T.C.
İSTANBUL
16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/207 Esas
KARAR NO : 2025/123
DAVA : 3.Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 24/11/2021
KARAR TARİHİ : 20/02/2025
Mahkememizin 2021/771 E.sayılı dosyasına yapılan yargılama sonunda verilen 30/12/2022 tarihli 2022/805 sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44.Hukuk Dairesi'nin 16/03/2023 tarihli ... E.... K. sayılı ilamıyla kaldırılarak resen mahkememizin 2023/207 sayılı esasına kaydedilen dava dosyasına yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 9. İcra Müdürlüğü'nün, ...esasından gönderilen, 04.11.2021 verihli Üçüncü Haciz İhbarnamesinden anlaşıldığına göre; davacıya önceden gönderilen İkinci Haciz İhbarnamesine süresinde itiraz edilmediğinden, ihbarnamede belirtilen 684.540,82 TL'nin davacının zimmetinde sayıldığı, ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde davacının kendi yerleşim yerinde menfi tespit davası açarak borçlu olmadığını ispât edilebileceği, dava açılması halinde ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 20 gün içinde dava açıldığını gösteren belgenin dosyaya ibrazı durumunda takibe devam edilmeyeceği, aksi halde cebri icraya devam olunacağı usulünce ihtar edilmekte olduğunu, üçüncü haciz ilıbarnamesi olarak adlandırıları bildirim elektronik tebligat olarak davacıya gönderildiğini, ihbarnamenin 04.11.2021 tarihiride düzenlendiğinin görülmekte olduğunu, ihbarnameyi havi elektronik tebligat sisteme 05.11.2021 tarihinde düşerek davacıya ulaştığını, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 4. paragrafında yer alan “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” hükmü gereği haciz ihbarnamesihin tebliğ tarihi 10.11.2021 günü sayılacaktır. Tebliğ tarihi sayılan bu günden itibaren geçen yasal süre içerisinde (15 gün) iş bu davanın açılmakta olduğunu, davacının, aynı zamanda haciz ihbarnamesinin de üçüncü şahsı konumundaki ... A.Ş.'nin, ihbarname gönderilen icra takip dosyasının borçluları ... Şti. ile ...'e hiçbir borcu bulunmadığını, menfi tespit davasınıda alavaklının veya alacağın var olduğunu iddia edenlerin, alacağın doğumunu ve varlığını ispat etmek zorunda olduğu yolundaki usul hukuku kuralı gerekirse bir tarafa bırakılarak, karşı ispat yetkisi çerçevesinde davacı şirketin 2021 yılı defterleri ve kayıtları incelendiğinde davahlara herhangi bir borç bulunmadığı görülecek ve ispat edilebileceğini, İcra ve İflas Kanunu'nun 89. maddesinin 3. parağrafı gereği, bildirimi (üçüncü haciz ihbarnamesi) alan üçüncü şahsın yerleşim yeri mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belge alarak, icra dosyasına ibraz etmesiyle icra takibi duracağından, bildirime karşı menfi tespit davası açıldığına dair belgenin düzenlenerek bir örneğinin elektronik ortamda ... 9. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına bildirilmesini ve aslının verilmesini; davacı üçüncü şahıs ...A.Ş.'nin, ... 9. İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyası borçluları davalılar ... Şti. ile...'e borçlu olmadığının tespitini, yargılama gideriyle avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Üçüncü haciz ihbarnamesi olarak adlandırılan bildirim diğer iki haciz ihbarnamesi bildirimi gibi elektronik tebligat olarak davacıya gönderilmiş olup, davacı tarafından yasal sürenin son günü iş bu menfi tespit davası açıldığını, davacı tarafın iddialarının hukuki dayanaktan yoksun ve soyut iddialardan ibaret olup, davacı tarafın iddialarını kabul etmeyip, tüm yönleri ile reddettiklerini, 01 NİSAN 2021 tarihli ekte sunulu (o tarihte şirket adı ... Aş olan şimdiki adı ...Şirketi ) idari bina kaba inşaatı konulu ... Şirket'in yüklenici olduğu ;... Aş'in işveren olarak anıldığı 1.507.948,75 TL bedelli sözleşmeden de anlaşılacağı üzere davacı ile ... Şirket'i arasında bir alacak ilişkisinin olduğunu, bu nedenle 89/1.,2,3 haciz ihbarnamelerinin tebliğ tarihinde, borçlular ...Şirket ile ...'in; davacı ...Şirketi'nin istenebileceğini, kesin nitelikte bir alacağının olduğunun yapılacak bilirkişi incelmesi ile görüleceğini, davacı ...Şirketi İle ...Limited Şirketi'nin ticari defterlerindeki kayıtlarda alacak ilişkisini doğrulayacağını, kaldı ki davacı yan tarafından davanın açılmasının son güne bırakılması da aslında ... Limited Şirket ile ...'in ... 9. İcra Dairesi ...sayılı dosya borcunu ödeme ihtimali olmasını düşünemleri olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı bir an için davacının; ...Şirket ile ...'e borcu olmadığını ve açılan menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi gerekse bile ... 9. İcra Dairesi ... sayılı takip dosyasında alacaklı olan davalı müvekkilinin talebi üzerine davacıya İİK'nin 89. maddesi gereğince 1. ve 2. haciz ihbarnameleri gönderildiğini, davacı tarafından bu ihbarnamelere süresinde itiraz edilmediğini, 3. haciz ihbarnamesinin düzenlenmesinin doğru olduğu ve eldeki davanın açılmasına davalı alacaklı ...' nun sebebiyet vermediğinin anlaşılmakta olduğunu, açıklanan nedenlerle davanın açılmasında kusuru bulunmayan davalı müvekkili aleyhine davacı ... Şirketi nin vekalet ücreti ve yargılama gideri ve buna bağlı diğer talepleri hukuka uygun olmadığını, bunların tahsililinin davalı müvekkilinden talep edilmesinin doğru olmadığını, İş bu taleplerinin reddi gerektiğini, davanın açılmasına davalı alacaklı ...' nun sebebiyet vermediğinden yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini, ayrıca iş dava sonunda alacağın netleşmesi halinde şüpheli/üçüncü kişilerin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89/4 maddesi uyarınca ihbarnameye konu alacak ve işlemiş faizi tutarında tazminata ve 338/1 maddesi uyarınca da hapse mahkum edilmesine karar verilmesini sağlamak için icra ceza mahkemesine şikayette haklarını ayrıca kullanacaklarını, arz ve izah olunan nedenlerle fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları ile 338/1 maddesi uyarınca da icra ceza mahkemesinde şikayet hakları da saklı kalmak kaydıyla; müvekkiline karşı açılmış davanın reddine, dava değerinin % 20 sinden aşağı olmamak üzere; davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine yargılama gideri ve vekalet ücreti gibi tüm taleplerin reddine ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Diğer davalılara dava dilekçesi ve ön inceleme günü usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalılar davaya cevap vermediğinden davayı inkar konumundadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır.
Mahkememizin 2021/771 Esas ...Karar sayılı kararı ile; "1-Davacının açmış bulunduğu davanın 6100 sayılı HMK 150/1-4-5 maddeleri uyarınca AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, Esas defterindeki kaydın bu şekilde KAPATILMASINA," dair karar verildiği, davacı vekili tarafından kararın istinaf edilmesi üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 'nin ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile;"...İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6100 Sayılı HMK'nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Bu hak; yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirilmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun vekile ve kanuni mümessile tebligat başlıklı 11.maddesinde " Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." hükmü yer almaktadır.
Vekil vasıtasıyla takip edilen davalarda tebligat mutlaka vekile yapılır. Asile ( müvekkile) yapılamaz. Vekil varken asile yapılan tebligat usulsüzdür. Çünkü Tebligat Kanunu m. 11,1 hükmü emredici bir hükümdür. Buna uygun olarak vekil aracılığıyla takip edilen davalarda tebligat mutlaka vekile tebliğ edilir, asile tebliğ edilemez. Vekil yerine asile tebligat ile süre işlemeye başlamaz.
Vekâletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada, asıl duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin vekiline yapılması zorunludur. Vekil birden çok ise bunlardan birisine tebliğ yapılması yeterlidir.
Bu açıklamalar ışığından somut olaya gelince, davacı tarafça 22.03.2020 tarihli vekaletname incelendiğinde Avukat ..., ... ve ...'e davanın takibi konusunda vekaletname verildiği, davacı tarafın birden fazla avukat tarafından temsil edildiği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Vekilin istifa dilekçesinin davacı asile tebliği gerekmekle birlikte, Mahkemece yapılacak iş, davacı vekilinin vekillikten çekildiğine ilişkin dilekçesinin davacı asile tebliği, davacı asile tebliğ edildikten sonra bir sonraki duruşmaya davacının vekaletnamesindeki diğer vekillere tebliği ve bu vekillerin gelmemesi durumunda HMK 150. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekmekte olup, henüz diğer davacı vekillerinin vekillik görevi devam ettiği sürece dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilemez. Bu nedenle ilk derece mahkemesi kararı doğru görülmemiş, kararın kaldırılması gerekmiştir." gerekçesi ile mahkememiz kararı kaldırılmış olup, dosya mahkememize gönderilmiş ve mahkememizin yukarıdaki esasa kaydı yapılmıştır.
6100 sayılı HMK Birinci Kısım Birinci Bölüm Birinci Ayrım görev hususunu belirlemiş, aynı yasanın 1.maddesi mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenlendiğini, göreve ilişkin kurallar, kamu düzeninden olduğunu belirtmiştir.
Eldeki davayı öncelikli olarak görev konusunda irdelemek gerekir.
2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında "...Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir..." hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 1 inci maddesinde; Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir hükmü, Asliye hukuk mahkemelerinin görevi başlıklı 2 nci maddesinde Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir" hükmü düzenlenmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) "Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri" başlıklı 4 üncü maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; 6102 sayılı Kanun'da, sayılan diğer Kanun ve düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı öngörülmüştür.
Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler başlıklı 5 inci maddesinde ise "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükmü düzenlenmiştir.
Takip hukukunda, borçlunun kendi elindeki alacakları yanında üçüncü kişilerde bulunan mal ve alacakları da haczedilebilir. Borçlunun üçüncü kişilerdeki bir kıymetli evraka bağlı olmayan maaş ve ücretler dışındaki alacakları 2004 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre menkul hükmünde olduğundan menkul haczine ilişkin usule göre de haczedilebilir. Alacaklının, borçlunun üçüncü kişideki alacağının haczi talebi üzerine icra müdürü alacağı haczedip, icra tutanağına geçirip üçüncü kişiye bildirir. Böylece borçlunun üçüncü kişideki alacağı haczedilmiş olur. 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde öngörülen usule göre üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilmesi üçüncü kişideki borçlunun alacağının borçluya ödenmesini önleyen bir muhafaza tedbiridir.
Takibin kesinleşmesi üzerine ve alacaklının talebi ile icra müdürü borçlunun üçüncü kişideki alacağının haczine karar vererek haciz tutanağı düzenler. İcra müdürü 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde öngörülen süreci işleterek birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerini düzenler.
Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu ihbarnameye itiraz edebilir. Tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine itiraz etmez ise borcun üçüncü kişi zimmetinde sayılması kesinleşir. Üçüncü kişi yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine itiraz etmemesi nedeniyle zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, icra dairesine ödemez ise icra dairesi alacaklının talebi ile üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi gönderir. Üçüncü haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye ikinci haciz ihbarnamesine de yedi gün içinde itiraz etmediği için zimmetinde sayılması kesinleşen, borcu (parayı) (üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren) onbeş gün içinde icra dairesinin banka hesabına ödemesi veya aynı onbeş gün içinde takip alacaklısı aleyhine menfî tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye zorlanacağı bildirilir.
Bu kapsamda üçüncü kişi tarafından açılacak menfi tespit davası, takip alacaklısına karşı açılır. Uygulamada söz konusu menfi tespit davasında, takip borçlusunun da davalı olarak gösterdiği de olmaktadır. Menfi tespit davası yalnızca takip alacaklısına karşı açılmışsa takip alacaklısı bu davayı takip borçlusuna ihbar edebilir. Takip borçlusunun menfi tespit davasına feri müdahalede bulunması da mümkündür.
Üçüncü kişi tarafından açılacak menfi tespit davasının konusu, takip borçlusunun kendisinde hiç ya da haczedilen miktarda alacağının bulunmadığı, yani takip borçlusuna borcunun olmadığı, malın yedinde bulunmadığı, haciz ihbarnamesi tebliğinden önce ödendiği veya borcun sona erdiğine ilişkin iddiadır. Takip alacaklısı, takip borçlusu ile üçüncü kişi arasındaki ilişkiye yabancı olduğu gibi üçüncü kişi de takip alacaklısı ile takip borçlusu arasındaki ilişkiye yabancıdır.
2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca açılan menfi tespit davasında görevli mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Kanun'un göreve ilişkin hükümlerine bakmak gerekir. 2004 sayılı Kanun'unda söz konusu dava bakımından görev yönünden özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle genel kurallara göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekmektedir. 6100 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi olduğu, bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğu kabul edilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde ticari davalar ve çekişmesiz yargı işleri düzenlenmiş, 5 inci maddesinde de ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz işlerin aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlıkların çözümünde asıl olan bir davanın genel mahkemelerde görülmesidir. Özel mahkemede görüleceğine dair açık bir kanuni düzenleme bulunmayan her davanın, genel mahkemelerde görülmesi esastır. 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına istinaden gönderilen haciz ihbarnamesi nedeniyle ihbarnameye muhatap olan üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında görevli mahkeme konusunda Kanun'da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna göre davanın tarafları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaması ve uyuşmazlığın takip hukukundan kaynaklanması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının veyahut borcun temelini oluşturan senedin kambiyo senedi niteliğinde olmasının mahkemenin görevinin belirlenmesinde bir etkisinin bulunmadığının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar vermek gerekmiştir. (Bkz, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi ... E.... K.)
Somut olayda; mahkememiz dosyasına konu ... 9. İcra Dairesi'nin ... E.sayılı dosyasının tetkikinde mahkememiz dosyası davalısı/icra dosyası alacaklısı ... tarafından borçlular/mahkememiz dosyası davalıları ...Tic. Ltd. Şti ve ... olup, icra dosyasına konu 550.000,00 TL bedelli 15/06/2021 vade tarihli senet olduğu, mahkememiz dosyası davacısının ise davaya konu icra dosyasında üçüncü şahıs olarak yer aldığı, üçüncü haciz ihbarnamesinin icra dosyası 3.şahsı/mahkememiz dosyası davacısına gönderildiği, dolayısıyla davanın tarafları arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığı, yukarıda atfen yazılı Yargıtay içtihadından da anlaşılacağı üzere mahkememiz dosyası davacısı ile mahkememiz dosyası davalılarının doğrudan ticari bir ilişkisi olmadığı, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli ve yetkili olduğu, 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına istinaden gönderilen haciz ihbarnamesi nedeniyle ihbarnameye muhatap olan üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında görevli mahkeme konusunda Kanun'da özel bir düzenleme bulunmamakta olup, davanın tarafları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaması ve uyuşmazlığın takip hukukundan kaynaklanması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla mahkememiz iş bu davaya bakmaya görevli olmadığından 6100 sayılı HMK m.114/1-c gereği mahkememizin görevsizliğine, aynı yasa 115/2 uyarınca da davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, HMK 114/1-c ve HMK 115/2 md. uyarınca davanın usulden reddine,
2-HMK'nın 20/1 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde taraflarca mahkememize başvurularak talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, aksi takdirde mahkememizce ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
3-HMK'nın 331/2 maddesi uyarınca yargılama gideri, harç ve vekalet ücreti hususlarında görevli mahkemece karar verilmesine, mahkememizce ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde yargılama gideri, harç ve vekalet ücreti hususunda da karar verilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/02/2025
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır