T.C.
İSTANBUL
17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
ESAS NO:2020/137 Esas
KARAR NO:2021/404
DAVA:Menfi Tespit
DAVA TARİHİ:14/04/2020
KARAR TARİHİ:13/10/2021
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... Teks. San.ve Tic. A.Ş ile müvekkili şirketin, 33 konteynerin Çin’den Bursa’ya denizyolu ile taşınması konusunda anlaştıklarını, alıcının Bursa’da mukim dava dışı ... Tekstil San ve Tic. A.Ş olduğunu, davalı ... A.Ş.’nin talimatı ile konişmento ve navlun faturalarının müvekkili şirket tarafından İsviçre’de mukim şirket ... ... adına düzenlendiğini, ... İsviçre'de mukim bir şirket olduğu ve ... adına Türkiye'de ki işlemleri acentesi sıfatıyla ... A.Ş yürüttüğü için dava ... adına izafeten ... A.Ş'ye açıldığını, ... A.Ş yetkililerinin müvekkili şirkete 20.02.2019 tarihinde ulaşmış olup uzak doğudan Türkiye’ye denizyolu ile taşınacak yüklerle ilgili navlun teklifi yapmalarını talep ettiğini, 21.02.2019 tarihinde müvekkili şirketin, ... A.Ş ile görüşüp, ... A.Ş.’ye navlun teklifi verilmesi konusunda anlaştıklarını, 25.02.2019 tarihinde müvekkili şirket tarafından navlun teklifi verildiğini ve ... A.Ş tarafından bu teklifin kabul edildiğini, bunu üzerine ilk taşıma işi ... A.Ş tarafından müvekkili şirkete Mart 2019 tarihinde verildiğini, bu aşamaya kadar ... A.Ş. yetkililerinin kendilerinin ... ... şirketinin vekili, Türkiye’deki temsilcisi vb. olduklarını hiçbir şekilde beyan etmediklerini, müvekkili şirket tarafından verilen navlun teklifleri ... A.Ş. tarafından kabul edildiğinden taşıma anlaşması müvekkili şirket ile davalı ... A.Ş. arasında doğduğunu, bu nedenle ... A.Ş'nin davalı olduğunu, konişmento düzenlendiğinde, taşıma anlaşması ... A.Ş ile yapılmasına rağmen gönderici olarak ... ... gözüktüğünü, böylelikle ... A.Ş'nin mal tedarikçisi/gönderici olarak konişmentolarda gözükmediğini, taşıma sürecinin tamamı ... A.Ş yetkilileri ..., ... tarafından yönetildiğini, ... A.Ş. tarafından konişmentoda gönderici olarak ... ....’nın belirtilmesi gerektiği talimatı verilmesine rağmen taşıma sürecinin hiçbir aşamasında ... .... ile iletişime geçilmediğini, ... .... hiçbir aşamada bulunmadığını, tüm konşimentoların ... A.Ş yetkililerine teslim edildiğini, ... A.Ş.’nin talimatı ile konişmentoların gönderici kısmına ... ... yazılmasının, taşıma anlaşmasının ... .... ile yapıldığını göstermediğini, müvekkili şirket tarafından hazırlanan konişmentoların teslim konişmentosu olması ve dolayısıyla taşıma sözleşmesi niteliğinde olmadığını, konişmentolar üzerinde yükleme kaydı bulunmadığını, ... A.Ş.’nin ticari ilişkilerde ödeme ve ticari sorumluluktan kurtulmak amacıyla ... ....’yı bu şekilde ticari ilişkilerinde kullandığının öğrenilmesi üzerine ... ....'nın araştırıldığını ve hakim ortağının ... ... Yün San.ve Tic. A.Ş aracılığı ile ... olduğunu öğrenildiğini, ...'nın, İstanbul merkezli bir şirket olup, ortaklık yapısı incelendiğinde bu kişilerin ..., ..., ... ve ... Teks. San.ve Tic. A.Ş'nin olduğu, yönetim kurulu üyelerinin de ..., ... ve ... olduğunun görüldüğünü, ... yönetim kurulu başkanı ve münferiden şirketi temsile yetkili kişi olduğunu, Nisan-Temmuz 2019 tarihleri arası gerçekleştirilen taşımalar kapsamında müvekkili şirket tarafından navlun alacağı için toplam 18 fatura düzenlendiğini, faturalar incelendiğinde, ... A.Ş.’nin talimatı gereği bazı faturalarda alıcı olarak ... A.Ş belirtildiğini, yine faturaların tamamı ... A.Ş.’nin yetkilisi ...’ün talimatı ile ... .... adına düzenlendiğini, navlun alacağı faturalara itiraz edilmediğini, ancak faturaların davalı yanca ödenmediğini, davalıların navlun alacaklarını ödememesinin haricinde son taşımalarda akreditifleri tahsil ederek müvekkili şirketi dolandırdığını ve çok yüklü miktardaki davalarla yüz yüze bıraktıklarını, davalı şirketler ve şirket ortağı olan diğer davalıların, müvekkili şirkete yaptırdığı taşımalara ilişkin navlun bedellerini ödemediklerini, dürüstlük kuralına aykırı davranışlarda bulunduklarını, başka şirketler kurduklarını, müvekkili şirket alacağını mükerrer defalar talep ettiğini, ancak davalılara ulaşamadığını, arabuluculuk başvurusunun da sonuçsuz kaldığını beyanla fazlaya dair tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 56.350.- USD’nin ödeme tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince işletilecek dövizli mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Zorunlu dava şartı olarak davacı tarafın arabuluculuğa başvurduğunu, işbu başvuruda ise müvekkili ...'ı doğrudan ve ...'ya izafeten olarak muhatap gösterdiğini, ancak hiçbir şekilde diğer davalı müvekkilleri bu arabuluculuk görüşmesine taraf olmadığını ve onları temsilen herhangi bir kişi de görüşmeye katılmadığını, müvekkilleri ..., ... ve ... adına açılan bu davanın reddi gerektiğini, davaya konu alım-satım sözleşmesinin tarafının ... firması olduğunu, müvekkili şirket ...'ın ise diğer dava dışı ... firmasının Türkiye tekstil temsilcisi olup husumet konusu malların alım-satımına aracılık ettiğini, dolayısıyla müvekkili şirket ...'ın huzurdaki davanın muhatabı olmadığını, tarafların arasında bunun ötesinde herhangi bir ilişki bulunmadığını, müvekkili ... ve ... arasında 18.01.2000 tarihinde imzalanan acentelik sözleşmesi ile müvekkil ...'ın acente olarak hizmet verdiğini, husumet konusu alım-satıma ilişkin müvekkili ...'ın acentelik hizmeti vermiş olup, üzerine düşen tüm sorumluluğu eksiksiz ifa ettiğini, ...'ın acente olarak üzerine düşeni ifa etmediğine ilişkin hiçbir iddia yahut delil dosya içerisinde de bulunmadığını, acentenin sorumluluğunun aynen bir vekilin sorumluluğu gibi olduğundan şirket borçlarından dolayı şahsi sorumluluğu doğmayacağını, müvekkili şirketin bu ilişkide acente durumunda olduğunu, bu nedenle huzurdaki husumetin muhatabı müvekkili şirket ... değil de ... ... olduğunu, davacının da ikrar ettiği üzere anılı malların göndericisi ... olduğunu, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine teklif alınması ve koordinasyon sağlanması acentelik işlerinin olmazsa olmazı olup bu gibi işlerin farklı yorumlanmasının mümkün olmayacağını, müvekkili ...'ın bir çok yabancı şirketin alım-satım işlerine aracılık ettiğini, dolayısıyla her aracılık ettiği işlem nedeniyle bizzat muhatap tutulması ticari hayatın olağan akışına olduğunu, müvekkili şirketin acente olarak husumet konusu olayda pasif olarak yer aldığını, davacı taraf konşimentoların niteliğinden yola çıkarak müvekkili şirketin sorumluluk altına sokmaya çalışıldığını, konşimentonun türünün teslim yahut yükleme konşimento olması yükleyiciyi/göndereni değiştirmeyeceğini, dosyada mübrez konişmentolarda yükleyici hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortada olduğundan davacının iddiaları kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın taşıma anlaşmasının tarafının acente olan müvekkili şirket olduğunu iddia ettiğini, ancak e-mail yazışmalarında davacının husumet konusu taşıma işine dair navlun bedelleri ve sair hususlarda ...'nın verdiği talimatlara göre hareket ettiğinin görüleceğini, davacı taraf anılı taşıma işinden kaynaklı tüm faturalarını ... adına düzenlemiş olup, bu hususun beyanlarını doğrulamaya yeteceğini, davacı tarafın organik bağa ilişkin beyanlarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, ... bir İsviçre firması olduğunu, bu firmanın yapısal durumu İsviçre ilgili birimlerinden sorulabileceğini, ancak temsilcisi oldukları firmanın haricen öğrendikleri kadarıyla ...'NIN kuruluş sözleşmesinin "...” bölümünde yani “Sermaye Payları/Hisseleri” bölümünde Nominal 1.500.000,00 CHF, Serbest 1.500.000,00 CHF, Hisse/Pay Herbiri 1.000,00 CHF değerinde 1.000 adet Hamiline hisseye ayrıldığını, dolayısıyla hamiline senetleri elinde tutan kişi ...'nın ortağı pozisyonunda olup şuan ne davacı tarafın ne de kendi taraflarından böyle bir şeyin bilinmesi mümkün olmadığını, bu nedenle ...'nın hakim ortağının ... olduğunun iddia edilemeyeceğini, davacının muhatabı ...'nın İsviçre firması olduğunu, bu iki firma arasındaki sorunların da İsviçre Mahkemelerinde çözülmesi gerektiğini, müvekkili şirketin de acenta olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacı tarafın kandırıldığını iddia ederek davasını bu durum üzerine inşa etmeye çalıştığını, basiretli tacir olan davacı tarafın kandırıldık diyerek huzurdaki davayı ikame etmesinin kabul edilemeyeceğini beyanla arabuluculuk görüşmelerinde muhatap olarak gösterilmeyen davalılar ..., ... ve ... yönünden davanın reddine, davanın ... Tekstil San. Ve Tic. A.Ş. açısından husumet nedeniyle usulden reddine, aksi halde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
16/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davalı ... A.Ş.'nin ticari defterlerinin incelenmesinden, Davalı tarafından diğer davalı ...'e 2019/Mart ve 2019/Eylül döneminde toplam 115.083,00 TL. tutannda Mal/Hizmet satışı yapılmış ve vergi dairesine bildiriminin yapılmış olduğu, Davacı şirket vekili tarafından, ... ....'nın hakim ortağı olduğu beyan edilen ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş.'den ise davalının 2019/Mayıs döneminde 318.359 TL. tutarında Mal/Hizmet alımı yaptığı, bağlı bulunduğu vergi dairesine bildiriminin yapılmış olduğu, Davalı tarafından ... S A adma 2019/Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylannda Mal/Hizmet bedeli karşılığı 2.856.408,00 TL. tutannda 10 adet faturanın bildiriminin Bs formu ile yapılmış olduğu, bildirimi yapılan 2019/Temmuz dönemine ait 1 adet 385.010 TL.'lik faturanın tarafıma sunulan ve ekte yer alan muavin kayıtlannda dava dışı şirket adına borç kaydının yer almadığı, inceleme günü ibraz edilen defteri Kebir Defterinin 45. Ve 46. Sayfasında yer alan 120 -Alıcılar (Müşteriler) hesabının hareketlerinde de iş bu fatura kaydının yer almadığının tespit edildiği, Dolaysıyla yapılan mali incelemeler neticesinde; Davacının usulüne uygun yasal defterlerinde; davacının dava dışı ...'dan 31.12.2019 tarihi itibanyla 56.350 USD karşılığı 328.856,35 TL. alacaklı gözüktüğü, Davalının usulüne uygun olmayan yasal defterlerinde; 2019 yılı Defteri Kebir defteri ana hesap bazmda yazdırılmış olduğu, bu sebeple davacı firma adma herhangi bir hesaba rastlanılmadığı, davalının Ba/Bs formlarında da davacının faturalanna ilişkin bağlı bulunduğu vergi dairesine herhangi bir bildirimin yapılmamış olduğu, davalı şirket tarafından ibraz edilen dava dışı ...'ya ait muavin kayıtlarında; davalının dava dışı ... ...'dan 31.12.2019 tarihi itibarıyla 650.903,69 TL. alacaklı gözüktüğü, davalının 2019 yılı Ba/Bs formlarının tetkikinde; davalı tarafından diğer davalı ...'e 2019/Mart ve 2019/Eylül döneminde toplam 115.083,00 TL. tutarında Mal/Hizmet satışı yapılmış ve vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davacı şirket vekili tarafından, ... ....'nın hakim ortağı olduğu beyan edilen ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş.'den ise; davalının 2019/Mayıs döneminde, 318.359 TL. tutarında Mal/Hizmet alımı yaptığı, bağlı bulunduğu vergi dairesine Ba formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davalı tarafından ...'ya 2019/Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 10 adet fatura karşılığında 2.856.408,00 TL. Mal/Hizmet satışı yapılmış ve bağlı bulunduğu vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğunun tespit edildiği, davacı şirket, navlun alacağını, ... AŞ'den talep etmekte, bu davalının yanında ayrıca aralarında "organik bağ" bulunduğunu iddia ettiği ...'dan da talepte bulunmaktadır. Ayrıca ...'yı kontrol ettiklerini belirttiği; ..., ... ve ... de davalılar arasındadır. Bu kişiler aynı zamanda ... AŞ yönetim kurulu üyeleridir. İTO kayıtlarından, ... AŞ'nin iş konusunun "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olduğu ve benzer şekilde ... AŞ'nin iş konusunun "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olduğun tespit edildiği, ... AŞ'nin yönetim kurulunun başkanının ... olduğu, ... ile beraber ... ve ...'ün yönetim kurulunda yer aldıkları ve ... AŞ'nin de yönetim kurulu başkanının ... olduğu; ... ile beraber ... ve ...'ün yönetim kurulunda yer aldıklarının görüldüğü, ... AŞ'nin ortaklarının ..., ..., ... ve ...'ün olduğu (... AŞ'nin 10.05.2019 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveli) ve bu kişilerin aynı şekilde ... AŞ'nin de pay sahipleri olduğu, ... AŞ'nin pay sahiplerinin ..., ..., ..., ... ve ... AŞ (... AŞ'nin 04.11.2019 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveli) olduğu, ... AŞ'nin adresinin ".." olduğu ve ... AŞ'nin de "..." ve iki şirketinde adreslerinin aynı olduğunun görüldüğü, dolayısıyla ... AŞ ile ...'nın faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri aynı olduğu, İsviçre menşeli ...'nın sicil kaydının Türkçe çevirisinde "Ayni katkı ve malların yeniden alınması" başlıklı bölümde şu ifadelere yer verildiği, 08.04.2014 tarihli sözleşmeye göre, "İstanbul Türkiye 'deki "... ... YUN SAN ve TİC A.S" isimli şirketin hisselerinin %49'u, ¡987.871,20 CHF tutarında olup, bunun karşılığında, her biri 1.000 CHF'lik hamiline 1.400 adet hisse verilmiştir; 587.871,20 CHF bakiyesi, katkıda bulunan kişinin kredisi olarak yazılmıştır. "buna göre ... AŞ'nin ...'nin %49'luk hisselerinin sahibi olduğu sonucuna varılacaktır. %49'Iuk hisselere karşılık, 1.400 hisse senedi tek hissedar olan ...'e verilmiştir [... esas sözleşmesinin (tüzüğünün) Türkçe çevirisi 5. Madde]. ..., bir anonim şirket olarak kurulmuş ve faaliyet konusu olarak "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olarak belirlenmiştir. [... esas sözleşmesinin (tüzüğünün) Türkçe çevirisi 2. ve 3 maddeleri], ... AŞ ile ...'nin arasındaki bağlantı, ... AŞ'nin ...'deki paylarının %49'unun sahibi olmasıdır. Yukarıda yer verildiği üzere, ... AŞ ile 1-... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ... AŞ tarafından ... adına faturalar düzenlenmiştir. Aşağıda ayrıntılı bir şekilde izah ediği üzere, ... AŞ ve ...'nin birbirlerinden bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu iki şirket dışardan görünüşleri itibariyle tek bir şirket görünümü sağlamaktadırlar. Dolayısıyla bu şirketler arasında organik bağın meydana geldiğinin düşünüldüğü, Tüm bu hususlar çerçevesinde, hukukumuzdaki yerleşik uygulama da göz önüne alındığında, davalı ... AŞ ile ... arasında organik bağın meydana geldiği kanaati hâsıl olmuştur. Bu kanaat uyarınca, "tüzel kişilik perdesinin aralanmasının şartlarının oluştuğunun söyleyebileceği, Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir. Tüm tüzel kişiler bakımından kabul gören bu ilkeye "ayrılık ilkesi" denilmektedir. Bununla birlikte bu ana kural, çok istisnaî olarak bertaraf edilebilmekte, mahkemeler tarafından geliştirilmiş tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemine başvurularak bir tüzel kişinin borcundan diğer şirketler sorumlu tutulabildiği, dayanağını TMK m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması yasağında bulan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, ancak istisnai hallerde ve belirli koşulların varlığı halinde uygulanabilen ve dar yorum kuralına tabi olan bir kuramdır. Bu halde alacaklıların menfaati daha ağır bastığı için aslında hak ve borçların sahibi olan tüzel kişiye ait perde kaldırılmakta, böylelikle arka planda yer almakla birlikte bu kişiliği kötüye kullanan kişi ya da kişilere müracaat imkânının doğduğu, Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerekir, iktisadi özdeşlik, birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmasıdır. İşte tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlük, hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulmasının olanaklı olduğu, ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığı yeterli olmayıp, bundan başka sorumluluk hallerinden birinin de varit olması gerekir. Bunlar temel olarak üç tane olup; özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarının (tüzel kişilik alanlarının) birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibarettir. Belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi şart olmayıp, en azından birinin mevcut olması yeterlidir. Ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığı arandığı, somut olay bakımından, gündeme gelebilecek ihtimaller; üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahibinin özdeş olarak gösterilmesi veya çapraz olarak perdenin kaldırılmasıdır. Davalı ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ... AŞ'nin pay sahiplerinin tamamı ve ... AŞ'nin kendisi ... AŞ'nin pay sahipleri olduğu ve ... AŞ'nin ...'nın %49'luk hisselerinin sahip olduğu tespit edildiği, ... AŞ yetkilileri tarafından gönderilen e-postalarda işlemlerin ... S A adına yapılmasının talep edildiğinin görülmüştür. Bu bağlamda, davacı şirket tarafından faturalar ... adına düzenlenmiştir. Yine, konşimentolarda ... AŞ'nin talebi doğrultusunda gönderici olarak ... düzenlenmiştir. Davalı ... AŞ, ... ile acentelik ilişkisini olduğunu beyan etmişse de, bu hususta dosyaya bir delil sunmamıştır. Bu doğrultuda, davalı ... AŞ'nin, ... ile ilişkisinin gerçek hukuki temelini tam olarak ortaya koyamadığı görülmüştür. Bu hususlar göz önüne alındığında, davalı ... AŞ ile ...'nın birbirinden tamamen bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Buna karşılık bu iki şirket arasında yoğun bir ilişki/bağ bulunduğu anlaşılmaktadır. ... AŞ işlemlerin ... adma yapıldığını ileri sürmekteyse de, yapılan işlemlerin hem ... AŞ hem de ... adma yapıldığı düşünülmektedir. Zira ... AŞ'nin yetkilisi ...'ün ve ... AŞ'nin ... ile olan ilişkileri bunu doğrulamaktadır. Bu doğrultuda bu iki şirket dışardan, tek bir şirket görünümü sağlamaktadırlar. Nitekim ... AŞ'nin pay sahibi ve yetkilisi ...'ün, ... AŞ üzerinden, ...'daki pay sahipliği/ hâkimiyet durumu da bunu doğrulamaktadır. Bu hususlar karşısında, davalı ... AŞ ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğunu ifade etmek gerekir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu alacaklardan ... AŞ ile ...'nın birlikte sorumlu tutulabileceği kanaati hasıl olmuştur. dava konusu iş ve işlemler, davacı şirket ile davalı ... AŞ arasındadır. Davacı şirket ile ... AŞ'nin yönetim kurulu arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. ... AŞ'nin yönetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğu bakımından TTK m. 553 ile özel bir düzenleme yapılmış yönetim kurulu üyelerinin alacaklılara karşı, şirkete verdikleri zarardan sorumlu oldukları hükme bağlanmış; somut olayda haksız fiil niteliğindeki davranışlardan ilki yönetim kurulu üyelerinin haksız menfaat elde etmek kastıyla hareket etmeleri, bunu yaparken ...'nin yapılan iş ve işlemlerin muhatabı olduklarını belirtmeleri ancak yurtdışı menşeli bu firma adma yerine getirilmemiş taahhütlerde bulunmaları, ...'yı ayrı bağımsız bir firma olarak göstermeleri ve ... adına tahsilat yapılmasını sağlamalarıdır. Bu durum ortaklık menfaatine aykırı olduğu gibi kanundan kaynaklanan özen yükümlülüğünün de ihlalidir (TTK m. 369). Zira tüm bu işlemler yapılırken ortaklık alacaklılarının davalı ... AŞ'den ve ...'dan olan alacaklarını tahsil etmelerinin de önü kapatılmıştır. Haksız fiil teşkil ettiği söylenebilecek olan diğer bir hal ise davalı ... AŞ, ..., dava dışı ... AŞ ve ... arasında gerçekleştirilen para aktarmalarıdır. Yukarıda da yer verildiği üzere, ... AŞ'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ... AŞ'nin dahil olduğu bazı para transferleri şu şekildedir. Davalının 2019 yılı Ba/Bs formlarının tetkikinden; Davalı tarafından diğer davalı ...'e 2019/Mart ve 2019/Eylül döneminde toplam 115.083,00 TL. tutarında Mal/Hizmet satışı yapılmış ve vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davacı şirket vekili tarafından, ... ....'mn hakim ortağı olduğu beyan edilen ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş.'den ise; davalının 2019/Mayıs döneminde, 318.359 TL. tutarında Mal/Hizmet alımı yaptığı, bağlı bulunduğu vergi dairesine Ba formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, Davalı tarafından ...'ya 2019/Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 10 adet fatura karşılığında 2.856.408,00 TL. Mal/Hizmet satışı yapılmış ve bağlı bulunduğu vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu tespit edilmiştir. ... AŞ ile ..., dava dışı ... AŞ ve ... arasında para transferlerinin yapıldığı görülmektedir. Bu durumda dava dışı ... AŞ'nin malvarlığının içeriğinin bu şekilde ..., ... AŞ ve ... ...'ya aktarıldığının anlaşıldığı, ... AŞ'nin %49 pay sahibi olduğu ...'nın, devamlı muhatap olarak gösterilme sebebinin, üçüncü kişilerle yapılacak iş ve işlemler açısından sorumluluğun doğmamasını sağlamak olduğu, bu şekilde, ... AŞ'nin pay sahiplerinden talepte bulunmanın önü kapatılmıştır. Yine, bizatihi yönetim kurulu üyeleri tarafından ... AŞ adına yapılan iş ve işlemlerin, ... adına yapılması talep edilerek, ... AŞ'nin pay sahiplerine müracaat edilmesinin de önüne geçilmiştir. Bu şekilde, üçüncü kişilerin ... AŞ ile yapacağı iş ve işlemlerden dolayı, kendi sorum tuluklarını ortadan kaldırma gayretinin olduğuna işaret etmektedir. Bu hususlann, dürüstlük kuralına uygun olmayan girişimler olduğu düşünülmektedir. Görüldüğü üzere, haksız fiil sorumluluğu uhdesinde bulunması gerekli olan tüm unsurlar; bu kapsamda hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve nedensellik bağı somut olay özelinde eksiksiz olarak sağlanmış olduğu, davalılardan ... AŞ ile bu şirketin hem pay sahipleri hem de yöneticileri olan kişilerin, davacı şirkete karşı sorulu olup olmadığı açısından tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanma şartlarına bakılması gerektiği, şirket malvarlığının pay sahipleri ve aynı zamanda yöneticiler tarafından kendi malvarlıklan gibi yönetildiği, ... AŞ ve pay sahiplerinin malvarlıklarının ve organizasyon yapılarının birbirlerine karıştığı; buna karşılık, üçüncü kişilerle yapılan iş ve işlemlerde yükümlülüğün tek muhatabının ... AŞ olarak gösterildiği görülmektedir. Nitekim ... AŞ'den davalı ...'e sebepsiz yapılan para transferi, malvarlıklarının ve organizasyonun birbirine karıştığının göstergesi olduğu, bu yönüyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalı pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebilmesi mümkün görünmektedir. Bu kapsamda davacı şirketin, ... AŞ ve ...'den talep edebileceği alacağının, davalı pay sahiplerinden talep edebilmesinin mümkün olduğu kanaati hâsıl olduğu, ... AŞ, ... AŞ ve ...'nın ortak ve yönetimlerinin büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu, bu şirketlerin büyük oranda aynı faaliyet alanında çalışma gösterdiği, bu çerçevede davalı ... AŞ'nin ortak ve yöneticilerinin dava dışı ... AŞ ve ... ile ortak malvarlığı anlayışıyla hareket ettiği, bu şirketler arasında herhangi bir hukuki ilişki sebebi gösterilmeden ciddi para transferlerinin yapıldığı, davalı şirketlerin faaliyetlerine devam etmesine karşın ...'nın yurt dışı menşeli bir firma olma durumunun kullanıldığı dikkate alındığında şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirecek bir bağın mevcudiyetine delalet etmektedir. Bu çerçevede bu şirketlerin de sorumlu tutulabileceği,Tüm bu hususlar karşısında, Davalı ... AŞ ile ... S A arasında organik bağın meydana geldiği, davalı ... AŞ ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu, uyuşmazlık konusu alacaklardan ... AŞ ile ...'nın birlikte sorumlu tutulabileceği, davalılardan ..., ... ve ...'ün haksız fiil hükümleri uyannca sorumlu tutulabileceği, ... AŞ ile diğer davalılar ..., ... ve ... için tüzel kişilik perdesinin aralanmasının mümkün olduğu, kanaatine varılmış olduğu belirtilmiştir.
Dava; taşıma ilişkisinden kaynaklanan navlun alacağının davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili tarafından, alacağın dayanağı olan taşıma sözleşmesi ... AŞ ile yapıldığından bu davalının navlun alacağından sorumlu olduğu, konişmentolarda gönderici olarak gözüken ... ....'nın ise posta kutusundan ibaret bir şirket olup ... AŞ'yi ödeme ve ticari sorumluluklardan kurtarmak amacıyla kullanıldığını, esasen ... AŞ ile ... arasında organik bağ bulunup ...'nın hâkim ortağının ... AŞ olduğunu, bu şirketin ortaklarının İse ..., ..., ... ve ... AŞ'den oluştuğunu, ayrıca ..., ... ve ...'ün aynı zamanda ... AŞ'nin yönetim kurulu üyeliğini yaptıklarını, bu nedenle tüm davalıların davacının navlun alacağından birlikte sorumlu olmaları gerektiğini ileri sürmektedir. Davacı taraf böylelikle dava konusu navlun alacağını sözleşmenin tarafı olarak gösterdiği ... AŞ ile birlikte, bu davalının yanında aralarında "organik bağ" bulunduğunu iddia ettiği ... ve ayrıca ...'yı kontrol ettiklerini belirttiği, ..., ... ve ... den birlikte talep etmektedir.
Davacının taşıyanı olduğu navlun sözleşmesinin ... ile yapıldığı konusu ihtilafsız olmakla birlikte, ... vekili müvekkili şirketin yurtdışı firması olan ... ...'nın acentesi olduğunu, bu nedenle ...'a asaleten husumet yöneltilemeyeceğini savunmaktadır. Buna karşın davacı taraf ise bu şirketler arasında gerçek bir acentelik ilişkisinin olmadığını, ... ...'nın esasen, tüm davalıları üçüncü şahıslara karşı sorumluluktan kurtarmak için kurulduğunu ileri sürmüş olduğundan, ihtilafın çözümü açısından öncelikle davalılarla ilgili organik bağ iddasının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Taşıma ilişkişi ... AŞ ile kurulmuş olduğundan, bu davalının sorumluğunun temeli sözleşmedir. ...'nın sorumluluğu ise organik bağ teorisi/tüzel kişilik perdesinin aralanması hukukî nedenine dayandırılmaktadır. Gerçek kişi davalıların sorumluluğu bakımından ileri sürülen hukukî dayanaklar arasında da tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine bağlı sorumluluk ve yönetim kurulu üyelerinin "doğrudan zarardan" sorumluluğu bulunmaktadır.
TTK'nın 124. maddesinde, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bir şirketin, başka bir şirket ya da gerçek kişinin borcundan sorumlu olmamasını sağlayan yegâne husus, tüzel kişiliğe sahip olmasıdır.Bu bakımdan şirketlerin ayrı birer tüzel kişiliği ve hak ve borçları bulunmaktadır. Bir şirketin borcundan kural olarak başka bir şirket sorumlu olmadığı gibi şirketin pay sahipleri de sorumlu değildir. Dolayısıyla şirketler hukukunda hâkim olan ilkeler, malvarlığının ayrılığı ve bağımsızlıktır. Bununla birlikte, bu kuralların istisnaları da mevcut olabilmekteder. "Şirket" kurumunun kötüye kullanıldığı, bir hile aracı olarak işlev gördüğü durumlarda, şirketi bağımsız kılan "tüzel kişiliğin" göz ardı edildiği ortaya çıkmaktadır.
Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda "tüzel kişiliğin" göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve yargıtay uygulamaları ile ortaya çıkmış olup bu konuda özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. O nedenle de bu kuruma "tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi" denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise "organik bağ" kavramıdır. İki şirket arasındaki "organik bağ"dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla "organik bağ" bir anlamda, "tüzel kişilik perdesinin aralanması"nın şartlarını ifade etmektedir.
Somut olayda davacı vekili tarafından; ... ve ... AŞ Arasında organik bağ bulunduğu, ortaklarının aynı olduğu, ...'nın hakim ortağının ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş. aracılığı ile ... olduğu, ... İstanbul merkezli bir şirket olduğu, ortaklık yapısının incelendiğinde bu kişilerin ..., ..., ... ve ... Teks. San. Ve Tic. A.Ş. olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin ..., ... ve ... olduğunun görüldüğü, ...'ün yönetim kurulu başkam ve münferiden şirketi temsile yetkilisi olduğu, ...'nm sermaye katkı payı olan % 49'un ... ....'ya ödendiği ticaret sicil gazeteleri ile tespit edildiği, bu katkı karşılığında tek hissedar olan ...'e ... S A şirketinin bin frank değerinde hamiline 1.400 adet hissesi verildiğini, ...'ün ... ....'nın bizzat ve ... aracılığıyla hakim ortağı durumunda olduğu, ... A.Ş.'nin talimatı üzerine faturalar ve konşimentolar ... .... adına düzenlendiğini, bazı faturalarda alıcı olarak ... A.Ş.'nin gösterildiği beyan edildiğinden, öncelikle, ... ... ile ... AŞ arasında organik bağ olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Organik bağın temelini TMK m. 2 hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, organik bağ ile birbirinden ayrı birer tüzel kişilik olan şirketlerin birlikte sorumlu tutulması mümkün hale gelmektedir. Organik bağın mevcudiyetinin kabulü için evvela borçlu şirketin, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin varlığı aranmaktadır.
Şirketler arasında bu şekilde organik bağın bulunması halinde, birden fazla şirket tek bir şirketmiş gibi kabul edilmektedir. Bu şekilde özellikle iki farklı şirket kurularak birinden yapılan borçlanmaların diğerine aktarılması veya bazı şirketlerin paravan olarak kullanılması şeklindeki kötü niyetli girişimlerden dolayı şirketlerin dâhil oldukları ilişkiler bakımından sorumlu tutulmaları sağlanmaktadır.
Organik bağın varlığı için iki ayrı tüzel kişilik arasında bir şekilde oluşmuş bir ilişkinin mevcudiyeti aranmaktadır. Bu ilişki bazen iktisadî/ekonomik, bazen ticarî bir bağımlılık veya birliktelik , bazen de birlikte hareket olgusu şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu durumlar borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması, iki şirketin aynı merkezden idare edilmesi, iki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması, ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi, iki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması, şirketler arasındaki iktisadi bütünlük, tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklann birbirine karışması şeklinde olabilmektedir.
Somut olay açısından bakıldığında, İTO kayıtlarında ... AŞ'nin iş konusunun "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olduğu ve benzer şekilde ... AŞ'nin iş konusunun "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olduğu görülmektedir. ... AŞ'nin yönetim kurulunun başkanının ... olduğu, ... ile beraber ... ve ...'ün yönetim kurulunda yer aldıkları ve ... AŞ'nin de yönetim kurulu başkanının ... olduğu; ... ile beraber ... ve ...'ün yönetim kurulunda yer aldıkları görülmektedir. ... AŞ'nin ortaklarının ..., ..., ... ve ...'ün olduğu (... AŞ'nin 10.05.2019 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveli) ve bu kişilerin aynı şekilde ... AŞ'nin de pay sahipleri olduğu, ... AŞ'nin pay sahiplerinin ..., ..., ..., ... ve ... AŞ (... AŞ'nin 04.11.2019 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveli) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, ... AŞ'nin adresinin "..." olduğu ve ... AŞ'nin de "..." ve iki şirketinde adreslerinin aynı olduğu belirlidir. Dolayısıyla, ... AŞ ile ...'nın faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri aynıdır.
İsviçre menşeli ...'nın sicil kaydının Türkçe çevirisinde "Ayni katkı ve malların yeniden alınması" başlıklı bölümde,"08.04.2014 tarihli sözleşmeye göre, İstanbul Türkiye 'deki "... ... YUN SAN ve TİC A.S" isimli şirketin hisselerinin %49'u, ¡987.871,20 CHF tutarında olup, bunun karşılığında, her biri 1.000 CHF'lik hamiline 1.400 adet hisse verilmiştir; 587.871,20 CHF bakiyesi, katkıda bulunan kişinin kredisi" olarak yazılmıştır. Buna göre ... AŞ'nin ...'nin %49'luk hisselerinin sahibi olduğu sonucuna varılacaktır. %49'Iuk hisselere karşılık, 1.400 hisse senedi tek hissedar olan ...'e verilmiştir. (... esas sözleşmesinin (tüzüğünün) Türkçe çevirisi 5. Madde) ..., bir anonim şirket olarak kurulmuş ve faaliyet konusu olarak "tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı" olarak belirlenmiştir. (... esas sözleşmesinin (tüzüğünün) Türkçe çevirisi 2. ve 3 maddeleri) ... AŞ ile ...'nin arasındaki bağlantı, ... AŞ'nin ...'deki paylarının %49'unun sahibi olmasıdır. Dolayısıyla, ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ... AŞ tarafından ... adına faturalar düzenlenmiştir. Bu bakımdan ... AŞ ve ...'nin birbirlerinden bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu iki şirket dışardan görünüşleri itibariyle tek bir şirket görünümü sağlamaktadırlar. Tüm bunların sonucunda, bu şirketler arasında organik bağın olduğu kanaatine varıldığından, "tüzel kişilik perdesinin aralanmasının" şartlarının oluştuğunu değerlendirilmektedir.
Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir. Tüm tüzel kişiler bakımından kabul gören bu ilkeye "ayrılık ilkesi" denilmektedir. Bununla birlikte bu ana kural, çok istisnaî olarak bertaraf edilebilmekte, mahkemeler tarafından geliştirilmiş tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemine başvurularak bir tüzel kişinin borcundan diğer şirketler sorumlu tutulabilmektedir.
TTK'da "şirketler topluluğu" hükümleri TTK 195 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup topluluk içindeki hâkim şirket ve bağlı şirketler açısından dahi ayrılık ilkesi muhafaza edilmiştir. Ayrıca her bir şirketin farklı tüzel kişiliği haiz olduğu, bu şirketlerin birbirinin borcundan sorumlu olmadığı esası kabul edilmiştir. Dayanağı TMK m. 2'de düzenlenen "dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması yasağı" olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, ancak istisnai hallerde ve belirli koşulların varlığı halinde uygulanabilen ve dar yorum kuralına tabi olan bir kuramdır. Bu halde alacaklıların menfaati daha ağır bastığı için aslında hak ve borçların sahibi olan tüzel kişiye ait perde kaldırılmakta, böylelikle arka planda yer almakla birlikte bu kişiliği kötüye kullanan kişi ya da kişilere müracaat imkânı doğmaktadır'. Farklı tasnifler eşliğinde ele alınmakla beraber, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması halinde ortaklığın borcundan ortakların sorumlu olduğu haller kastedilmektedir. Bu yönüyle perdenin kaldırılması kuramına ancak tüzel kişinin borçlu olduğu, olağan dışı ve kötü niyetli girişim ve işlemlerde başvurulmaktadır. Bu kapsamda, tüzel kişilik adeta bir "koruma kalkanı" olarak kullanılarak alacaklıların zarara uğratılması hedeflenmişse, hileli veya kötü niyetli şekilde perdenin ardma gizlenilmişse, sorumlular çevresinin genişletilmesi söz konusu olur.
Doktrinde, tüzel kişilik perdesinin aralanması için üç temel koşul bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, ortaklık malvarlığı ile pay sahiplerinin kişisel malvarlığının birbirine karıştırılması, diğer bir ifadeyle ortaklığın malvarlığının pay sahipleri tarafından kendi malvarlığı gibi yönetilmesidir. İkinci, üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahiplerinin özdeş olarak gösterilmesi, ancak işlemin sonuçlarından faydalanılmasının ardından yükümlülüklerin ortaklığa ait olduğunun ileri sürülmesidir. Üçüncüsü husus ise, özkaynak yetersizliğidir.Yani pay sahiplerinin özkaynak yetersizliğini üçüncü kişilerden bilinçli olarak saklamaları, üçüncü kişilerin zarar görmesine neden olmaları ve bundan kişisel menfaat elde etmeleri durumudur.
Bu noktada çapraz olarak perdenin kaldırılması üzerinde de durmak gerekir. Bir ticaret şirketinin borçlarından, başka bir tüzel kişinin sorumlu tutulmasına, çapraz olarak perdeyi kaldırma denilmektedir. Bu durum özellikle aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler bakımından söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerekir. İktisadi özdeşlik, birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmasıdır. İşte tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlük, hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulması olanaklıdır. Ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığı yeterli olmayıp, bundan başka sorumluluk hallerinden birinin de varit olması gerekir. Bunlar temel olarak üç tane olup; özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarının (tüzel kişilik alanlarının) birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibarettir. Belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi şart olmayıp, en azından birinin mevcut olması yeterlidir. Ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığı aranmalıdır.
Somut olay bakımından gündeme gelebilecek ihtimaller; üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahibinin özdeş olarak gösterilmesi veya çapraz olarak perdenin kaldırılmasıdır. Davalı ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ... AŞ'nin pay sahiplerinin tamamı ve ... AŞ'nin kendisi ... AŞ'nin pay sahipleri olduğu ve ... AŞ'nin ...'nın %49'luk hisselerinin sahip olduğu tespit edilmiştir. ... AŞ yetkilileri tarafından gönderilen e-postalarda işlemlerin ... S A adına yapılmasının talep edildiği görülmüştür. Bu bağlamda, davacı şirket tarafından faturalar ... adına düzenlenmiştir. Yine, konşimentolarda ... AŞ'nin talebi doğrultusunda gönderici olarak ... düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunda, tüm bu hususlar göz önüne alınarak yapılan değerlendirmede, davalı ... AŞ ile ...'nın birbirinden tamamen bağımsız şirketler olduğunun söylenemeyeceği, buna karşılık bu iki şirket arasında yoğun bir ilişki/bağ bulunduğunun anlaşılmakta olduğu, ... AŞ işlemlerin ... adına yapıldığını ileri sürmekteyse de, yapılan işlemlerin hem ... AŞ hem de ... adına yapıldığının düşünüldüğü, zira ... AŞ'nin yetkilisi ...'ün ve ... AŞ'nin ... ile olan ilişkilerinin bunu doğrulamakta olduğu, bu doğrultuda bu iki şirketin dışardan tek bir şirket görünümü sağlamakta olduğu, nitekim ... AŞ'nin pay sahibi ve yetkilisi ...'ün, ... AŞ üzerinden, ...'daki pay sahipliği/ hâkimiyet durumu da bunu doğruladığı, bu hususlar karşısında, davalı ... AŞ ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Davalı ... AŞ, ... ile aralarında acentelik ilişkisinin olduğunu beyan ederek acentelik sözleşmesi fotokopisini delil olarak dosyaya ibraz etmiş ise de; aralarında sıkı organik bağ bulunduğu tespit edilen bu şirketlerin, üçüncü şahıslara karşı acentelik ilişkisi görüntüsü yaratmak amacıyla böyle bir sözleşme düzenledikleri, dolayısıyla acentelik sözleşmenin ... ile ... arasındaki ilişkisinin gerçek hukuki temelini yansıtmadığı kanaatine varılmış olduğundan, dava konusu navlun alacağından ... AŞ ile ...'nın birlikte sorumlu olmaları gerektiği değerlendirilmiştir.
Davalı ... AŞ'nin Yönetim Kurulu üyesi ve pay sahipleri olan diğer davalıların davacının talepleri bakımından sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığına bakıldığında ise; taşınacak yüklere ilişkin bütün iş ve işlemler, yönetim kurulu üyeleri vasıtasıyla yapılmış olmakla birlikte davacı şirket ile davalı ... AŞ arasında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla davacı şirket ile ... AŞ'nin yönetim kurulu arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır.Sözleşme ilişkisinin nisbiliği ilkesi de göz önüne alındığında bu davalıların, taşıma ile ilgili iş ve işlemlerin tarafı olmadığı dikkate alındığında sözleşmesel temelde organsal sorumlulukları sözkonusu olamayacaktır. Ancak, TTK m. 553 ile özel bir düzenleme yapılmış yönetim kurulu üyelerinin alacaklılara karşı, şirkete verdikleri zarardan sorumlu oldukları hükme bağlanmış; TTK m. 556'da alacaklılara, yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkı tanınmıştır. Bu hükümlere göre dava açılabilmesi için şirketin iflas etmiş olması ve davanın da öncelikle iflas idaresi tarafından açılması gerekir. (TTK m. 556/1). İflas idaresi davayı açmadığı takdirde şirket alacaklısı da açabilir. (TK m. 556/2); açılan davada tazminatın şirkete ödenmesi istenmelidir. (TTK m. 556/1) Şirket alacaklısının bu davası "dolaylı zarar"lar bakımındandır; "doğrudan zarar" söz konusu olduğunda alacaklı, bu hükümlere bağlı olmaksızın genel hükümler çerçevesinde tazminatın bizzat kendisine ödenmesini talep edebilir. Bu durumda genel hüküm sıfatıyla TBK m. 49/1 uygulanma kabiliyeti kazanacaktır.
Yönetim kurulu üyeleri açısından haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin tatbik kabiliyeti kazanacağı noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira TMK m. 50/3 uyarınca "organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar." Öte yandan haksız fiilin gerçekleştiği durumlarda bahsi geçen fiili gerçekleştiren kişiler, haksız fiilin doğrudanlığı ilkesinin bir sonucu olarak, zararın giderilmesinden şahsen sorumlu olur. Yönetim kurulu üyelerinin haksız fiil teşkil eden eylemleri dolayısıyla sorumluluğu TMK m. 50 zemininde ele alınabilir. HMK m. 35 uyarınca talebin hukuki tavsifi mahkemeye ait olduğundan uyuşmazlığın haksız fiil hükümlerine göre çözülmesinde usul yönünden bir engel bulunmamaktadır.
Fiil ehliyetinin kullanılması ile ilgili TMK m. 50/3 uyarınca organların, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. Buna göre organlar; dış ilişkide yetkileri içinde olan görevlerini organ olarak yerine getirirken gerçekleştirdikleri fiillerden sorumlu oldukları gibi eylemi yapan kişiler de tüzel kişiyle birlikte müteselsilen şahsen sorumlu olmaktadır.Dolayısıyla, yönetim kurulu üyesinin organ sıfatını icra ederken işlediği haksız fiilden zarar gören kişi, anonim ortaklık yanında haksız fiili ika eden organa da başvurabilecektir. Diğer bir ifadeyle ortaklık alacaklılarının doğrudan zarar görmeleri halinde tazminatın doğrudan kendilerine ödenmesi için talepte bulunabilmeleri mümkündür. Alacaklıların dava hakkının anonim ortaklığın dava hakkından bağımsız olmasının bir sonucu olarak, bu gibi bir durumda genel kurul karan gerekliliği tartışmasına gerek olmaksızın sorumluluk davası açılabilir. ( TK 408, 479/3-c). Bununla birlikte, alacaklının uğradığı zararın doğrudan zarar niteliğinde olması ve TTK'da düzenlenenin ortaklığın doğrudan; pay sahipleri ve ortaklık alacaklılarının ise dolayısıyla zararının tazmin olması nedeniyle zararın tazmini açısından TTK m. 553 vd. değil, TBK m. 49 vd. hükümleri tatbik kabiliyeti kazanacaktır7. TBK m. 49/1 uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Haksız fiilin varlığından söz edilebilmesi için varlığı zorunlu olan kurucu unsurların dava konusu uyuşmazlıkta mevcut olup olmadığı değerlendirilirken, davalı yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği irdelenmelidir. Somut olayda haksız fiil niteliğindeki davranışlardan ilki yönetim kurulu üyelerinin haksız menfaat elde etmek kastıyla hareket etmeleri, bunu yaparken ...'nin yapılan iş ve işlemlerin muhatabı olduklarını belirtmeleri ancak yurtdışı menşeli bu firma adma yerine getirilmemiş taahhütlerde bulunmaları, ...'yı ayrı bağımsız bir firma olarak göstermeleri ve ... adına tahsilat yapılmasını sağlamalarıdır. Bu durum ortaklık menfaatine aykırı olduğu gibi kanundan kaynaklanan özen yükümlülüğünün de ihlalidir (TTK m. 369). Zira tüm bu işlemler yapılırken ortaklık alacaklılarının davalı ... AŞ'den ve ...'dan olan alacaklarını tahsil etmelerinin de önü kapatılmıştır.
Haksız fiil teşkil ettiği söylenebilecek olan diğer bir durum ise, davalı ... AŞ, ..., dava dışı ... AŞ ve ... arasında gerçekleştirilen para aktarmalarıdır. ... AŞ'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ... AŞ'nin dahil olduğu bazı para transferleri şu şekildedir. Davalının 2019 yılı Ba/Bs formlarının tetkikinde; Davalı tarafından diğer davalı ...'e 2019/Mart ve 2019/Eylül döneminde toplam 115.083,00 TL. tutarında Mal/Hizmet satışı yapılmış ve vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, Davacı şirket vekili tarafından, ... ....'mn hakim ortağı olduğu beyan edilen ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş.'den ise; davalının 2019/Mayıs döneminde, 318.359 TL. tutarında Mal/Hizmet alımı yaptığı, bağlı bulunduğu vergi dairesine Ba formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davalı tarafından ...'ya 2019/Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 10 adet fatura karşılığında 2.856.408,00 TL. Mal/Hizmet satışı yapılmış ve bağlı bulunduğu vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ... AŞ ile ..., dava dışı ... AŞ ve ... arasında para transferlerinin yapıldığı görülmektedir. Bu durumda dava dışı ... AŞ'nin malvarlığının içeriğinin bu şekilde ..., ... AŞ ve ... ...'ya aktarıldığı açıktır. Tüm bunlar kanun tarafından yönetim kuruluna tanınan devredilmez görev ve yetkilerin ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Üstelik zikredilen tüm yükümlülük ihlalleri birbiriyle bağlantılıdır. Bu yönüyle davalı ... AŞ'de yönetim kurulu üyesi olmanın beraberinde getireceği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi suretiyle yurt dışı menşeli ...'den bir talepte bulunmasının zorluğu veya imkânsızlığı göz önünde bulundurularak (yahut ... AŞ'nin %49 pay sahibi olduğu ...'nın yapılan işlemlerde muhatap gösterilmiş olması), bundan yararlanıldığı, üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahiplerinin özdeş olarak gösterildiği değerlendirildiğinden, ... AŞ'nin %49 pay sahibi olduğu ...'nın, devamlı muhatap olarak gösterilme sebebinin, üçüncü kişilerle yapılacak iş ve işlemler açısından sorumluluğun doğmamasını sağlamak olduğu kanaati hasıl olmuştur.
Yine, davalı yönetim kurulu üyeleri tarafından ... AŞ adına yapılan iş ve işlemlerin, ... adına yapılması talep edilerek, ... AŞ'nin pay sahiplerine müracaat edilmesinin de önüne geçilmiştir. Bu şekilde, üçüncü kişilerin ... AŞ ile yapacağı iş ve işlemlerden dolayı, kendi sorumluluklarını ortadan kaldırma gayretinin olduğuna işaret etmektedir. Bu davranışlar, dürüstlük kuralına uygun olmayan girişimler olduğundan haksız fiil sorumluluğu için gerekli olan tüm unsurların, bu kapsamda hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve nedensellik bağı somut olay özelinde eksiksiz olarak gerçekleştiği görülmektedir. Zira yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkilerinin ağır bir şekilde ihlali ekseninde tüm hukuka aykırı eylemlerin ortaya konulması, somut olayda hukuka aykırılık ile kusurun iç içe geçmesi dolayısıyla kusurun da ispatı anlamına gelmektedir (TBK m. 50/1). Bu sebeple yönetim kurulu üyesi ve pay sahipleri olan davalılar ..., ... ve ...'ün davacıya karşı müteselsilen sorumlu olması dolayısıyla bu konuda kusurun varlığı ve nitelendirilmesi açısından herhangi bir ayrım yapılmasına gerek de bulunmamaktadır. (TBK m. 61). Bu kapsamda, ..., ... ve ...'ün haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu tutulabileceği kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, ... AŞ 'nin hem pay sahipleri hem de yöneticileri olan bu davalıların, şirketin davacı şirkete karşı sorulu olup olmadığı açısından tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanma şartlarına bakıldığında ise; ortaklığın malvarlığının pay sahipleri (ve aynı zamanda yöneticiler) tarafından kendi malvarlıklan gibi yönetildiği, ... AŞ ve pay sahiplerinin malvarlıklarının ve organizasyon yapılarının birbirlerine karıştığı; buna karşılık, üçüncü kişilerle yapılan iş ve işlemlerde yükümlülüğün tek muhatabının ... AŞ olarak gösterildiği görülmektedir. Nitekim ... AŞ'den davalı ...'e sebepsiz yapılan para transferi, malvarlıklarının ve organizasyonun birbirine karıştığı muhasip bilirkişi tarafından saptanan bir durumdur. Davalı ... AŞ, ... AŞ ve ...'nın sorumluluğu, anonim ortaklığın muvazaalı işlemlerde kötü niyetli olarak kullanılması ve bu sayede hileli birtakım işlemlerle pay sahiplerinin kendi sorumluluklarını bertaraf etme amacından ileri gelmektedir. ( bkz. Yargıtay 11. HD'nin 12.09.2014 tarih ve 2013/8411 E. 2014/13676 K. sayılı kararı). Ortaklık alacaklılarının yegane güvencesinin ortaklığın malvarlığı olduğu; ancak somut olayda ...'nın yurtdışı menşeli bir firma olması durumunun kullanıldığı, ortaklık mal varlığından ...'ya para transferlerinin yapıldığı ve bu yönüyle ortaklık malvarlığının amacına uygun olmayan bir şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim olayların oluş şekli ve bütün işlemlerin muhatabının ... AŞ olmasına rağmen, ...'nın muhatap olarak gösterilmeye çalışılması bu durumu desteklemektedir. Bununla beraber üçüncü kişileri yanıltacak şekilde özkaynak yetersizliği bakımından değerlendirilmesi gereken husus, ... AŞ tarafından yapılan para transferleridir. ... AŞ tarafından yapılan para transferleri sonucunda, ... AŞ'nin malvarlığının azalması söz konusudur. Bu şekilde, bir özkaynak yetersizliği durumunun olması pekâlâ mümkündür. Bu yönüyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalı pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebilmesi mümkün görünmektedir. Bu kapsamda davacı şirketin, ... AŞ ve ...'den talep edebileceği alacağının, davalı pay sahiplerinden talep edebilmesinin mümkün olduğu kanaati hâsıl olmuştur.
Sonuç itibariyle; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması açısından Doktrin ve Yargıtay görüşleri doğrultusunda belirlenmiş olan kriterler göz önünde bulundurularak somut olay incelendiğinde; ... AŞ, ... AŞ ve ...'nın ortak ve yönetimlerinin büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu, bu şirketlerin büyük oranda aynı faaliyet alanında çalışma gösterdiği, bu çerçevede davalı ... AŞ'nin ortak ve yöneticilerinin dava dışı ... AŞ ve davalı ... ile ortak malvarlığı anlayışıyla hareket ettiği, bu şirketler arasında herhangi bir hukuki ilişki sebebi gösterilmeden ciddi para transferlerinin yapıldığı, davalı şirketlerin faaliyetlerine devam etmesine karşın ...'nın yurt dışı menşeli bir firma olma durumunun kullanıldığı dolayısıyla ... A.Ş. İle ... arasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirecek bir bağın mevcut olduğu kanaatine varıldığından bu çerçevede bu şirketlerin davacının navlun alacağından sorumlu tutulabileceği kanaati hâsıl olmuştur. Diğer yandan, dava konusu navlun alacağından dolayı davalılardan ..., ... ve ...'ün yukarıda açıklanan gerekçelerle haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının doğduğu gibi, bunun yanı sıra ... AŞ ile bu davalılar arasındaki ilişkiler bakımından da tüzel kişilik perdesinin aralanması mümkün olduğundan her iki hukuki nedene bağlı olarak davalılar ..., ... ve ...'ün davalı ... A.Ş. ve ... ile birlikte davacının 56.350,00 USD tutarındaki navlun alacağından dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kanaatine varılmış olduğundan, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile 56.350,00 USD'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince işleyecek dolar faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1-Davanın Kabulü ile 56.350,00 USD'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince işleyecek dolar faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince tayin olunan 26.114,20 TL karar harcından 6.514,89 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 19.599,31 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
3-Davacı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin olunan 35.210,27 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 6.577,09 TL ilk harç, 317,65 TL posta gideri ile 7.500,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 14.394,74 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5- Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00.-TL Arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.13/10/2021
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır