T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/503 Esas
KARAR NO:2025/192
DAVA:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:27/07/2023
KARAR TARİHİ:10/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Müvekkili ile davalı arasında 12/03/2019 tarihinde hizmet sözleşmesi ve rekabet yasağı sözleşmesi akdedildiğini, davalının müvekkili şirkette araçlı portföy yöneticisi olarak çalıştığını, davalının iş akdinin 06/04/2020 tarihinde sona erdiğini, davalının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle taraflarınca .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini ancak cevap verilmediğini, bu nedenle davalının cezai şartı ödemesi gerektiğini, sözleşmenin 5. Maddesinde bu hususun düzenlendiğini, davalının iş akdinin sona ermesinden sonra müvekkili ile aynı faaliyet alanında ... Güvenlik Şirketi'nde çalışmaya başladığını, davalının müvekkili bünyesinde Portföy Yöneticisi olarak çalıştığını ve bu nedenle müvekkilinin tüm ticari sırlarına ve müşteri portföy bilgisine sahip olduğunu, davalının Rekabet Yasağı Sözleşmesi'nin 4. Maddesinde davalının müvekkili ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren başka firmalarda 2 yıl boyunca çalışmamayı taahhüt ettiğini iddia ederek; davanın kabulünü, davalının, Rekabet Yasağı Sözleşmesi'ne aykırı davranması sebebiyle işbu sözleşmenin maddesinde belirlildiği üzere davalının son brüt ücreti üzerinden hesaplanan 12 aylık brüt ücret toplamından fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik kısmi 1.000,00-TL tutarındaki CEZAİ ŞART tutarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; Huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, müvekkilinin çalıştığı işyerinin Ankara'da olduğunu, yine huzurdaki davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, ceza koşulunun borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı tazminat olduğunu, müvekkilinin davacı işyerinde 06/04/2020 tarihinde işten ayrılmış olmasına rağmen huzurdaki davanın 27/07/2023 tarihinde açıldığını dolayısıyla 2 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açılan haksız davanın usulden reddinin gerektiğini, esasa ilişkin olarak; müvekkilinin 12/03/2019 tarihinde, davacıya ait Ankara sınırlarındaki işyerinde işe başladığını, akabinde Covid-19 salgını nedeniyle sokağa çıkma yasaklarının başladığını, bu dönemde evden çalışma zorunluluğu olduğu dönemde davacı işverenin yöneticileri tarafından müvekkilinin işten çıkarıldığını ve müvekkiline alacağının olmadığına yönelik evraklar imzalatıldığını, müvekkilinin işten ayrılmasının akabinde ... şirketinde çalışmaya başladığını, işbu şirketin kamu kurumlarının sistemlerine siber güvenlik alanında bilişim hizmetleri sattığını ve davacının yaptığı işten tamamen farklı olduğunu, müvekkilini ... A.Ş. Bünyesinde çalışmadığını, son olarak müvekkilinin SGK kayıtlarında portföy yöneticisi olarak görünüyor olsa da aslında sadece satış temsilcisi olarak çalıştığını, davacının dava konusu ettiği sözleşmeyi çalışanlarına baskı altında iş ilişkisinin başlamasından sonra imzalattığını iddia ederek; davanın reddini, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin karşı taraflara yükletilmesini talep etmiştir.
Mali Müşavir, Özel Güvenlik Uzmanı ve Rekabet Uzmanı Bilirkişilerden Oluşan Bilirkişi Heyetinin 28/08/2024 Tarihli Raporunda Özetle; "Davalı ...’ın 12.03.2019 tarihinden 06.04.2020 tarihine kadar davacı şirkette
çalıştığı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra 01.07.2021 tarihinde dava dışı ... ... A.Ş.’de işe başladığı, davalının işe başladığı bu şirketin
ticari faaliyet alanlarının, davacı ...’in iştigal ettiği işlerin büyük bir kısmı ile aynı
olduğu; ibraz edilen bilgi ve belgelere göre cezai şart bedeli tutarının 60.314,40.-TL.-TL hesaplandığı,
ancak davacı talebinin 1.000,00.-TL olduğu talebe bağlılık ilkesi çerçevesinde takdir ve
değerlendirmenin sayın mahkemeye ait olduğu,
davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan İş Sözleşmesinin sona erme sebebi ve kimin
tarafından sonlandırıldığına ilişkin dosya içerisinde herhangi bir veriye/bilgiye/belgeye
rastlanmadığı;
rekabet yasağına aykırılık bulunup bulunmadığı ile ilgili olarak:
a) Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işçinin müşterileri tanımasından veya iş
sırlarını bilmesinden dolayı işverene önemli bir zarar vermesi ihtimalinin bulunmasının
(TBK m. 444/2) zorunlu olduğu;
b) Bu çerçevede; Davalının davacı şirkette “Direkt Satış bölümünde güvenlik danışmanı” olarak
çalıştığı; ancak bu sıfatı haiz kimselerin iş ve görev tanımlarının dosya içinde mübrez
olmadığı; davalının hangi işleri yaptığı ve görevi sebebiyle hangi bilgilere vakıf olduğu
davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği; bu konuda dosya içerisinde herhangi bir belgeye
rastlanmadığı;
c) Netice itibariyle davalı işçinin müşterileri tanımasından veya işverenin (davacının) iş sırlarını
bilmesinden dolayı işverene önemli bir zarar vermesi ihtimalinin bulunmasına ilişkin şartın
oluşmadığı ve rekabet yasağına aykırılığın söz konusu olmadığı; Sayın Mahkeme’nin rekabet yasağının ihlal edildiği kanaatine ulaşması durumunda:
a) Türk Borçlar Kanunu’nun 182/3. maddesinin uygulanmasının mümkün olduğu; hüküm
uyarınca Sayın Mahkeme’nin fahiş gördüğü cezaları kendiliğinden/resen tenkis edebileceği;
b) Bu çerçevede, davalının son brüt ücretinin 5.026,20 TL olması karşısında, 60.314,40.-TL’lik
cezai şartın fahiş olup olmadığı konusunda takdir yetkisinin Sayın Mahkeme’de bulunduğu
TBK m.420/1’in Rekabet Yasağı Sözleşmesinde öngörülmüş olan ceza koşuluna uygulanıp
uygulanmayacağı hususunda takdir Sayın Mahkemeye ait olduğu" görüş ve kanaatine varılmıştır.
DELİLLER:
-Davacı tarafından sunulan; Süresiz İş Sözleşmesi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İşe Giriş Bildirgesi, SGK İşten Ayrılış Bildirgesi, Rekabet Yasağı Sözleşmesi, .... Noterliği 29.12.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ve tebliğ evrakları
-... Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden gelen ... Anonim Şirketi'ne ilişkin ticaret sicil kayıtlarını içerir müzekkere cevabı
-...Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden gelen davacı şirkete ilişkin ticaret sicil kayıtlarını içerir müzekkere cevabı
-... Sosyal Güvenlik Merkezi'nden gelen davalının işe giriş-çıkış bildirgelerini içerir müzekkere cevabı
-... Anonim Şirketi'nden gelen davalının iş akdi ve sicil dosyasına ilişkin müzekkere cevabı
-Bilirkişi raporu
-Tarafların beyan ve dilekçeleri
-Arabuluculuk son tutanağı
-Tüm dosya kapsamı
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, iş sözleşmesi sona erdikten sonraki aşamaya dair rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 444/1. maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında, iş ilişkisi devam ederken veya sözleşmenin sona ermesinden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir. Fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması zorunludur.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus TBK’nın 444/2. maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olmaktadır.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. TBK’nın 445/1 maddesi “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğinin ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu (işin türü) bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmış olması gerekir; aksi takdirde rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Bunun yanında TBK 447/2 maddesi uyarınca açıkça haklı sebep olmaksızın yapılan fesihlerde yasağın sona ereceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla rekabet yasağının devam etmesi için iş akdinin işveren tarafından haksız şekilde feshedilmemesi gerekir. Diğer bir deyişle haksız şekilde işini kaybeden işçinin, bunun üstüne rekabet yasağı ile bağlı kalması hakkaniyetli olmayacağından bu şekilde gerçekleşen fesihlerde rekabet yasağı sözleşmesinin sona erdiğinin kabulü gerekir.
Somut olayda taraflar arasında belirsiz süreli hizmet sözleşmesi bulunmaktadır. Taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesi müstakil bir sözleşme olarak imza edilmiştir. Rekabet yasağı fesih itibaren iki yıl süreyle, davacının iş kolunda ve Ankara ili ile sınırlı olmak üzere imzalanmıştır. Davalı, fiil ehliyetini haizdir. Davalı iş akdinin feshinden sonra iki yıllık süre içinde Ankara'daki aynı iş kolunda faaliyet gösteren yeni bir işyerinde işine başlamıştır. Yazılı şekil şartını taşıyan rekabet yasağı sözleşmesi bu haliyle geçerlilik şartlarını haizdir. Yukarıda anılan diğer şartlar ise ayrıca değerlendirilmelidir.
İş akdinde davalının pozisyonu “Direkt Satış bölümünde güvenlik danışmanı” olarak yazılıdır. İş akdi 12/03/2019-06/04/2020 tarihleri arasında 1 yıl 5 ay kadar süreyle devam etmiştir. Davalının müşteri listesini kendi emeği ile oluşturup oluşturmadığı, kendisine hazır bir liste verilip verilmediği belirli değildir. “Direkt Satış bölümünde güvenlik danışmanı” şeklindeki görev nitelendirmesi, müşteri bilgilerine erişim imkanına dair iddiayı ilk bakışta haklı gösterse de davacı tarafından, davalının yüklendiği işi tam olarak ne suretle yerine getirdiği, görevi sebebiyle hangi bilgilere vakıf olduğu, bu bilgilerin salt kendi emeğiyle oluşup oluşmadığı, çalışma sürecinde edindiği bu bilgileri nasıl davalı aleyhine kullanacağı, salt müşterileri tanımasının davalı aleyhine önemli bir zarar tehlikesi içerip içermediği, tehlikenin önemli boyutta olup olmadığı belirli değildir. Davalı yan da aslında satış temsilcisi olduğunu beyan etmektedir. Dolayısıyla bu yönde sunulan bilgi ve belgelerin "işverene önemli bir zarar verme tehlikesi"ni ortaya koymadığına kanaat edilmiştir. Bunun yanında rekabet yasağı sözleşmesinin halen devam edip etmediği ayrıca incelenmelidir. Neticede feri nitelikli cezai şart talebinin yerindeliği devam eden bir menfaatin varlığına göre değerlendirilecektir.
Davacıya verilen süreye rağmen feshin kim tarafından yapıldığı, sebebinin ne olduğu bildirilmemiş, dayanakları sunulmamıştır. Dosya kapsamındaki delillerden fesih sebebi ve feshi kimin gerçekleştirdiği belirli değildir. TBK 435 hükmüne göre fesih iradesi yazılı olmalıdır. Yine 4857 sayılı İş Kanununun 19 maddesine göre işveren feshi sebep içerecek şekilde yazılı olmalıdır. Feshin kim tarafından gerçekleştirildiğini veya işveren tarafından gerçekleştirilen feshin haklı veya geçerli nedene dayalı olduğunun ispat yükü işveren üzerindedir. TBK 447 hükmünde doğrudan haklı sebebe işaret edilse de geçerli sebep de bu kapsamda değerlendirilebilir. Ne var ki davacı yan, bu yöndeki değerlendirme gerekliliğine ve ara karar ile verilen kesin süreye rağmen delil veya açık bir beyanı Mahkememize sunmamıştır. Dosya kapsamından ise davacı işveren tarafından SGK'ya bildirilen işten çıkış kodu 04'tür. "Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bildirilmeden feshi" şeklindeki 04 kodu itibariyle feshin işveren tarafından haklı sebep olmaksızın feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacı yan feshin geçerli sebeple yapıldığına dair de delil sunmamıştır. Cezai şart talebinin dayanağı olan rekabet yasağı sözleşmesinin halen ayakta olup olmadığının re'sen dikkate alınması gerekmektedir. Dosya kapsamı itibariyle fesih şartları bakımından rekabet yasağının halen ve usulüne uygun şekilde yürürlükte olduğu ispatlanamamıştır.
Açıklanan gerekçelerle davacının cezai şart talebinin sübut bulmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere;
1-DAVANIN REDDİNE
2-Alınması gereken 615,40-TL maktu harçtan, başlangıçta alınan 269,85-TL peşin harcın düşümü ile bakiye 345,55-TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, davalının karşıladığı 200,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
5-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.120,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı 10/03/2025
Katip ... Hakim ...
e-imza e-imza