T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO:2025/436 Esas
KARAR NO:2025/491
DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:19/06/2025
KARAR TARİHİ:23/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
I. DAVA KONUSU VE TALEPLERİN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının hisse devir sözleşmesi çerçevesinde hukuki ilişkiye girdiğini, bu süreçte 25.05.2018 tarihli 1.000.000,00 ABD Doları bedelli bononun düzenlendiğini, ancak bu bononun müvekkili tarafından ödenmiş olduğunu ve bono aslının kendilerinde bulunduğunu, davalının gerçeğe aykırı olarak bononun kaybolduğunu iddia ederek .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nden zayi kararı aldığını, bu karara dayanarak ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından haksız icra takibine giriştiğini, müvekkilin bu borca borçlu olmadığını belirterek; Müvekkilin davalıya 1.000.000,00 ABD Doları tutarındaki borca borçlu olmadığının tespitine, ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takibinin durdurulmasına, Davalının kötü niyetli olması sebebiyle %20 oranında kötü niyet tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. USUL SORUNUNUN TESPİTİ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde hukuki yararın dava şartı olduğu açıkça düzenlenmiş olup, aynı Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrası gereğince dava şartları mahkemece resen gözetilmek zorunda bulunduğundan, davalının henüz cevap dilekçesi vermemiş olması bu incelemenin yapılmasına engel teşkil etmeyeceği gibi, mahkememizce öncelikle eldeki davanın açılmasında davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığının araştırılması zorunluluğu doğmuş, bu kapsamda yapılan incelemede davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin mahiyeti, eldeki menfi tespit davasının açılma tarihi ile daha önce açılmış bulunan itirazın iptali davası arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ihtiyacı hasıl olmuş olup, ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasının UYAP sistemi üzerinden istenmesi ve incelenmesi neticesinde anılan icra dosyasında davacı aleyhine davalı tarafından 1.000.000,00 ABD Doları tutarında ilamsız icra takibi yapıldığı, davacının bu takibe 21.12.2023 tarihinde itiraz ettiği ve takibin durduğu, akabinde mahkememiz davalısı tarafından .... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ... Esas sayılı dosya ile 19.01.2024 tarihinde itirazın iptali davası açıldığı, anılan davanın 05.12.2024 tarihinde kesinleşmemiş olmakla birlikte mahkememiz davalısı (söz konusu davada davacı) lehine sonuçlandığı ve takibin 1.000.000 ABD Doları üzerinden devamına karar verildiği, eldeki menfi tespit davasının ise yukarıda belirtilen itirazın iptali davasından sonra açıldığı anlaşılmıştır.
III. YARGITAY İÇTİHATLARI VE HUKUKİ ÇERÇEVE
Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca, bir icra takibine itiraz üzerine alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılması durumunda, menfi tespit davasında ileri sürülebilecek iddiaların itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebileceğinden, bu durumda borçlunun ayrı bir menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmekte olup, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2013 tarih, 14644/... sayılı kararında "İtirazın iptali davası devam ederken takip borçlusunun karşı dava açarak menfi tespit talebinde bulunmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yarar dava şartı olduğundan itirazın iptali davasından sonra açılmış olan menfi tespit davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekirken, esası incelenip kabulü yönünde karar verilmesi doğru olmamıştır" şeklinde hüküm kurulmuş, benzer şekilde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 03.12.2015 tarih, 4176/6156 sayılı kararında "İtirazın iptali davası devam ederken takip borçlusunun karşı dava açarak menfi tespit talebinde bulunmasında hukuki yararı bulunmamaktadır" denilmek suretiyle aynı ilke benimsenmiş olup, Yargıtay'ın bu yerleşik içtihadı doğrultusunda itirazın iptali davası açıldıktan sonra menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı hususu tereddütsüz kabul edilmektedir.
IV. SOMUT OLAYDA HUKUKİ YARAR DEĞERLENDİRMESİ
Somut olayın özelliklerine bakıldığında, davacı şirket aleyhine davalı tarafından başlatılan ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı ilamsız icra takibine 21.12.2023 tarihinde itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu, akabinde davalı tarafından 19.01.2024 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açıldığı, eldeki menfi tespit davasının ise anılan itirazın iptali davasından sonra açılmış bulunduğu anlaşılmakta olup, davacının eldeki menfi tespit davasında ileri sürdüğü bononun ödenmiş olduğu, bono aslının kendisinde bulunduğu, davalının gerçeğe aykırı beyanlarda bulunarak zayi kararı aldığı, icra takibinin haksız olduğu yönündeki tüm savunmalarının itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebilecek nitelikte bulunduğu, nitekim davacının bu savunmaları itirazın iptali davasında da ileri sürdüğü ancak .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05.12.2024 tarih, ... sayılı kararı ile mahkememiz davalısı lehine karar verildiği, takibin 1.000.000 ABD Doları üzerinden devamına hükmedildiği görülmekte olup, her ne kadar anılan karar henüz kesinleşmemiş ve istinaf aşamasında bulunsa da, davacının eldeki menfi tespit davasında ileri sürdüğü iddiaların tamamının itirazın iptali davasında savunma olarak kullanılabilecek nitelikte olması ve fiilen kullanılmış bulunması karşısında, davacının bu aşamada ayrı bir menfi tespit davası açmakta hukuki yararının kalmadığı, zira itirazın iptali davasında tüm savunma imkanlarını kullanmış olan davacının aynı hukuki sebeplere ve delillere dayanarak tekrar dava açmasının yargılama ekonomisi ilkesine aykırı olacağı, davacının eğer itirazın iptali davasındaki hükmün haksız olduğu kanaatinde ise istinaf kanun yoluna ya da karar kesinleşmiş ise "Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması." hükmü gereğince iade-i muhakeme yoluna başvurabileceği değerlendirilmektedir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan hukuki ilkeler ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadı doğrultusunda, davacının eldeki menfi tespit davasını açmakta 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi anlamında hukuki yararının bulunmadığı sonucuna varılmış olup, dava şartı olan hukuki yarar yokluğu mahkemece resen gözetilmesi gereken bir husus olduğundan, davanın esasına girilmeksizin usulden reddine karar verilmesi gerekmekte, davacının ihtiyati tedbir talebi ise ana davanın reddedilmesi nedeniyle mevzubahis kalmadığından bu talebin de reddedilmesine karar verilmesi uygun bulunmakta sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca hukuki yarar yokluğundan USULDEN REDDİNE,
2-Davacının ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,
3-Alınması gereken maktu 615,40-TL harcın, peşin alınan 674.457,08-TL harçtan mahsubu ile bakiye 673.841,68-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.23/06/2025
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ..
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
Bu belge elektronik imza ile imzalanmış olup ayrıca ıslak imza uygulanmayacaktır.“5070 sayılı Yasanın 5. ve 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğurur.”