ve ... sayılı faturalar için düzenlenen sevk irsaliyelerinde "teslim alan" kısmında herhangi bir isim ya da imza bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu faturalara konu malların kime, ne zaman ve nasıl teslim edildiğine dair somut bir delil bulunmamaktadır.
... sayılı fatura için düzenlenen sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında "... (27/09/2019 sa.11;21)" yazdığı görülmüştür. Ancak davalı şirkette ... adında bir çalışan bulunmadığı, ... adında bir çalışanın tespit edilmesi üzerine kendisinin ifadesine başvurulmuştur. ... ifadesinde, "İsim benim değil ama imza benim imzama benziyor. Zaten isim de ... olarak yazılmış, benim adım ise ...'dur. Bu malları aldığımı hatırlamıyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.
...'nun sadece imzanın kendisine benzediğini söylemesi, isminin yanlış yazılması (... olarak) ve kesin bir şekilde "ben bu malları teslim aldım" şeklinde bir ifadesinin bulunmaması, bu faturaya ilişkin teslimatın ispatı için yeterli değildir.
Vergi tekniği raporu, kronolojik sıralama ve diğer teslimatların gerçekleştiği varsayımından hareketle bu faturaların da teslim edildiği sonucuna varmışsa da, mahkememizce bu yaklaşım kabul edilmemiştir. İspat hukuku açısından, her bir faturanın teslimatının ayrı ayrı ve somut delillerle ispatlanması gerekmektedir. Bir faturanın teslimatının ispatlanması, diğer faturaların da teslim edildiği yönünde kesin bir karine oluşturmaz.
Bu nedenle, ..., ... ve ... sayılı faturalara konu malların davalıya teslim edildiği hususu ispat edilemediğinden, davacının bu faturalardan dolayı davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
... (18.11.2019 - 44.250,00 TL)
18.11.2019 tarih ve ... sayılı 44.250,00 TL tutarındaki davacı faturasının teslimat durumu incelendiğinde; bu faturaya ait sevk irsaliyesinde "teslim alan" kısmında "..." isim ve imzasının yer aldığı görülmektedir.
Vergi tekniği raporunda, ...'un ifadesine başvurulmuş olup, kendisine sevk irsaliyesi gösterilerek "Bana gösterdiğiniz sevk irsaliyesinde teslim alan kısmındaki yazı ve imza size mi aittir? Bu sevk irsaliyesinde yer alan malları siz mi aldınız?" soruları yöneltilmiştir.
... ifadesinde, "Bana gösterdiğiniz sevk irsaliyesinde teslim alan kısmındaki yazı ve imza bana aittir. Firmaya mal teslim edilirken firma yetkilisinin de bilgisi dahilinde biz bu malları aldığımızı belirtmek amacıyla teslim alan kısmını doldurur imzalarız. Bu belgeye de bu amaçla imza atılmıştır. Uzun zaman geçtiği için bu malların teslimini çok net hatırlamıyorum. Ancak mal teslimi olmaksızın bu şekilde imza atmamız söz konusu olamaz" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yargılama sürecinde, ...'un davalı şirketin çalışanı olmadığı yönünde herhangi bir itiraz yapılmamıştır. Vergi tekniği raporu düzenlenirken kendisinin davalı şirket çalışanı sıfatıyla ifade verdiği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede, davalı şirketin çalışanı olan ...'un, faturaya konu malları şirketi adına teslim aldığını açıkça kabul etmesi ve bu durumun yazılı belge ile teyit edilmesi karşısında, bu faturaya konu malların davalı tarafından teslim alındığı hususu ispat edilmiş bulunmaktadır.
Bu nedenle, ... sayılı faturanın geçerli olduğu ve davacının bu faturadan dolayı davalıdan 44.250,00 TL alacağının bulunduğu sonucuna varılmıştır.
IV. HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Cari Hesap İlişkisi Sorunu
1. TTK m. 89/2 Şart Eksikliği
TTK m. 89/1 uyarınca cari hesap, "iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin" bir sözleşmedir.
TTK m. 89/2'de bu sözleşmenin yazılı şekilde kurulması şart koşulmuş ve "Cari hesap sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz" hükmü getirilmiştir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, yazılı şekil şartına uyulmadan kurulan cari hesap ilişkileri kural olarak kesin hükümsüzdür.
Somut olayda, dosya içeriği incelendiğinde taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bilirkişi raporu da bu hususu teyit etmekte olup, "dosya muhtevasında yazılı bir cari hesap sözleşmesine rastlanamamıştır" ifadesine yer verilmiştir.
2. Takas Mahsup Talebinin Bulunmaması
Taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmaması durumunda, karşılıklı alacakların takas yoluyla mahsubu ancak tarafların açık talebi üzerine mümkün olabilir. BK m. 120 vd. hükümlerine göre takas, karşılıklı ve aynı türden alacakların varlığı halinde kendiliğinden gerçekleşmez; taraflardan birinin takasa ilişkin iradesini açıklaması gerekir.
Dosya içeriği incelendiğinde, ne davacının ne de davalının karşılıklı alacakların takas yoluyla mahsubuna ilişkin açık bir talepte bulunmadıkları görülmektedir. Davacı sadece davalıya borçlu olmadığının tespitini (menfi tespit) talep etmiş, davalı ise icra takibinin haklı olduğunu savunmuştur.
3. Sonuç
Bu durumda, taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin her bir fatura bazında ayrı ayrı değerlendirilmesi ve cari hesap kesimi yapılarak net bakiye hesabı çıkarılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Her bir faturanın geçerliliği ve teslimat durumu münferiden incelenmeli, davacının menfi tespit talebi de sadece davalının takip konusu faturalarının geçerliliği açısından değerlendirilmelidir.
IV. HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Cari Hesap İlişkisi Sorunu
1. TTK m. 89/2 Şart Eksikliği
TTK m. 89/1 uyarınca cari hesap, "iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin" bir sözleşmedir.
TTK m. 89/2'de bu sözleşmenin yazılı şekilde kurulması şart koşulmuş ve "Cari hesap sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz" hükmü getirilmiştir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, yazılı şekil şartına uyulmadan kurulan cari hesap ilişkileri kural olarak kesin hükümsüzdür.
Somut olayda, dosya içeriği incelendiğinde taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bilirkişi raporu da bu hususu teyit etmekte olup, "dosya muhtevasında yazılı bir cari hesap sözleşmesine rastlanamamıştır" ifadesine yer verilmiştir.
2. Takas Mahsup Talebinin Bulunmaması
Taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmaması durumunda, karşılıklı alacakların takas yoluyla mahsubu ancak tarafların açık talebi üzerine mümkün olabilir. BK m. 120 vd. hükümlerine göre takas, karşılıklı ve aynı türden alacakların varlığı halinde kendiliğinden gerçekleşmez; taraflardan birinin takasa ilişkin iradesini açıklaması gerekir.
Dosya içeriği incelendiğinde, ne davacının ne de davalının karşılıklı alacakların takas yoluyla mahsubuna ilişkin açık bir talepte bulunmadıkları görülmektedir. Davacı sadece davalıya borçlu olmadığının tespitini (menfi tespit) talep etmiş, davalı ise icra takibinin haklı olduğunu savunmuştur.
3. Sonuç
Bu durumda, taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin her bir fatura bazında ayrı ayrı değerlendirilmesi ve cari hesap kesimi yapılarak net bakiye hesabı çıkarılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Her bir faturanın geçerliliği ve teslimat durumu münferiden incelenmeli, davacının menfi tespit talebi de sadece davalının takip konusu faturalarının geçerliliği açısından değerlendirilmelidir.
B. İspat Hukuku Açısından Değerlendirme
1. İspat Yükü Dağılımı
HMK m. 190'da düzenlenen ispat yükü kuralı uyarınca, bir hukuki ilişkinin varlığını ileri süren taraf, o ilişkiyi; hukuki ilişkinin ortadan kalktığını ileri süren taraf ise bu durumu ispatla yükümlüdür.
Somut olayda, davalı icra takibini başlatarak davacının kendisine borçlu olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle davalı, alacağının varlığını ispat etmekle yükümlüdür. Buna karşılık davacı, menfi tespit davası açarak davalıya borçlu olmadığını iddia etmiştir. Bu durumda davacının, borcun bulunmadığını veya sona erdiğini ispat etmesi gerekmektedir.
Ancak, somut olayda davalının takip konusu faturalarının geçerliliği ve teslimatı ispat edildiği takdirde, davacının bu faturalara karşı ileri sürebileceği def'ileri (ifa, ibra, takas vb.) ispat etmesi gerekecektir.
2. Delillerin Takdiri
Hâkim, delilleri serbestçe takdir eder. Bu takdir yetkisi, hâkimin delillerin ispat gücünü objektif kriterlere göre değerlendirmesi anlamına gelir.
İspat değerlendirmesinde, somut ve kesin delillerin varsayımsal çıkarımlara önceliği bulunmaktadır. Bu çerçevede:
Yazılı belgeler: Sevk irsaliyeleri, faturalar, BA-BS bildirimleri gibi yazılı belgeler güçlü ispat vasıtalarıdır.
İkrar: Tarafın kendi aleyhine olan beyanları (HMK m. 188) güçlü ispat vasıtası oluşturur.
Bilirkişi raporu: Grafoloji incelemesi gibi teknik konularda uzman görüşü ispat değeri taşır.
Tanık beyanı: Üçüncü kişilerin beyanları, diğer delillerle birliğinde değerlendirilir.
3. Somut Olayda İspat Değerlendirmesi
Davalının takip konusu faturalarının ispatı değerlendirildiğinde:
A-... sayılı fatura için davacının BA formundaki beyanı (ikrar niteliğinde)
A-... ve A-... sayılı faturalar için davacı çalışanının imzası ve beyanı (grafoloji raporu ile desteklenmiş)
A-... sayılı fatura için davacının ticari defter kayıtları (HMK m. 220/3 ile desteklenmiş)
delil niteliği taşımaktadır.
Buna karşılık, davacının faturalarında teslimat ispat edilememiş olup, varsayımsal değerlendirmeler ispat değeri taşımamaktadır.
Bu değerlendirme sonucunda, davalının alacağının varlığı somut delillerle ispatlanmış, davacının menfi tespit iddiası ise çürütülmüştür.
V. SONUÇ
A. Tespit Edilen Alacak
Yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirilen deliller ışığında, davalı ... LİMİTED ŞİRKETİ'nin davacı ... ŞİRKETİ'nden aşağıdaki faturalar nedeniyle alacaklı olduğu tespit edilmiştir:
30.11.2018 tarih A-... sayılı fatura: 135.405,00 TL
01.02.2019 tarih A-... sayılı fatura: 125.375,00 TL
30.03.2019 tarih A-... sayılı fatura: 131.865,00 TL
01.06.2019 tarih A-... sayılı fatura: 123.074,00 TL
Kabul edilen faturalar toplamı: 515.719,00 TL
Davalının .... İcra Müdürlüğü nezdinde başlattığı ... Esas sayılı icra takibinin tutarı 475.851,01 TL'dir.
Tespit edilen alacak tutarı olan 515.719,00 TL, davalının takip tutarı olan 475.851,01 TL'den yüksektir. Bu durum, davalının icra takibine konu olan alacağının tamamının somut delillerle ispatlandığını göstermektedir.
Buna karşılık, davacının davalıdan alacaklı olduğu tespit edilen tutar yalnızca 18.11.2019 tarih ... sayılı faturaya istinaden 44.250,00 TL ile sınırlı kalmıştır. Bu alacak, davalının takip konusu alacağından düşük olup, cari hesap ve takasa ilişkin yukarıdaki açıklamamız gereği mevcut menfi tespit davasının kapsamını değiştirmemektedir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken maktu 615,40-TL harcın, peşin alınan 8.126,35-TL harçtan mahsubu ile bakiye 7.510,95-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 75.377,65-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 123,93-TL yargılama giderinin, davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.320,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/05/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır