T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO:2023/282 Esas
KARAR NO :2025/195
DAVA:Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:17/08/2018
KARAR TARİHİ:10/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Davacı acentenin 30/11/2011 tarihli sözleşme ile davalı şirketin yetkili acentesi olduğunu, müvekkilinin acentelik sözleşmesinin fesih edildiği 12/10/2017 tarihine kadar bütün yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, müvekkili acentenin yetkisi fesih edilmeden kısa bir süre önce davalı şirketin bölge müdürü ... tarafından ziyaret edildiklerini, taraflar arasında üretim karnesi üzerine yapılan tartışma esnasında müvekkilinin bölge müdürüne "siz" diye hitap etmemesi üzerine toplantının terk edildiğini, ertesi günde müvekkilinin poliçe ekranının kapatıldığını ve akabinde sözleşmelerinin fesih edildiğini iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile yetkili acentelik sözleşmesinin haksız feshi dolayısı ile müvekkilinin ekranının haksız ve yasal dayanağı olmadan kapatıldığı 12/10/2017 tarihi itibariyle 10.000-TL maddi tazminatın portföy ve komisyon kaybını haksız feshin yapıldığı 12/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini, masraf ve ücreti vekaletin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar olmadığını, davacının denkleştirme tazminatına hak kazanamadığını, denkleştirme tazminatı talep etmenin ön koşulunun taraflar arasında tanzim edilen sözleşmenin haksız feshedilmesi olup söz konusu feshin haksız olmadığını, davacının acentelik sözleşmesinin üretim yetersizliği sebebiyle fesih edildiğini, davacı acenteye 2017 yılı için toplam prim tutarı hedefinin 400.000,00-TL verilmesine karşı davacının bu hedefin sadece 141.737,98-TL'sini tutturduğunu ve bu nedenle sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin feshinden sonra önemli menfaat elde edilmesi ile acentenin ücret kaybına uğramasının kabulünün mümkün olmadığını, davacı acentenin müvekkili dışında da sigorta şirketleriyle çalıştığını, sözleşmenin fesih edilmesi nedeni ile davacı acentenin portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağı bulunmadığını, davacının hala tüm sigortacılık faaliyetlerine devam ettiğini iddia ederek; davanın hukuki yarar yokluğundan reddini, aksi halde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasını talep etmiştir.
Mahkememizin 07/12/2020 tarih ... sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin 09/02/2021 havale tarihli dilekçesi ile istinaf başvurusunda bulunduğu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 20/03/2024 tarih 2021/334 Esas 2024/392 Karar sayılı kararı ile Mahkememizin 06/04/2023 tarih ... sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği, dosyanın Mahkememizin 2023/282 Esas Sayılı sıra kaydına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 20/03/2024 tarih 2021/334 Esas 2024/392 Karar Sayılı Kararının Kaldırma Gerekçesinde; "...Mahkemece hükme esas alınan kök bilirkişi raporunda davacı acentenin fesih tarihinden geriye doğru 5 yıllık komisyon tutarlarının ortalaması, talep edilebilecek tazminat miktarı olarak tespit edilmiş, açıklanan tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde herhangi bir inceleme yapılmamış, davalı vekilinin kök rapora itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar ek bilirkişi raporunda değerlendirilmemiş ve Mahkemece gerekçede, denkleştirme tazminatının diğer koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın kök raporda tespit edilen ve davacı tarafından talep edilebilecek tazminatın üst sınırı olan miktar üzerinden davanın kabulüne dair eksik inceleme ve gerekçe ile karar verilmiştir. Davalı vekilinin bu hususa yönelik istinaf sebepleri haklıdır. Bu durumda Mahkemece bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya kapsamı üzerinde yapılacak incelemeye göre; davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, acentenin aracılık ettiği müşteriler dolayısıyla davalının, acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam edip etmediği, etmiş ise bu sözleşmelerin sayısı, süresi ve sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarına göre önemli menfaat sayılıp sayılmayacağı, davacı acentenin sözleşmenin feshi nedeniyle ücret kaybına uğrayıp uğramadığı hususlarında rapor alınması, alınacak rapor ile birlikte sözleşmenin haksız şekilde feshedilip edilmediği, denkleştirme tazminatı ödenmesinin adil bir sonuç olup olmayacağı, bu minvalde taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, acentenin tek firma-çok firma acentesi olup olmadığı ve davalının marka etkisi gibi hususlar da tartışılarak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) (Değişik:22/07/2020-7251/35md.) 353/1-a-6. maddesinde; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" hali kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. şeklinde karar verilmiştir.
Mali Müşavir ve Sigorta Uzmanından Oluşan Bilirkişi Heyetinin 20/08/2024 Tarihli Raporunda Özetle; "Mali yönden değerlendirme davalı taraf bir takım listeler ibraz etmiş olmakla
birlikte; ticari defterler ve ticari defterlere dayanak teşkil eden bilgi ve belgeler
ibraz edilmediği, söz konusu ibraz edilen bilgilerin ticari defter ile uyumlu olup
olmadığı doğruluğu gerçekliği hakkında somut ve kanaate uygun inceleme tespit
ve değerlendirme yapılamadığı,
Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 122'ye göre (son beş yıllık faaliyetin dikkate alınması gerektiği
açıklanmış olup), ise azami tazminat tutarının 33.820,93-TL olduğu, davalının 30.05.2024 tarihinde beyan ettiği listeler gözetilerek yapılan portföy
tazminatı hesabı açısından, tazminat tutarının 22.285,54 TL olduğu," görüş ve kanaatine varılmıştır.
Mali Müşavir ve Sigorta Uzmanından Oluşan Bilirkişi Heyetinin 04/12/2024 Tarihli Ek Raporunda Özetle; "Davalının 30.05.2024 tarihinde beyan ettiği listeler gözetilerek yapılan portföy
tazminatı hesabı açısından, tazminat tutarının 22.285,54 TL olduğu,
TTK madde 122'ye göre (son beş yıllık faaliyetin dikkate alınması gerektiği
açıklanmış olup), ise azami tazminat tutarının 33.820,93-TL olduğu," görüş ve kanaatine varılmıştır.
DELİLLER:
-Tarafların ticari defter ve kayıtları
-Bilirkişi raporları
-Tarafların beyan ve dilekçeleri
-Tüm dosya kapsamı
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16 maddeleri uyarınca acentelik sözleşmesinden kaynaklı portföy (denkleştirme alacağı) tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir.
Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir.
Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd).
Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.
TTK'nın 122/3. maddesine göre, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Acentenin denkleştirme talebine hak kazanabilmesi için öncelikle sözleşmenin denkleştirme talebini haklı kılacak şekilde sona ermesi gereklidir. Denkleştirme bedeli bir tazminat olmadığı içindir ki, talep haksız feshe bağlanamaz. Yani sözleşmenin kendiliğinden veya denkleştirme talebini haklı kılacak şekilde fesih yoluyla sona erdirilmesi mümkündür. Acentelik sözleşmesi sürenin dolması sebebiyle sona ermişse, diğer şartlar da mevcutsa denkleştirme talep edilebilir. Süreli veya süresiz bir acentelik sözleşmesinin fesih yoluyla sona erdirilmesi halinde acentenin denkleştirme bedeline hak kazanabilmesi için acentelik sözleşmesinin acente tarafından hakl'ı nedenlerle feshedilmesi veya sözleşmenin müvekkil tarafından haklı bir neden olmaksızın feshedilmiş olması gerekir.
Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır.
Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.
Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır:
Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.
Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.
Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır.
Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.
İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.
Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır.
Taraflar arasında 30/11/2011 tarihli, bir yıl süreli acentelik sözleşmesinin akdedildiği, taraflarca herhangi bir sebeple yada suretle feshedilmediği ya da sona erme tarihinden en geç bir ay öncesinden ihtarname ile yürürlüğünün uzatılması arzusunda olmadığının diğer tarafa ihbar edilmemesi halinde sözleşmenin kendiliğinden ve her dönem için bir yıllık süre için yenileceği kararlaştırılmıştır.
Sözleşmenin “Çalışma Sahası” başlıklı 20. maddesinde; “...acente, çalışma bölgesi içinde hiç iş yapamaz veya tatminkar bir faaliyet göstermezse, ... Genel Sigorta işbu sözleşmeyi tek taraflı olarak ve hiç bir koşul aranmaksızın feshedebilir..”denilmiş,
“Sözleşmenin Feshi ve Neticeleri” başlıklı 22. maddede ise; “... Genel Sigorta, işbu sözleşmeyi her zaman, tek taraflı olarak hiç bir koşul aranmaksızın feshetmeye yetkilidir...her ne sebeple olursa olsun işbu sözleşme feshedilir veya infisah ederse yahut yürürlük süresinin bitiminden sonra yenilenmezse, acente ... Genel Sigorta’dan herhangi bir nam ve unvan altında herhangi bir hak, zarar, ziyan, tazminat, komisyon, portföy hakkı, mahrum kalınan kar, maddi ve manevi zarar karşılığı kar kaybı ve benzeri taleplerde bulunmayacağını şimdiden beyan kabul ve taahhüt eder...” şeklinde hüküm yer almaktadır.
Davalı tarafından davacı acenteye gönderilen 12/11/2017 tarihli noter ihtarnamesi ile tek taraflı olarak ihbar tarihinden itibaren üç ay sonrası etkisini doğuracak şekilde feshedildiği bildirilmiştir.
Davalı tarafça fesih ihtarnamesinde fesih nedeni olarak herhangi bir neden gösterilmemiştir. Yargılamada fesih nedeni olarak, davacının prim üretme ve istikrar sağlama konusunda tatminkar faaliyet göstermemesine dayanılmıştır. Bu durumda, davalı sigorta şirketi her ne kadar acente portföyünün verimli olmamasını gerekçe göstermiş ise de portföy azalmasının acentenin kendi kusuru olarak kabul edilmesi ve sözleşmenin haklı feshine neden olarak değerlendirilmesi söz konusu olamaz. Salt böyle bir iddia davacı acentenin kusurlu davranışına dayanak olarak gösterilemez. Feshe ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar da gözetildiğinde davacının somut kusuruna dayanmayan fesih gerekçesinin yerinde olmadığı, davacının bu kapsamda denkleştirme tazminatı talep edebileceğine kanaat edilmiştir.
Davacının talep edebileceği denkleştirme tazminatının 5 yıllık komisyon ortalaması gözetilerek yapılan hesaba dayalı Mahkememiz ilk hükmünün kaldırılması üzerine yeniden bilirkişi heyetinden rapor alınmış, ticari defterler incelenmiş ve davacı yan ile başlayan ve davalı nezdinde yenilenen poliçeler liste halinde tespit edilmiştir. Bu veriler davalı kayıtlarından elde edilmekle birlikte fesih sonrasında davalının menfaat elde etmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Davacı emeği ile ortaya çıkan bu müşteri çevresinden fesih ile birlikte gelir kaybı yaşanacağı açıktır. Yargılama devam ederken davalı müvekkilin elde edeceği menfaat belirli hale geldiğinden elde edilen menfaate göre hesap yapılması gerekmiş ve bir yıllık ortalama menfaat durumu bilirkişi tarafından 22.285,54-TL olarak somutlaştırılmıştır. Belirlenen üst sınırı aşmayan, sözleşmelerin sayısı, süresi ve elde edilen prim miktarına göre belirlenen, önemli menfaat sayılabilecek bu miktar, taraflar arasındaki sözleşme süresine, davacının emeği ve davalının elde ettiği menfaatine göre hakkaniyetli görülmüş, bu menfaat karşısında davacı acentenin fesih nedeniyle ücret kaybına uğradığı anlaşılmış, herhangi bir indirim veya artırım yapılmasına yer olmadığına kanaat edilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere;
1-Davanın Kısmen Kabulü ile; 22.285,54-TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin Reddine,
2-Karar tarihi itibari ile alınması gereken 1.522,33-TL harçtan, 170,78-TL peşin harç ve 410,00-TL ıslah harcı toplamı olan 580,78-TL harcın düşümü ile eksik kalan 941,55-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafça yatırılan; 35,90-TL başvuru, 170,78-TL peşin harç ve 410,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 616,68-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 22.285,54-TL (kabul-ret miktarı nazara alınarak) vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 11.535,39-TL (kabul-ret miktarı nazara alınarak) vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 13.783,30-TL yargılama giderinin (kabul-ret miktarı nazara alınarak) 9.082,20-TL'lik kısmının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine; arda kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıld 10/03/2025
Katip ... Hakim ...
e-imza e-imza