T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :2024/451 Esas
KARAR NO:2025/712
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:12/07/2024
KARAR TARİHİ:09/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasındaki hizmet neticesinde müvekkili şirketin, 127.864,80-USD bedelli, 04.07.2023 tarihli, ... nolu fatura (Fatura tutarı 127.864,80 USD olmak üzere 81.644,53 USD tahsil edilmiş olup bakiye borç tutarı 46.220,27 USD), 17.068,46-USD bedelli, 04.07.2023 tarihli, ... nolu fatura ve 11.398,56-USD bedelli, 12.10.2023 tarihli ... nolu fatura olmak üzere üç adet faturadan kaynaklı 19/04/2024 takip tarihi itibariyle 74.687,29-USD alacağının bulunduğunu, bu hususun ticari defterlerin incelenmesi sonucunda açığa çıkacağını, faturaların dava dilekçesi ekinde bulunduğunu, fatura bedellerinin ödenmemesi neticesinde taraflarınca davalı aleyhine .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalının takibe yönelik haksız olarak borca ve ferilerine ilişkin itirazda bulunduğunu, karşı tarafça yapılan itirazın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptalini ve takibin devamını, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalıya bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sektöründe uzun yıllardır faaliyet gösteren öncü bir firma olduğunu, davacı ile müvekkili şirketin ticari ilişkilerinden kaynaklı cari hesapların ödenmesi konusunda karşılıklı olarak anlaştığını ve tüm cari hesaba ilişkin olarak müvekkili tarafından sıralı senetlerin düzenlenerek davacı tarafa verildiğini, senet ödemelerinin düzenli şekilde davacıya ödendiğini, dilekçe ekinde sunulan ödeme dekontlarından ve karşı tarafın müvekkiline ilettiği .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamenin ekinde sunduğu yazışmalarda ve cari ekstre içerisinde de bu durumun açıkça belirtildiğini, ancak davacı tarafın ödemeler bittikten sonra haksız ve kötü niyetli şekilde tüm tutarlar tahsil edildikten sonra anlaşma dışında 29/03/2024 tarihinde "Kur Farkı Gelirleri" adı altında temel fatura kesip müvekkiline gönderdiğini, taraflarınca ilgili faturaya .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile itirazlarının gerçekleştirildiğini ve müvekkili tarafından iade faturası kesildiğini, müvekkili ve davacı arasında herhangi bir şekilde kur farkı düzenlenecektir şekilde yazılı mutabakat ve anlaşma olmamasına rağmen karşı tarafın ne şekilde bu tutarı talep ettiklerini anlayamadıklarını, davacı tarafın kur farkı adı altında herhangi bir şekilde alacağı olmadığını anlayınca bu sefer dava konusu olan faturaların ödenmediği iddiası ile huzurdaki davayı açtığını, tüm cari hesaba istinaden yapılan senetlerle ödeme anlaşmasını müvekkilinden habersiz şekilde kendilerince belirli faturalara işlediklerini, müvekkili ile aralarındaki anlaşılan tutarlar farklı iken müvekkilinin anlaşma gereği tüm ödemelerini yapmışken karşı tarafın anlaşmaları dışında tek tek fatura tutarlarının tamamı üzerinden alacakları olduğunu iddia ettiklerini, bu durumun ticari etik ve dürüstlük kuralına uymadığını, davacının döviz kurunun ani yükselmesi sonucunda ticari bir anlaşma, ibare veya teamül olmamasına rağmen bu durumu kullanmak istediğini ve haksız bir kazanç elde etme durumuna girdiğini, davacı tarafça talep edilen icra inkar tazminatına da itirazlarının bulunduğunu, müvekkilinin kendisinden fazla talep edilen tutara ilişkin olarak yasal olan itiraz hakkını kullandığını, itiraz hakkının kullanılmasının kötü niyetli ve haksız olunduğu anlamına gelmediğini, bu nedenlerle davanın reddini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizin 09/01/2025 tarihli celsesi, 3 nolu ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişiler ... ve ...'un 08/04/2025 tarihli raporunda özetle; incelenen davacı şirkete ait 2023-2024 yılı e- ticari defterlerinin açılış beratları ile 2023 yıl sonu kapanış beratının (2024 yılı için kapanış berat alınma süresi henüz dolmamıştır) yasal süresi içerisinde alınmış oldukları, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davacı yanın kendi ticari defter kayıtlarına nazaran 19.04.2024 takip tarihi itibarıyla davalı yandan 74.687,28 USD karşılığı 3.010.018,97 TL alacaklı olduğu, incelenen davalı şirkete ait 2023-2024 yılı e- ticari defterlerinin açılış beratları ile 2023
yıl sonu kapanış beratının (2024 yılı için kapanış berat alınma süresi henüz dolmamıştır)
yasal süresi içerisinde alınmış oldukları, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davalı yanın kendi ticari, defter kayıtlarına nazaran 19.04.2024 takip tarihi itibarıyla davacı yana 1.359.567,74 TL borçlu olduğu, taraflar arasındaki cari hesap farklılığının, davacı yan tarafından davalı yana, davalının keşide ettiği borç senet bedellerinin, döviz bazında düzenlenen faturalar için senetlerin tahsil tarihlerindeki USD/TL kurlarının baz alınması sonucu ortaya çıkan kur farklarından kaynaklı olarak keşide ettiği 1.650.449,94 TL bedelli faturanın davalı yanca kabul edilmeyerek, noter marifeti ile davacıya gönderilen iade faturasının keşide edilmesinden kaynaklandığı, hal böyle iken dövizli faturalara ait borç bakiyesinin kapatılması amacıyla 13.10.2023 tarihli tahsilat makbuzu ile senetlerin verildiği günde mevcut olduğu anlaşılan 6.624.149,41 TL tutarındaki karşılıklı mutabık borç/alacak bakiyesinin, davacı tarafından aynı zamanda dövizli tutulan cari hesap ekstresinde görüldüğü gibi 287.170,22 USD karşılığı olduğunun kabulü gerektiği, buna göre de davalı yanın, senetlerin davacı yana teslim edildiği 13.10.2023 tarihi itibarıyla davacı yana 6.624.149,41 TL karşılığı 287.170,22 USD borçlu iken, senetlerin fiili ödeme tarihlerindeki USD/TL kuru dikkat alınarak yapmış olduğu ödeme toplamının USD karşılığı, rapor içerisindeki excel tabloda hesaplandığı şekli ile 212.482,93 USD olduğundan, 19.04.2024 takip tarihi itibarıyla davacı yanın takipteki talebi gibi davalı yandan 287.170,22 – 212.482,93 = 74.687,29 USD alacaklı olacağı, rapor içerisinde detaylarına yer verilen nedenlerle, davacı yanın taraflar arasındaki cari hesap farklılığının dayanağı niteliğindeki 1.650.449,94-TL bedelli “kur farkı gelirleri” açıklamalı faturayı düzenlemesinin kanuni zorunluluk nedeni ile yerinde olduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
.... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas Sayılı icra dosyasının incelemesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 74.687,29-USD borcun ödenmesi amacıyla icra takibi başlatıldığı, borçluya çıkartılan ödeme emrinin 01/05/2025 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun tarihinde icra takibine 29/04/2024 tarihinde itiraz ettiği, 30/04/2024 takibin durdurulmasına karar verildiği, davanın İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesinde düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür.
Dava, faturadan kaynaklanan alacağa ilişkin başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkememizce yapılan ön inceleme duruşmasında tespit edilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın temel olarak üç ana başlık altında toplandığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki neticesinde üç adet faturadan kaynaklı toplam 74.687,29 USD alacak bulunduğunu, bu alacağın 127.864,80 USD bedelli, 04.07.2023 tarihli, ... nolu faturadan (fatura tutarı 127.864,80 USD olmak üzere 81.644,53 USD tahsil edilmiş olup bakiye borç tutarı 46.220,27 USD), 17.068,46 USD bedelli, 04.07.2023 tarihli, ... nolu faturadan ve 11.398,56 USD bedelli, 12.10.2023 tarihli ... nolu faturadan oluştuğunu, fatura bedellerinin ödenmemesi nedeniyle .... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlattıklarını, davalı tarafın haksız olarak borca ve ferilerine itiraz ettiğini, yapılan itirazın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmektedir.
Davalı vekili ise, davacı ile müvekkili arasında ticari ilişkilerinden kaynaklı cari hesapların ödenmesi konusunda karşılıklı olarak anlaşıldığını, tüm cari hesaba ilişkin olarak müvekkil tarafından sıralı senetler düzenlenerek davacı tarafa verildiğini, senet ödemelerinin düzenli şekilde müvekkil firma tarafından davacı tarafa ödendiğini, dosya ekinde sundukları ödeme dekontlarından ve karşı tarafın ilettiği ihtarname ekindeki yazışmalardan ve cari ekstre içerisinde de bu durumun açıkça belirtildiğini savunmaktadır. Davalı vekili, davacı tarafın ödemeler bittikten sonra haksız ve kötü niyetli şekilde tüm tutarlar tahsil edildikten sonra, anlaşma dışında kur farkı faturası kestiğini, taraflar arasında kur farkı düzenleneceğine dair herhangi bir şekilde yazılı mutabakat ve anlaşma bulunmadığını, müvekkil ile davacı arasında herhangi bir şekilde kur farkı uygulanacağına dair yazılı mutabakat olmadığını, 32 Sayılı Karar gereği ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılması gerektiğini, müvekkilin tüm borçlarını ödediğini ileri sürmektedir.
Bu çerçevede ana uyuşmazlık, davacının iddia ettiği 74.687,29 USD tutarlı alacağın varlığı ve miktarı konusunda toplanmaktadır. Davacı alacağın mevcut olduğunu ve ödenmediğini iddia ederken, davalı tüm borçların ödendiğini ve herhangi bir borcu bulunmadığını savunmaktadır.
Taraflar arasındaki temel ihtilaf noktalarından biri, döviz bazında düzenlenen faturalar için kur farkı uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanacaksa bunun hukuki dayanağının ne olduğu konusunda yoğunlaşmaktadır.
Davacı vekili, faturalarda ve taraflar arası yazışmalarda kur farkı uygulanacağına dair mutabakat bulunduğunu, uzun süredir bu şekilde uygulama yapıldığını, davalının da bu uygulamayı kabul ettiğini iddia etmektedir. Davacı taraf, döviz bazında düzenlediği faturalarda kur tutarı belirtilerek Türk Lirası karşılığının hesaplandığını, fatura düzenleme tarihinden ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar oluşan kur farklarının Vergi Usul Kanunu ve mali mevzuat gereğince hesaplanması ve fatura edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Davalı vekili ise, kur farkı konusunda taraflar arasında yazılı bir anlaşma bulunmadığını, tüm ödemelerin Türk Lirası üzerinden yapıldığını, 19 Nisan 2022 tarihli ve 31814 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ gereği sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunlu olduğunu, bu nedenle davacının döviz cinsinden alacak talebinde bulunmasının, müvekkil tarafından yapılan ödemeleri USD üzerinden hesaplamasının ve talep etmesinin kanun gereği mümkün olmadığını ileri sürmektedir.
Bu bağlamda, taraflar arasında kur farkı uygulamasına ilişkin bir mutabakatın bulunup bulunmadığı, böyle bir uygulamanın hukuka uygun olup olmadığı, 32 Sayılı Kararın uyuşmazlığa etkisi ve uygulanması gereken kur oranlarının tespiti hususları çözümlenmesi gereken önemli meseleler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Uyuşmazlığın bir diğer önemli boyutu, davalı tarafından yapılan ödemelerin hangi faturalara nasıl mahsup edileceği konusunda toplanmaktadır.
Davacı taraf, davalı tarafından yapılan ödemelerin belirli faturalara mahsup edildiğini, kendi cari hesap kayıtlarına göre halen tahsil edilmemiş fatura bedellerinin bulunduğunu iddia etmektedir. Davacı, ödemelerin her birinin yapıldığı tarihteki döviz kuru dikkate alınarak USD karşılığının hesaplandığını ve bu şekilde kayıtlarına aldığını belirtmektedir.
Davalı vekili ise, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğunu, yapılan ödemelerin tüm cari hesaba mahsup edilmesi gerektiğini, davacının keyfi olarak ödemeleri belirli faturalara mahsup ettiğini savunmaktadır. Davalı, müvekkilinin faturalarda belirtilen Türk Lirası tutar üzerinden malları aldığını ve ödemelerini de bu tutar üzerinden yaptığını, davacının bu yapılan ödemeleri aynı ödeme günü üzerinden USD'ye çevirdiğini ve artan döviz karşısında müvekkil firmanın ödemelerini dolar cinsinden carisine yansıttığını, oysa müvekkil firma ile davacı arasında dolar üzerinden ödemelerin yapılacağına dair bir anlaşma bulunmadığını ileri sürmektedir.
Bu çerçevede, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin niteliği, yapılan ödemelerin hangi esasa göre mahsup edileceği, ödemelerin hangi para birimi üzerinden kayda alınacağı konularının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Taraflar arasındaki bir diğer ihtilaflı husus, davalı tarafından düzenlenen senetlerin hukuki niteliği ve bu senetlerin hangi borçlara karşılık verildiği konusudur.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasında cari hesapların ödenmesi konusunda anlaşma yapıldığını, tüm cari hesaba istinaden sıralı senetler düzenlendiğini ve karşı tarafın da bunu kabul ettiğini, ancak ödemeler yapıldıktan sonra karşı tarafın yapılan ödemelerin tüm cari hesaba istinaden olmadığını ve halen ödenmemiş faturalar olduğunu iddia ettiğini belirtmektedir. Davalı, karşı tarafın kötü niyetinin .... Noterliği'nin 19.04.2024 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ekinde sunmuş olduğu cari hesaptan da anlaşıldığını, tüm cari hesaba istinaden yapılan senetlerle ödeme anlaşmasını müvekkilden habersiz şekilde kendilerince belirli faturalara işlediklerini, müvekkilin anlaşma gereği tüm yükümlülüklerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini savunmaktadır.
Davacı taraf ise, senetlerin belirli bir tutara karşılık verildiğini, bu tutarın ödeme tarihindeki kur üzerinden döviz karşılığı hesaplanarak tahsil edildiğini, senetlerin tahsili sonrasında halen ödenmemiş fatura bedellerinin kaldığını ileri sürmektedir.
Bu kapsamda, senetlerin hangi tarihteki hangi cari hesap bakiyesine karşılık verildiği, senetlerin verildiği tarihte taraflar arasında bir mutabakat bulunup bulunmadığı, senet ödemelerinin hangi esasa göre yapıldığı ve kayda alındığı hususlarının belirlenmesi gerekmektedir.
Yukarıda tespit edilen uyuşmazlık noktaları çerçevesinde, mahkememizce aşağıdaki hususların netleştirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir:
Birincisi, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıç tarihi, kapsamı ve bu ilişki süresince uygulanan teamülün ne olduğunun belirlenmesidir. Bu husus, taraflar arasında yerleşik bir uygulamanın bulunup bulunmadığının tespiti açısından önem arz etmektedir.
İkincisi, kur farkı uygulamasına ilişkin taraflar arasında açık veya zımni bir mutabakatın varlığının araştırılmasıdır. Bu bağlamda, taraflar arası mail yazışmalarının içeriği, faturalarda yer alan ibareler, ticari defter kayıtları ve tarafların fiili davranışlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Üçüncüsü, davalı tarafından yapılan ödemelerin hangi faturalara nasıl mahsup edildiği, bu mahsubun hangi esaslara göre yapıldığı, tarafların bu konuda nasıl bir uygulama izlediklerinin tespitidir.
Dördüncüsü, davalı tarafından düzenlenen senetlerin verildiği tarih itibariyle taraflar arasında bir mutabakatın bulunup bulunmadığı, bu mutabakat varsa tutarının ne olduğu, senetlerin hangi borçlara karşılık verildiği, senet ödemelerinin nasıl yapıldığı ve kayda alındığı hususlarının belirlenmesidir.
Beşincisi, 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ hükümlerinin somut olaya uygulanabilirliği, döviz bazında düzenlenen faturalar için kur farkı hesaplanmasının hukuka uygun olup olmadığı, Vergi Usul Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde konunun değerlendirilmesidir.
Bu hususların açıklığa kavuşturulabilmesi için mahkememizce her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi ve konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle teknik bir inceleme yapılması gerekli görülmüştür.
Mahkememizin 09.01.2025 tarihli ara kararı ile her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi kurulu atanmış, taraflarca ticari defterlerinin mahkeme kalemine sunulması istenmiştir.
Bilirkişi kurulunca yapılan inceleme neticesinde, davacı ... ... Maddeler Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait 2023-2024 yıllarına ilişkin elektronik ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu tespit edilmiştir. İncelenen defterlerin 2023 yılı yevmiye defterinin 05.05.2023 tarihinde açılış beratı aldığı, 07.05.2024 tarihinde kapanış beratı aldığı, 2023 yılı defter-i kebir defterinin 05.05.2023 tarihinde açılış beratı aldığı, 2024 yılı yevmiye defterinin 10.05.2024 tarihinde açılış beratı aldığı, 2024 yılı için kapanış berat alma süresinin henüz dolmadığı, 2024 yılı defter-i kebir defterinin 10.05.2024 tarihinde açılış beratı aldığı görülmüştür.
Davacı şirketin ticari defterlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, usulüne uygun tutulan ve tasdik edilen ticari defterler, lehinde defter tutulan tacir ile diğer tacir arasındaki ticari işlerden doğan alacak ve borç ilişkilerinde delil olarak kabul edilebilecek niteliktedir.
Bilirkişi kurulunun davacı ticari defterlerinde yaptığı incelemede, davacı şirketin davalı şirket ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında Türk Lirası, Amerikan Doları ve Euro bazında faturalar keşide ettiği görülmüştür. Davacı şirketin 19.04.2024 takip tarihi itibariyle davalı şirketten 74.687,28 USD karşılığı 3.010.018,97 TL alacaklı olduğu, bu alacağın davacı dava dilekçesinde belirttiği üç adet faturadan kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Davacı şirketin ticari defterlerinde, dava konusu faturalar ile davalı şirket adına keşide edilen diğer tüm faturaların kayıtlı olduğu, davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin de düzenli olarak kayda alındığı, ancak bu kayıtların hem Türk Lirası hem de Amerikan Doları bazında tutulduğu müşahede edilmiştir.
Bilirkişi kurulunca yapılan inceleme neticesinde, davalı ... A.Ş.'ye ait 2023-2024 yıllarına ilişkin elektronik ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu tespit edilmiştir. İncelenen defterlerin 2023 yılı yevmiye defterinin 04.05.2023 tarihinde açılış beratı aldığı, 08.05.2024 tarihinde kapanış beratı aldığı, 2023 yılı defter-i kebir defterinin 04.05.2023 tarihinde açılış beratı aldığı, 2024 yılı yevmiye defterinin 10.05.2024 tarihinde açılış beratı aldığı, 2024 yılı için kapanış berat alma süresinin henüz dolmadığı, 2024 yılı defter-i kebir defterinin 10.05.2024 tarihinde açılış beratı aldığı görülmüştür.
Davalı şirketin ticari defterlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, usulüne uygun tutulan ve tasdik edilen ticari defterler, lehinde defter tutulan tacir ile diğer tacir arasındaki ticari işlerden doğan alacak ve borç ilişkilerinde delil olarak kabul edilebilecek niteliktedir.
Bilirkişi kurulunun davalı ticari defterlerinde yaptığı incelemede, davalı şirketin davacı şirket ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında adına düzenlenen fatura ve tahsilatları sadece Türk Lirası bazında kayıtlarına aldığı görülmüştür. Davalı şirketin ticari defterlerinde, davacı şirketin keşide ettiği "kur farkı gelirleri" açıklamalı 1.650.449,94 TL bedelli fatura için iade faturası düzenlediği, ancak bunun dışında davacı şirketin keşide ettiği tüm "kur farkı" faturalarını kayıtlarına aldığı tespit edilmiştir.
Davalı şirketin 19.04.2024 takip tarihi itibariyle davacı şirkete 1.359.567,74 TL borçlu olduğu, bu tutarın davalı şirketin kendi ticari defter kayıtlarına göre hesaplandığı anlaşılmıştır.
Bilirkişi kurulunun her iki tarafın ticari defterlerini karşılaştırmalı olarak incelemesi neticesinde ortaya çıkan en önemli tespit, tarafların açık cari hesap farklılığının nereden kaynaklandığına ilişkindir.
Bilirkişi raporunda, tarafların ticari defter kayıtları arasındaki farklılığın, davacı şirket tarafından davalı şirkete, davalının keşide ettiği borç senet bedellerinin döviz bazında düzenlenen faturalar için senetlerin tahsil tarihlerindeki USD/TL kurlarının baz alınması sonucu ortaya çıkan kur farklarından kaynaklı olarak keşide ettiği 1.650.449,94 TL bedelli faturanın davalı şirket tarafından kabul edilmeyerek noter marifeti ile davacıya gönderilen iade faturasının keşide edilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Bilirkişi kurulu, her iki tarafın ticari defter kayıtlarında özellikle 13.10.2023 tarihi itibariyle önem arz eden bir mutabakatın varlığını ortaya koymuştur. Davacı şirketin cari hesap ekstresine söz konusu senetlerin 13.10.2023 tarihinde kayıt edildiği, davalı şirket tarafından ise cari hesap ekstresine 03.10.2023 tarihinde kaydedildiği görülmüştür. Davalı şirketin dosyaya sunduğu flash disk içerisinde yer alan "senet tahsilat makbuzu"nun senetlerin davacı şirkete 13.10.2023 tarihinde teslim edildiğini gösterdiği tespit edilmiştir.
Bu tespit, senetlerin tevdii edildiği 13.10.2023 tarihi itibariyle tarafların cari hesaplarında karşılıklı olarak 6.624.149,41 TL tutarda mutabık olduklarının belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bilirkişi kurulu, bu tarihe kadar davacı şirketin davalı şirkete keşide ettiği tüm kur farkı faturalarının davalı şirket tarafından kayda alındığını tespit etmiştir. Bu durum, aynı zamanda davalı şirketin davacı şirketin keşide ettiği dövizli faturalar için kur farkı ile birlikte döviz karşılığı Türk Lirası ödeme yaptığını ortaya koymaktadır.
Bilirkişi kurulu, senetlerin verilme tarihine kadar süregelen ticari ilişki kapsamında, davalı şirketin yaptığı ödemeleri müteakiben davacı şirketten kur bilgisi istediği ve ticari defter kayıtlarından da karşılıklı olarak tespit edildiği şekli ile kayıtların, davacı şirket tarafından mail yolu ile cevaben belirtilen kurlar baz alınarak gerçekleştirildiğini rapor etmiştir.
Bu çerçevede, 6.624.149,41 TL tutarındaki karşılıklı mutabık borç/alacak bakiyesinin, davacı tarafından aynı zamanda dövizli tutulan cari hesap ekstresinde görüldüğü gibi 287.170,22 USD karşılığı olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre de, davalı şirketin senetlerin davacı şirkete teslim edildiği 13.10.2023 tarihi itibariyle davacı şirkete 6.624.149,41 TL karşılığı 287.170,22 USD borçlu olduğu anlaşılmıştır.
Mahkememizin 09.01.2025 tarihli ara kararı ile Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ... ve İstanbul Üniversitesi Medeni Hukuk Öğretim Üyesi Prof. Dr. ...'dan oluşan iki kişilik bilirkişi kurulu oluşturulmuş ve kuruldan kapsamlı bir inceleme yapılması istenmiştir.
Bilirkişi kurulu, 08.04.2025 tarihinde detaylı bir rapor sunmuştur. Raporda, mahkememizce sorulan sorulara tek tek cevap verilmiş, her iki tarafın ticari defterleri incelenmiş, dosya kapsamındaki tüm belgeler değerlendirilmiş ve hukuki mevzuat çerçevesinde teknik bir analiz yapılmıştır.
Bilirkişi kurulu, dava konusu üç faturanın her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu tespit etmiştir. Davacı şirketin 04.07.2023 tarihli 127.864,80 USD bedelli ... nolu faturayı (bu faturadan 81.644,53 USD tahsil edilmiş olup bakiye 46.220,27 USD kalmıştır), 04.07.2023 tarihli 17.068,46 USD bedelli ... nolu faturayı ve 12.10.2023 tarihli 11.398,56 USD bedelli ... nolu faturayı keşide ettiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerinde mevcut olduğu görülmüştür.
Taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin durumuna ilişkin olarak bilirkişi kurulu, her iki tarafın da birbirleriyle uzun süreli ticari ilişki içinde olduklarını, davacı şirketin davalı şirkete çeşitli tarihlerde mal satışı yaptığını, bu satışlar için döviz bazlı faturalar keşide ettiğini, davalı şirketin de bu faturalar karşılığında ödemeler yaptığını tespit etmiştir.
Yapılan ödemelerin hangi faturalara mahsup edildiği konusunda bilirkişi kurulu, davalı şirketin 13.10.2023 tarihinde toplam cari hesap borcuna karşılık sıralı senetler verdiğini, bu senetlerin tahsilat makbuzu ile teslim edildiğini, senetler verildiği tarih itibariyle tarafların 6.624.149,41 TL = 287.170,22 USD tutarında karşılıklı mutabık olduklarını belirlemiştir.
Ödemelerin hangi para birimi üzerinden yapıldığı hususunda bilirkişi kurulu, tüm ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapıldığını, ancak davacı şirketin bu ödemeleri dövizli tutulan cari hesabında ödeme tarihindeki kur üzerinden Amerikan Doları karşılığı olarak kaydettiğini, davalı şirketin ise sadece Türk Lirası bazında kayıt tuttuğunu tespit etmiştir.
Bilirkişi kurulunun en önemli tespitlerinden biri, taraflar arasında kur farkı uygulamasına ilişkin bir mutabakatın bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Bilirkişi raporu, davacı şirketin döviz bazında düzenlemiş olduğu faturalarda kur tutarı belirtilerek faturanın Türk Lirası karşılığının hesaplandığını, dava dosyasına sunulu e-posta yazışmalarından davalı şirket tarafından davacı şirketten belirtilmesi talep edilen ve buna göre davacı şirket tarafından belirtilen kur üzerinden tahsilat yapıldığını ve bu tutarlar ile uyumlu olacak şekilde karşılıklı cari hesap kaydı yapıldığını müşahede etmiştir.
Bilirkişi kurulu, senetlerin her birinin ödenmesi aşamasında davalı şirket tarafından davacı şirketten kur bilgisi istendiğini, davacı şirketin kur bilgisini paylaştığını görülmesine rağmen, davalı şirketin bu durumu ticari defter kayıtlarına yansıtmadığını, bu nedenle de davacı şirketin buna ilişkin düzenlediği faturaya karşılık iade faturası keşide ettiğini müşahede etmiştir.
Bilirkişi raporu, davalı şirketin 13.10.2023 tarihine kadar davacı şirketin keşide ettiği tüm kur farkı faturalarını kendi ticari defterlerine kaydettiğini özellikle vurgulamıştır. Bu tespit, taraflar arasında kur farkı uygulaması konusunda uzun süreli bir teamül ve zımni mutabakatın varlığını gösteren en önemli delildir.
32 Sayılı Kararın uyuşmazlığa etkisi konusunda bilirkişi kurulu detaylı bir hukuki değerlendirme yapmıştır. Bilirkişi raporu, 19 Nisan 2022 tarihli ve 31814 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğde yapılan değişiklik ile Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri menkul satış sözleşmelerinde bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlemelerinin mümkün olmakla birlikte, sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunlu hale getirildiğini belirtmiştir.
Bilirkişi kurulu, somut olayda davacı şirket tarafından faturanın dövizli kesilmesinde bir sorun olmamakla birlikte, tahsilatın Vergi Usul Kanunu hükmü çerçevesinde tahsil tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası cinsinden tahsil edilmesi gerektiğini, bir başka ifade ile davacı şirketin döviz cinsinden alacağını döviz karşılığında ancak Türk Lirası cinsinden tahsil edebileceğini rapor etmiştir.
Uygulanması gereken kur oranlarının tespiti konusunda bilirkişi kurulu, davalı şirketin dosyaya sunduğu senet listesi üzerinde çalışarak, senetlerin verilme tarihi, vadeleri, fiili ödeme tarihleri, tutarları ve fiili ödeme tarihlerindeki USD/TL kurları üzerinden her bir senetin Amerikan Doları karşılığını hesaplamıştır. Bilirkişi raporu ekinde, bu hesaplamaları içeren detaylı bir Excel tablosu sunulmuştur.
Bilirkişi kurulu, senetlerin fiili ödeme tarihlerindeki USD/TL kuru dikkate alınarak davalı şirketin yapmış olduğu ödeme toplamının USD karşılığının 212.482,93 USD olduğunu hesaplamıştır. Buna göre, 13.10.2023 tarihinde mutabık kalınan 287.170,22 USD borcun 212.482,93 USD'si ödenmiş olup, 19.04.2024 takip tarihi itibariyle kalan borç 287.170,22 - 212.482,93 = 74.687,29 USD olarak tespit edilmiştir.
Varsa kur farkından kaynaklanan alacak miktarının belirlenmesi hususunda bilirkişi kurulu, yukarıda açıklanan hesaplama yöntemine göre davacı şirketin davalı şirketten 74.687,29 USD alacaklı olduğunu, bu alacağın döviz bazlı faturalardan kaynaklanan ve senet ödemelerinin kur farkı ile birlikte hesaplanması neticesinde ortaya çıkan bir alacak olduğunu rapor etmiştir.
Vergi Usul Kanunu'nun 215. maddesine ilişkin olarak bilirkişi kurulu, bu maddede döviz cinsinden fatura düzenlenmesi konusunun yer aldığını, kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılacağını, belgelerin Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla yabancı para birimine göre de düzenlenebileceğini, yurtiçindeki şirketlere düzenlenen dövizli faturada Türk Lirası karşılığının gösterilme zorunluluğu bulunduğunu belirtmiştir.
Bilirkişi raporu, döviz cinsinden kesilen faturanın yine döviz cinsinden tahsil edilecek ise Merkez Bankası döviz alış kuru ile faturanın Türk Lirası karşılığının hesaplanması gerektiğini, mal veya hizmet teslimine ait düzenlenen sözleşmelerde taraflarca kurun önceden belirlenmiş olduğu durumlarda, faturadaki döviz tutarının sözleşmede belirlenen kur ile Türk Lirası değerinin belirlenmesinin de mümkün olduğunu açıklamıştır.
Bilirkişi kurulu, yürürlükteki mali mevzuat gereğince fatura düzenleme tarihinden ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar satıcı lehine oluşan kur farkları için alıcıya, alıcı lehine oluşan kur farkları için ise satıcıya fatura düzenlenerek, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran üzerinden KDV hesaplanması gerektiğini rapor etmiştir.
Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesine ilişkin olarak bilirkişi kurulu, bu maddede "Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsa rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir" hükmüne yer verildiğini belirtmiştir.
Bilirkişi kurulu, Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi gereğince dövizli alacak ve borçlar için kur değerlemesi yapılmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, fatura düzenleme tarihinden çek/senedin ödemesinin gerçekleştiği tarihe kadar dövizli alacak için kur farkı hesaplanmasının, çek/senedin tahsil tarihi itibariyle doğan lehe/aleyhe oluşacak kur farkının muhataba fatura edilmesi gerektiğini rapor etmiştir.
32 Sayılı Karar hakkındaki değerlendirmesinde bilirkişi kurulu, bu düzenlemenin ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılmasını zorunlu kıldığını, ancak faturanın dövizli kesilmesine veya tahsilatın tahsil tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası cinsinden yapılmasına engel bir hüküm içermediğini vurgulamıştır.
Bilirkişi kurulu, tüm inceleme, tespit ve değerlendirmeler ile rapor içerisinde açıklanan nedenlere dayanarak şu sonuç görüşüne varmıştır:
İncelenen davacı şirkete ait 2023-2024 yılı elektronik ticari defterlerinin açılış beratları ile 2023 yılsonu kapanış beratının yasal süresi içerisinde alınmış olduğu, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu,
Davacı şirketin kendi ticari defter kayıtlarına nazaran 19.04.2024 takip tarihi itibariyle davalı şirketten 74.687,28 USD karşılığı 3.010.018,97 TL alacaklı olduğu,
İncelenen davalı şirkete ait 2023-2024 yılı elektronik ticari defterlerinin açılış beratları ile 2023 yılsonu kapanış beratının yasal süresi içerisinde alınmış olduğu, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu,
Davalı şirketin kendi ticari defter kayıtlarına nazaran 19.04.2024 takip tarihi itibariyle davacı şirkete 1.359.567,74 TL borçlu olduğu,
Taraflar arasındaki cari hesap farklılığının, davacı şirket tarafından davalı şirkete, davalının keşide ettiği borç senet bedellerinin döviz bazında düzenlenen faturalar için senetlerin tahsil tarihlerindeki USD/TL kurlarının baz alınması sonucu ortaya çıkan kur farklarından kaynaklı olarak keşide ettiği 1.650.449,94 TL bedelli faturanın davalı şirket tarafından kabul edilmeyerek noter marifeti ile davacıya gönderilen iade faturasının keşide edilmesinden kaynaklandığı,
Dövizli faturalara ait borç bakiyesinin kapatılması amacıyla 13.10.2023 tarihli tahsilat makbuzu ile senetlerin verildiği günde mevcut olduğu anlaşılan 6.624.149,41 TL tutarındaki karşılıklı mutabık borç/alacak bakiyesinin, davacı tarafından aynı zamanda dövizli tutulan cari hesap ekstresinde görüldüğü gibi 287.170,22 USD karşılığı olduğunun kabulü gerektiği,
Buna göre de davalı şirketin, senetlerin davacı şirkete teslim edildiği 13.10.2023 tarihi itibariyle davacı şirkete 6.624.149,41 TL karşılığı 287.170,22 USD borçlu iken, senetlerin fiili ödeme tarihlerindeki USD/TL kuru dikkate alınarak yapmış olduğu ödeme toplamının USD karşılığının 212.482,93 USD olduğundan, 19.04.2024 takip tarihi itibariyle davacı şirketin takipteki talebi gibi davalı şirketten 287.170,22 - 212.482,93 = 74.687,29 USD alacaklı olacağı,
Rapor içerisinde detaylarına yer verilen nedenlerle, davacı şirketin taraflar arasındaki cari hesap farklılığının dayanağı niteliğindeki 1.650.449,94 TL bedelli "kur farkı gelirleri" açıklamalı faturayı düzenlemesinin kanuni zorunluluk nedeni ile yerinde olduğu
sonucuna varmıştır.
Dosya içeriğinde yer alan ve bilirkişi raporunda da atıfta bulunulan e-posta yazışmaları, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini ve kur farkı uygulaması konusundaki mutabakatı göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bilirkişi kurulunun raporunda yer verdiği örnek e-posta yazışmasında, davalı şirketin davacı şirkete yaptığı bir ödeme sonrasında "Bu ödeme hangi kurdan kayıt edilecek?" şeklinde soru sorduğu, davacı şirketin de ilgili kuru bildirdiği görülmüştür. Bu yazışma, taraflar arasında kur farkı uygulaması konusunda karşılıklı bir iletişim ve mutabakatın bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bilirkişi raporunda, davalı şirketin her senet ödemesi tarihi itibariyle davacı şirkete mail göndererek ödemelerin hangi döviz kuru ile kayda alınacağını sorduğu, davacı şirketin de her bir ödemede dikkate alınması gereken kurları bildirdiği tespit edilmiştir. Bu tespit, davalı şirketin savunmasında ileri sürdüğü "kur farkı konusunda anlaşma yoktu" iddiası ile açıkça çelişmektedir.
E-posta yazışmalarının içeriği ve sıklığı, taraflar arasında yerleşik bir uygulamanın varlığını göstermektedir. Davalı şirket, uzun bir süre boyunca her ödeme sonrasında kur bilgisi talep etmiş, davacı şirketin bildirdiği kurları kabul etmiş ve bu şekilde cari hesap ilişkisi devam etmiştir. Bu durum, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirildiğinde, davalı şirketin sonradan tüm bu uygulamanın haksız olduğunu iddia etmesinin kabul edilemez olduğunu göstermektedir.
Davalı vekili, 18.04.2025 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz etmiştir. Mahkememizce, davalının itirazlarının tek tek incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davalı vekili, 19.04.2022 tarih ve 31814 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ kapsamında, sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunlu olduğunu, bu çerçevede davacı tarafın anlaşma gereği tüm ödemelerin Türk Lirası üzerinden yapılması anlaşılmışken döviz cinsinden alacak talebinde bulunmasının, müvekkil tarafından yapılan ödemeleri USD üzerinden hesaplamasının ve talep etmesinin kanun gereği mümkün olmadığını, ilgili yasanın bu kadar açık olmasına rağmen davacı tarafın ısrarla müvekkilin yapmış olduğu ödemeleri USD cinsinden hesaplayıp belirlemiş olduğu toplam USD tutarından çıkarmasının veya müvekkilini döviz farkı üzerinden borçlu göstermeye çalışmasının veya herhangi bir hesaplama ile müvekkilden döviz alacağı talebinde bulunmasının kötü niyetten başka bir şekilde izah edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davalının bu itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de yapılan değişiklik ile gerçekten de Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri sözleşmelerde ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunlu hale getirildiği açıktır. Ancak bu düzenleme, sözleşme bedelinin döviz cinsinden belirlenmesini veya faturanın döviz bazında kesilmesini yasaklamamaktadır. İlgili tebliğin amacı, fiili ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılmasını sağlamaktır.
Somut olayda, bilirkişi kurulunun tespitine göre tüm ödemeler zaten Türk Lirası cinsinden yapılmıştır. Davalı şirket, davacı şirkete hiçbir zaman döviz olarak ödeme yapmamış, tüm ödemelerini Türk Lirası olarak gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla, 32 Sayılı Kararın öngördüğü zorunluluğa tam olarak uyulmuştur.
32 Sayılı Kararın, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası tahsilatının yapılmasına engel bir hüküm içermediği açıktır. Vergi Usul Kanunu'nun 215. maddesi uyarınca, yurt içindeki müşterilere döviz cinsinden fatura kesilebilir, ancak faturada Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur. Davacı şirket, tüm faturalarında bu zorunluluğa uymuş, her faturada hem döviz tutarını hem de o tarihteki kur üzerinden Türk Lirası karşılığını göstermiştir.
Bilirkişi kurulunun raporunda da açıkça belirtildiği üzere, davacı şirket döviz cinsinden alacağını döviz karşılığında ancak Türk Lirası cinsinden tahsil edebilmektedir. Nitekim tüm tahsilatlar Türk Lirası olarak yapılmıştır. Buradaki asıl mesele, Türk Lirası ödemesinin hangi kur üzerinden döviz karşılığına dönüştürüleceğidir. Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi gereği, dövizli alacak ve borçlar için kur değerlemesi yapılması yasal bir zorunluluktur. Bu değerleme, ödeme tarihindeki kur esas alınarak yapılır.
Davalının, davacının "ödemeleri USD üzerinden hesaplaması"na yönelik eleştirisi de yerinde değildir. Çünkü davacı şirket, döviz bazlı fatura kesmiştir. Döviz bazlı faturada, alacağın aslı dövizdir, Türk Lirası tutarı ise o günkü kur üzerinden gösterilen bir karşılıktır. Ödeme yapıldığında, yapılan Türk Lirası ödemenin döviz karşılığının hesaplanması hem muhasebe tekniği hem de Vergi Usul Kanunu gereğidir.
Kaldı ki, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davalı şirket her ödeme sonrasında davacı şirkete "bu ödeme hangi kurdan kayıt edilecek?" diye sormuş, davacı şirket de ilgili kuru bildirmiştir. Bu durum, taraflar arasında kur farkı uygulaması konusunda karşılıklı bir anlayış ve mutabakat olduğunu göstermektedir. Davalı şirketin uzun bir süre boyunca bu uygulamayı kabul etmesi, hatta her ödemede aktif olarak kur bilgisi talep etmesi, sonradan tüm uygulamanın haksız olduğunu iddia etmesini Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz hale getirmektedir.
Sonuç olarak, 32 Sayılı Karar gereği ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılması zorunluluğuna somut olayda tam olarak uyulmuştur. Davacı şirketin döviz bazlı fatura kesmesi, ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsilat yapması ve kur farkı hesaplaması hem Vergi Usul Kanunu'na hem de 32 Sayılı Kararın ruhuna uygundur. Bu itibarla, davalının 32 Sayılı Karara dayalı itirazı yerinde görülmemiştir.
Davalı vekili, müvekkil firmanın anlaşma, ticari teamül ve hükümler gereği olması gerektiği gibi çeşitli tarihlerde davacı tarafa kısmi Türk Lirası ödemeler gerçekleştirdiğini ve borcun sona erdiğini, davacı tarafın bu yapılan ödemeleri aynı ödeme günü üzerinden USD'ye çevirdiğini ve artan döviz karşısında müvekkil firmanın ödemelerini dolar cinsinden carisine yansıttığını, oysa müvekkil firma ile davacı arasında dolar üzerinden ödemelerin yapılacağına dair bir anlaşma bulunmadığını, ticari defterlerin, banka dekontlarının ve belgelerin incelemesi sonucunda ortaya çıkacağı üzere müvekkil firmanın malları faturalarda belirtilen Türk Lirası tutar üzerinden aldığını ve ödemelerini de bu tutar üzerinden yaptığını ileri sürmüştür.
Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davalının bu itirazının da yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Öncelikle, bilirkişi kurulunun en önemli tespitlerinden biri olan 13.10.2023 tarihi itibariyle taraflar arasındaki mutabakat üzerinde durulması gerekmektedir. Bilirkişi raporu, senetlerin davacı şirkete teslim edildiği 13.10.2023 tarihi itibariyle tarafların cari hesaplarında karşılıklı olarak 6.624.149,41 TL tutarda mutabık olduklarını, bu tutarın davacı şirketin dövizli tutulan cari hesap ekstresinde 287.170,22 USD karşılığı olduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, her iki tarafın ticari defter kayıtlarından ve davalı şirketin dosyaya sunduğu "senet tahsilat makbuzu"ndan teyit edilmiştir.
Bu kritik tarih itibariyle taraflar arasında bir mutabakatın bulunduğu, bu mutabakatın hem Türk Lirası hem de Amerikan Doları bazında olduğu açıktır. Davalı şirket, senetleri verirken bu mutabakat çerçevesinde hareket etmiştir. Senetlerin toplam Türk Lirası tutarı ile 13.10.2023 tarihindeki cari hesap borcu örtüşmektedir.
İkinci olarak, davalı şirketin 13.10.2023 tarihine kadar davacı şirketin keşide ettiği tüm kur farkı faturalarını kendi ticari defterlerine kaydettiği bilirkişi raporu ile sabittir. Bu durum son derece önemlidir. Çünkü davalı şirket, uzun bir süre boyunca kur farkı uygulamasını fiilen kabul etmiş, davacı şirketin kestiği kur farkı faturalarına itiraz etmemiş, bu faturaları kayıtlarına almıştır. Bir şirketin kendi ticari defterlerine aldığı faturalar, o faturalara ve fatura bedellerine itiraz etmediğinin, kabul ettiğinin en açık delilidir.
Davalı şirketin sadece son düzenlenen 1.650.449,94 TL bedelli kur farkı faturasına itiraz etmesi ve iade faturası kesmesi, daha önceki uzun süreli uygulamayı geçersiz kılmaz. Aksine, bu durum davalı şirketin çelişkili davrandığını göstermektedir. Eğer kur farkı uygulaması gerçekten haksız ve hukuka aykırı idiyse, davalı şirket ilk kur farkı faturasından itibaren itiraz etmeliydi. Uzun süre kabul edilen bir uygulamaya sonradan itiraz edilmesi, taraflar arasındaki fiili uygulamaya ve de Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırıdır.
Üçüncü olarak, bilirkişi raporunda tespit edilen e-posta yazışmaları, davalının iddialarını tamamen çürütmektedir. Bilirkişi raporu, davalı şirketin her senet ödemesi tarihi itibariyle davacı şirkete mail göndererek ödemelerin hangi döviz kuru ile kayda alınacağını sorduğunu, davacı şirketin de her bir ödemede dikkate alınması gereken kurları bildirdiğini açıkça tespit etmiştir. Bu tespit, davalı şirketin "dolar üzerinden ödeme anlaşması yoktu" iddiası ile açık çelişki içindedir.
Davalı şirket, eğer gerçekten kur farkı uygulamasına karşı idiyse ve sadece Türk Lirası bazında borcu olduğunu düşünüyorsa, neden her ödeme sonrası davacıdan kur bilgisi talep etmiştir? Bu davranış, davalı şirketin kur farkı uygulamasını bildiğini, kabul ettiğini ve bu uygulama çerçevesinde hareket ettiğini göstermektedir.
Dördüncü olarak, davalının "faturalarda belirtilen Türk Lirası tutar üzerinden mal aldık ve ödeme yaptık" iddiası da yanıltıcıdır. Evet, faturalarda Türk Lirası tutarı belirtilmiştir, çünkü Vergi Usul Kanunu'nun 215. maddesi bunu zorunlu kılmaktadır. Ancak bu, faturanın döviz bazlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Faturalarda önce döviz tutarı belirtilmiş, sonra o günkü kur üzerinden Türk Lirası karşılığı gösterilmiştir. Faturanın temel para birimi dövizdir.
Döviz bazlı faturalarda, fatura tarihindeki kur sadece o tarih için geçerlidir. Ödeme daha sonraki bir tarihte yapılıyorsa, ödeme tarihindeki kur esas alınır. Bu, hem Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi gereği bir zorunluluktur hem de ticari yaşamda yerleşik bir uygulamadır. Aksi takdirde, döviz kurunun değişmesinden kaynaklanan riskler tek tarafa yüklenir ki bu adil değildir.
Beşinci olarak, davalının "davacı ödemeleri keyfi olarak USD'ye çevirdi" iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Davacı şirket, ödemeleri Merkez Bankası kurları veya piyasa kurları üzerinden USD'ye çevirmiştir. Bu kurlar objektif ve herkesçe bilinebilir kurlardır, keyfi değildir. Üstelik, daha önce belirtildiği gibi, davalı şirket her ödeme sonrası hangi kurun uygulanacağını sormuş ve bildirilen kurları kabul etmiştir.
Altıncı olarak, Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca taraflar sözleşmenin içeriğini serbestçe belirleyebilirler. Döviz bazlı fatura kesilmesi ve ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsilat yapılması konusunda taraflar arasında açık veya zımni bir anlaşma yapılması hukuka uygundur. Somut olayda, hem e-posta yazışmaları hem ticari defter kayıtları hem de tarafların uzun süreli fiili uygulaması, böyle bir anlaşmanın varlığını göstermektedir.
Yedinci olarak, davalı şirketin senetleri verirken 287.170,22 USD'lik bir borca karşılık verdiğini bildiği ve kabul ettiği açıktır. Senetlerin verildiği 13.10.2023 tarihindeki cari hesap durumu her iki tarafın defterlerinde aynı şekilde görünmektedir. Davalı şirket, bu senetleri verirken döviz bazlı bir borca karşılık verdiğini biliyordu ve kabul ediyordu. Sonradan, senetlerin Türk Lirası tutarlarının toplamını tüm borçtan düşerek borcunun kalmadığını iddia etmesi tutarlı değildir.
Sonuç olarak, davalı şirketin "ödemelerimizi yaptık, borcumuz kalmadı" iddiası bilirkişi raporu, ticari defter kayıtları ve e-posta yazışmaları ile çürütülmüştür. Bilirkişi kurulunun yaptığı hesaplamaya göre, 13.10.2023 tarihinde 287.170,22 USD borç bulunmakta iken, yapılan senet ödemelerinin ödeme tarihlerindeki kurlar üzerinden USD karşılığı 212.482,93 USD'dir. Dolayısıyla 74.687,29 USD borç kalmıştır. Bu itibarla, davalının bu itirazı da yerinde görülmemiştir.
Somut olayda, davacı şirket alacağının varlığını ve miktarını üç adet faturaya dayandırmıştır. Bu faturalar her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlıdır. Bilirkişi kurulu tarafından yapılan teknik inceleme neticesinde, davacı şirketin 74.687,29 USD alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Davalı şirketin itirazlarının ise yerinde olmadığı yukarıda detaylı olarak açıklanmıştır.
Davacı şirketin alacağının varlığı ve miktarı, bilirkişi kurulunun detaylı incelemesi neticesinde açıklığa kavuşmuştur.
Dava konusu üç adet fatura, hem davacı şirketin hem de davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlıdır. Faturalar, Vergi Usul Kanunu'nun 229 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uygun olarak düzenlenmiştir. Her faturada hem döviz tutarı hem de o tarihteki kur üzerinden Türk Lirası karşılığı gösterilmiştir. Bu durum, Vergi Usul Kanunu'nun 215. maddesine tam uygunluk göstermektedir.
Davalı şirket, faturalara değil, fatura bedellerinin ödenip ödenmediğine ve kur farkı uygulamasına itiraz etmektedir. Ancak faturalar geçerlidir ve alacak ilişkisinin temelini oluşturur.
Bilirkişi kurulunun en önemli tespiti, 13.10.2023 tarihinde tarafların karşılıklı mutabık olduklarına ilişkindir. Bu tarihte, davalı şirket davacı şirkete sıralı senetler vermiştir. Senetlerin verildiği tarih itibariyle tarafların cari hesaplarında 6.624.149,41 TL = 287.170,22 USD tutarında karşılıklı mutabakat bulunmaktadır.
Bu mutabakat, her iki tarafın ticari defter kayıtlarından teyit edilmektedir. Davalı şirketin dosyaya sunduğu "senet tahsilat makbuzu" da bu mutabakatı doğrulamaktadır. Bu tarih itibariyle tarafların ne kadar borcun mevcut olduğu konusunda anlaştıkları açıktır.
Bu mutabakat çok önemlidir çünkü taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini gösterir. Davalı şirket, 13.10.2023 tarihine kadar davacı şirketin keşide ettiği tüm kur farkı faturalarını kendi defterlerine kaydetmiştir. Bu, kur farkı uygulamasını kabul ettiğinin açık delilidir. 287.170,22 USD tutarı, bu kur farkı faturalarıyla birlikte hesaplanmış bir tutardır.
Bilirkişi kurulu, davalı şirketin yaptığı senet ödemelerini tek tek incelemiş, her bir senet için ödeme tarihini, ödenen Türk Lirası tutarını ve o tarihteki USD/TL kurunu tespit etmiştir. Bilirkişi raporu ekinde sunulan Excel tablosu, bu hesaplamaları detaylı olarak göstermektedir.
Bilirkişi kuruluna göre, senetlerin fiili ödeme tarihlerindeki USD/TL kuru dikkate alınarak davalı şirketin yapmış olduğu ödeme toplamının USD karşılığı 212.482,93 USD'dir. Bu hesaplama, ödeme tarihindeki objektif kurlar (Merkez Bankası kurları veya piyasa kurları) esas alınarak yapılmıştır.
Hesaplama yönteminin doğruluğu hem Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi hem de taraflar arası uygulama ile sabittir. Davalı şirket, her ödeme sonrası davacı şirketten kur bilgisi talep etmiş ve bildirilen kurları kabul etmiştir. Dolayısıyla bu hesaplama yöntemi taraflar arasında kararlaştırılmış ve uygulanmıştır.
13.10.2023 tarihinde mutabık kalınan 287.170,22 USD borcun 212.482,93 USD'si ödenmiştir. Kalan borç: 287.170,22 - 212.482,93 = 74.687,29 USD'dir. Bu tutar, davacı şirketin icra takibinde talep ettiği tutar ile tam olarak örtüşmektedir.
Bilirkişi kurulunun hesaplaması teknik, objektif ve hukuka uygundur. Davalı şirketin bu hesaplamaya yönelik somut bir itirazı da bulunmamaktadır. Davalının itirazları, hesaplama yöntemine değil, kur farkı uygulamasının hukuka uygunluğuna yöneliktir. Ancak yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, kur farkı uygulaması hem hukuka uygundur hem de taraflar arasında kararlaştırılmıştır.
Uyuşmazlığın temelinde, döviz bazında düzenlenen faturalar için kur farkı uygulanıp uygulanmayacağı meselesi yatmaktadır. Mahkememiz, bu konuda detaylı bir hukuki değerlendirme yapmıştır.
Vergi Usul Kanunu'nun 215. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:
"Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz."
Bu madde hükmü açıkça göstermektedir ki, yurt içindeki müşterilere döviz cinsinden fatura kesilebilir. Tek şart, faturada Türk Lirası karşılığının da gösterilmesidir. Davacı şirket, tüm faturalarında bu şarta uymuştur. Her faturada hem döviz tutarı hem de o tarihteki kur üzerinden Türk Lirası karşılığı gösterilmiştir.
Döviz cinsinden kesilen bir faturada, alacağın aslı dövizdir. Türk Lirası tutarı, sadece o tarih için geçerli olan bir karşılık tutardır. Ödeme daha sonraki bir tarihte yapılacaksa, ödeme tarihindeki kur esas alınır. Bu, hem muhasebe tekniğinin hem de Vergi Usul Kanunu'nun gereğidir.
Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi şöyledir:
"Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsa rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir."
Bu madde hükmü açıkça göstermektedir ki, dövizli alacak ve borçlar için kur değerlemesi yapılması yasal bir zorunluluktur. Bu değerleme, borsa rayici yani Merkez Bankası kurları veya piyasa kurları esas alınarak yapılır.
Dövizli bir alacakta, fatura tarihinden ödeme tarihine kadar geçen sürede döviz kurunda değişiklik olabilir. Bu değişiklik sonucunda ortaya çıkan kur farkı, satıcı lehine ise satıcı tarafından alıcıya fatura edilir; alıcı lehine ise alıcı tarafından satıcıya fatura edilir. Bu uygulama, hem Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi gereği bir zorunluluktur hem de ticari yaşamda yerleşik bir uygulamadır.
Bilirkişi kurulunun raporunda da açıkça belirtildiği üzere, fatura düzenleme tarihinden ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar dövizli alacak için kur farkı hesaplanması, ödeme tarihi itibariyle doğan lehe/aleyhe kur farkının muhataba fatura edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, davacı şirket tam olarak bu uygulamayı yapmıştır. Döviz bazlı faturalar kesmiş, ödemeler yapıldığında ödeme tarihindeki kur ile fatura tarihindeki kur arasındaki farktan kaynaklanan kur farkı tutarlarını hesaplamış ve bunlar için ayrı faturalar kesmiştir. Bu uygulama, Vergi Usul Kanunu'na tam uygunluk göstermektedir.
19 Nisan 2022 tarihli ve 31814 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile, Türkiye'de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri menkul satış sözleşmelerinde (taşıt satış sözleşmeleri dışında) bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlemeleri mümkün olmakla birlikte, sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunlu olduğu hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemenin amacı, Türkiye'de yerleşik kişiler arasındaki işlemlerde fiili ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılmasını sağlamaktır. Düzenleme, borç ilişkisinin döviz cinsinden kurulmasına izin vermekte, ancak ödemenin mutlaka Türk Lirası olarak yapılmasını şart koşmaktadır.
Somut olayda, tüm ödemeler Türk Lirası cinsinden yapılmıştır. Davalı şirket, davacı şirkete hiçbir zaman döviz olarak ödeme yapmamış, tüm ödemelerini Türk Lirası olarak gerçekleştirmiştir. Bu itibarla, 32 Sayılı Kararın öngördüğü zorunluluğa tam olarak uyulmuştur.
32 Sayılı Karar, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası tahsilatının yapılmasına engel bir hüküm içermemektedir. Borç döviz cinsinden belirlenmiş, ancak ödeme Türk Lirası olarak yapılmıştır. Yapılan Türk Lirası ödemenin, ödeme tarihindeki kur üzerinden döviz karşılığının hesaplanması hem Vergi Usul Kanunu'nun 280. maddesi gereği bir zorunluluktur hem de 32 Sayılı Kararın ruhuna uygundur.
Bilirkişi kurulunun raporunda da açıkça belirtildiği üzere, davacı şirket döviz cinsinden alacağını döviz karşılığında ancak Türk Lirası cinsinden tahsil edebilmektedir. Nitekim tüm tahsilatlar Türk Lirası olarak yapılmıştır. Bu uygulama, 32 Sayılı Karar ile tam uyum içindedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler."
Bu madde, sözleşme serbestisi ilkesini düzenlemektedir. Taraflar, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, sözleşme içeriğini istedikleri gibi belirleyebilirler.
Somut olayda, taraflar arasında döviz bazlı fatura kesilmesi ve ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsilat yapılması konusunda bir anlaşma bulunmaktadır. Bu anlaşma, yazılı bir sözleşme şeklinde olmasa bile, e-posta yazışmaları, ticari defter kayıtları ve tarafların uzun süreli fiili uygulaması ile sabittir.
Taraflar arasında kur farkı uygulanacağına dair bir mutabakat bulunduğu, bilirkişi kurulunun raporunda detaylı olarak ortaya konulmuştur. Davalı şirket, 13.10.2023 tarihine kadar davacı şirketin keşide ettiği tüm kur farkı faturalarını kabul etmiş ve kayıtlarına almıştır. Her ödeme sonrasında davacı şirketten kur bilgisi talep etmiştir. Bu davranışlar, taraflar arasında kur farkı uygulaması konusunda zımni bir anlaşma olduğunu göstermektedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca, sözleşme kanunda öngörülen şekil koşullarına uyulmak kaydıyla tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla kurulur. Sözleşmenin kurulması için yazılı şekil şart değildir (şekil şartı kanunda öngörülmüşse bunun istisnası vardır, ancak somut olayda şekil şartı yoktur). Tarafların karşılıklı irade beyanları, fiili davranışlarından da anlaşılabilir.
Somut olayda, tarafların kur farkı uygulaması konusundaki karşılıklı irade beyanları, e-posta yazışmaları, ticari defter kayıtları ve uzun süreli uygulama ile sabittir. Bu itibarla, taraflar arasında bu konuda geçerli bir anlaşma bulunduğu kabul edilmelidir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır."
Dürüstlük kuralı, tüm hukuk sisteminin temel ilkelerinden biridir. Bu kural gereği, bir kimse kendi fiiliyle çelişik davranamaz (venire contra factum proprium yasağı). Bir hakkın kullanılmasının dürüstlük kuralına aykırı olması halinde, hukuk düzeni bu hakkı korumaz.
Somut olayda, davalı şirketin davranışları dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır:
Birincisi, davalı şirket 13.10.2023 tarihine kadar davacı şirketin keşide ettiği tüm kur farkı faturalarını kabul etmiş ve ticari defterlerine kaydetmiştir. Bu davranış, kur farkı uygulamasını kabul ettiğinin açık göstergesidir. Ancak son faturaya itiraz etmiş ve icra takibinde tüm uygulamanın haksız olduğunu iddia etmiştir. Uzun süre kabul edilen bir uygulamaya sonradan itiraz etmek, kendi fiiliyle çelişmektir.
İkincisi, davalı şirket her senet ödemesinde davacı şirketten "hangi kurdan kayıt yapılacağını" sormuş, bildirilen kurları kabul etmiştir. Bu davranış, kur farkı uygulamasını bilerek ve isteyerek kabul ettiğinin göstergesidir. Ancak icra takibinde "kur farkı anlaşması yoktu" demiştir. Bu, açık bir çelişkidir.
Üçüncüsü, davalı şirket 13.10.2023 tarihinde senetleri verirken 287.170,22 USD = 6.624.149,41 TL borcunu kabul etmiştir. Bu mutabakat her iki tarafın ticari defterlerinde mevcuttur. Ancak sonradan bu mutabakatı inkar etmiş, "senetler tüm cari hesaba verildi, borcumuz kalmadı" demiştir. Kendi defterlerindeki kayıtları inkar etmek, dürüstlük kuralına aykırıdır.
Dürüstlük kuralının bir sonucu olarak, "Hiç kimse kendi tutarsız davranışı ile yarattığı güven sebebiyle başkasının zarara uğramasına sebep olamaz" ilkesi geçerlidir. Davalı şirket, uzun süre kur farkı uygulamasını kabul ederek davacı şirkette bir güven yaratmış, sonra bu uygulamaya itiraz ederek davacı şirketin zarara uğramasına sebep olmaya çalışmıştır. Bu davranış, hukuk düzeni tarafından korunmaz.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, "Bir kimse, daha önce bizzat yaptığı veya yapılmasına göz yumduğu bir işlemin hukuki sonuçlarından, o işlemin ve sonuçlarının hukuken geçersiz olduğu gerekçesiyle yararlanmaya kalkışamaz." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu). Somut olayda, davalı şirket uzun süre kabul ettiği kur farkı uygulamasının geçersiz olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia, Yargıtay içtihadı çerçevesinde kabul edilemez.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesine göre, mahkeme, bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporu mahkemeyi bağlamaz, ancak rapora dayalı olarak verilen karar için raporun eleştirel bir değerlendirmesinin yapılması ve sonucun gerekçeli olarak açıklanması gerekir.
Somut olayda, bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan rapor son derece detaylı, teknik ve hukuki açıdan da doğrudur. Bilirkişi kurulu, her iki tarafın ticari defterlerini incelemiş, dosyadaki tüm belgeleri değerlendirmiş, ilgili yasal düzenlemeleri (VUK, 32 Sayılı Karar) doğru şekilde uygulamış ve objektif bir hesaplama yapmıştır.
Bilirkişi kurulunun tespitleri, somut delillere (ticari defter kayıtları, e-posta yazışmaları, senet tahsilat makbuzu) dayanmaktadır. Yapılan hesaplamalar, matematiksel olarak doğrudur ve ödeme tarihlerindeki objektif kurlar (Merkez Bankası kurları veya piyasa kurları) esas alınarak yapılmıştır.
Davalının bilirkişi raporuna yaptığı itirazlar, yukarıda detaylı olarak incelenmiş ve yerinde olmadıkları sonucuna varılmıştır. Davalının itirazları, teknik hesaplamalara değil, kur farkı uygulamasının hukuka uygunluğuna yöneliktir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere, kur farkı uygulaması hem hukuka uygundur hem de taraflar arasında kararlaştırılmıştır.
Bu itibarla, mahkememiz bilirkişi kurulunun raporunu isabetli, teknik ve hukuki açıdan doğru bulmuş ve karara esas almıştır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, mahkememiz aşağıdaki kararı vermiştir.
İcra İnkar Tazminatı yönünden; dava konusu edilen asıl alacağın önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle;
1-Davalı ... A.Ş.'nin .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı dosyasında davacı ... A.Ş. alacağına yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE,
2-Takibin 74.687,29 USD (yetmişdörtbin altıyüzseksenyedi Amerikan Doları yirmidokuz sent) asıl alacak için devamına,
3-İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2 maddesi gereğince davalı ... A.Ş.'den alınarak davacı ... A.Ş.'ye verilmek üzere 14.937,46 USD'ye göre takip tarihi itibari ile 32,4551-TL kur baz alınarak 2.423.983,47-TL'nin %20'si olan 484.796,69-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, (takip konusu alacağın %20'si),
4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 165.582,31-TL ilam harcından peşin alınan 29.235,59-TL'nin mahsubu ile bakiye 136.346,72-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 29.235,59-TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 29.663,19-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 326.638,18-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 30.177,00-TL yargılama gideri davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.120,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.09/10/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır