T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/703 Esas
KARAR NO :2025/718
DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:05/11/2024
KARAR TARİHİ:13/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Müvekkili ile davalı arasında müvekkilinin faaliyet konusu kapsamında 27.04.2023 tarihinde 01 - 04 Şubat 2024 tarihlerinde Hindistan/Jaipur'da düzenlenecek olan "12. ... 2024" isimli fuara katılım için "Fuar Katılım Sözleşmesi" akdedildiğini, davalının bu sözleşme uyarınca taraflarca kabul edilen ödeme planına göre; 25.05.2023 tarihinde 6.625-Euro, 25.06.2023 tarihinde 6.500-Euro, 25.07.2023 tarihinde 6.500-Euro, 25.08.2023 tarihinde 6.500-Euro, 25.09.2023 tarihinde 6.500-Euro, 25.10.2023 tarihinde 6.500-Euro, 25.11.2023 tarihinde 6.500-Euro ve 25.12.2023 tarihinde 6.500-Euro olmak üzere toplamda 52.125x00-Eurh ödemeyi kabul ettiğini ancak sadece birinci taksit ödemesini yaptığını, diğer taksitlerin zamanında ödenmemesi üzerine .... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını ancak davalının haksız itirazı ile takibin durdurulduğunu, müvekkilinin dava konusu sözleşmeden doğan davalı yana "12. ... 2024" fuar alanında sözleşmede ayrıntıları yazılı 75m2 iç alan, stand ve nakliye hizmeti sağlama borcunu yerine getirdiğini, müvekkilinin davalı ile iletişim numaralarından ve Whatsapp üzerinden konuşmalar yaptığını ve davalının bu mecralarda bakiye borcunu kabul ettiğini, son olarak davalının fuara katılmaktan vazgeçme hakkı var iken bu hakkını kullanmaması ve üzerine de icra dosyasına itiraz etmesinin kötüniyetin bir göstergesi olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı müvekkilinin .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile tüm talepler ve haklar ile her türlü cezai ve hukuki şikayet ve başvuru hakkı saklı kalmak kaydı ile ihtar ettiğini, davalı yanın ise yine .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Haziran ayında fuara katılım sağlayamayacaklarının taraflarına bildirildiğinin beyan ettiği ancak ihtarnamenin ekinde sunulan yazışmalarda ihtarname tarihi olan 05/07/2023 tarihi itibariyle davalının borcunun farkında olduğunun anlaşıldığını, davalının taraflar arasındaki sözleşmenin 12. Maddesi uyarınca sözleşme bedelinin tamamını fuar açılış tarihine kadar taraflarına ödemekle yükümlü olduğunu iddia ederek; itirazın iptali ile takibin devamını, davalının alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; İhtilaf konusu Fuar Katılım Sözleşmesi'nin 27.04.2023 tarihinde akdedildiğini ve 26.05.2023 tarihinde müvekkilinin davacıya 6.625,00-Euro ödediğini, akabinde Haziran 2023 yılı sonunda müvekkilinin ekonomik olarak zora girmesinden dolayı fuara katılım sağlanmayacağını davacı ile görüşerek iletildiğini, bu süreçte davacının müvekkiline fuar alanını üçüncü kişilere tahsis edebileceğini beyan ettiğini, dava konusu sözleşmede yer alan; 25.06.2023, 25.07.2023, 25.08.2023, 25.09.2023 ve 25.10.2023 dönemlerine ilişkin ödemelerin bu nedenle müvekkilince ödenmediğini, ayrıca beş aylık süre boyunca 2023 yılı kasım ayına kadar herhangi bir talepte bulunulmadığını, buna karşı davacının kötü niyetli olarak 32167 yevmiye numaralı ihtarnameyi keşide ettiğini, ayrıca davacının dava konusu sözleşmede bahsi geçen edinimlerini de ifa etmediğini, son olarak dava konusu sözleşmenin iltihaki nitelikte bir sözleşme olduğunu, 27.04.2023 tarihli Fuar Katılım Sözleşmesi'nin cezai şarta ve ücret iadesine ilişkin hükümlerinin Türk Borçlar Kanunu'nun 20. Maddesine göre tipik bir genel işlem koşulu olduğu ve Türk Borçlar Kanunu 'nun 21. Maddesi 21 hükmü uyarınca yazılmamış sayılması gerektiği; davacının genel işlem koşuluna dayalı haksız ve hukuka aykırı cezai şart talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini iddia ederek; davanın reddini, davayı kabul anlamına gelmemekle cezai şartın indirilmesini, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddini, davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya bırakılmasını talep etmiştir.
.... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı icra dosyasının incelemesinde; davacı/alacaklı tarafından davalı/borçlu aleyhine toplam 45.500,00-Euro borcun ödenmesi amacıyla 12/12/2023 tarihinde icra takibi başlatıldığı, borçluya çıkartılan ödeme emrinin 28/12/2023 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 02/01/2024 tarihinde icra takibine itiraz ettiği, takibin durdurulmasına karar verildiği, davanın İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesinde düzenlenen bir yıllık hakdüşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür.
Mali Müşavir Bilirkişinin 18/06/2025 Tarihli Raporunda Özetle; "Davacı firma tarafından incelemeye ibraz edilen 2023 yılına ait yasal defterlere ilişkin tasdikle ilgili yükümlülüklerin yasal süresinde yerine getirildiği ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olduğu, davalı firma tarafından incelemeye ibraz edilen 2023 yılına ait yasal defterlere ilişkin
tasdikle ilgili yükümlülüklerin yasal süresinde yerine getirildiği ve kendi lehine delil olma özelliğine sahip olduğu,
davacı tarafa ait yasal defterlerde davacı tarafın davalıya 141.448,39-TL tutarında borçlu
olarak göründüğü, davalı defterlerinde ise davalının davacıdan 141.448,39-TL alacaklı göründüğü taraf defterlerinin birbirini doğruladığı, Taraflar arasında; 27.04.2023 tarihinde, Fuara Katılım Sözleşmesi akdedilmiş olduğu,
davalı tarafından fuara katılmayacağının 28.11.2023 tarihinde keşide edilen ihtarname ile
davacı tarafa bildirildiği, davacı ile davalı arasında 27.04.2023 tarihinde imzalanan sözleşmenin bedeli 52.125,00-Euronun sözleşme tarihindeki TL karşılığı 1.119.592,88-TL iken Euro artışları sonrasında sözleşmede belirtilen vadelerin bitiminde 52.125,00-Euronun TL karşılığı
1.502.103,79-TL olduğunu, son 5 yılın en yüksek kur değişim oranının 2023 yılında gerçekleştiğini, davalının ticari defterleri incelendiğinde davalının ekonomik durumunda Fuar
Katılım sözleşmesi sonrasında bir değişiklik olmadığını, davaya konu cezai şartın 26.062,50-Euro dava tarihindeki kur değerine göre TL
değerinin yaklaşık 974.828,72-TL değerinde olduğu, mevcut 2023 yılı firma verilerine göre kararlaştırılan cezai şartın davalının sosyal ve ekonomik açıdan mahvına sebep olacağı,
davaya konu sözleşmenin kalan bedelinin ifasının 45.500 Euro dava tarihindeki kur
değerine göre TL değerinin yaklaşık 1.701.859,25-TL değerinde olduğu, mevcut 2023 yılı
firma verilerine göre firmanın toplam öz kaynaklarının bu bedeli ödemek için yeterli olmadığı, davalının fuara katılım göstermeyeceğine dair iradesinin taraf defterlerinden okunmadığı" görüş ve kanaatine varılmıştır.
DELİLLER:
-.... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra dosyası
-Davacı vekili tarafından sunulan; 27.04.2023 tarihli Fuar Katılım Sözleşmesi sureti, Bakırköy 33. Noterliği'nin 39882 yevmiye numaralı ihtarname sureti, katılımcı listesi tutanağı sureti, 04/02/2024 tarihli tutanak sureti, Beyoğlu 29. Noterliği'nin 32167 yevmiye numaralı ihtarnamesi sureti
-Tarafların beyan ve dilekçeleri
-Bilirkişi raporu
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, fuar katılım sözleşmesinden doğan bakiye alacak için başlatılan takipte itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında 01-04/02/2024 tarihinde Hindistan'da gerçekleşecek fuara katılım hususunda, 27/04/2023 tarihinde, davalının katılımcı, davacının fuar katılımını düzenleyen taraf olduğu, 52.125 Euro bedelli sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme bedelinin taksitler halinde ödeneceği, ilk taksitin 6.625 Euro olup davalı tarafından davacıya ödendiği, bakiye taksit toplamı 45.500 Euro'nun ödenmediği, sözleşmenin 28/11/2023 tarihinde davalı tarafından feshedildiği ve davalının fuara katılım sağlamadığı tarafların kabulündedir. Uyuşmazlık temel olarak; davalı feshinin sözleşme şartlarına uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak bakiye borcun ödenmesi gerekip gerekmediği, feshin geçerliliği, sonuçları, bakiye borcun hukuki niteliği noktalarında toplanmaktadır.
Sözleşmenin 11. maddesi; "Katılımcı, kabul edilebilir mazeretini ...'ya yazılı olarak bildirmek kaydıyla fuarın açılış tarihinden 90 gün öncesine kadar fuara katılmaktan vazgeçebilir. Bu durumda sözleşme bedelinin %50'si cezai şart olarak uygulanır. ..." şeklindedir.
Sözleşmenin 12. maddesi; "Katılımcı, fuara 90 günden az bir süre kala, hangi sebeple olursa olsun, fuara katılmaktan vazgeçer veya katılım gerçekleştiremez ise bu sözleşme bedelinin tamamını fuar açılış tarihine kadar ...'ya ödemekle yükümlüdür. ..." şeklindedir.
Davacı, tüm ücrete hak kazandığını ve sözleşme hükmünün cezai şart mahiyetinde olmadığını savunurken; davalı, sözleşmenin bu hükümlerinin genel işlem şartı mahiyetinde olduğunu, yazılmamış sayılması gerektiğini, davacıya sözlü olarak katılım sağlanmayacağının çok öncesinden bildirilmesine rağmen kendisini oyaladığını, yine de 65 gün öncesinden fesih bildirimi yapıldığını, ekonomik sebeplere dayalı feshin haklı olduğunu, sözleşme hükmünün cezai şart mahiyetinde olup en azından ekonomik mahvına sebep olacağı için indirim yapılması gerektiğini savunmuştur.
TBK 20 ve devamı maddelerinde düzenlenen genel işlem şartlarının mevcudiyeti, tek başına, sözleşmeyi geçersiz hale getirmemekte, ilgili şartların yürürlük, yorum ve içerik denetimini konu almaktadır. Fuar katılım sözleşmesinin matbu olduğu, tek taraflı hazırlandığı, tüm katılımcıların aynı şartlara tabi tutulduğu sözleşmenin ele alınış biçiminden anlaşılsa da davalının iddia ettiği gibi anılan sözleşme şartları kapsamında, bu şartların yazılmamış sayılmasını gerektirir bir tespit yapılamamıştır. Sözleşmenin müzakere edilmediğine, içeriğinin bilinmediğine dair bir savunma bulunmamaktadır. Yurt dışında düzenlenen, her bir katılımcı yönünden yabancı ülke şartlarının sağlanmasını gerektiren, farklı hukuk sistemine, masraf gerektiren koordinasyon işlerine muhatap olan davacı düzenleyenin aldığı bu riskler karşısında belli bir süre öncesinde sözleşmeden dönülemeyeceğine dair şart koyması taraflar arasındaki menfaat dengesine aykırılık getirmemekle birlikte, süresi ve içeriği ile birlikte davalı durumunu ağırlaştıran, dürüstlük kurallarına aykırı bir düzenleme olmadığına kanaat edilmiştir. Neticede davacının sözleşmeden cayılamayacağına dair belirli bir süre belirlerken sözleşmeyi iptal eden katılımcı yerine şartları sağlayan farklı bir müşteri bulmaya dair olağan süreyi öngörmesi basiretinin gereğidir. Bunun yanında sözleşme hükmü ile taraflar arasındaki bildirimlerin yazılı yapılacağı açıktır. Davacının 90 günü geciktirdiğine, bile bile davalı borçlu zararına hareket ettiğine veya oyaladığına dair bir tespit veya delil bulunmadığından bu yöndeki savunmalara itibar edilmemiştir. Kaldı ki bu durum davalının TTK 18. maddesi kapsamındaki göstermesi gereken basireti ortadan kaldırmaz.
Davalının fesih gerekçesi ise özetle mermer sektöründeki ve ülkedeki ekonomik daralmaya, döviz kurlarındaki artışa ve bunlara müdahale yetkisinin bulunmamasına dayandırılmıştır. Bu fesih gerekçesine göre ele alınacak dayanak TBK 138 maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüdür. Zjra ortada objektif bir ifa imkansızlığından ziyade subjektif nedenlere dayanılmıştır. Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanmasını ve dönme/fesih hakkını düzenleyen TBK 138 maddesi kapsamında değerlendirilebilecek olan davalının talepleri olsa olsa kur değişikliği ile gündeme gelebilirse de basiretli tacirin bu gerekçeye sığınamayacağı, kur değişikliğinin enflasyonist ortam bulunan ülkemizde tacir için beklenmeyen bir durum olmadığı, davalının en azından sözleşmedeki feshi ihbar süresine uyarak içinde bulunduğu durumu iyileştirebileceği, bu mümkün iken geç kalmasının da kendi kusuruyla zararını artırdığı, hal böyleyken aşırı ifa güçlüğüne dair şartların davalı nezdinde doğmadığına kanaat edilmiştir. Bunun yanında davalı ilk olarak sözleşme imzalanmasından 6/7 ay sonrasında şartların değiştiğine ve fesih iradesinin davacıya bildirdiğine değinmiştir. Oysa basiretli tacirden bu denli kısa süreler için ekonomisini etkileyecek ihtimaller için öngörüde bulunması ve buna göre hareket etmesi beklenir. Dolayısıyla TBK 138 maddesindeki öngörülemeyecek şekilde beklenmeyen hal veya olgu somut olayda gerçekleşmemiş, olağanüstü bir durum ortaya konulamamış, feshi ihbar süresine uygun olmayan feshin geçersiz olup haklı nedene dayalı olmadığına kanaat edilmiştir.
Sözleşmenin 12. maddesi kapsamında ücretin tamamına hak kazanılacağına dair düzenlemenin hukuki niteliği davalının borcunun sınırlarını belirleyecek, cezai şart olarak kabul edilmesi halinde ekonomik mahva sebep olma savunması yönünden indirim, aksi halde niteliği ücret ise tüm bedele hak kazanılıp kazanılmadığının değerlendirilmesi gerekecektir.
6098 sayılı TBK'nın 179. maddesinde cezai şartın türleri seçimlik cezai şart (TBK 179/1), ifaya eklenen cezai şart (TBK 179/2) ve ifa yerine cezai şart yani dönme cezası (TBK 179/3) olarak düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 179/1 hükmüne göre; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." Borçlu, borca uygun hareketle yükümlü olup, bu hükme göre taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesini ya da ceza koşulunu ödenmesini kararlaştırmış olabilirler ancak bu durumda seçim hakkı alacaklıya tanınmıştır. Alacaklı borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini de talep edebilir.
Şart gerçekleştiği, yani asıl edim hiç ya da gereği gibi ifa edilmediği takdirde, alacaklının seçimlik yetkisi doğar. Ne var ki, bu yetki ne tam anlamıyla seçimlik bir yetki ne de gerçek anlamda seçimlik bir borçtur. Ancak hakim görüş bu yetkiye kıyas yoluyla seçimlik borç hakkındaki hükümleri uygulamaktadır. Buna göre alacaklı ceza koşulu muaccel olunca seçimlik bir hakka sahip olmaktadır. Bu hak niteliği itibariyle değiştirici yenilik doğuran bir haktır. Her yenilik doğuran hak gibi kullanıldıktan sonra bundan da dönülemez. Bu itibarla alacaklı seçim hakkını kullandığı zaman, seçmiş olduğu borç kesin borç haline dönüşür ve artık bundan dönemez, bunu geri alamaz. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2864).
Cezai şart ile borçlunun kusuru ve alacaklının zararı arasındaki ilişki ise TBK'nın 180. maddesinde; "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir. Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez." düzenlemesi ile TBK'da yer almıştır. Cezai şartın ödenmesinin alacaklının zarar görüp görmediğine ve zararının miktarına bağlı olmadığı gibi borçlunun kusuru da aranmaz. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın, alacaklı zarar görüsün veya görmesin ceza ilke olarak ödenir.
TBK'nın 182. maddesinde; "Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkansız hale gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." hükmü yer almaktadır.
Ceza koşulu, sözleşme özgürlüğü ilkesine dayandığı için taraflar ceza miktarını belirleme konusunda serbesttir. Ancak cezai şart miktarı borçlunun ekonomik kişilik hakkını, ticari faaliyetlerini ihlal edecek şekilde aşırı miktarda ise bu durumda hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu takdir hakkını kullanarak re'sen indirir.
TTK'nın 22. maddesine göre; "Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hallerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez."
TBK'nın 182. maddesinin 3. fıkrasında yer alan cezai şartın indirilmesi konusundaki hükmün, TTK'nın 22. maddesi uyarınca ticari işler ve tacirler bakımından uygulanmayacağı kabul edilmiş ise de özellikle miktar yönüyle ahlaka, adaba ve kanunun emredici hükümlerine aykırı olan cezai şart miktarına, sırf cezai şartı ödemekle yükümlü olan tarafın tacir olduğu ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu ileri sürülerek müdahale edilememesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim yerleşik Yargıtay içtihatları ile sözleşmede belirlenen cezai şart miktarının, borçlunun ekonomik yönden mahvına sebebiyet verecek düzeyde fahiş olması halinde, cezai şarttan indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 11. maddesi uyarınca fuardan 90 gün önce katılımdan vazgeçilmesi halinde sözleşme bedelinin %50'sinin cezai şart olarak uygulanacağı; 12. maddesinde ise fuar gününe 90 günden az kala katılımdan vazgeçilmesi halinde sözleşme bedelinin tamamının ödenmekle yükümlü olunduğu düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi anılan 11. madde cezai şart belirlemesine yönelik olsa da 12. madde feshi ihbar süresinden sonra yapılan feshi geçersiz hale getirmekte katılımcının ücret ödeme yükümlülüğünü devam ettirmektedir. İbarelerin farklı olması ve belirli bir aşamadan sonra sözleşmenin feshedilemeyeceğine dair düzenleme cezai şarttan ziyade ücrete hak kazanma noktasındaki iradeyi ortaya koymaktadır. Yukarıda değinildiği gibi yabancı ülkedeki fuar katılımına dair organizasyonun akamete uğramaması haklı olarak amaçlanmış ve belli bir süreden sonra davacının sözleşmeye güvenerek hareket etmesi düzenlenmiştir. Ücret ödemeye dair borcun yerine getirilmesinden ziyade belirli bir süreden sonra yeni katılımcı arayışına dair riskin ortadan kaldırılması, fesih riskinin sözleşmeden beklenen menfaati ortadan kaldırmaması amaçlanmıştır. Bu durumda feshi ihbar süresine uymayan davalının sözleşmeden doğan asli edimini ifa etme yükümlülüğü devam etmektedir. Düzenleme cezai şart niteliğinde olmadığından tacirin ekonomik mahvına yönelik TBK 182/3 maddesi kapsamında indirim sebebi de yapılamayacaktır. Taraflar arasında olsa olsa ceza koşullu dönmeye dair TBK 179/3 maddesi gündeme gelebilir ki bu durum da TBK 182/3 maddesi kapsamına dahil olmadığından yine cezai şarttan indirim yoluna gidilemeyeceği, doktrinde ağır bastığı şekilde madde düzenlemesinin cezai şarttan indirimi gündeme getirmeyeceği, nitelendirme farklılığına rağmen netice kanaatte farklılık doğmayacağı anlaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, dava konusu alacağın önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere;
1-Davanın KABULÜ ile davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takip dosyasına davalı borçlu tarafından yöneltilen itirazın iptaline, takibin takip talebindeki kayıt ve şartlarla aynen devamına,
2-Alacak niteliği itibari ile likit ve belirlenebilir olduğundan, itiraza uğrayan 1.416.501,45-TL'nin %20'si oranında icra inkar tazminatı 283.300,29-TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
3-Karar tarihi itibari ile dava tarihindeki kur karşılığına göre belirlenen 1.704.416,35 TL'lik dava değerine göre alınması gereken 116.428,68-TL karar ve ilam harcından 29.107,17-TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 87.321,51-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
4-Davacı tarafça yatırılan 427,60-TL başvuru harcı ve 29.107,17-TL peşin harç olmak üzere toplam 29.534,77-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 247.485,80-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan toplam 5.580,00-TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
7-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere karar verild. 13/10/2025
Katip ... Hakim ...
e-imza e-imza