T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/556 Esas
KARAR NO:2025/732
DAVA:Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:19/08/2022
KARAR TARİHİ:16/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket yetkilisi ile davalı ... şirkety yetkililerinin müvekkilinin Ispartakule'de sahibi olduğu bir araziye kat karşılığı inşaat yapmaya talep olmaları vesilesiyle tanıştığını, müvekkili şirket ile davalı ... şirketi arasında 17/02/2015 tarihinde yaklaşık 25-30 projeyi kapsayacak bir anlaşma yapıldığını, bu anlaşmaya göre davalı ... şirket yetkililerinin arazilerin imar işlemlerini halledeceğini, müvekkili şirket yetkilisinin ise finansman ihtiyacını karşılayacağını, arazilerle ilgili inşaat sözleşmelerinin davalı ... şirketi adına düzenleneceğini, imar işlemlerinin tamamlanmasının ardından sözleşmelerin tümünün müvekkili şirket yetkilisi .... ...'in kuracağı şirkete devredileceğini, anlaşmaya göre davalı ... şirketinin hissesinin %5, müvekkili şirket yetkilisinin hisse oranının ise %95 olacağını, bu anlaşma çerçevesinde .... ...'in kurduğu müvekkili ... şirketinden ...'ya %2,5 ...'ya %2,5 oranında hissenin bedelsiz olarak verildiğini, daha sonra davalı ... ortağı ...'un %2,5 oranındaki hisseyi müvekkili şirket yetkilisinin rızası dışında ...'dan satın aldığını, müvekkili şirket yetkilisinin davalı ... ile yapılan bu emrivaki neticesinde tanıştığını, davalı ...'ın bu görüşmeden sonra müvekkili şirketten %12 oranında hisse satın alarak davalı oğlu ... adına tescil ettirdiğini, İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah. ... Sk. 638 ada, 161, 162, 163, 164 ve 166 parsel malikleri ve davalı ... şirketi arasında inşaat sözleşmeleri imzalandığını, yapılan anlaşma gereği davalı ... şirket yetkilileri ... ve ...nın imzalanan sözleşmeleri tüm hak ve vecibeleri ile ... 15. Noterliğince 25/03/2016 tarihli Müteahhitlik Devir Sözleşmesi ile müvekkili şirkete devrettiğini ancak daha sonra davalı ... ve ... şirket yetkililerinin iş birliği içerisinde hareket ederek inşaat sözleşmeleri üzerinden hem müvekkili şirketten hem arsa maliklerinden para sızdırmak amacıyla kendilerinin de hissedarı oldukları müvekkili şirketi dolandırdıklarını, davalı ... şirketinin .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/... Esas sayılı dosyası üzerinden açmış olduğu dava ile gerçek dışı beyanlarla ... 15. Noterliğinin 25/03/2016 tarihli Müteahhitlik Devir Sözleşmesinin yokluğunun tespitini talep ettiklerini ve davanın reddine karar verildiği, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle davanın kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/... Esas, 2020/... Karar sayılı kararı ile ...,..., ...'in davacı ... temsil etme yetkisinin bulunmadığını, yetkisizlik yönü ile davanın ret edilmesinin hukukun gereği olduğunu, davacı şirket ile davalı ... arasında imzalanan bir sözleşme mevcut olmadığını, neye dayanarak tazminat davasının açıldığının belli olmadığını, sözleşmeye dayanmayan ve hukuki bir talep de bulunması mümkün olmayan davanın hukuki bir yararının bulunmadığını, iş bu dava ile davacının boş yere adli mercileri meşgul ettiğini, davacı şirketin ortağı ... Korkmaz ...'in davacı şirketin parasını aldığının sabit olduğunu, hem davacı şirketin parasını yediğini, hem de hukuka aykırı dava açtığını, davacı şirket yetkilisinin gerçekten şirketin menfaatini düşünüyorsa aldığı şirket paralarını öncelikle şirkete iade etmesi gerektiğini, şirketin diğer ortaklarının bu güne kadar şirketten hiçbir para almadıklarını, İstanbul Ticaret Odasının kayıtlarının incelendiğinde ... Korkmaz ...'in yönetim kurulu başkanlık görevinin devam etmediğini, bu nedenlerle davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını arz ve talep etmiştir.
Davalı ... şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ismini birçok kez zikrettiği müvekkili şirketin tek yetkilisi ve sahibi olan ...'nun hayatını kaybettiğini ve şu anda mirasçıların da reddi miras davalarıyla mirası reddetme durumunda olduklarını ancak henüz reddi miras kararı kesinleşmediği ve yasal olarak şirket tüzel kişiliği devam ettiği için davayı takip ettiklerini, davaya konu kat karşılığı inşaat sözleşmesinin fiili olarak hiçbir zaman uygulanamadığını, ifası mümkün olmayan dava konusu edilen bir sözleşme olarak kaldığını, müvekkili şirket ile gerek davacı gerekse davalılar arasında herhangi bir sözleşmesel ilişki tam olarak kurulmuş olmadığını, dava konusu edilen kat karşılığı inşaat sözleşmesinin arsa sahipleri tarafından feshedildiğini ve hiçbir şekilde uygulanamadığını, hatta bu hususta derdest davalar bulunduğunu, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/... Esas sayılı dosyası ile derdest olan davada iş bu davaya konu edilen kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ve tazminat talepli arsa sahiplerinin açtığı bir dava bulunduğunu, müvekkili şirket ile arsa sahipleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, sonrasında müvekkili şirket ile davalı ... arasında .... Noterliğinin 01/06/2018 tarihli Müteahhitlik Devir Sözleşmesi düzenlenerek inşaat sözleşmesinin ... şirketine devredildiğini ancak devri yapılan sözleşmenin arsa sahipleriyle ve diğer gerekçelerle uygulama alanı bulamadığını ve kadük kaldığını, davacının iddialarının gerçek dışı olup taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, zira söz konusu iddiaları destekler nitelikte herhangi bir sözleşme, protokol, bilgi veya belge bulunmadığını, 25-30 proje konusunda anlaşıldığına ilişkin sözleşme yapılmadığı gibi davacı yana devir taahhüdünde de bulunulmadığını, basiretli bir tacir olan davacı şirketin emrivaki ile ticari eylemlerde bulunmasının yine aynı saikle hisse satışının yapılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağını, davacı tarafın parsel malikleri ile inşaatın tamamlanması halinde sözleşmelerin davacı şirkete devredileceği iddia edilmiş ise de müvekkili şirket tarafından böyle bir taahhütte bulunulmadığını, inşaat sözleşmesinin devrine ilişkin tasarruf yetkisinin müvekkili şirkete ait olduğunu, davacı ve diğer davalılar arasındaki ilişkinin müvekkili şirketin dışında geliştiğini ve müvekkilinin hiçbir dahlinin söz konusu olmadığını, bu nedenlerle davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalılar ... ve ... Maruf vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekili tarafından öne sürülen tüm taleplerin zaman aşımına uğramış olduğundan zaman aşımı defini ileri sürdüklerini, dava konusu uyuşmazlığın dava dilekçesi ve ekli belgelerden de anlaşıldığı üzere ... ... ile davalı ... şirketi arasında akdedildiği iddia edilen sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle oluştuğunu, iş bu davanın müvekkilleri yönünden husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, iş bu davanın ... Korkmaz ... yerine ... şirketi tarafından açılmasının hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçesinin talep sonucunun açık şekilde belirtilmediğini, davacı tarafça sunulan vekaletnamenin hukuka aykırı olup davacı şirkete temsile elverişli nitelikte olmadığını, ... Korkmaz ...'in davacı ... temsile yetkili olmadığının .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında tespit edildiğini, basiretli bir tacir olan tarafın dava dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu ve çok yüksek meblağlarda olan mütehatlik devir sözleşmesinin, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin ve dava konusu arazilerin değeri düşünüldüğünde maddi zararlarını tespit edebilecek en nihayetinde maddi zararına yakın mebleğı belirleyebilecek durumda olduğunu, hal böyleyken dava değerinin 10.000-TL olarak belirlenip dava harçlarının bu meblağ üzerinden yatırılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkili ...'un davacı şirketin %12 hissesine sahip ortağı olup; gerek davalı ... İnş. Dek. Oto. Tur. Gıda Ve Temizlik San. Tic. Ltd. Şti.'nin gerekse davalı ... Ticaaret Anonim Şirketinin hissedarı/ortağı olmadığını, nitekim davaya konu sözleşmelerin tarafı da olmadığını, müvekkili ...'in yalnızca usulüne uygun şekilde hisse payı satın alarak davacı şirketin ortaklarından biri olduğunu, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan hakların ve borçların müteahhit tarafından üçüncü şahıslara devrinin mümkün olduğunu, müvekkili ...'ın hissedar olduğu diğer davalı ... adına sözleşme serbestesi kapsamında .... Noterliğinin 01/06/2018 tarihli Müteahhitlik Devir Sözleşmesine taraf olduğunu, söz konusu sözleşmenin noter huzurunda yapıldığını, hukuken geçerli olduğunu ve aksinin yalnızca resmi belge ile ispat edilebilir bir sözleşme olduğunu, davacı şirketin ortağı ... ... ...'in davacı şirketin uhdesindeki nakdi değerleri zimmetine geçirdiğinin Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/274 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, bu nedenlerle davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... şirketine usulüne uygun tebligat yapılmış olup, davalı ... davaya cevap vermeyerek HMK 128 uyarınca tüm iddiaları inkar etmiş sayılmıştır.
Mahkememizin 07/02/2023 tarihli celsesi, 5 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişiler ...'in 24/09/2024 tarihli raporunda özetle; dava konusu Müteahhitlik Devir Sözleşmesi feshinin şartlarının oluşup oluşmadığı ve Sözleşme fesih şartları oluşmuş ise fesihte kim ya da kimlerin kusurlu bulunduğu bakımından yapılan incelemede, takdiri Sn. Mahkemeye ait olmak üzere; sözleşme feshinin yasal koşullarının oluştuğu ve fesihte Davalılardan - ...asli kusurlu olduğu, fesih sebebiyle davacı tarafın zararının bulunup bulunmadığı; zarar var ise miktarının tespiti bakımından yapılan incelemede: dava konusu proje kapsamında davacı - ... tarafından yapılan toplam harcama tutarı
2.955.512,72 TL olarak belirlenmiş olup, anılan toplam harcama tutarının; 1.522.339,72 TL’sinin davacı tarafın ticari defter kayıtlarında yer aldığı ve 1.433.172,80 TL’sinin ise davacı
tarafın ticari defter kayıtlarında yer almadığı ( Ticari Kayıtlarda yer almayan toplam 1.433.172,80 TL tutarındaki harcama, Şirket Ortaklarından .... ... tarafından yapılmıştır)
C. Fesih sebebiyle, davacı tarafın kar kaybının bulunup bulunmadığı; kar kaybı var ise miktarının tespiti bakımından yapılan incelemede: dava konusu sözleşmeler kapsamında davacı - ...’nun kar kaybının bulunduğu tespit edilmekle birlikte, dosyasına sunulu belgeler arasında; dava konusu parsellere ilişkin olarak yapılan teknik çalışma detayları, avan proje, 3D görseller, imar durumu vb. hesaplamaya yarar belgeler bulunmadığından, dosyasına sunulu mevcut belgelerle kar mahrumiyetinin hesaplanamayacağı, anılan belgelerin dosyasına sunulması halinde, iş bu davada talep edilen kar kaybının da Ek Raporla hesaplanabileceği, tarafların sair hususlardaki taleplerinin takdirinin ise Mahkemeye ait bulunduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Mahkememizin 15/10/2024 tarihli celsesi, 2 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi ek incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişiler ...'in 26/12/2024 tarihli ek raporunda özetle; takdiri, Sn. Mahkemeye ait olmak üzere davacının; müspet zarar kapsamında kar mahrumiyeti talep edebileceği, ancak Davacı’ nın; hem müspet ve hem de menfi zararlarını birlikte talep edemeyeceği, takdiri Sn. Mahkemeye ait olmak üzere, dava tarihi itibariyle davacının kar mahrumiyeti tutarının; 29.099.156 $ veya dava tarihindeki effektif satış kuru ile 527.753.932,88-TL olabileceği, yukarıdaki bölümlerde açıklandığı gibi, dosyasına sunulu belgelerden, davalılardan ... ve ...’nın, davacı şirket veya davalılardan ... ... yönetim kurulu üyesi olup olmadıkları hususu anlaşılamadığından takdiri Sn. Mahkemeye ait olmak üzere davalılardan ... ve ...’nın sorumluluklarına gidilemeyeceği ve davacı tarafın faiz ve tarafların sair hususlardaki taleplerinin takdirinin ise Sn. Mahkemeye ait bulunduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Mahkememizin 07/03/2025 tarihli ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi ek incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişiler ...'in 16/05/2025 tarihli ikinci ek raporunda özetle; takdiri Sn. Mahkemeye ait olmak üzere, müspet zarar kapsamında kar mahrumiyetini talep edebileceği ancak davacının; hem müspet ve hem de menfi zararlarını birlikte talep edemeyeceği, takdiri, Sn. Mahkemeye ait olmak üzere dava tarihi itibariyle davacının kar mahrumiyeti tutarının; 29.099.156 $ veya dava tarihindeki effektif satış kuru ile 527.753.932,88 TL olabileceği, dosyasına sunulu belgelerden davalılardan ... ve ...’nın ... … A.Ş.’ne 07.05.2019 tarihinde yönetim kurulu olarak seçildikleri; ... … Ltd. Şti.’ne ait ticaret sicil kayıtlarında, ...’nın eski ortak ve müştereken temsilci olarak kaydının bulunduğu ancak incelenen kayıtlardan ortaklığın ve temsil yetkisinin ne zaman sona erdiği anlaşılamadığı; davacı şirketin, kuruluşunun 26.02.2016 tarihli ticaret sicil gazetesi ile tescil ve ilan edildiği; davalı ...’nın 1250 payla bu şirketin ortağı olduğu; konu hakkında nihai takdir yetkisinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, davacı tarafın faiz ve tarafların sair hususlardaki taleplerinin takdirinin ise Sn. Mahkemeye ait bulunduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Islah; davacı vekilinin 08/07/2025 tarihli dilekçesi ile 10.000,00-TL olarak belirlenen taleplerini gelinen aşamada tüm davalılar yönünden 20.000.000,00-TL'sına artırılmasının talep edildiği, davacı tarafça 08/07/2025 tarihinde 341.379,23-TL tamamlama harcının yatırıldığı, ıslah dilekçesinin Mahkememizce tüm davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği görülmüştür.
Dava, .... Noterliğinin 01/06/2018 tarihli ve ... yevmiye sayılı müteahhitlik devir sözleşmesinin feshi ile davacı şirketin uğramış olduğu zararların ve kar mahrumiyetinin tazmini talebine ilişkindir.
A - ... İLÇESİ ... MAHALLESİ 42 PAFTA 638 ADA 164 PARSEL SAYILI TAŞINMAZ AÇISINDAN :
Dava, ... ilçesi Mecidiye mahallesi 42 pafta 638 ada 164 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki müteahhitlik hakkının çifte devri nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde özetle; kendisine ... İnşaat Şirketi tarafından 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkının daha önce ... 15. Noterliği 25.03.2016 Tarih ve ... Yevmiye Nolu devir sözleşmesi ile devredildiğini, ancak aynı hakkın ... İnşaat Şirketi tarafından .... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı, 01.06.2018 tarihli sözleşme ile ... İnşaat Şirketi'ne de devredildiğini, bu ikinci devrin geçersiz olduğunu ileri sürerek ikinci devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespitini ve müspet zararının tazmini talebinde bulunmuştur.
Davalı ... İnşaat ve ... İnşaat şirketleri ise savunmalarında özetle; ikinci devrin geçerli olduğunu, ... İnşaat'ın iyiniyetli olduğunu, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmişlerdir.
Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve delillerin incelenmesinden;
1. 164 parsel üzerinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğu ve bu sözleşme uyarınca ... İnşaat Şirketi'nin müteahhit olarak yapacağı inşaattan elde edeceği bağımsız bölümlere ilişkin alacak haklarının mevcut olduğu,
2. ... İnşaat Şirketi'nin bu parseldeki müteahhitlik hakkını davacıya daha önce - ... 15. Noterliği 25.03.2016 Tarih ve ... Yevmiye Nolu devir sözleşmesi- devrettiği, bu devrin geçerli olduğu,
3. Aynı parseldeki müteahhitlik hakkının ... İnşaat Şirketi tarafından .... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı, 01.06.2018 tarihli "Müteahhitlik Devir Sözleşmesi" ile ... İnşaat Şirketi'ne tekrar devredildiği,
4. Kronolojik olarak davacıya yapılan devrin, ... İnşaat'a yapılan devirden önce gerçekleştiği,
hususları sabittir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan müteahhitlik hakları, müteahhidin inşaat yaparak elde edeceği bağımsız bölümler üzerindeki alacak haklarıdır. Bu haklar, borçlar hukukundaki alacak hakkı niteliğini taşımakta olup, alacağın devri (temliki) hükümlerine tabidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde; "- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
" hükmü yer almaktadır. Aynı Kanun'un 184. maddesinde ise "Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır" denilmektedir.
Somut olayda, 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkının devri işlemleri alacağın temliki niteliğinde olup, TBK'nın 183 ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın devrine ilişkin hükümler uygulanacaktır.
Hukuk sistemimizde, bir alacağın aynı kişi tarafından iki ayrı kişiye devredilmesi halinde ortaya çıkan "çifte temlik" veya "mükerrer temlik" durumunda hangi devrin geçerli olacağı meselesi doktrinde ve Yargıtay uygulamasında açıklığa kavuşturulmuştur.
Alacağın temliki, temlik edenin malvarlığından alacağı çıkararak temellük edenin malvarlığına geçiren tasarruf işlemi niteliğindedir. Bu tasarruf işleminin en önemli sonucu, temlik edenin o alacak üzerindeki hak sahipliğinin ve tasarruf yetkisinin sona ermesidir.
Somut olayda, ... İnşaat Şirketi 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkını davacıya devrettiği anda, bu hak üzerindeki tasarruf yetkisini kaybetmiştir. İlk devir ile birlikte alacak hakkı ... İnşaat'ın malvarlığından çıkmış, davacının malvarlığına girmiştir. Bu nedenle, ... İnşaat Şirketi'nin artık bu alacak üzerinde herhangi bir tasarruf işlemi yapma yetkisi kalmamıştır.
Tasarruf yetkisi olmayan bir kimsenin yaptığı tasarruf işlemi hukuken geçersizdir. Bu husus, alacağın temliki bakımından doktrinde ve Yargıtay kararlarında kesin bir şekilde kabul edilmiştir.
Devreden, aynı alacağı ikinci bir defa devrederse, karşı taraf, ilk temlikten haberdar olmasa bile, iyiniyetli olsa dahi, alacağı iktisap edemez. Çünkü ilk temlik geçerli olup, bu temlikle birlikte devredenin alacak üzerindeki hak sahipliği ve dolayısıyla tasarruf yetkisi sona erdiği için, ikinci temlik geçerli olmaz.
Somut olaya uygulandığında; ... İnşaat Şirketi'nin 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkını davacıya devretmesinden sonra, aynı hakkı 01.06.2018 tarihinde ... İnşaat Şirketi'ne tekrar devretmesi hukuken imkansızdır. Zira ilk devir ile birlikte ... İnşaat'ın bu hak üzerindeki tasarruf yetkisi sona ermiştir. Tasarruf yetkisi olmayan kişinin yaptığı ikinci devir işlemi mutlak butlanla maluldür ve baştan itibaren hüküm ve sonuç doğurmaz.
Somut olayda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, alacağın devri bakımından iyiniyet korumasının söz konusu olmamasıdır. Bu durum, alacak hukukunu taşınmaz ve taşınır hukukundan ayıran temel farklılıklardan biridir.
Davalı ... savunmasında, ilk devirden haberi olmadığını, iyiniyetli olduğunu ileri sürmüşse de, bu husus hukuki sonucu değiştirmemektedir. Zira alacağın devri bakımından iyiniyet korunmadığından, ... İnşaat iyiniyetli olsa dahi 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkını kazanmış olamaz.
Sonuç olarak, davalı ...'ın iyiniyetli olup olmadığının tartışılmasına gerek bulunmamaktadır. Zira iyiniyetli olsa dahi, tasarruf yetkisi olmayan ... İnşaat'tan yapılan ikinci devir ile hak kazanması hukuken mümkün değildir.
01.06.2018 tarihli ikinci devir sözleşmesinin 164 parsel yönünden geçersizliği, nisbi butlan değil mutlak butlan niteliğindedir. Mutlak butlan hallinde:
- Sözleşme baştan itibaren hükümsüzdür,
- Hiçbir hukuki sonuç doğurmamıştır,
- Zamanaşımına tabi değildir,
- Mahkemece resen dikkate alınır,
- İlgili herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir.
164 parsel yönünden davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaktadır. Zira davacı, bu parseldeki müteahhitlik hakkının ilk ve geçerli devir alacaklısı (temellük eden) sıfatına sahiptir. Kendi hakkına yapılan ikinci bir devrin geçersizliğinin tespitini talep etme hakkı bulunmaktadır.
İlk temlik alacaklısı olarak davacı, hakkının üçüncü kişilere devredilmesi iddiası karşısında bu devrin geçersizliğinin tespitini isteyebilir. Bu hususta hukuki yararı açıktır.
Davacı, ikinci devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile birlikte zarar talebinde de bulunmuştur. Ancak bu talep yerinde değildir.
Mahkememizce 01.06.2018 tarihli devir sözleşmesinin 164 parsel yönünden geçersizliğine karar verilmiştir. Sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi halinde, bu sözleşme hiçbir zaman hüküm ve sonuç doğurmamış kabul edilir. Buna göre de zarar talebi söz konusu olamaz.
Bu nedenle, 164 parsel yönünden müspet zarar talebinin tüm davalılar yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
B - DİĞER TAŞINMAZLAR (161, 162, 163, 166 PARSELLER)AÇISINDAN :
Dava, ... ilçesi ... mahallesi 42 pafta 638 ada 161, 162, 163 ve 166 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki müteahhitlik haklarının davacıya devredilmemesi ve ... İnşaat Şirketi'ne devredilmesi nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde özetle; 17.02.2015 tarihli işbirliği sözleşmesi ile .... ... ile ... İnşaat Şirketi arasında, imar işlemlerinin tamamlanmasının ardından sözleşmelerin tümünün .... ...'in kuracağı şirkete devredilmesi konusunda mutabık kalındığını, bu kapsamda davacı ... A.Ş.'nin kurulduğunu, ... İnşaat Şirketi'nin kısmen devir yaptığını ancak diğer parsellerdeki müteahhitlik haklarını devretmeyip ... İnşaat Şirketi'ne devrettiğini ileri sürerek, .... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı, 01.06.2018 tarihli müteahhitlik devir sözleşmesinin bu parseller yönünden de geçersizliğinin tespitini ve zararının tazmini talebinde bulunmuştur.
Davalılar ise savunmalarında; davacı ile aralarında doğrudan sözleşme bulunmadığını, davacının sözleşmenin tarafı olmadığını, dava takip yetkisi ve aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkememizce yapılan inceleme neticesinde, 164 parsel ile diğer parseller arasında hukuki açıdan temel bir farklılık bulunduğu tespit edilmiştir. Şöyle ki, 164 parsel yönünden ... İnşaat Şirketi'nin davacıya ... ... Noterliği'nin 25.03.2016 tarih ve ... yevmiye numaraları ile tanzim edilen müteahhitlik devir sözleşmesi ile gerçekleşen bir devir işlemi mevcut olup, bu devrin geçerliliği ayrıca teyit edilmiştir. Bu parselde davacı, müteahhitlik hakkının ilk temellük edeni sıfatıyla alacak hakkının sahibi olmuştur. Devir işlemi ile birlikte, 164 parsel üzerindeki müteahhitlik hakkı ... İnşaat Şirketi'nin malvarlığından çıkmış, davacının malvarlığına girmiştir. Dolayısıyla 164 parsel bakımından ortaya çıkan hukuki mesele alacağın mükerrer temliki meselesi olup, davacı kendi alacak hakkının üçüncü bir kişiye tekrar devredildiğini iddia etmekte ve bu ikinci devrin geçersizliğini talep etmektedir. Alacak hakkının sahibi olarak davacının bu talebi yönünden aktif husumet ehliyesi mevcuttur ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak diğer parseller bakımından durum tamamen farklıdır. Bu parsellerde ... İnşaat Şirketi'nin davacıya gerçekleşen bir devir işlemi bulunmamaktadır. Davacı, bu parsellerde henüz alacak hakkının sahibi değildir. Davacının iddiası, 17.02.2015 tarihli işbirliği sözleşmesine dayanmakta olup, bu sözleşme uyarınca bu parsellerdeki müteahhitlik haklarının da kendisine devredilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla, bu parseller bakımından ortaya çıkan hukuki mesele üçüncü kişi yararına sözleşme meselesi olup, davacı sözleşmenin tarafı olmadığı bir ilişkide üçüncü kişi sıfatıyla edimin kendisine ifasını talep etmektedir. Bu temel farklılık nedeniyle, 164 parsel bakımından alacağın devri hükümleri uygulanmakta iken, diğer parseller bakımından üçüncü kişi yararına sözleşme hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bu gerekçe, diğer parseller yönünden davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı meselesine ilişkindir.
Türk hukuk sisteminde temel ilke, sözleşmelerin nisbilik ilkesidir. Bir sözleşme kural olarak yalnızca o sözleşmenin taraflarını bağlar ve sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler o sözleşmeden hak kazanamaz, borç altına girmez. Somut olaya uygulandığında, 17.02.2015 tarihli işbirliği sözleşmesinin tarafları .... ... ile ... İnşaat Ltd. Şti. olup, davacı ... A.Ş. bu sözleşmenin tarafı değildir. Dolayısıyla nisbilik ilkesi gereği, davacı bu sözleşmeden kural olarak hak kazanamaz.
Nisbilik ilkesinin en önemli istisnalarından biri, Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinde düzenlenen üçüncü kişi yararına sözleşme müessesesidir. Üçüncü kişi yararına sözleşmede, vaad ettiren kendi adına sözleşme yapan ve edimin üçüncü kişiye ifasını isteyen kişi, vaad eden edimi üçüncü kişiye ifa etmeyi taahhüt eden kişi, lehtar ise edimin ifa edileceği yararlanan kişidir. Somut olayda davacının iddiasına göre, vaad ettiren .... ..., vaad eden ... İnşaat Şirketi, lehtar ise kurulacak şirket olarak ... A.Ş.'dir.
Üçüncü kişi yararına sözleşmeler, lehtarın hukuki konumuna göre iki kategoriye ayrılır. Bunlardan birincisi Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen eksik üçüncü kişi yararına sözleşmedir. Bu hükme göre, kendi adına sözleşme yapan kişi edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini kararlaştırabilir. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede vaad ettiren edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini talep edebilir ve alacak hakkı ile dava ve takip hakkı vaad ettirene aittir. Lehtar ise gerçek anlamda alacaklı değildir, sadece borçlanılan edimin muhatabı ve yapılacak ifanın lepdarıdır. Lehtar ifayı kabul edebilir ancak talep edemez ve vaad edene karşı dava açma hakkına sahip değildir.
İkinci kategori ise Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen tam üçüncü kişi yararına sözleşmedir. Bu hükme göre, üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, sözleşmenin kurulmasıyla alacak hakkını doğrudan ve aslen kazanır, vaad edenden borcun ifasını tek başına hem talep hem de kabul edebilir ve vaad edene karşı doğrudan dava açma hakkına sahiptir.
Her iki sözleşme türünde de lehtar edimden yararlanır, ancak kritik fark şudur ki, eksik sözleşmede lehtar vaad edene karşı dava açamazken, tam sözleşmede lehtar doğrudan dava açabilir. Bu ayrım, aktif husumet ehliyeti bakımından belirleyicidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinin ikinci fıkrasının lafzından anlaşılacağı üzere, lehtarın edimin ifasını doğrudan isteyebilmesi ve dolayısıyla dava açabilmesi için tarafların amacına uygun düşmesi şartı aranmaktadır. Yani vaad eden ile vaad ettiren, sözleşmede üçüncü kişinin de edimi talep edebileceğini açıkça veya zımnen kararlaştırmış olmalıdır. Sadece edimin üçüncü kişiye ifa edileceğinin kararlaştırılması yeterli değildir, üçüncü kişinin doğrudan talep hakkına sahip olması gerektiği de anlaşılmalıdır. Şüphe halinde dar yorum yapılmalı ve eksik üçüncü kişi yararına sözleşme kabul edilmelidir, zira tam sözleşme sözleşmelerin nisbilik ilkesine bir istisna teşkil etmektedir ve istisnalar dar yorumlanır.
Somut olayda, 17.02.2015 tarihli işbirliği sözleşmesinin tarafları .... ... ile ... İnşaat Ltd. Şti. olup, davacı ... A.Ş. bu sözleşmenin tarafı değildir. Bu tespit, uyuşmazlığın değerlendirilmesinde ilk ve en önemli husustur. Davacı, sözleşmenin imzalandığı tarihte henüz mevcut değildi ve davacının iddiasına göre bu sözleşme uyarınca daha sonra kurulmuştur. Sözleşmenin başlığı işbirliği sözleşmesi olmakla birlikte, içeriği incelendiğinde hukuki niteliğinin adi ortaklık sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Zira sözleşmede iki taraf bulunmakta, ortak bir amaç için katılım payları belirlenmekte, birlikte çaba gösterilmesi öngörülmekte ve yazılı bir sözleşme mevcut bulunmaktadır. Sözleşmenin birinci maddesinde tarafların birlikte bir işbirliği içinde çalışması ifadesi yer au sözleşme uyarınca daha sonra kurulmuştur. Sözleşmenin başlığı işbirliği sözleşmesi olmakla birlikte, içeriği incelendiğinde hukuki niteliğinin adi ortaklık sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Zira sözleşmede iki taraf bulunmakta, ortak bir amaç için katılım payları belirlenmekte, birlikte çaba gösterilmesi öngörülmekte ve yazılı bir sözleşme mevcut bulunmaktadır. Sözleşmenin birinci maddesinde tarafların birlikte bir işbirliği içinde çalışması ifadesi yer almakta, ikinci maddede ...'nın imar işlemlerini yürütme yükümlülüğü düzenlenmekte, üçüncü maddede ise ...'un finansman sağlama yükümlülüğü öngörülmektedir.
Davacının temel iddiası, 17.02.2015 tarihli sözleşmede imar işlemleri tamamlandıktan sonra sözleşmelerin tümünün .... ...'in kuracağı şirkete devredilmesi konusunda mutabık kalındığı yönündedir. Ancak mahkememizce sözleşme metni incelendiğinde, sözleşme metninde kurulacak şirkete devir yönünde açık bir ifade bulunmadığı tespit edilmiştir. Sözleşmede ".... ...'in kuracağı şirket" ifadesi, "kurulacak şirkete devir" ifadesi, "şirket adına tescil" ifadesi veya "... A.Ş." ya da herhangi bir şirket ismi yer almamaktadır.
Sözleşmenin dördüncü maddesinde yer alan "ortak olmak" ifadesi, davacının kurulacak şirkete devir iddiasını destekleyecek tek ifade olarak değerlendirilebilir. Bu maddede, tarafların sorumluluklarını yerine getirmelerini müteakip satın alma sureti ile taşınmazlara sahip olunduktan sonra imar durumunun alınmasını takiben ...'nın bedeli mukabilinde yüzde elli hisseden fazla olmamak kaydı ile ortak olmak isteyebileceği, mutabık kalınacak oranda kat karşılığı yapabileceği veya maliyet artı kâr ya da birim fiyat esasına göre yüklenicilik yapabileceği ve bu yöntemlerden istediğini seçme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Ancak bu ifadenin ne anlama geldiği belirsiz olup, çeşitli yorumlara açıktır. Ortak olmak ifadesi, mevcut adi ortaklıkta pay oranını değiştirmek anlamına gelebileceği gibi, yeni bir tüzel kişi şirket kurup orada ortak olmak anlamına da gelebilir veya taşınmazlarda paylı mülkiyet kurmak anlamına da gelebilir. Gayrimenkul projelerinde her proje için ayrı ayrı şirket kurulması yaygın bir uygulama olduğundan, yeni şirket kurulması yorumu ticari hayatın gerekleri açısından makul bir yorum olarak görülebilir.
Ancak kritik soru şudur ki, sözleşmede yeni şirket kurulacak yorumu kabul edilse bile, bu kurulacak şirket doğrudan ...'ndan hakların devredilmesini talep edebilir mi? Bunlar iki ayrı husustur. Kurulacak şirketin varlığı bir ekonomik hedefi ifade ederken, kurulacak şirketin doğrudan talep hakkı bir hukuki yetkiyi ifade eder ve birincisinin varlığı ikincisinin varlığını otomatik olarak gerektirmez. Somut olayda da ortak olunacak ifadesi yeni şirket kurulacağını ima edebilir ancak bu şirket ...'na karşı doğrudan talep hakkına sahip olduğu anlamına gelmez. Üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtarın doğrudan talep hakkına sahip olabilmesi için tarafların bu yönde iradesinin olması gerekir ve sadece üçüncü kişinin yararlanacağının öngörülmesi yeterli değildir, üçüncü kişinin doğrudan talep edebileceğinin de kararlaştırılması gerekir.
Sözleşme metni incelendiğinde çok sayıda belirsizlik ve muğlaklık içerdiği görülmektedir. Şirket kurulup kurulmayacağı belirsizdir, zira ...'na kat karşılığı veya yüklenicilik seçenekleri de sunulmuş olup, isteyebilir ifadesi zorunluluk değil seçimlik hak içermektedir. Kaç şirket kurulacağı, hangi parsellerin hangi şirkete gideceği, şirketlerdeki ortaklık oranlarının nasıl belirleneceği, imar hizmetinin değerinin nasıl hesaplanacağı, devrin zorunlu olup olmadığı ve devir zamanının tam olarak ne zaman olacağı gibi hususlar belirsizdir. Bu belirsizlikler, sözleşmenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak nitelendirilmesini zorlaştırmaktadır.
Mahkememizce tespit edilen bu belirsizlikler, sadece üçüncü kişi yararına sözleşmenin tam mı eksik mi olduğu meselesine ilişkin değildir. Daha temelde, işbirliği sözleşmesinin kendi içinde bile temel hükümler bakımından belirsiz olması, bu sözleşmeden üçüncü kişi lehine kesin bir hak doğup doğmayacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Zira hukuk sistemimizde genel bir ilke olarak, belirsiz ve muğlak bir sözleşmeden kesin ve belirli haklar doğamaz. Bir kimse kendisinde olmayan veya belirsiz olan bir hakkı başkasına devredemeyeceğinden, taraflar arasında neyin borçlanıldığı net değilse, bu belirsiz yükümlülükten üçüncü bir kişi lehine doğrudan talep edilebilir bir hak doğması da mümkün olmaz.
Somut olayda, işbirliği sözleşmesinde taraflar arasındaki haklar ve borçlar dahi net değildir. ...'nın tam olarak hangi imar işlemlerini yapacağı, bunların kapsamının ne olacağı, ne zaman tamamlanacağı, hangi limitlerin olacağı muğlaktır. Madde 2'de geçen "bilcümle işlemler" ifadesi çok genel olup, somut bir yükümlülük tespit edilmesine imkan vermemektedir. Benzer şekilde, ...'un finansman yükümlülüğünün miktarı, ödeme zamanı ve şekli, hangi giderleri kapsadığı belirtilmemiştir. Madde 3'te "her türlü finansman" denilmekte ancak bunun sınırı çizilmemektedir. Taraflar arasında edimin konusu, kapsamı ve miktarı bu denli belirsizken, üçüncü bir kişinin bu belirsiz edimlerden kaynaklanan bir hakkı ne şekilde talep edeceği tespit edilememektedir.
Ayrıca Madde 4'te geçen "payı oranında iştirak" ifadesinin ne anlama geldiği de belirsizdir. Türk Borçlar Kanunu'nun 622. maddesinin birinci fıkrası gereği, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ortaklık oranı katılım payı değerine bakılmaksızın eşittir, yani taraflar yüzde elli - yüzde elli oranında ortaktır. Ancak aynı maddede "payı oranında iştirak" denilmekte, bu oran ile kastedilen nedir sorusu cevapsız kalmaktadır. Eğer ortaklık oranı yüzde elli - yüzde elli ise, ...'nın "bedeli mukabilinde yüzde elli hisseden fazla olmamak kaydıyla ortak olmak" ifadesinin anlamı nedir? Ortaklık oranının nasıl hesaplanacağı, imar hizmetinin değerinin nasıl belirleneceği, finansman tutarının nasıl dikkate alınacağı açık değildir. Ortaklık oranı bile belirsizken, üçüncü bir kişiye hangi oranda pay verileceği veya hangi hakların devredileceği tespit edilemez.
Sözleşmenin yapısı bakımından da temel bir belirsizlik mevcuttur. Madde 4'te "imar durumunun alınmasını takiben" ifadesi kullanılmakta ve bu aşamadan sonra ...'na seçim hakkı tanınmaktadır. Bu düzenleme, sözleşmenin iki aşamalı bir yapı mı öngördüğü, yoksa tek aşamalı bir ilişkide sadece seçim zamanının mı belirlendiği hususunda tereddüt uyandırmaktadır. İmar süreci ayrı bir adi ortaklık ilişkisi midir, imar sonrası tamamen farklı bir hukuki ilişki mi başlayacaktır, yoksa sürekli devam eden tek bir ilişki midir? Bu belirsizlik, üçüncü kişinin hakkının hangi aşamada doğduğu, ne zaman talep edebileceği gibi temel soruları cevapsız bırakmaktadır.
Madde 4'teki seçim hakkı ise ayrı bir belirsizlik kaynağıdır. ...'na üç farklı seçenek sunulmuş olup, her seçeneğin hukuki sonuçları birbirinden tamamen farklıdır. İlk seçenekte ortak olunması halinde bir şirket ilişkisi, ikinci seçenekte kat karşılığı yapılması halinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, üçüncü seçenekte yüklenicilik yapılması halinde eser sözleşmesi söz konusu olmaktadır. Hangi seçenek kullanılacağı ...'nın iradesine bırakılmış olup, bu seçim yapılmadan önce ne olacağı belli değildir. Üçüncü bir kişinin, henüz seçim yapılmamış ve hangi hukuki rejimin uygulanacağı belirsiz bir durumda, belirli ve kesin bir hak sahibi olduğundan söz edilemez.
Sözleşmede başarısızlık veya zarar durumunda ne olacağı, emek ortağının zarara katılıp katılmayacağı, tasfiye kurallarının ne olacağı gibi temel hususlar düzenlenmemiştir. Eğer imar durumu alınamazsa, projeler gerçekleşmezse veya taraflar anlaşmazlığa düşerse ne olacağı belirsizdir. Bu durum da üçüncü kişinin hakkının akıbetini belirsiz kılmaktadır.
Tüm bu belirsizlikler bir arada değerlendirildiğinde, sözleşmenin tarafları arasında bile hakların ve borçların kesin olmadığı, edimin konusu, kapsamı, miktarı, zamanı ve şartlarının belirsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle bir sözleşmeden üçüncü bir kişi lehine kesin, belirli ve talep edilebilir bir hak doğduğunun kabulü mümkün değildir. Mahkeme, üçüncü kişinin somut olarak hangi edimi, ne zaman, ne miktarda, hangi şartlarda talep edeceğini tespit edememektedir. Sözleşmede tarafların tam olarak ne yapacağı, ne zaman yapacağı, karşılığında ne alacağı bile net değilken, bu sözleşmeden üçüncü bir kişi lehine mahkeme tarafından dahi içeriği tespit edilemeyen bir hakkın doğduğundan söz edilemez. Bu kapsamlı belirsizlik hali, üçüncü kişi yararına sözleşmenin kurulduğu iddiasını zaten temelden zayıflatmaktadır.
Davacı, 25.03.2016 tarihinde ...'nın 164 parsel için müteahhitlik haklarını bedelsiz olarak davacıya devretmesini en güçlü delil olarak ileri sürmektedir. Ticari şirketler sebepsiz bağış yapmazlar ve bu bedelsiz devir taraflar arasında bir yükümlülük ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bu nedenle en azından eksik üçüncü kişi yararına sözleşme unsuru mevcuttur, zira en azından .... ...'in bana değil kuracağım şirkete devret yönünde bir talebi ve ...'nın bu talebi kabul etmiş olması anlaşılmaktadır. Ancak bedelsiz devir hem tam hem de eksik sözleşmede olabilir ve bedelsiz olması sadece bir yükümlülük ilişkisi olduğunu gösterir. Bu yükümlülük .... ...'e karşı olabilir ve eksik sözleşmede de ...'un talimatıyla bedelsiz devir yapılır. Dolayısıyla bedelsiz devir, tam veya eksik sözleşme ayırımı için belirleyici kriter değildir.
Hal böyle olunca, sözleşmede zımni iradenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme kurmaya yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Tarafların ekonomik amacı olarak .... ...'in projelerini şirket üzerinden yürütmek istediği ve ...'nın imar hizmeti karşılığında pay veya bedel almak istediği görülmektedir. Ancak bu ekonomik amaç tam üçüncü kişi yararına sözleşme kurulduğunu göstermez, zira eksik sözleşmede de bu amaç gerçekleşir. ... şirketime devret der, ... devreder ve amaç gerçekleşir, bunun için şirketin doğrudan talep hakkına sahip olması şart değildir. Sözleşme lafzının genel değerlendirmesinde ortak olmak isteyebilir ifadesi seçimlik ve kesin değildir, şirket kurulması garantili değildir, hangi şirket ve kaç şirket kurulacağı belirsizdir ve belirsizlikler çok fazladır. Bedelsiz devir ise yukarıda açıklandığı üzere tam veya eksik ayırımı için belirleyici değildir.
Sözleşme yorumunda temel ilke, şüphe halinde nisbilik ilkesine dönerek istisnaları dar yorumlamaktır. Tam üçüncü kişi yararına sözleşme nisbilik ilkesine önemli bir istisna olduğundan, şüphe halinde eksik sözleşme kabul edilmelidir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında mahkememizce, sözleşmede zımni iradenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme kurmaya yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Netice itibarıyla mahkememizce, 17.02.2015 tarihli işbirliği sözleşmesinin en fazla olsa olsa diğer parseller bakımından eksik üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğinde olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu nitelendirme seçeneğinin de sonucu olarak, vaad ettiren .... ..., vaad eden ... İnşaat, lehtar ise edimin muhatabı olarak ... A.Ş. olmakta, alacak hakkı ve dava hakkı .... ...'e ait bulunmakta, lehtarın konumu ise sadece edimin muhatabı olup alacaklı olmamak şeklinde belirlenmekte ve lehtarın dava hakkı bulunmamaktadır.
Aktif husumet ehliyeti, davacının dava konusu hakkın sahibi veya kanuni temsilcisi olmasıdır.
Somut olayda diğer parseller bakımından davacı ... A.Ş. bu parsellere ilişkin müteahhitlik haklarının sahibi değildir, zira bu parsellerde gerçekleşen bir devir işlemi bulunmamaktadır. Davacı sadece iş birliği sözleşmesinde olsa olsa edimin muhatabı konumunda olup, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar olarak yapılacak ifayı kabul edebilir ancak ifayı talep edemez. Alacak hakkı vaad ettiren .... ...'e ait olup, .... ...'ndan edimin davacıya ifasını talep edebilir. Dava hakkı ise vaad ettiren .... ...'e ait bulunmakta olup, Yargıtay içtihatları gereği eksik sözleşmede dava hakkı vaad ettirene aittir ve davacı ... A.Ş. ...'na karşı dava açma hakkına sahip değildir.
Sözleşmenin tarafı olmayan bir üçüncü kişinin dava açabilmesi için tam üçüncü kişi yararına sözleşme, alacağın temliki, kanuni halef olma veya vekalet ya da temsil hallerinden birinin bulunması gerekmekte olup, davacı bu hallerden hiçbirine sahip değildir. Davacı dava dilekçesinde çeşitli iddialar ileri sürmüş ise de, bu iddiaların aktif husumet ehliyeti verip vermeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacının 17.02.2015 tarihli sözleşmede şirkete devir kararlaştırıldığı yönündeki iddiası bakımından, sözleşmede böyle bir açık ifade bulunmadığı, zımni iradenin de yetersiz olduğu ve sözleşmenin en fazla eksik üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğinde olduğu, eksik sözleşmede ise lehtarın dava açamayacağı yukarıda açıklanmıştır. 25.03.2016 bedelsiz devrinin tam sözleşme olduğunu gösterdiği yönündeki iddia bakımından ise, bedelsiz devrin hem tam hem eksik sözleşmede olabileceği, bedelsiz olmasının sadece bir yükümlülük ilişkisi olduğunu gösterdiği, ancak bu yükümlülüğün .... ...'e karşı olabileceği ve bedelsiz devrin tam veya eksik ayırımı için belirleyici kriter olmadığı yukarıda izah edilmiştir.
Davacının zarar gördüğü ve kar mahrumiyeti yaşadığı yönündeki iddiası bakımından ise, zarar görmek ile dava açma hakkının farklı kavramlar olduğu, hukuki yarar ile aktif husumet ehliyetinin aynı şey olmadığı ve bir kimse zarar görse bile dava konusu hakkın sahibi değilse dava açamayacağı açıktır. Ortak hissedarların varlığı ve işbirliği içinde hareket ettikleri yönündeki iddia ise ayrı bir haksız fiil davası konusu olabilirse de işbu davada ilgisiz olup, işbu dava 17.02.2015 tarihli sözleşmeden kaynaklanan hakların korunmasına ilişkin bulunmakta ve ortak hissedarların varlığı davacının aktif husumet ehliyetini değiştirmemektedir.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, davacı ... A.Ş.'nin diğer parseller bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Tüm bu nedenlerle dava konusu diğer taşınmazlar yönünden davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından, davanın tüm davalılar açısından usulden reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-.... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı, 01.06.2018 tarihli, davalı şirketler ... İnşaat Şirketi'nden ... İnşaat Şirketi'ne düzenleme şeklinde Müteahhitlik Devir Sözleşmesi'nin ... ilçesi Mecidiye mah 42 pafta 638 ada 164 parsel sayılı taşınmaz yönünden geçersizliğinin tespitine,
-Bu taşınmaz açısından Müteahhitlik Devir Sözleşmesi'nin geçersizliğine karar verildiğinden müspet zarar niteliğindeki tazmin talebinde bulunulması mümkün olmadığından bu hususa ilişkin talebin tüm davalılar yönünden reddine,
2-Dava konusu edilen diğer taşınmazlar yönünden aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle tüm davalılar açısından davanın reddine,
3-Karar tarihi itibari ile alınması gerekli 615,40-TL ilam harcından peşin alınan 341.550,01-TL(170,78-TL peşin harç+341.379,23-TL tamamlama harcı)'nin mahsubu ile bakiye 340.934,61-TL ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
4-Davacı tarafından yatırılan 615,40-TL peşin harç ve 170,78-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 786,18-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davalılar, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, (Davalı ... hariç) karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile (davalı ... dışındaki) davalılar tarafına verilmesine,
7-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.640,00-TL'nin kabul-red oranına göre takdiren 820,00-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen, 820,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
8-Davacı tarafından yapılan 54.890,00-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 27.445,00-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
9-Davalılardan ... İnşaat tarafından yapılan 210,00-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 105,00-TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,
10-Davalılardan ... ve ... vekili tarafından yapılan 305,53-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 152,76-TL'nin davacıdan tahsili ile iş bu davalılar tarafına verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davalılar üzerinde bırakılmasına,
11-Davalılardan ... tarafından yapılan 112,78-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 56,39-TL'nin davacıdan tahsili ile iş bu davalıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,
12-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.16/10/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
(M)
Katip ...
e-imzalıdır
MUHALEFET ŞERHİ
Davalılardan ...Şirketi'nin uhdesinde bulunan taşınmaz satış vaadi ve arsa karlılığı inşaat sözleşmesindeki yüklenici sıfatının devir sözleşmesi ile birden çok kişiye karşı devredilebileceği, bu devirlerin yalnızca devrin taraflarını bağladığı ve sözleşmede taraf olmayan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği (bu hususun tapuya devri ile ve 3.kişilere karşı aleniyet kesbedecek şekilde tescil edilmediğinden sözleşmenin tarafı dışındaki tarafları bağlamayacağı) anlaşılmakla hüküm fıkrasının 1.bendinde belirtilen sözleşmenin geçersizliğinin tespitine karar verilemeyeceği kanaatinde olduğumdan karara bu yönüyle muhalifim.
Üye ...
e-imzalıdır
Bu belge elektronik imza ile imzalanmış olup ayrıca ıslak imza uygulanmayacaktır.“5070 sayılı Yasanın 5. ve 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğurur.”