T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :2024/616 Esas
KARAR NO:2025/733
DAVA:İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:29/09/2024
KARAR TARİHİ:16/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ve Ticaret A.Ş. ile... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında ... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesine ilişkin olarak müvekkil şirketin işveren, davalı Şirketin taşeron sıfatını haiz olduğu 25.01.2024 tarihli Betonarme İnşaat İşleri Yapım İşi Sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşmede taahhüt edilen işlere sözleşmenin imzalandığı 25.01.2024 tarihinde başlanacağı ve 31.12.2024 tarihine kadar tamamlanacağı kararlaştırıldığını, ne var ki davalı şirket taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı davranarak söz konusu iş programının gerisinde kalmış, çalışanlarına ve kurumlara karşı mali yükümlülüklerini yerine getirmemiş ve en nihayetinde de sözleşmenin ifa edildiği şantiye alanını hiçbir haklı gerekçe olmaksızın terk ederek bordrosunda kayıtlı olan işçilerine işçilik alacaklarını da ödemeksizin işi bırakmış ve müvekkili şirketin telafisi güç zarara uğramasına yol açtığını, müvekkili şirket tarafından davalı şirket aleyhine .... İcra Müdürlüğü 2024/... Esas dosyası üzerinden başlatılan icra takibinde davalı şirket tarafından sunulan ödeme emrine itirazın iptalini, .... İcra Müdürlüğü 2024/... esas dosyası üzerinden takibin devamına karar verilmesini, takip değerinin %20sinden az olmamak kaydıyla hesaplanacak icra inkar tazminatının davalı şirketten alınarak müvekkil şirkete ödenmesini, müvekkil şirket ile davalı şirket arasında imzalanan 25.01.2024 tarihli betonarme işleri yapım sözleşmesi uyarınca davalı şirketin vadesi geldiği halde ödemediği ve yargılama sonunda tahsil kabiliyetine ilişkin ciddi bir şüphe oluşması nedeniyle müvekkil şirketin rehinle teminat altına alınmamış şimdilik 1.852.500,00-TL alacağının tahsili ve tazmini amacıyla davalı şirketin taşınmaz, taşınır, hisse senedi, banka hesapları, kar payı, alacak ve sair her türlü kendisi ve üçüncü kişi yedindeki mal varlığı üzerinde ihtiyati haciz uygulanmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacaklı tarafa herhangi bir borcu bulunmayıp alacaklı taraftan mal ya da hizmet almadığını, müvekkilinin alacaklı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığından dolayı borca itiraz ettiğini, davacının asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet ve icra inkar tazminatı ödemesine, daha sonra haksız, mesnetsiz ve hukuki gerekçeden yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İhtiyati Haciz; Mahkememizin 21.02.2025 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi kabul edilmiş olup, talep konusu davalıların tüm banka hesaplarına, menkul, gayrimenkul, 3.şahıslardaki hak ve alacaklarına davalı adına kayıtlı olması koşulu ile %15 teminat karşılığında ihtiyaten haczine karar verilmiştir.
İcra takip dosyasının incelenmesinde, davacının .... İcra Dairesinin 2024/... esas sayılı takip dosyasında sözleşmeden kaynaklanan 1.852.500,00-TL asıl alacak için takip yapıldığı, ödeme emrinin 11.06.2024 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun da süresi içerisinde 11.06.2024 tarihinde borca itiraz ettiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, durdurma kararının alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, dava İİK'nın 67. maddesi düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür.
Mali ve konu uzmanı bilirkişi heyetinin 06.08.2025 tarihli 10 sayfadan ibaret raporunda özetle; "Davacının işveren davalının taşeron olduğu 25.01.2024 tarihli ... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesine ilişkin Betonarme İnşaat İşleri Yapım İşi Sözleşmesinin taraflarca akdedildiği , SGK'dan Celp edilen tescil bilgilerinde inşaat işinin ... sicil numarası ile tescil edildiği, tescil belgesinde ise davalının (2) nolu taşeron olarak Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında alt taşeron olarak işyeri tescil kaydı yapıldığı, 1038518 sicil nolu 002 nolu alt taşeron işyerinde davalı SGK bildirimlerinde davacının ödeme yaptığını iddia ettiği çalışanların davalı şirketin çalışanları olduğu, ... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tescil edilen1038518 sicil nolu SGK dosyası 002 nolu alt taşeron dosyasında davalı tarafça işe giriş ve işten çıkış bildirimlerinin yapıldığı, dosyada bulunan dekontlarda “Rücu edilmek üzere... A.Ş adına ödenen arab.ödemesi” açıklaması ile davalı şirket çalışanlarına ödemeler yapıldığı, her bir çalışan ile arabuluculuk tutanağı imzalandığı ve davacı kayıtlarında da ödemelerin defterlerinde kayıtlı olduğu,
4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrasında, asıl ve alt işverenin işçilik alacaklarından müteselsil olarak sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır. Madde metninde yer alan “birlikte sorumluluk” ifadesinden müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerektiği öğretide fikir birliği içinde kabul edilmektedir. Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Huzurdaki olay açısından taraflar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı iş hukukunun alanına girdiğinden, uzmanlığımızın dışındadır. Bundan sonraki tespitleriniz taraflar arasında bu tür bir ilişki (asıl-alt işveren) bulunduğu kabulü üzerinden yapılmıştır. İş Kanunu m. 2/6 uyarınca işçilik alacaklarından müteselsil sorumlu olan asıl-alt işverenin birbirine rücu imkânına sahip olup olmadıkları hususu TBK hükümleri dikkate alınarak cevaplanmalıdır. Müteselsil borçlulukta iç ilişkinin düzenlendiğini TBK m. 167 uyarınca, tarafların iç ilişkide borca katılma paylarına ilişkin anlaşma yapabilmesi mümkündür. Bu tür bir anlaşmanın bulunmadığı hallerde ise iç ilişkideki sorumluluk eşit kabul edilmektedir. Somut olaya bakıldığında taraflar arasında kurulan 25/01/2024 tarihli inşaat sözleşmesinin yukarıda ayrıntılı olarak açıklamış olduğumuz muhtelif maddelerinde (bkz. 1.5., 1.6., 2.7.2., 2.1.1. Maddeler) hem işçilik alacaklarının hem de işçilerle yapılmış olan arabuluculuk masraflarının tamamından davalının sorumlu olacağının kararlaştırıldığı görülmektedir. Bu durumda heyetimizde bulunan mali bilirkişinin tespiti doğrultusundan davacının yapmış olduğu işçilik ödemesi ve arabuluculuk masraflarına (1.852.500 TL) ilişkin davalı taşerona rücu imkanına sahip olduğu, zira taraflar arasındaki iç ilişkide davalının işçilik ödemeleri ve arabuluculuk masraflarının tamamından sorumlu olmasının kararlaştırıldığı sonucuna, takdiri bütünüyle Sayın Mahkemede olmak üzere, varılmıştır." belirtilmiştir.
Dava, taraflarca akdedilen sözleşme edimlerinin davalı tarafça yerine getirilmemesi nedeniyle davacı tarafından ödenen işçilik alacaklarının davalıdan rücuen tahsili için açılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında akdedilen 25.01.2024 tarihli Betonarme İnşaat İşleri Yapım İşi Sözleşmesi uyarınca davacı asıl işveren, davalı taşeron sıfatına haizdir.
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, tam olarak iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir.
Taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığını ispat yükü davacı taraftadır. Karşılıklı edimleri içeren eser sözleşmelerinde yüklenicinin görevi eseri sözleşmesine, amacına ve tekniğine uygun tamamlayarak teslim etmek, iş sahibinin görevi ise, sözleşmede kararlaştırılan yükümlülükler varsa bunların yerine getirilmesiyle eserin bedelini ödemekten ibarettir. Kural olarak eser sözleşmesi ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tabi olmayıp, tarafların "icap" ve "kabul" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü amirdir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde;
Taraflar arasında görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda kaydedilen hüküm ve gerekçesi aşağıda açıklanmıştır.
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 25.01.2024 tarihinde imzalanan ... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesi kapsamında Betonarme İnşaat İşleri Yapım İşi Sözleşmesi çerçevesinde, müvekkili şirketin asıl işveren, davalı şirketin ise alt işveren konumunda olduğunu belirterek, davalı şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, işçilerine işçilik alacaklarını ödemeksizin işi bıraktığını, bordrosunda kayıtlı işçilerin davacı şirkete başvurması üzerine 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6. fıkrası uyarınca asıl işveren sıfatıyla müteselsil sorumluluk çerçevesinde davalı şirketin 10 işçisi ile arabuluculuk anlaşmaları yaparak toplam 1.852.500,00 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 1.5., 1.6., 2.7.2. ve 2.11.1. maddelerinde işçilik alacakları ve arabuluculuk masraflarından davalının tek başına sorumlu olduğunun açıkça düzenlendiğini, bu nedenle yaptığı ödemeleri davalıdan talep etme hakkı bulunduğunu, bu alacağın tahsili için .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı dosyasından icra takibi başlattığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek davalı tarafından yapılan itirazın iptaline, icra takibinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı taraftan mal veya hizmet almadıklarını, bu nedenle borca itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizce yapılan yargılama sırasında tarafların sundukları belgeler ile Sosyal Güvenlik Kurumundan ilgili projede çalışan işçilere ait celp edilen deliller, mali ve konu bilirkişilerden oluşan heyet marifetiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Mahkememizce dosya kapsamında toplanan tüm deliller, tarafların beyanları, bilirkişi raporu ve hukuki mevzuat birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı ile davalı arasında 25.01.2024 tarihinde "... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesi / Betonarme İnşaat İşleri Yapım İşi Sözleşmesi" başlıklı bir eser sözleşmesinin akdedildiği hususu tartışmasızdır. Davalı vekili savunmasında bu sözleşmenin varlığını ve müvekkili şirket tarafından imzalandığını inkar etmemiş, sözleşmenin imzalanmasına ilişkin herhangi bir itirazda bulunmamıştır.
Sosyal Güvenlik Kurumundan celp edilen kayıtlar incelendiğinde, ... ... ... ... ... ve...Yapım İşleri Projesinin ... sicil numarası ile Sosyal Güvenlik Kurumuna tescil edildiği, davalı şirketin bu projede 2 numaralı alt taşeron olarak kayıtlı olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Bu kayıtlar, davalı şirketin sözleşme kapsamında alt işveren sıfatıyla faaliyet gösterdiğini resmi olarak teyit etmektedir.
Dosyada bulunan sözleşme metni incelendiğinde, sözleşmenin taraflarca usulüne uygun olarak imzalandığı, kaşe ve imzaların bulunduğu açıkça görülmektedir.
Tüm bu nedenle taraflar arasında geçerli bir eser sözleşmesinin var olduğu sabittir.
4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6. fıkrasında, bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu, bu ilişkide asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu açıkça düzenlenmiştir. Madde metninde geçen "birlikte sorumluluk" kavramından, hukuk öğretisinde ve Yargıtay uygulamasında fikir birliği içinde kabul edildiği üzere, müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerekmektedir.
Somut olayda davacı şirket asıl işveren, davalı şirket ise alt işveren konumundadır. Bu durum hem taraflar arasındaki sözleşme ile hem de Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ile sabit olmuştur. Davalı taraf bu hukuki ilişkiyi de inkar etmemiştir. Bu nedenle davacı şirket, 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6. fıkrası uyarınca davalı şirketin işçilerine karşı işçilik alacaklarından müteselsil olarak sorumludur.
SGK kayıtlarında davalı şirketin bordrosunda kayıtlı olan ve ilgili projede çalıştıkları tespit edilen işçilerin kimlik bilgileri şunlardır: .... Bu işçilerin davalı şirket bünyesinde çalıştıkları, işe giriş ve çıkış bildirimlerinin davalı şirket tarafından yapıldığı Sosyal Güvenlik Kurumundan celp edilen resmi kayıtlarla kesin olarak sabit olmuştur. Davalı taraf bu işçilerin kendisinin çalışanı olmadığına dair herhangi bir iddia ve itirazda bulunmamış, aksine delil de sunmamıştır.
Davacı şirketin bu işçilere 15.05.2024 ve 24.05.2024 tarihlerinde toplam 1.852.500,00 TL ödeme yaptığı hususu da tartışmasız olarak belgelenmiştir. Davacı şirket her bir işçiye yapılan ödemelere ilişkin banka dekontlarını dosyaya sunmuştur. Bu dekontlarda "Rücu edilmek üzere... A.Ş adına ödenen arab.ödemesi" şeklinde açık bir kayıt bulunmaktadır. Ayrıca her bir işçi ile usulüne uygun şekilde düzenlenmiş arabuluculuk anlaşma tutanakları da dosyada mevcuttur. Davacı şirketin 2024 yılına ait yasal ticari defterleri incelenmiş, bu ödemelerin davacı şirketin Yevmiye ve Kebir defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.
Mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, davacı şirketin 2024 yılına ait elektronik defterlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun olarak tutulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı, ödemelere ilişkin kayıtların defterlerde yer aldığı tespit edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, usulüne uygun tutulan ve tasdik edilen ticari defterler, lehinde defter tutulan tacir ile diğer tacir arasındaki ticari işlerden doğan alacak ve borç ilişkilerinde delil olarak kabul edilebilecek niteliktedir.
Öte yandan davalı şirket ise ticari defterlerini mahkememize ibraz etmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinin 1. fıkrasında, mahkemenin ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında, ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, ... diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi.... gerektiği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda davacı şirketin ticari defterleri usulüne uygun tutulmuş olup, davalı şirket ise defterlerini mahkememize sunmamıştır. Bu durum Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davacının delil olarak kabul edilebilecek ticari defterleri, davacı lehine delil teşkil ettiği anlaşılmıştır.
Asıl işveren ile alt işveren arasında işçilik alacaklarından doğan müteselsil sorumluluk bulunmakla birlikte, bu sorumluluk dış ilişkiye yönelik olup, taraflar arasındaki iç ilişkide sorumluluk paylaşımı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 167. maddesi uyarınca belirlenir. Anılan maddenin 1. fıkrasında, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı eşit paylarla sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrasında ise kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkının bulunduğu hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca müteselsil borçluların iç ilişkide sorumluluk paylarını kararlaştırmaları mümkündür. Böyle bir anlaşmanın bulunmadığı hallerde sorumluluk eşit olarak paylaştırılır.
Somut olayda taraflar arasında akdedilen 25.01.2024 tarihli sözleşmenin muhtelif maddelerinde işçilik alacakları ve arabuluculuk masraflarından davalının tek başına sorumlu olduğu açıkça düzenlenmiştir. Sözleşmenin 1.5. maddesinde kararlaştırılan birim fiyata işçilik ücretlerinin de dahil olduğu, bu ödemelerin davalıya ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşmenin 1.6. maddesinde, taşeronun her ne sebeple olursa olsun işten çıkan işçisi ile arabuluculuk anlaşması yoluyla işçiye ödemelerini yapacağı, usulüne uygun şekilde düzenlenmiş arabuluculuk anlaşma tutanaklarını düzenli şekilde işverene ileteceği, arabuluculuk anlaşma tutanaklarının dört taraflı düzenleneceği ancak anlaşma tutanağında işverenden herhangi bir talepte bulunulmayacağı, işverenin her anlamda ibra edileceği ve işçilerin tüm işçilik alacaklarını ve arabuluculuk ücreti masrafını taşeronun karşılayacağı açık ve kesin bir şekilde belirlenmiştir.
Sözleşmenin hakediş ödemelerine ilişkin 2.7.2. maddesinde ise hakediş ödemesinin yapılabilmesi için bir önceki hakediş devresine ait işçi ücretlerinin ödendiğini gösterir puantaja uygun işçilerce imzalı ücret bordrosu suretinin, bu devrede Sosyal Sigortalar Kurumuna verilmiş aylık prim ve hizmet bildirim belgesi, emekli çalıştırıyorsa SGK onaylı sosyal güvenlik destek prim bordrosu ile tahakkuk fişlerinin ve primlerin ödendiğini gösteren makbuz suretlerinin, hakedişe konu dönemde işten herhangi bir sebeple çıkan veya çıkarılan işçiler varsa söz konusu işçilerin usulüne uygun şekilde düzenlenmiş arabuluculuk anlaşma belgelerinin ve arabuluculuk anlaşma tutanağı uyarınca taşeron tarafından yapılması gereken bir ödeme varsa bu ödemenin yapıldığını gösterir belgenin işverene eksiksiz olarak ibraz edilmesinin şart olduğu kararlaştırılmıştır. Bu hüküm, hakediş ödemelerinin taşeron tarafından işçilik alacaklarının tam olarak ödenmesi şartına bağlandığını göstermektedir. Sözleşmenin 2.11.1. maddesinde de 1.6. maddesine benzer şekilde işten çıkan veya çıkarılan işçilerin işçilik alacakları ile bunlarla yapılacak arabuluculuk masraflarından davalı taşeronun sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Sözleşmenin bu hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasında işçilik alacakları ve arabuluculuk masraflarından davalının tek başına sorumlu olacağının kararlaştırıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu düzenleme Türk Borçlar Kanununun 167. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "aksi kararlaştırılmadıkça" ifadesine tekabül etmektedir. Taraflar iç ilişkide sorumluluğun tamamını davalıya yüklemişlerdir. Bu durumda asıl işveren sıfatıyla alt işverenin işçilerine ödeme yapan davacı, yapmış olduğu ödemenin tamamını davalıdan talep etme hakkına sahiptir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde yalnızca borcu olmadığını genel bir ifade ile belirtmekle yetinmiş, ne iddialarını somut delillerle desteklemiş ne de davacının sunduğu delillere karşı etkili bir savunma yapabilmiştir. Davalı taraf sözleşmenin varlığını, sözleşmedeki işçilik ödemelerine ilişkin maddeleri, işçilerin kendi bünyesinde çalıştığını, işçilere ödeme yapmadığını, davacının ödeme yaptığını inkar etmemiştir. Sadece kendisinin borcu olmadığını söylemekle yetinmiştir. Oysa davacının iddiası, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları, arabuluculuk anlaşma tutanakları, banka dekontları, davacının yasal ticari defterleri ve bilirkişi raporu ile ispatlanmıştır.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, davacının işveren davalının taşeron olduğu 25.01.2024 tarihli sözleşmenin taraflarca akdedildiği, SGK tescil bilgilerinde inşaat işinin belirtilen sicil numarası ile tescil edildiği, davalının alt taşeron olarak işyeri tescil kaydı yaptırdığı, davacının ödeme yaptığını iddia ettiği çalışanların davalı şirketin çalışanları olduğu, bu işçilerin ilgili projede çalıştığı, işe giriş ve işten çıkış bildirimlerinin davalı tarafça yapıldığı, dekontlarda rücu edilmek üzere ödeme yapıldığına dair açıklama bulunduğu, her bir çalışan ile arabuluculuk tutanağı imzalandığı, ödemelerin davacının defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Hukuki bilirkişi ise taraflar arasındaki sözleşmenin muhtelif maddelerinde hem işçilik alacaklarının hem de işçilerle yapılmış olan arabuluculuk masraflarının tamamından davalının sorumlu olacağının kararlaştırıldığını belirterek, davacının yapmış olduğu işçilik ödemesi ve arabuluculuk masraflarına ilişkin davalı taşerona rücu imkanına sahip olduğu, zira taraflar arasındaki iç ilişkide davalının işçilik ödemeleri ve arabuluculuk masraflarının tamamından sorumlu olmasının kararlaştırıldığı kanaatine varmıştır.
Mahkememizce bilirkişi raporu incelenmiş, raporun bilimsel yöntemlerle hazırlandığı, gerekli tüm inceleme ve tespitlerin yapıldığı, hukuki ve mali değerlendirmelerin yerinde ve isabetli olduğu görülmüştür. Taraflardan bilirkişi raporuna süresinde herhangi bir itiraz da gelmemiştir. Bu nedenle bilirkişi raporunun hükme esas alınması gerektiği değerlendirilmiştir.
Davalı tarafından .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı icra dosyasında yapılan itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir. Davalı taraf icra takibine yetkiye, alacak miktarına ve faiz oranına itiraz etmiştir. Ancak yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının alacağı sözleşme hükümleri, resmi kayıtlar ve belgelerle kesin olarak ispatlanmıştır. Taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunmakta, Sözleşmenin 20. maddesinde İstanbul Mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili kılındığı geçerli yetki şartı bulunduğu, davalı alt işveren sıfatıyla çalışan işçilere ödeme yapmamış, davacı asıl işveren sıfatıyla müteselsil sorumluluk gereği bu ödemeleri yapmış ve sözleşme hükümleri uyarınca yaptığı ödemelerin tamamını davalıdan talep etme hakkına sahiptir. Alacağın miktarı 1.852.500,00 TL olarak belirlenmiş ve bu miktar bilirkişi raporu ile de teyit edilmiştir. Bu nedenle davalının yetkiye, alacak miktarına yapılan itirazlarının iptali gerekmektedir.
Faize yapılan itiraz yönünden ise, taraflar arasındaki ilişki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 8. maddesi kapsamında ticari iş niteliğindedir. Ticari işlerden doğan alacaklarda aksi kararlaştırılmadıkça ticari temerrüt faizi uygulanır. Somut olayda da alacak ticari bir işten kaynaklandığından, takip tarihinden itibaren ticari temerrüt faizinin uygulanması gerekmektedir. Davalının faize yapılan itirazı da hukuki dayanaktan yoksun olup, iptali gerekmektedir.
İtirazların iptali nedeniyle icra takibinin 1.852.500,00 TL asıl alacak ve bunun üzerine takip tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte devamına karar verilmesi gerekmektedir. Ödeme emrinde yer alan bunlar dışındaki diğer kayıt ve şartlar aynen korunmuştur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasında, haklı bir sebebe dayanmayarak veya düşündürücü davranarak icra takibine itiraz eden ve işbu kanuna göre takibin kesinleşmesi veya itirazın kaldırılması üzerine itiraz olunan şeyi ödemek mecburiyetinde kalan kimsenin, alacaklının bundan dolayı uğradığı zararı ödemeye mahkum edileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise haksız itiraz sebebiyle hükmedilecek tazminatın miktarının takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olamayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda davalının icra takibine yaptığı itirazın haklı bir sebebe dayanmadığı açıktır. Davalı taraflar arasında imzaladığı sözleşmenin varlığını inkar etmemiş, sözleşmede yer alan işçilik ödemelerine ilişkin açık ve kesin hükümleri görmezden gelmiş, Sosyal Güvenlik Kurumunca resmi olarak tescil edilen işçilerinin kendisinin çalışanı olmadığını iddia etmemiş, davacının bu işçilere ödeme yaptığını ve bu ödemelerin arabuluculuk anlaşmaları çerçevesinde gerçekleştiğini kabul etmiş olmasına rağmen borcu olmadığını söylemekle yetinmiştir. Davalı ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmeyerek savunmasını delillerle desteklememiş, davacının kesin delillerle ortaya koyduğu alacağa karşı somut bir itirazda bulunamamıştır.
Davalının bu tutumu düşündürücü davranışa ve kötüniyete işaret etmektedir. Davalı sözleşme ile üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmemiş, işçilerine ödemelerini yapmamış, davacıyı müteselsil sorumluluk nedeniyle bu ödemeleri yapmak zorunda bırakmış, ardından da hiçbir haklı gerekçe göstermeksizin takibe itiraz ederek davacının alacağını tahsil etmesini engellemeye çalışmıştır. Bu durum İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinde düzenlenen haksız ve kötüniyetli itiraz halini oluşturmaktadır.
Bu nedenle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67. maddesi uyarınca takip konusu alacak olan 1.852.500,00 TL'nin yüzde yirmisi oranında tazminata hükmedilmesi gerekmektedir. Bu miktar 370.500,00 TL olarak hesaplanmıştır. Anılan tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretinin davayı kaybeden davalı taraftan alınarak kazanan davacı tarafa verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle davacının davasının kabulü ile .... İcra Müdürlüğünün 2024/... Esas sayılı dosyasında davalı tarafından yapılan itirazların iptali, icra takibinin devamı, haksız itiraz tazminatı, yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1- Davanın KABULÜ ile davalının .... İcra Müdürlüğü'nün 2024/... Esas sayılı takip dosyasında;
Yetkiye itirazın ve
1.852.500,00-TL asıl alacağa ve işleyecek faiz oranına itirazın iptaline, takibin 1.852.500,00-TL ve işleyecek ticari temerrüt faizi üzerinden Bunların dışında takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına,
2- 1.852.500'nin %20'si olan 370.500,00-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 126.544.27-TL ilam harcından peşin alınan 22.373,52-TL'nin mahsubu ile bakiye 104.170,75-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 22.373,52-TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 22.801,12-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 263.775,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 34.890,00-TL yargılama gideri davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/10/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır