T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/444 Esas
KARAR NO : 2025/321
DAVA : Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 20/10/2015
KARAR TARİHİ : 22/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ddavalı ... Bankası A.Ş.nin .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyası üzerinden ... İç ve Dış Ticaret Ltd. Şirketi, İsmail ... ve müvekkili ... (...) aleyhine 12.01.2012 tarihinde ilamsız takibe geçtiğini, akabinde davalı bankanın mezkur takip alacağını, ilgili yasal hükümler kapsamında diğer davalı ...'e devrettiğini, söz konusu takipte borcun mesnedinin 20.09.2010 tanzim tarihli kredi sözleşmesi olarak gösterildiğini, ilgili sözleşme kapsamında asıl borçlu ve kefil sıfatını taşımayan müvekkili için takip muhteviyatı borcun hiç doğmadığını belirterek davalarının kabulü ile müvekkilinin takip miktar olan 56.922,00TL borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötü niyetli takip sebebi ile alacağın %20'den aşağı olmamak üzere davalıların müşterek ve müteselsilen tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temlik eden ... Bankası A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin takibe konu alacağı 26.09.2014 tarihli sözleşme ile diğer davalıya temlik ettiğini, dolayısıyla müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Temlik alan vekili dilekçesi ile, dava dışı asıl borçlu ile imzalanan 20.09.2010 ve 27.12.2010 tarihli 2 adet genel kredi sözleşmesi olduğunu, davalının 27.12.2010 tarihli sözleşmede imzasının bulunduğunu, 20.09.2010 tarihli sözleşmede imzasının bulunmamasının ise davacıyı borç sorumluluğundan kurtarmayacağını, taksitli ticari kredi riskinin 27.12.2010 tarihinde açıldığını, esnek hesabın 19.07.2011 tarihinde eksiye düştüğünü, trio kartı için ayrı bir sözleşme yapıldığını ve bu sözleşmede davacının kefil olarak imzasının bulunduğunu, taksitli ticari kredi ve esnek hesap risklerinin davacının imzasının bulunduğu 27.12.2010 tarihli sözleşmeden sonra oluşmuş olması nedeniyle borçtan sorumlu olduğunun açık olduğunu savunarak davanın reddini ve davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Dosya Safahati:
-.... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı 13/07/2015 tarihli kararı ile, dava konusu işin davalı bankanın ticari işinden ve ticari faaliyetinden kaynaklandığı, T.T.K. 4/ 1-f ve 5. md. göre değerlendirme yapıldığında açılan dava Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmış, HMK 138. md. gözetilerek yapılan inceleme sonucunda mahkemlerinin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve istek halinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş olup, dosyanın Mahkememizin ... esas sırasına kaydı yapılarak yargılamaya devam edildiği,
-Mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı 16/01/2018 tarihli kararı ile, "Davanın kabulü ile davacının dava dayanağı ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında takibe dayanak 20.09.2010 tarihli sözleşme sebebi ile ve bu takip dosyası kapsamında davalı temlik alan ... (...) ...A.Ş'ye borçlu olmadığının tespitine; Davalı banka aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, Kötü niyet tazminatının isteminin reddine, " karar verilmiştir.
Bu karar Davalı Temlik Alan ... ...A.Ş. vekilince süresi içerisinde istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 12. Hukuk Dairesinin 2018/1152 Esas, 2019/735 Karar sayılı 23/05/2019 tarihli ilamı ile kaldırılmıştır.
Kaldırma ilamında özetle; "İlk derece mahkemesince öncelikle icra takibine konu borcun hangi kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden kaynaklandığının tespiti için konusunda uzman farklı bir bilirkişiden bankada yerinde inceleme yapılmak suretiyle yeni bir rapor alınması, alacağın davacı imzasını içeren 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesi ve/veya business(trio) card sözleşmesinden kaynaklandığının tespiti halinde davacının imza inkarı doğrultusunda ayrı bir inceleme yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile takip dayanağının tespitinde bir bağlayıcılığı bulunmayan davalı-temlik alan vekilinin 14.02.2017 tarihli dilekçesindeki beyanları esas alınarak bu davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu gibi; temlik sözleşmesinin sadece nakdi alacaklara yönelik olduğu, gayrinakdi alacakları kapsamadığı dikkate alınmadan davalı bankaya yönelik davanın pasif husumet yokluğundan reddinin de doğru görülmediği, açıklanan nedenlerle davalı-temlik alan vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353(1)a-6 maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile mahkememiz hükmünü kaldırmıştır.
Dosyanın, yeniden Mahkememize tevzi edildiği ve ... Esas numarasını aldığı, Mahkememizce kaldırma ilamına uyularak yargılamaya devam edildiği görülmüştür.
-Mahkememizin 09/03/2021 tarih, ... sayılı, ilamı ile,"Davanın Kabulü ile ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasında davalı aleyhine yapılan takipten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine" karar verilmiştir.
Bu karar Davalı ... A.Ş. Vekilince süresi içerisinde istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 12. Hukuk Dairesinin 2021/1027 Esas, 2024/773 Karar sayılı 21/05/2024 tarihli ilamı ile kaldırılmıştır.
Kaldırma ilamında özetle; " Mahkemece, 27/12/2010 tarihine mümkün olduğunca yakın önceki tarihlerde davacının imzasını taşıyan imza incelemesine yeter sayıda belge aslı toplandıktan sonra 27/12/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi ve 27/12/2010 tarihli "... Başvuru Formu" başlıklı kredi kartı sözleşmesi asılları üzerinde davacıya atfedilen imzaların incelenmesi hususunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Öte yandan, Dairemizin önceki kaldırma kararında da davalı ... Bankası A.Ş. açısından davanın pasif husumetten reddine karar verilmesi hatalı bulnmuştur. Buna rağmen,kaldırma kararından sonra davalı ... Bankası A.Ş.'ye tebligat yapılmadığı, yargılamanın adı geçen davalının yokluğunda görülerek karara bağlandığı ve karar başlığında adı gösterilmediği gibi hakkında hüküm de kurulmamıştır. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde bulundurulması gerekir. Bu nedenle kaldırma kararından sonra, taraf teşkilinin sağlanmadan karar verilmesi de hatalı bulunmuştur.
Anılan eksikliklerin hükme tesir edecek derecede görüldüğünden temlik alan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesin gerektiği" gerekçesi ile mahkememiz hükmünü kaldırmıştır.
Dosyanın, yeniden Mahkememize tevzi edildiği ve iş bu esasa kaydedildiği, Mahkememizce kaldırma ilamına uyularak yargılamaya devam edildiği görülmüştür.
Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan nakdi alacağın tahsili ve gayrinakdi alacağın depo edilmesi amacıyla başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. 6100 sayılı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.04.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir. ( Hukuk Genel Kurulu'nun 06.02.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı)
Ayrıca alınan raporda imzanın aidiyetinin tespit edilememesi nedeniyle alacaklının tazminat ve para cezası ile sorumlu tutulması mümkün değildir. (Yargıtay 12. HD'nin 2020/8643 E - 2020/11185 K sayılı kararı)
Somut olayda, Mahkememizce bozma ilamı doğrultusunda, davacının 27/12/2010 tarihine en yakın tarihli imza örneklerinin bulunduğu belge asılları celbedilmiş, daha sonra ATK'dan rapor aldırılmıştır.
Mahkememize sunulan Adli Tıp Kurumu'nun 10/03/2025 tarihli raporunda özetle; İnceleme konusu sözleşmede ... ... adına atılı imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ...(...)'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davalı temlik eden ... Bankası, 12/01/2012 tarihinde başlattığı davaya konu ilamsız icra takibinde 45.419,87-TL asıl alacak ve ferileri ile 5.240-TL gayrinakti (depo) alacağı talep etmiş, takibe dayanak olarak da kredi sözleşmesi, ihtarname ve hesap özetine dayanmıştır. 28/11/2011 tarihli kat ihtarnamesinde, dava dışı kredi asıl borçlusu ... ... Ltd. Şti. lehine genel kredi sözleşmesi kapsamında taksitli ticari kredi açıldığı ve kullandırıldığı, davalının ve dava dışı İsmail ...'ın müteselsil kefil oldukları, bu kredinin son üç taksidi ödenmediğinden tüm borcun muaccel hale geldiği ve 28.432,16-TL borç bulunduğu; aynı kapsamda esnek ticari hesabın katı nedeniyle 6.203,76-TL ve Trio kart hesabı da kat edildiğinden 10.783,95-TL borç oluştuğu, ayrıca borçlunun uhdesinde bulunan çek yaprakları için nakit depo edilmesi gerektiği belirtilerek, toplam 45.419,87-TL borcun tebliğden itibaren 24 saat içinde ödenmesi ve çekler için 5.240-TL'nin depo edilmesi istenilmiştir. Söz konusu ihtarname davalıya, asıl borçluya ve dava dışı kefile de tebliğ edilmiştir. Takip talebinin ekinde üç sayfadan oluşan 20/09/2010 tarihli ve 50.000-TL limitli genel kredi sözleşmesi eklenmiştir. Ödeme emrinin de davacıya 16/01/2012 tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacı takibe itiraz etmemiştir.
Davacı eldeki davada, icra takibinde 20/09/2010 tarihli kendisinin imzası bulunmayan genel kredi sözleşmesine dayanıldığını belirterek, takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı banka ise cevap dilekçesinde, dava dışı asıl borçlu şirketin 20/09/2010 ve 27/12/2010 tarihli iki adet genel kredi sözleşmesinden doğmuş borcu nedeniyle takibe başlanıldığı, davacının 27/12/2010 tarihli sözleşmede imzası bulunduğunu, taksitli ticari kredi riskinin de aynı tarihte açıldığını ve esnek hesabın da 19/07/2011 tarihinde eksiye düştüğünü ve Trio kredi kartı için de ayrıca yapılmış sözleşmenin davacı tarafından imzalandığını savunarak, davacının borçtan sorumlu olduğunu belirtmiştir. Söz konusu sözleşmeler dilekçe ekinde mahkemeye sunulmuştur. 27/12/2010 tarihli 500.000-TL limitli asıl borçlusu dava dışı ... ... Ltd. Şti. olan genel kredi sözleşmesinde davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunduğu görülmektedir. Yine 27/12/2010 tarihli "... Başvuru Formu" başlıklı dava dışı şirkete ilişkin kredi kartı sözleşmesinde, davacının müteselsil kefil olarak imzası mevcuttur.
Ancak davalı vekilinin cevap dilekçesine karşı beyanlarını içeren davacı vekilinin 06/04/2015 tarihli dilekçesinde, sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığı itirazında bulunmuştur.
Mahkememizce aldırılan 26/02/2020 tarihli bilirkişi raporunda; sözleşme sayfalarındaki 26 adet imzanın davacının eli ürünü olmasının muhtemel olduğu ancak imzaların basit tersimli olmaları nedeniyle kesinlik arz eden daha ileri bir tespite gidilemediği kanaati bildirilmiştir. Aynı bilirkişiden alınmış 02/12/2020 tarihli ek raporda da, sözleşmenin 51. sayfasındaki yazıların davacının eli ürünü olmadığı; imza hususunda da davacının imzalarının basit tersimli, polimorf imzalar olmaları nedeniyle kök raporda davacının eli ürünü olmasının muhtemel olduğu tespitine varıldığını, adli belge inceleme alanında iyi uygulamada sınırlılık arz eden imzalarda “eli ürünü olmalarının muhtemel olduğu” şeklinde rapor düzenlendiğini, bu teknik tespitin %100 oranında kesinlik arz etmediği, adli mercilere bu şekilde rapor verilmesinin amacının mahkemenin, bu tespiti diğer delillerle birlikte değerlendirmesi olduğu ve imzanın aidiyeti konusunda daha ileri bir tespite gidilemeyeceği" yolunda kanaatini belirtmiştir.
Mahkememizce bozma ilamı doğrultusunda, davacının 27/12/2010 tarihine en yakın tarihli imza örneklerinin bulunduğu belge asılları celbedilmiş, nitekim davalı vekillerinin 2 nolu celsedeki beyanları ile mukayese için başkaca evrak aslı bulunmadığı ifade edilmiştir.
Mahkememizce aldırılan 10/03/2025 tarihli ATK raporu ile davacı adına atılı imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ...(...)'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayda davacı adına atılan imzalara ilişkin, imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin tespit edilemeyeceğinin grafoloji alanına ilişkin alınan tüm bilirkişi raporları ile tespit edildiği, imzanın davacıya ait olduğuna ilişkin ispat yükünün alacaklı üzerinde olduğu, davalı alacaklılar tarafından imzaların davacı tarafından atıldığı hususunun kanıtlanamadığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davalı bankanın husumet itirazı yönünden; davalılar arasındaki temlik sözleşmesinin sadece nakdi alacaklara yönelik olduğu, gayrınakdi alacakları kapsamadığı dikkate alındığında davalı bankanın husumet itirazına itibar edilmemiştir.
Kötüniyet tazminatı yönünden; İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 5.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacı, davalıların icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır. Nitekim imzanın kim tarafından atıldığı hususunun tespit edilmediği, anlaşıldığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında davacının borçlu olmadığının tespitine,
2-Davalıların kötü niyeti tespit olunamadığından tazminat talebinin reddine,
3-Karar ve ilam harcı 3.888,34-TL nin peşin alınan 972,09-TL den düşümü ile kalan 2.916,25-TL bakiye ilam harcının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 999,79-TL peşin ve başvuru harcının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 8.307,20-TL yargılama giderinin, davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı taraf kendisini dava ve duruşmalarda vekili ile temsil ettirdiği anlaşılmakla AAÜT gereğince 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacının gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır