T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/464 Esas
KARAR NO:2025/313
DAVA:Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:18/07/2024
KARAR TARİHİ:22/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Av. ... tarafından ... ili, ... İlçesi,... Mevkii ... ve ... nolu parseller üzerinde ... A.Ş. ve ... A.Ş. adı altında güneş enerjisi santraller kurduğunu, bu santralleri 2018 yılının başlarından itibaren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının teknik verilerine uygun olarak kurularak üretime geçildiğini, her iki tesiste de grcr ve gündüz teknik personel, bekçi ve korumalar bulundurulduğunu ve tam kapasite üretime devam ettiğini, 22.12.2022 tarihinde güneş enerji santrallerinin dere cephesine arabalarını yanaştıran hırsızlar tarafından her iki tesiste bulunan kabloların tamamını kesip ve diğer bazı malzemeleri de çalarak araca yükleyip götürdüklerini, hırsızların yakalandığını, çalınan malzemeleri satmış olmaları sebebiyle müvekkilin zararının karşılanamadığını, müvekkili ... un sahip olduğu diğer tüm güneş enerji santralleri gibi hırsızlığın yapıldığı santrallerinde kuruldukları yıldan beri davalı şirkete sigortalı olduğunu, hırsızlık olayı sonrası davalı şirkete başvuru yaptıklarını, yapılan inceleme neticesinde santralin neredeyse 3 günlük üretim bedeline tekabül eden 113.010,00-TL zarar tespiti yapılara ödendiğini, hırsızlık neticesi çalınan malzemeler sebebiyle üretim yapılamadığını, mahrum kalınan gelir değerinin 1.000.000,00.- TL. civarında olduğunu, müvekkil ... un enerji santralleri kurmak için ... ... A.Ş. ... şubesinden 8.200.000.- USD tesis kredisi aldığını, bu kredi ile ..., ... İlçesi ... Köyünde 5 mw, Malatya da ... ya ait ... A.Ş. ve ... A.Ş. tesislerinin kurulu olduğu tarlanın bir parçasında da ... A.Ş. Firmasını kurarak ... ... A.Ş. ... şubesinden almış olduğu 8.200.000- USD tesis kredisi ile üretim tesislerini faaliyete geçirdiğini, tüm bu tesislerin ... ... A.Ş. yan kuruluşu olan davalı tarafından sigortalandığını, davalı şirkete ödemenin yetersiz olduğuna ilişkin yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00- TL nın davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı vekili Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının aktif husumet ehliyetine sahip olmadığını, poliçenin menfaattarı ve daini mürtehin hakkı sahibinin ... ... A.Ş. ... Ticari Şubesi olduğunu, taleplerin dain-i mürtehin tarafından yapılması gerektiğini, dain-i mürtehin tarafından şirketlerine bu güne kadar bir başvurunun bulunmadığını, poliçeye ilişkin talepte bulunma hakkı dain-i mürtehine ait olduğundan davanın reddi gerektiğini, ayrıca mevcut poliçede sigorta ettirenin ... olduğunu, davacı şirketin poliçenin tarafı olmadığını ve talep hakkının bulunmayacağını, davacı tarafından hırsızlık önlem klozu kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmediğini, talebin poliçe teminatı dışında olduğunu, ekspertiz raporu kapsamında Genel Şartlar ve poliçe özel şartları kapsamında eksik sigorta, amortisman ve muafiyet kesintileri ile sorumlu oldukları tazminatın ödendiğini, davanın reddi gerektiğini, talep edilen zararın fahiş olduğunu, davacının ispatı gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmişlerdir.
Dava, sigorta poliçesinden kaynaklanan bakiye zararın davalı sigortacıdan tazmini istemine ilişkindir.
Bilirkişi heyetinin düzenlediği 17/03/2025 tarihli 8 sayfadan ibaret raporunda özetle; Davacı şirketin sigortalı, sigorta ettiren yada menfaattar olarak poliçede yer almaması sebebiyle talep ve dava hakkının bulunmayacağı, Kar kaybının hesaplanması için rapor içeriğinde açıklanan bilgi ve belgelerin dosya kapsamında görülmediği gibi davacı tarafından talep olunan zararın poliçe teminatı kapsamında bulunmadığından davalının kar kaybı zararından sorumlu olmayacağı, sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bilindiği üzere hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49).
Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir (Poroy, R/ Tekinalp, Ü/Çamoğlu, E: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105). Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50). TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138. maddelerinde (6102 sayılı TTK’nın 1 ve 126. maddeleri) hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir. O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)].
Tüzel kişinin ortakları ve üyelerinden bağımsız olarak başlı başına bir kişilik olması ve bu nedenle de yaptığı hukuki işlemlerinin sonuçlarından kendisinin sorunlu olması ayrılık ilesini doğurmuştur. Ayrılık ilesinin iki farklı görünüm biçimi vardır: Tüzel kişiliği oluşturanların (ortakların) malvarlığı ile tüzel kişiliğin malvarlığının birbirinden bağımsız olması “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” olarak ifade edilmektedir. Bu ayrılık ilkesinin ilk görünümüdür. Tüzel kişi kurucularından üyelerinden ve organlarını oluşturan kişilerden bağımsızdır. Bu nedenle tüzel kişilik kendisine ait malvarlığına, hak ve borçlara sahiptir. Nitekim Yargıtay bir kararında “Tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerli olup, tüzel kişinin malvarlığı onun ortaklarının ve onun yönetiminde bulunan organları oluşturan kişilerin ve kardeş ortaklıkların malvarlığından bağımsız ve ayrıdır” diyerek bu ilkeyi vurgulamıştır. Ortaklar, ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olmadıklarından, tüzel kişilik sadece kendi malvarlığı ile sınırlı olarak sorumludur. Bu nedenle kanun koyucu ortaklığın, devamlılığının sağlanması ve dolayısıyla mal varlığının korunması amacıyla çeşitli hükümler sevk etmiştir. Bu hükümlere; itibari değerinden aşağı bir bedelle hisse senedi çıkarılamaması, ortaklığın kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayenin onda birini aşan veya bir işlem sonunda aşacak olan miktarda ivazlı olarak iktisap ve rehin olarak kabul edememesi, mal varlığın azalması durumunda özel tedbirler alınması örnek olarak verilebilir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacı tarafından 22 aralık 2022 tarihinde, Malatya'da kurulu ... A.Ş. tesislerinin hırsızlar tarafından tahrip edilerek, 1.500.000 TL değerindeki kabloların çalınıp götürüldüğü, iş bu şirketlerin davalı nezdinde sigortalı olduğunu, zararın yalnızca 113.010,00 TL kısmının ödendiği, bakiye zararın tazmininin talep edildiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere davaya konu sigorta poliçesinin incelenmesinde, sigortalı olarak ... ... A.Ş., sigorta ettirenin/ Katılımcı ... olduğu, Dain-i Mürtehin olarak poliçeye... Şube poliçeye derç olunduğu, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere tüzel kişiyi oluşturan ortaklar ile tüzel kişiliğin malvarlığının birbirinden bağımsız olduğu, tüzel kişi kurucularından üyelerinden ve organlarını oluşturan kişilerden bağımsız olduğu, bu nedenle tüzel kişilik kendisine ait malvarlığına, hak ve borçlara sahip olduğu nazara alındığında davacı ... A.Ş. nin sigorta poliçesinde sigortalı, sigorta ettiren yada menfaattar olarak yer almadığı, poliçe kapsamında davacı şirkete verilmiş temliğin bulunmadığı da anlaşılmakla davacının iş bu davada talep hakkının bulunmadığı anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın aktif husumet nedeniyle reddine,
2-Alınması gereken 615,40 TL maktu harçtan 427,60 TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13-14 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
4-Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen 10.000,00 TL üzerinden takdir edilen 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır