T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/296 Esas
KARAR NO:2025/665
DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:25/04/2025
KARAR TARİHİ:23/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili İnşaat Müteahhidi ile davalı şirketin aralarında 26.04.2012 tarihli "... İnşaat İşleri" sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin, sözleşme hükümlerine uygun olarak 16 adet hakedişi davalıya sunmuş ve onaylanarak ihtilafsız olarak sonuçlandırılmış, ancak son 17. ve 17 Ek Hakedişleri bedelleri hiç bir gerekçe gösterilmeden ödenmemiş olduğunu, davalı tarafından teminat mektuplarının da haksız ve hukuka aykırı bir şekilde tahsil edildiğini, bunun üzerine 17 ve 17 Ek hakediş bedellerinin ödenmemesi sebebiyle .... İcra Dairesi'nin 2014/... Esas sayılı takip başlatıldığını, davalı tarafından bu takibe itiraz edildiğini, itiraz sonucunda alacak davası .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1414 Esas ve 2020/116 K. sayılı ilamı ile kabul edilmiş bu karara itiraz İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesinin 2022/529 E ve 2023/217 K sayılı ilamı ile esastan reddedilmiş ve nihayetinde temyiz başvurusunun da Yargıtay 6. H.D.'nin 2023/2357 E. Ve 2024/3070 K sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiş olduğunu, Davalı şirket hakkında bu dava sebebiyle başlatılan itirazın iptali davası sonucu verilen karara dayalı ilamlı takip sonucu davalının dosya borcunu 23.12.2024 tarihinde 3.812.822,90 TL olarak ödediğini, bu bedelin 1.408.936.52 TL'lik kısmının asıl alacak, 2.483.013,86 TL'lik kısmının ise faiz ve ferilerinden oluşan alacak olduğunu, alacakların 2013 yılında ödenmesi gerekir iken 2024 yılın yani 11 yıl sonra ödenmiş olması sebebiyle, asıl dava konusunun davalının temerrüde düşmesi sonucu 2013 yılından bu zamana kadar mahkemece tespit edilmesine rağmen müvekkilin alacağının davalı tarafından 2024 yılında ödenmesi, Müvekkilin alacağının enflasyon karşısında gün geçtikçe erimesi ve müvekkilin ödenmeyen alacakları sebebiyle fazladan faiz ve ceza ödemesi olduğunu, davalı tarafın davacının zararını gidermesi gerektiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100.000 Türk Lirası munzam zararın tarafımızca hesaplanması mümkün olmadığından dolayı HMK 107. maddeye göre belirsiz alacak şeklinde açtıklarını ve dava tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yüklenmesine, karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Arabuluculuk başvurusu yapılmadan işbu davanın ikame edilmiş olduğunu, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu asıl alacağın zamanaşımına uğradığından ferilerinin de zamanaşımına uğramış olduğunu, davacının huzurdaki ikame etmiş olduğu dava ile müvekkili şirketi davacının 17. ve 17. ek hakediş bedellerini ödeme temerrüde düşmesi gerekçesiyle oluşan munzam zararını talep etmişse de davacının iş bu davadaki talebinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, somut olayda munzam zararı isteme koşullarının oluşmadığını, davacının beyanları ve sunduğu belgeler dikkate alındığında iddia ettiği munzam zararını ortaya koyan somut delillerinin ve uygun illiyet bağının bulunmadığını, Anayasa Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli kararının işbu davada emsal olarak değerlendirilemeyeceğini, yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle davacının tazminat komisyonuna başvurması gerekirken müvekkil şirketten munzam zararının talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; davacının haksız, hukuki dayanak ve ispattan yoksun davasının usulden ve esastan reddine, yargılama gideri ve avukatlık vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep etmiştir.
Dava, davacının alacağının geç ödenmesi nedeniyle munzam zararının tazmini istemine ilişkindir.
19.12.2018 tarihinde yürürlüğe giren 06.12.2018 tarih 7155 sayılı Kanunun 20. maddesiyle TTK'ya eklenen 5/A maddesinde "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmüne, aynı tarihte yürürlüğe giren aynı yasanın 23. maddesiyle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa eklenen 18/A-(2) maddesinin dördüncü cümlesinde "Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" düzenlemesine yer verilmiştir. HMK'nın 115/2. maddesi de " Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. " şeklindedir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, dava niteliği itibariyle ticari dava niteliğinde olduğu, yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere TTK'nun 5. Maddesinde yapılan değişiklik ile 01/01/2019 tarihinden sonra açılan Ticari davalarda tazminat ve alacak niteliğindeki davalarda, dava şartı niteliğindeki 6325 Sayılı arabuluculuk yasasın zorunlu arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesinin uygulanması gerektiği, buna göre davadan önce arabulucuya başvurmak, dava açarken uzlaşmazlık tutanağının dava dilekçesine eklemek, arabulucuya başvurulduğu halde belge eklenmemiş ise kendisine belgeyi eklemek üzere 1 haftalık kesin süre verileceği, arabuluculuğa başvurulmamış veya 1 haftalık kesin süre içerisinde uzlaşmazlık tutanağı ibraz edilmez ise davanın dava şartı noksanlığından dolayı reddileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır. HMK'nın 115/2. maddesinde tamamlanabilir dava şartı eksikliğinin giderilmesi için davacı tarafa süre verilebileceği belirtilmiş ise de 6352 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-2. maddeside arabulucuya başvurmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedileceği açıkca belirtildiğinden anılan dava şartı eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı eksikliği olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Zira arabuluculuk, tarafların mahkeme yoluna başvurmadan uyuşmazlıkları bir araya gelerek çözmeleri, bu şekilde daha hızlı ve barışcıl yöntemlerle sonuca ulaşmaları ile mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla getirilmiş bir alternatif çözüm yoludur. Davacının davayı açmadan önce arabuluculuğa başvurmadığı anlaşıldığından davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın 6102 sayılı yasanın 5/A maddesi ile 6325 sayılı yasanın 18/A-2.maddesi delaletiyle 6100 sayılı yasanın 114/2 ve 115/2.maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,
2-615,40-TL karar harcının peşin alınan 1.707,75-TL den düşümü ile kalan 1.092,35-TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalı taraf kendisini dava ve duruşmalarda vekili ile temsil ettirdiği anlaşılmakla AAÜT gereğince 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Tarafların gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır