T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/540 Esas
KARAR NO:2025/862
DAVA:Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ:22/07/2025
KARAR TARİHİ:02/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu dava dilekçesini özetle; ... nolu Birleşik Kasko Sigorta Poliçesi ile korumalı, sigortalısı ...’ e ait ... plakalı sigortalı araç 22.01.2025 tarihinde, ... ili, ... İlçesi, ... Mahallesi ... Sokak No:2ª önünde park halinde iken aracın sol ön çamurluk ve sağ arka kısımlarına aynı sokaktan geçen, dilekçe ekindeki plakalı kayıt resminde görüldüğü üzere, ... plaka sayılı üzerinde ... İSTANBUL logosu bulunan kamyonetin çarpıp akabinde sürücüsünün olay yerinden kaçması sonucu iki araçlı maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, bu sorumluluk ve kusur sonucu oluşan hasar nedeniyle yaptırılan ekspertiz incelemesi sonucunda, sigortalımız aracında 18.000,00 TL hasar tespit edilmiş olup 10.02.2025 tarihinde bu hasar bedeli ödendiğini, davalının kusuru neticesi oluşan tazminat miktarı, şirketimizin 28.03.2025 tarihli ... nolu iadeli taahhütlü yazısı ile ... İstanbul Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nden talep edildiğini, davalı şirket rücu yazımızı 08.04.2025 tarihinde tebliğ almış olup rücu yazısına istinaden herhangi bir cevabi yazı göndermediğini, kazaya karışan araç uzun süreli kiralama yöntemiyle ... ... Ve Tic. A.Ş.’ye teslim edildiği bildirildiğini, fiili hakimiyetin ve sevk-idare yetkisinin davalı şirkete geçtiği sabit olduğunu, bu kapsamda, araç maliki olan ... A.Ş.’nin yalnızca mülkiyet hakkına sahip olması, onu hukuken sorumlu kılmadığını, bu sebeple dava yalnızca ... .... Ve Tic. A.Ş'ye karşı açıldığını, 18.000,00 TL hasar tazminatının, sigortalıya ödeme tarihi olan 10.02.2025 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline, masraf ve avukatlık ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin Mahkemeye sunmuş olduğu cevap dilekçesini özetle; davayı hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte tarafların ticari ilişkisinden kaynaklanmayan işbu dava haksız fiil sonucu tazminat istemine ilişkin olduğundan görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu sebeple öncelikle davanın usulden reddini talep ettiklerini, meydana gelen kazada davalının kiralamış olduğu araç sürücüsünün kusurlu olduğuna dair bir tespit olmadığını, davacı şirket yalnızca sigortalısı ...'in soyut beyanlarına dayanarak huzurdaki davayı açtığını, kaza tespit tutanağı incelendiğinde görüleceği üzere; tutanak, tamamen araç sahibi ...’in beyanlarına dayalı olarak düzenlenmiş, bu şekilde düzenlendiği de belirtilmiş, olayın oluşuna dair herhangi bir objektif teknik tespit yapılmamış, en önemlisi de herhangi bir kusur dağılımı da yapılamadığını, davaya konu kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin kusuru ve sorumluluğu olmadığını, davalı şirketin kusuru ve sorumluluğu olmadığından haksız ve hukuka aykırı olarak açılan işbu davanın usulden ve esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, kasko poliçesi kapsamında dava dışı sigortalısına ödeme yapan davacının, yapılan ödemenin kusuru oranında davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu anlaşıldı.
6100 sayılı Yasanın 114/1-c maddesi gereğince mahkemenin görevli olması dava şartlarından olup 115. madde gereğince de Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
Bilindiği üzere; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 Sayılı Yasa ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre; her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı yasanın 5/3.maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeler uyarınca Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde olduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının, TTK’da ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 6335 sayılı Yasa ile değişik 4.maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nun 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise; tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.
Somut olayda davacı sigorta şirketi, eldeki davayı sigortalısının halefi olarak açmış olmasına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı ilamında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır.
Öte yandan, TTK'nın "Halefiyet" başlığı altındaki 1472. (eski TTK 1301.) maddesinde; "sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder" hükmüne yer verilmiştir.
TTK'nın 1472.maddesinde düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. TTK'nın 1472. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için sigortalı hangi mahkemede dava açabilecek ise sigortacının da aynı mahkemede dava açması gerekir.
Bu durumda, her ne kadar davalı işleten tacir ve aracıda ticari araç ise de, davacının sigortalısının tacir olmadığı ve aracında hususi araç olduğu, davanın sigorta sözleşmesinden değil, davalının kusuru ile gerçekleşmesine sebebiyet verdiği iddia edilen haksız fiilden kaynaklandığı anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın 6100 sayılı Yasanın 114/1-c maddesi ve 115/2.maddesi gereğince görev dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE,
2-6100 sayılı Yasanın 20/1 maddesi delaletiyle kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize başvurularak dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesi gerektiği, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin kararın tebliği ile birlikte ihtarına,
3-6100 sayılı Yasanın 331/2.maddesi gereğince davaya görevli mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, davaya devam olunmaması halinde Mahkememizce dosya üzerinden durumun tespiti ile davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır