T.C.
İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/713 Esas
KARAR NO:2025/767
DAVA:Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:17/08/2025
KARAR TARİHİ:27/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı asil dava dilekçesinde özetle; 2023-2024 yılları arasında ... çeşitli usulsüz işlemlerle karşılaştığını, olmayan borçlar nedeniyle hem kendisinin hem de çocuklarının hayat ve yaşam standartlarının ciddi şekilde olumsuz etkilendiğini, vergi dairesi başkanlıklarında düzeltme yetkisinin başkana ait olduğunu, başkanın bu yetkisini ilgili grup müdürlerine devredebileceğinin açıkça belirtilmiş olmasına rağmen bu yetkilerin etkin ve adil şekilde kullanılmadığını, firmasının 2013-2014-2016 ve 2018 yapılandırmaları dahil olmak üzere, şirket müdürünün oğlunun imzalarının taklit edildiğini, şirketin müdürünün oğlunun şirkette hiçbir zaman yetkisi olmadığını, vergi inceleme raporlarında da imzasının taklit edildiğini ve tarafının bu işlemlerden hiçbir haberi olmadığını, adresine hiçbir zaman bildirimde bulunulmadığını ve herhangi bir tebligat yapılmadığını, 2018 yılında şirket müdürü olarak yapılan işlerin tarafınca gerçekleştirilmediğini, şirketin 2014'ten beri hiçbir faaliyetinin olmadığını ve bu durumun resmi kayıtlarda belli olduğunu, sicil gazetesinde düzeltme yapılmasını talep ettiğini, şikayetinin kurumların genel uygulamaları ve ilgili birimlerdeki yetkililerle ilgili olduğunu, özellikle olmayan borçlar ve bunlara uygulanan astronomik faizler nedeniyle mağdur edildiğini, ... Vergi Dairesinin işlemlerinin yasalara uygun ve şeffaf şekilde yapılmasını, haksız borçların ve işlemlerin iptal edilmesini, sorumlular hakkında işlem yapılmasını talep ettiğini, bu nedenlerle şirketin fesih ve kapanış işlemlerinin yapılmasını, vergi dairesinde üçüncü kişilerin imzası kullanılarak şirket müdürü kimlik bilgisi altına yetkisiz imzalar ile yapılan yapılandırmalarının iptal edilmesini, kayıp kimliği ile yapılan işlemler sonucu savcılık derdest kayıtlarının incelenmesini, yaşadığı tüm mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmiştir.
Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit talebi istemine ilişkindir.
Davacı tarafından 02/10/2025 tarihinde mahkememize sunulan dilekçenin başlığında "T.C. İstanbul İstanbul Ticaret Mahkemesi" ifadesi yer almaktadır. Ancak dilekçede "ŞİKAYETÇİ" ve "ŞİKAYET EDİLEN KURUM" başlıkları kullanılmış olup, şikayet konusu olarak "Şirketin Feshi, Bağkur Kaydı Kapanışı, Yapılandırmaların İptali ve Zayi Belgesi Düzenlenmesi" gösterilmiştir.
Dilekçede "şikayet edilen kurum" olarak ... Vergi Dairesi, ... SGK Müdürlüğü ve İstanbul Ticaret Odası Başkanlığı gösterilmiş; şirketin feshi, yapılandırmaların iptali, Bağkur kaydının kapatılması, zayi belgesi düzenlenmesi, ticaret gazetesi ilanlarının düzeltilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi talep edilmiştir. Dilekçenin sonunda "Yaşadığım tüm mağduriyetlerimin giderilmesini talep ve rica ediyorum" ifadesi yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinde dava dilekçesinin zorunlu unsurları düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde davacı ile davalının adı, soyadı ve adreslerinin bulunması; (e) bendinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin yer alması; (f) bendinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin gösterilmesi; (g) bendinde dayanılan hukuki sebeplerin belirtilmesi ve (ğ) bendinde açık bir şekilde talep sonucunun yer alması zorunlu kılınmıştır.
İncelenen dilekçede "ŞİKAYETÇİ" ve "ŞİKAYET EDİLEN KURUM" başlıkları kullanılmış olup, bu terminoloji idari makamlara yapılan şikayet başvurularında kullanılan bir ifade tarzıdır. Oysa mahkemelere açılan davalarda "DAVACI" ve "DAVALI" ifadelerinin kullanılması, usul hukukunun temel gereklerindendir. Dilekçenin tamamı incelendiğinde, idari mercilere yapılan bir şikayet dilekçesi formatında hazırlandığı, dilekçenin sonunda yer alan "Tüm başvurularım askıda kalıyor", "CİMER kayıtlarını lütfen inceleyin" gibi ifadelerin de bu niteliği teyit ettiği görülmektedir.
Dilekçenin başlığında mahkeme adının yazılmış olması tek başına, dilekçeye dava dilekçesi niteliği kazandırmaz. Zira dava dilekçesi olabilmek için, HMK'nın 119. maddesinde sayılan zorunlu unsurları taşıması ve yargısal bir talep içermesi gerekmektedir. Mevcut dilekçe ise, hem terminoloji hem de içerik itibariyle idari şikayet dilekçesi formatında hazırlanmış olup, dava dilekçesinin vazgeçilmez unsurlarını taşımamaktadır.
HMK'nın 119. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dava dilekçesinde davalının adı, soyadı ve adresinin bulunması zorunludur. Davalının kim olduğu, dava şartlarından olup, davalı gösterilmeden dava açılamaz. İncelenen dilekçede "davalı" ifadesi hiç kullanılmamış, bunun yerine "şikayet edilen kurum" başlığı altında üç farklı idari birim sayılmıştır.
Dilekçede sayılan birimler incelendiğinde, ... Vergi Dairesinin, ... SGK Müdürlüğünün ve İstanbul Ticaret Odası Başkanlığının ne şekilde davalı olarak gösterildiği belirsizdir. Şöyle ki:
Vergi davaları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca Vergi Mahkemelerinde görülür ve davalı, idareyi temsilen Maliye Bakanlığı (İstanbul Defterdarlığı vasıtasıyla) olarak gösterilir. ... Vergi Dairesi, tüzel kişiliği olmayan bir idari birim olup, tek başına davalı olarak gösterilemez.
Benzer şekilde, sosyal güvenlik uyuşmazlıkları 5510 sayılı Kanun uyarınca İdare Mahkemelerinde görülür ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığıdır. ... SGK Müdürlüğü, tüzel kişiliği olmayan taşra teşkilatı olup, davalı sıfatını haiz değildir.
İstanbul Ticaret Odası Başkanlığı ise, dilekçede hangi taleple ilgili olarak anıldığı dahi belirsizdir. Dilekçede ticaret odasına karşı herhangi bir somut talep ileri sürülmemiştir. Davalı konumunda olması gereken kurum İstanbul Ticaret SİCİL Müdürlüğü olması gerekmektedir.
Öte yandan, dilekçede şirketin feshi talep edilmekte, ancak TTK'nın 636. maddesi uyarınca şirketin feshi davası şirkete karşı açılmasına rağmen, davalı olarak şirketin kendisi (Mest Yapı Nakliyat Limited Şirketi) hiç gösterilmemiştir.
Görüldüğü üzere, dilekçede davalının kim olduğu tamamen belirsizdir. Hangi talebin hangi kişi veya kuruma karşı yöneltildiği, davalıların tüzel kişilikleri, unvanları ve adresleri hiçbir şekilde gösterilmemiştir. Bu durum, sadece teknik bir eksiklik değil, davalı sıfatı ve hangi davanın kime karşı açıldığının tespitini imkansız kılan temel bir belirsizliktir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, "dava dilekçesinde davalının kim olduğunun tamamen belirsiz olması halinde dava açılmış sayılmaz." Mevcut dilekçede davalı belirsizliği, süre verilerek giderilebilecek basit bir eksiklik olmayıp, hangi davanın açıldığının bile belli olmadığı bir durum teşkil etmektedir.
İncelenen dilekçede, farklı yargı kollarının görevine giren talepler bir arada yer almaktadır. Şöyle ki:
Şirketin feshi talebi, TTK'nın 636. ve devamı maddeleri uyarınca Asliye Ticaret Mahkemesinin görevindedir. Tescilin düzeltilmesi talebi yine Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren çekişmeli yargı işi iken; zayi belgesi düzenlenmesi talebi Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren çekişmesiz yargı işleridir.
Buna karşılık, vergi yapılandırmalarının iptali talebi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 2577 sayılı İYUK uyarınca İdari Yargı'nın özel bir kolu olan Vergi Mahkemesinin görevindedir. Vergi daireleri tarafından tesis edilen yapılandırma işlemleri, matrah artırımları ve vergi inceleme raporlarına dayalı tarh işlemleri idari işlem niteliğinde olup, bu işlemlere karşı ancak Vergi Mahkemelerinde iptal davası açılabilir.
Bağkur kaydının kapatılması talebi ise, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca İdare Mahkemesinin görevindedir. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sigortalılık işlemleri idari işlem niteliğinde olup, bu işlemlere karşı İdare Mahkemelerinde dava açılması gerekmektedir.
Mevcut dilekçede, adli yargının (Ticaret Mahkemesi), idari yargının (İdare Mahkemesi) ve vergi yargısının (Vergi Mahkemesi) görevine giren talepler sistematik olmayan bir şekilde bir araya getirilmiştir. Bu durum, dilekçenin hangi mahkemeye, hangi dava türü olarak açıldığını tamamen belirsiz hale getirmektedir.
Bir dilekçede, birbirinden farklı yargı kollarının görevine giren talepler bir arada yer alamaz. Her bir talep için, görevli mahkemede ayrı ayrı dava açılması gerekmektedir. Mahkememiz, görevine girmeyen talepleri (ki onlar açısından da dava dilekçesi niteliği taşımamakta) ayırsa dahi, geriye kalan kısımların da yukarıda açıklanan diğer nedenlerle dava dilekçesi niteliğini taşımadığı açıktır.
HMK'nın 119. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca, dava dilekçesinde açık bir şekilde talep sonucu bulunması zorunludur. Talep sonucu, davanın niteliğini belirler, mahkemeyi ve karşı tarafı bağlar, yargılamanın kapsamını çizer. Belirsiz talep sonucu, davanın dinlenebilir olmasını engeller.
İncelenen dilekçede, talep sonucu bölümü son derece karışık ve belirsizdir. Talepler bir kısmı parantez içinde, bir kısmı parantez dışında, farklı cümlelerde dağınık halde yer almaktadır. "
Özellikle "Yaşadığım tüm mağduriyetlerimin giderilmesini talep ve rica ediyorum" şeklindeki ifade, son derece genel ve belirsiz bir temennidir. Hangi mağduriyetin, hangi hukuki yolla, ne şekilde giderileceği hiçbir şekilde açıklanmamıştır. Bu ifade, HMK'nın 119. maddesinin aradığı anlamda "açık talep sonucu" niteliğini taşımamaktadır.
Bir dava dilekçesinde talep sonucu, "Davalının davadan men'ine", "Davalı şirketin feshinin tasfiyesine", "Davalı idare işleminin iptaline" gibi somut, açık ve belirli bir hukuki sonucu içermelidir. Mevcut dilekçedeki talep sonucu ise, hangi hukuki sonucun istendiğini anlaşılır kılmaktan uzaktır.
HMK'nın 119. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, dava dilekçesinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin bulunması zorunludur. İncelenen dilekçede vakıalar, sıra numarası olmaksızın, tek bir uzun paragraf şeklinde, birbirine karışık ve sistematik olmayan bir şekilde anlatılmıştır. Hangi vakıanın hangi talebe dayanak olduğu belirsizdir.
Aynı maddenin (f) bendi uyarınca, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin gösterilmesi zorunludur. Dilekçede ise sadece "ekteki evraklar", "CİMER kayıtları", "savcılık derdest kayıtları" gibi son derece genel ifadeler kullanılmış, hangi delilin hangi vakıayı ispat edeceği hiçbir şekilde gösterilmemiştir. Deliller numaralandırılmamış, hangi belgenin ne olduğu açıklanmamıştır.
Maddenin (g) bendi uyarınca, dayanılan hukuki sebeplerin gösterilmesi zorunludur. Dilekçede çeşitli kanun maddelerine atıf yapılmış olmakla birlikte, bu atıflar anlatım içinde dağınık halde yer almakta, hangi hukuki sebebin hangi talebe dayanak olduğu sistematik olarak gösterilmemektedir.
HMK'nın 119. maddesinde sayılan bu unsurlar, dava dilekçesinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu unsurların önemli bir kısmının bulunmadığı dilekçe, dava dilekçesi niteliğinde değildir.
HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır."
Anılan düzenlemeye göre, sadece (b), (c) ve (ğ) bentlerindeki eksiklikler için süre verilebilir. Oysa yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, incelenen dilekçede (e), (f) ve (g) bentlerinde düzenlenen zorunlu unsurlar eksik olup, bu unsurların eksikliği için kanun koyucu süre verilmesine imkan tanımamıştır.
Öte yandan, süre verilebilen (b) ve (ğ) bentleri açısından da, mevcut dilekçedeki sorun basit bir eksiklik olmayıp, temel bir belirsizliktir. Şöyle ki:
"Eksiklik", bir unsurun bulunmaması veya tam olmaması anlamına gelir. Örneğin davalının adresinin yazılmamış olması bir eksikliktir ve süre verilerek tamamlanabilir. Ancak "belirsizlik", hangi davanın kime karşı açıldığının hiç belli olmaması anlamına gelir. Mevcut dilekçede, davalının kim olduğu, hangi talebin kime karşı yöneltildiği tamamen belirsizdir. Bu durum, süre verilerek giderilebilecek bir eksiklik değil, hangi davanın açıldığının bile tespit edilemediği bir belirsizliktir.
Dilekçenin dava dilekçesi niteliği taşımadığı durumlarda süre verme yoluna gidilemez.
Nitekim, mevcut dilekçeye süre verilmesi, dilekçeyi tamamen yeniden yazdırmak anlamına gelecektir. Zira davalının belirlenmesi, taleplerin ayrıştırılması, görevli mahkemenin tespit edilmesi, vakıaların sıra numarası altında düzenlenmesi, delillerin gösterilmesi ve talep sonucunun açıkça belirlenmesi gerekmektedir. Bu ise, küçük eksikliklerin tamamlanması değil, dava dilekçesinin baştan yazılması anlamına gelir. HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrasındaki süre verme müessesesinin amacı ise, eksikliklerin tamamlanmasıdır; dava dilekçesinin baştan yazılması için süre verilmesi değildir.
Bu nedenlerle, mevcut dilekçeye HMK'nın 119. maddesi uyarınca süre verilmesi mümkün değildir.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, incelenen dilekçenin dava dilekçesi olarak kabulü mümkün değildir. Zira dilekçe:
-Terminoloji ve içerik itibariyle idari şikayet dilekçesi niteliğinde olup, dava dilekçesi formatında değildir.
-Davalı belirsizdir ve hangi davanın kime karşı açıldığı tespit edilememektedir.
-Farklı yargı kollarının görevine giren talepler sistematik olmayan şekilde bir arada karıştırılmıştır.
-Talep sonucu belirsiz ve karışıktır.
-HMK'nın 119. maddesinde öngörülen zorunlu unsurları taşımamaktadır.
-Bu eksiklikler, HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca süre verilerek giderilebilecek nitelikte değildir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sistematiği içinde, dava dilekçesi niteliği taşımayan bir dilekçeye işlem yapılması ve yargılama açılması mümkün değildir. Bu durumda yapılacak işlem, dilekçenin iadesidir.
Dilekçenin iadesi kararı, davacının hak kaybına yol açmaz. Davacı, HMK'nın 119. maddesine uygun olarak hazırlayacağı dava dilekçeleri ile görevli mahkemelerde ayrı ayrı davalar açabilir. Nitekim:
-Şirketin feshi, tescilin düzeltilmesi ve zayi belgesi talepleri için Asliye Ticaret Mahkemesinde,
-Vergi yapılandırmalarının iptali talebi için Vergi Mahkemesinde,
-Bağkur kaydının kapatılması talebi için İdare Mahkemesinde,
ayrı ayrı, usulüne uygun dava dilekçeleri ile dava açma hakkı davacıya aittir. Her bir dava dilekçesinde, açıkça davalı gösterilmeli, vakıalar sıra numarası altında düzenlenmeli, deliller belirtilmeli ve talep sonucu açık bir şekilde ifade edilmelidir.
İncelenen dilekçedeki teknik yetersizlikler, davacının adli yardım talebinde bulunması ve sosyal ekonomik destekten faydalandığını beyan etmesi dikkate alındığında, davacının dava dilekçesi hazırlama konusunda mesleki yardıma ihtiyaç duyduğu açıktır. Nitekim HMK'nın 119. maddesine uygun, teknik kurallara uygun ve her bir dava türüne göre usulüne uygun dava dilekçelerinin hazırlanması, hukuki bilgi ve uzmanlık gerektiren bir husustur. Davacının açmak istediği davaların farklı yargı kollarına tabi olması, davalıların doğru belirlenmesi, taleplerin hukuki nitelendirilmesi, vakıaların sistematik düzenlenmesi ve delillerin gösterilmesi gibi hususlar, avukatlık mesleğinin bilgi ve tecrübesi ile yerine getirilebilecek işlemlerdir.
Bu çerçevede davacının, dava açma öncesinden itibaren avukatlık yardımından faydalanması, hem dava dilekçelerinin usulüne uygun hazırlanması hem de davacının haklarını etkin şekilde kullanabilmesi açısından elzemdir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 176. ve devamı maddeleri uyarınca, maddi imkanları yetersiz olan kişiler adli yardımdan faydalanma hakkına sahiptir.
İstanbul Barosu Adli Yardım Bürosu, hafta içi her gün, hukuki yardıma ihtiyacı olup avukatlık hizmetinden yararlanmak için maddi olanağı bulunmayan kişilere, altı şubesi ve merkez bürosuyla hizmet sunmaktadır. Davacı, dava açma öncesinde İstanbul Barosu Adli Yardım Bürosu'na başvurarak, davası için avukat görevlendirilmesini talep edebilir. Bu şekilde, görevlendirilecek avukat, davacının taleplerini hukuken nitelendirerek, her bir (eğer gerekli ise) dava türü için görevli mahkemelerde, usulüne uygun dava dilekçeleri hazırlayacak ve dava süreçlerini yürütecektir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı Merve Taştan tarafından mahkememize sunulan dilekçenin, dava dilekçesi niteliği taşımadığı, terminoloji ve içerik itibariyle idari şikayet dilekçesi formatında hazırlandığı, davalının belirsiz olduğu, farklı yargı kollarının görevine giren taleplerin bir arada karıştırıldığı, talep sonucunun belirsiz olduğu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinde öngörülen zorunlu unsurları taşımadığı, bu eksikliklerin aynı Kanun'un 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca süre verilerek giderilebilecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle sonçta aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle;
1-Dilekçesinin dava dilekçesi mahiyetinde olmamakla DİLEKÇENİN İADESİNE,
2-Alınması gereken maktu 615,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oybirliği ile verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.27/10/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır