T.C.
İSTANBUL
16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2018/1 Esas
KARAR NO: 2018/223
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 23/07/2013
KARAR TARİHİ: 14/03/2018
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil ...'in eşi ve ... ve ...'in babası ...'in davalı ... şirketinin ZMMS sigortacısı bulunduğu ... plakalı aracın 02/08/2011tarihinde karıştığı kaza sonucu vefat ettiğini, muris ..., trafik kazası tespit tutanağı ve olayla ilgili diğer belgelerdeki belirlemelere göre bu kazanın meydana gelmesinde kusurlu bulunduğunu, davalı ... şirketine başvurulmuş ise de sonuç alınamadığını, tazminat talebinin olumsuz karşılandığını, bu nedenlerle trafik kazasında eş ve babaları ...'i kaybeden davacıların, 6100 sayılı yasanın 107. Maddesi uyarınca toplanacak delillere göre destekten yoksun kalma tazminat tutarları ve cenaze giderlerinin belirlenerek, temerrüt tarihinden işletilecek faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte davalıya ödetilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 02.08.2011 tarihli trafik kazasına karışan ... plaka sayılı araç müvekkil Şirkette, ... nolu poliçe ile zorunlu mali mesuliyet ( trafik) sigortası ile sigortalı olduğunu, söz konusu poliçeye göre teminatının ölüm kişi başı 200.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, söz konusu poliçeye göre teminatının, Karayolları Trafik Kanunu ve poliçe genel şartlar uyarınca, otomatikman her olayda ödenmesi gereken bir meblağ olmayıp, gerçek kusur, geliri ve destek oranına göre tazminat meblağı belirlendiğini, davacılar destekten yoksun kaldıklarını ispat etmek zorunda olduklarını, davacıların murisi ve desteği ... müvekkil şirket poliçesinde ... plakalı aracın kusurlu sürücüsü olduğunu, davacılar kusurlu sürücünün kanuni mirasçısı olup, işletene karşı kanuni mirascılık sıfatı ile sorumlu olacaklarını, davacılarda alacaklılık ve borçluluk sıfatları birleştiğini, bu nedenle sözkonusu davacıların tazminat haklarının ortadan kalktığını, bu nedenlerle davanın reddini, dava açılmasına sebebiyet vermediğinden temerrüdü söz konusu olmadığ için aleyhine masraf, faiz ve avukatlık ücretine hükmolunmamasını talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava; trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacıların desteğinin sevk ve idaresindeki ... plakalı araca ait davalı ... şirketinin tanzim ettiği ZMMS ve hasar dosyası, SGK yazı cevabı, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı soruşturma dosya örneği, davacıların desteğine ait vefat öncesi son ücret bordrosu celp edilmiştir.
Mahkememizce görevlendirilen bilirkişi kurulu 05/09/2014 tarihli raporda özetle; 02/08/2011 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden ...'in geride kalan davacı hak sahiplerinden, eşi ...'in nihai ve gerçek maddi zararının 77.153,65.TL'den ibaret olduğu, oğlu ...'in nihai ve gerçek maddi zararının 9.877,90.TL'den ibaret olduğu, kızı ...'in nihai ve gerçek maddi zararının 11.823,58.TL'den ibaret olduğu mütaalasında bulunmuştur.
Davacılar vekilinin HMK 107/2 maddesine dayalı olarak dava değerinin arttırılmasına ilişkin beyan dilekçesi ibraz ettiği, bu kapsamda; davacı anne için 77.153,65TL, ... için 9.877,90-TL, ... için 11.823,58TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 12/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsilini talep ettiği, işbu dilekçenin davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği görülmüştür.
Davacıların ayrıca miktar belirtmeden dava dilekçesi içeriğinde cenaze gideri istemlerinin mevcut olduğu görülmüş ancak ; yargılama kapsamında cenaze giderlerini belgelendirmedikleri ve değer arttırım dilekçesi ile yalnızca destekten yoksun kalma maddi tazminat isteminin ileri sürüldüğü anlaşılmıştır.
Mahkememizin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair karar verildiği, kararın temyizi üzerine ... 17. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın ... Esas ve ... Karar sayılı, 17/10/2017 tarihli bozma ilamı ile; "...Davacı vekili; müvekkili ...'in eşi, ... ve ...'in babası ...'in davalı ... şirketinin ZMMS sigortacısı bulunduğu ... plakalı aracın 02/08/2011 tarihinde karıştığı kaza sonucu vefat ettiğini, hak sahibi müvekkillerinin destekten yoksun kalma tazminatlarının ve cenaze giderlerinin davalı ... şirketince bugüne kadar ödenmemesi nedeniyle destekten yoksun kalma tazminat tutarları ve cenaze giderler için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 2000 TL'nin temerrüt tarihinden işletilecek faizi, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.09.2014 tarihinde ıslah ile tazminat talebini toplam 98.855,13 TL 'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre göre; davacının davasının kabulü ile; muris ...'in geride kalan davacı hak sahiplerinden, eşi ... için; 77.153,65.TL, oğlu ... için; 9.877,90.TL, kızı ... için 11.823,58.TL maddi tazminatın 12/03/2012 tarihinden itibaren değişik oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, trafik kazası nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir.
10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğünün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir.
Tefhim edilen hüküm başka gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK.’nun 381.- 389. maddelerinde (6100 sayılı HMK m. 294-297), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK m. 297/II); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 24/11/2014 tarihli kısa kararında "Davacının davasının kabulüne," denildiği halde, gerekçeli kararda “Davacının davasının KABULÜ ile Davanın kabulü ile; muris ...'in geride kalan davacı hak sahiplerinden, eşi ... için; 77.153,65.TL, oğlu ... için; 9.877,90.TL, kızı ... için 11.823,58.TL maddi tazminatın 12/03/2012 tarihinden itibaren değişik oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine ” şeklinde yazıldığı görülmektedir. Bu durum HMK'nin 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçeleri ile bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bozma üzerine yürütülen yargılama kapsamında mahkememizin 14/03/2018 tarihli celsesinde bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1.maddesinin; “İşletenlerin, bu kanunun 85/1 maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.” şeklinde, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1. maddesinin; “Sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.” şeklinde düzenlediği, anılan yasal düzenlemeler gereğince Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasa gereğince yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu kabul edilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49. maddesinde hüküm altına alındığı üzere; haksız bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. Destekten yoksun kalma tazminatı ise, 6098 Sayılı TBK'nın 53. maddesinde düzenlenmiştir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kişilerin anılan düzenleme gereğince uğradığı zararın tahsilini talep hakkı bulunmaktadır. Ancak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekmektedir. Esasında destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, düzenli bir yardımı ifade etmektedir. Mevcut olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak kimse destek olarak kabul edilmektedir. Huzurdaki davada trafik kazası neticesinde vefat eden ...'in, davacı ...'in eşi, ... ve ...'in babası olduğu, ölenin ölüm meydana gelmeseydi, eşi ve çocuklarına destek olacağı açık olduğundan davacıların desteğini yitirdiği ve zarara uğradıkları kabul edilmiştir. Dosyada mübrez olup ayrıntılı ve gerekçeli tanzim edilmekle Mahkememizce itibar edilen kusur/aktüer bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda belirtildiği şekilde davacı eşin gerçek maddi zararının 77.153,65TL, davacı ...'in gerçek maddi zararının 9.877,90TL, davacı ...'in gerçek maddi zararının 11.823,58TL olarak hesaplandığı, davalı ... şirketi tarafından ZMMS kapsamında sigortalanan aracı sevk ve idare eden desteğin ölümlü trafik kazasının meydana gelmesinde asli derecede tam kusurlu bulunduğu ancak; davacıların talebinin doğrudan kendileri üzerinde doğan destekten yoksunluk zararına ilişkin olması, bu zararın oluşumundaki desteğin kusurunun davacılara yansıtılamayacağı, sürücü desteğin kusurlu olmasının, onun desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine ilişkin HGK'nın 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 Esas-411 Karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 Esas- 2012/92 Karar, HGK'nun 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 Esas- 2013/74 Karar sayılı ilamları uyarınca davalı ... şirketinin destekten yoksun kalmaya dayalı maddi tazminat istemi yönünden davacılara karşı sorumlu olduğu anlaşılmıştır.
Davalı ... şirketinin dava tarihinden önce davacıların 28/02/2012 tarihli başvurusu ile başvuru tarihini takip eden 8 iş günü sonu olan 12/03/2012 tarihi itibariyle temerrüte düştüğü saptanmıştır. Ayrıca kazaya neden olan sigortalı aracın (kamyonet/ ticari) ticari nitelikte olması nedeni ile avans faizine hükmedilebileceği, değer arttırım dilekçesi ile arttırılan tazminat talepleri yönünden de HMK'nın 26. maddesi uyarınca temerrüt tarihinden itibaren avans faiz işletilmesinin gerektiği kanaatine varılmakla; davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile,
Davacı ... lehine 77.153,65 TL, davacı ... lehine 9.877,90 TL, davacı ... lehine 11.823,58 TL destekten yoksun kalma tazminatının 12/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
2-Alınan 24,30 TL peşin harç ve 331TL ıslah harcından, alınması gereken 6.752,80 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.397,49 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan 24,30TL başvuru harcı, 331TL ıslah harcı, 24,30 peşin harcı, 1.200TL bilirkişi ücreti, 190,10TL tebligat ve posta masrafından oluşan yargılama gideri toplamı olan 1.769,70TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre 10.658,41 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafın yatırmış olduğu gider avansından kullanılmayan kısmının, hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgili tarafa iadesine,
6-Hükümden sonra, gerekçeli kararın talep halinde taraflara tebliğine, masrafın talep eden tarafça karşılanmasına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMK nın geçici 3. Maddesi uyarınca 15 gün içerisinde temyiz dilekçesi sunulmak suretiyle Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/03/2018
Katip e-imza Hakim e-imza