T.C.
İSTANBUL
16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/772 Esas
KARAR NO:2025/867
DAVA:Tespit
DAVA TARİHİ:24/10/2025
KARAR TARİHİ:10/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekilinin dava dilekçesinden özetle; Davalı ... Sigorta A.Ş tarafından, zorunlu mali mesuliyet poliçesi ile sigortalı ... plakalı araç, 23.01.2025 tarihinde %100 kusurlu olarak müvekkiline ait ... plakalı araca çarparak hasarlanmasına sebep olduğunu, müvekkiline ait araçta meydana gelen hasar bedelinin tazmini amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonunu nezdinde ... plaka sayılı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçesini düzenleyen ... Sigorta A.Ş. aleyhine 2025.E... numaralı başvuru yapıldığını, başvurusu neticesinde aldırılan bilirkişi raporuyla müvekkile ait araçta mezkur kaza sebebiyle 116.690,35 TL hasar meydana geldiği tespit edildiğini, Müvekkilinin aracın kazalarını öğrenmek için Tramer sistemine mesaj gönderdiğini, gelen mesaj içeriğine göre aracın 23.01.2025 tarihinde geçirmiş olduğu kaza nedeniyle meydana gelen 116.690,35 TL hasar bedelinin tramer kayıtlarına 144.025,68-TL olarak işlenmiş olduğunu gördüğünü, dolayısıyla müvekkiline ait araçta meydana gelen hasar bedeli 116.690,35 TL iken hatalı şekilde Tramer kayıtlarına düşülen 144.025,68 TL hasar bedeli müvekkilin aracının değerinin düşmesine ve müvekkilin haksız şekilde zarara uğramasına neden olacağını, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine (TRAMER) bildirim yükümlülüğü olan ... Sigorta A.Ş.'ye, tramere hatalı bildirilen hasar kaydı açıklamasının düzeltilmesi hususunda 14.10.2025 tarihinde ihtarname gönderilmiş ancak bu tarihe kadar herhangi bir düzeltme yapılmadığını, sigorta şirketi gerçekleşen kazaya ilişkin olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine (TRAMER)'e hatalı bildirimde bulunmayıp, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinin 23. Maddesini ihlal ederek müvekkile ait aracın değer kaybına sebep olduğunu ve bu nedenle müvekkilinin mağdur olduğunu, açılan davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Uyuşmazlığa konu kazaya karışan ... plakalı araç müvekkili şirket tarafından ... numaralı ve 21.12.2019-2020 vadeli Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi Sigorta Poliçesi ile sigorta örtüsü altına alındığını, huzurdaki dava konusu kaza 23.01.2025 tarihinde meydana geldiğini, hiçbir surette kabul anlamına gelmemekle beraber, kaza tarihi itibariyle ZMM poliçe limitleri maddi hasar araç başına 43.000,00 TL olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğu her şekilde sigortalısının kusuru ve poliçe limitleri ile sınırlı olacağını, Sigorta Tahkim Komsiyonunun 2025.E... numaralı dosyasında yargılama sonucu ödenen hasar ve değer kaybı tazminatlarının tamamının ödendiği ve müvekkil sigorta şirketi tarafından ödeme yapma zorunluluğu kalmadığına ilişkin itilaf bulunmayıp talep "tramer kaydının düzeltilmesine" ilişkin olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun sigorta poliçeleri ile sınırlı olduğunu, Başvuruyu kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkil şirketin sorumluluğu trafik poliçesindeki limitler ve sigortalının kusuru ile sınırlı olduğunu, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLER :
Sigorta Tahkim Komisyonu ve ... Sigortaya yazılan müzekkere cevapları dosyamız arasına alınmıştır.
Dava konusu aracın sahiplik belgesi dosyamız arasına alınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava; 23/01/2025 tarihinde meydana gelen kazada davacıya ait ... plakalı araçta meydana gelen hasara ilşkin tramer kayıtlarının düzeltilmesi isteminden ibarettir.
6100 sayılı HMK’nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartı olup kamu düzeni ile ilgisi sebebiyle yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması zorunludur.(HMK 115/1).
Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, sh 509-510, 513; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2016, sh 258-259; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011 sh.234; Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, sh.173 vd.).
Uygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 258-261).
Nitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, 2013/13- 439 E. 2013/1595 K. sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih 2014/1-1019 E. 2015/2687 K.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(1)-h maddesine göre, Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Aynı yasanın 115. maddesine ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir."düzenlemesi bulunmaktadır.
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Önsözler-Ramazan Arslan, Ankara 2009, s. VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 tarihli ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 tarihli ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. Sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, s. 135).
Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada hâlen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H./Atalay, 0./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 297)
Yukarıda anılan bilgiler ışığında dosya kapsamı değerlendirildiğinde; somut olayda davacı taraf 23.01.2025 tarihinde meydana gelen kaza sebebiyle sahibi olduğu ... plakalı aracın tramer kaydına yanlış girilen hasar bedelinin tespitini ve düzeltilmesini talep etmektedir. Eldeki davanın görülebilmesi için davacının dava açmakta hukuki yararı ve aktif husumeti bulunması gerekmektedir. ... plakalı aracın tescil bilgileri incelendiğinde aracın kaza tarihinden sonra ancak dava tarihi olan 24.10.2025 tarihinden önce 13.09.2025 tarihinde satıldığı, davacının dava tarihinde araca malik olmadığı görülmekle davacının bu davayı açmakta aktif husumeti bulunmamaktadır. Ayrıca dava tespit davası olup HMK 106.maddesi gereği davacının davayı açmakta hukuki yararı olması gerekmektedir. Oysa ki davacının aracını sattığı ve dava tarihinde malik olmadığı görülmekle tespit davası açılmasında hukuki yararı yoktur. Açıklanan nedenlerle dava açmakta hukuki yararı da bulunmadığından davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. (Emsal İlam: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi 2025/1932 Esas, 2025/1647 Karar)
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle; davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçe ve nedenlerle;
1-Davanın usulden REDDİNE,
2-Peşin alınan harcın mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4- Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, gerekçeli kararın kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/12/2025
Katip ...
E-imza
Hakim ...
E-imza