T.C.
İSTANBUL
17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
ESAS NO:2020/290 Esas
KARAR NO:2022/159
DAVA:Tazminat
DAVA TARİHİ:19/09/2020
KARAR TARİHİ:30/03/2022
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... Teks. San.ve Tic. A.Ş. ile müvekkili şirketin, 33 konteynerin Çin’den Bursa’ya denizyolu ile taşınması konusunda anlaştıklarını, alıcının Bursa’da mukim dava dışı .... ... San ve Tic. A.Ş. olduğunu üretici Çin'de mukim ... Ltd. olduğunu, taşıma işini gerçekleştiren müvekkili şirketin Çin'deki acentesi ise ... Co. Ltd olduğunu, davalı ... A.Ş.’nin talimatı ile konişmento ya navlun faturalarının müvekkili şirket tarafından Isviçre'de mukim şirket ... ... adına düzenlendiği, konşimentolarda gönderici olarak ...’nın gözüktüğünü, ... İsviçre'de mukim bir şirket olduğunu ve ... ... adına Türkiye'deki işlemleri acentesi sıfatıyla ... A.Ş'nin yürüttüğü için dava ... ... adına izafeten ... A.Ş ye açıldığını, ... A.Ş. yetkililerinin müvekkili şirkete 20.02.2019 tarihinde ulaşmış olduğunu, uzak doğudan Türkiye'ye denizyolu ile taşınacak yüklerle ilgili navlun teklifi yapmalarını talep ettiğini, 21.02.2019 tarihinde müvekkili şirketin pazarlama bölümündeki çalışan ..., ... A.Ş.’nin ..., ... ile görüşüp ... A.Ş.'ye navlun teklifi verilmesi konusunda anlaştıklarını, 25.02.2019 tarihinde müvekkili şirket tarafından navlun teklifi verildiğini ve ... A.Ş. tarafından bu teklifin kabul edildiğini, bunu üzerine taşıma işi ... A.Ş. tarafından müvekkili şirkete Mart 2019 tarihinde verildiğini, ... A.Ş. yetkililerinin kendilerinin ... ... şirketinin vekili, Türkiye’deki temsilcisi vb. olduklarını hiçbir şekilde beyan etmediğini, müvekkili şirket tarafından verilen navlun teklifleri ... A.Ş. tarafından kabul edildiğinden taşıma anlaşmasının müvekkili ile ... A.Ş. arasında doğduğunu, bu nedenle davalının ... A.Ş olduğunu, taşıma sürecinin tamamı ... A-Ş. yetkilileri ..., ... tarafından yönetildiğini, ... A.Ş. tarafından konişmentoda gönderici olarak ... ....’nın belirtilmesi gerektiği talimatı verilmesine rağmen taşıma sürecinin hiçbir aşamasında ... .... ile iletişime geçilmediğini, ... .... hiçbir aşamada bulunmadığını, tüm konşimentoların ... A.Ş. yetkililerine teslim edildiğini, ... A.Ş.’nin ticari ilişkilerde ödeme ve ticari sorumluluktan kurtulmak amacıyla ... ....’yı ticari ilişkilerinde kullandığının öğrenilmesi üzerine ... ....'nın araştırıldığını ve hakim ortağının ... ... Yün San.ve Tic. A.Ş. aracılığı ile ... olduğunun öğrenildiğini, ..., İstanbul merkezli bir şirket olduğunu, ortaklık yapısı incelendiğinde bu kişilerin ... ve ... Teks. San.ve Tic. A.Ş olduğu yönetim kurulu üyelerinin de ..., ... ... ve ... olduğunun görüldüğünü, ... yönetim kurulu başkanı ve münferiden şirketi temsile yetkili kişi olduğunu, ...’nın sermaye katkı payı olan %49’un ...’ya ödendiği ticaret sicil gazeteleri ile tespit edildiğini, bu katkı karşılığında tek hissedar olan ...’e ... ... şirketinin bin frank (1.000-CHF) değerinde hamiline 1.400 adet hissesi verildiğini, müvekkili şirketçe 2 parti halinde 9 konteyner malın Çin'den Bursa’ya taşıması yapıldığını, bu taşıma-koneynerler- karşılığı müvekkili şirketçe 08/07/2019 tarihli ... numaralı 2.400.-USD 2 konteynerlik, 08.07.2019 tarihli ... numaralı 8.050.-USD 7 konteynerlik Navlun faturalarının kesildiğini, davalı yan navlun faturalarını müvekkili şirkete ödemediği için bu ve diğer taşımalara istinaden düzenlenen ve ödenmeyen navlun faturalarının tahsili için İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi ... esas sayılı dava açıldığını, müvekkili şirketin toplamda 56.350,00 USD navlun alacağının bulunduğunu, davalıların müvekkili şirketin navlun alacaklarını ödemediği gibi işbu davanın konusunu oluşturan mal bedelini üretici .... Ltd.’ye ödemediğini, ...'nın ... Teks. San.ve Tic. A.Ş yetkilileri, ... Ulaştırma Hiz. A.Ş.'den aldığı ...’leri akreditifi çözmek için kullandığını, mal bedelini tahsil etmiş ancak üreticiye mal bedelini ödemediğini, davalıların malı teslim ederek ... Ulaştırma Hiz. A.Ş.'den aldığı Lading’leri kötü niyetli olarak akreditifi çözmek için kullandığını ve böylece ettiğini, bunun kötüniyetli bir dolandırıcılık yöntemi olduğunu, acente ... ... Co. Ltd'nin. ise banka hesaplarının blokesi ile müvekkili şirketin Çin'den taşınmakta olan mallarını ve taşıma evraklarını tuttuğunu, müvekkili şirketin tüm taşımalarını bloke ettiğini, müvekkili şirketin ticari itibarı yerle bir olduğunu ve tüm taşımalarının durduğu için Çin'e gideri uyuşmazlığı çözmek zorunda kaldığını, tüm mal bedeli, mahkeme masraflar ile tüm giderleri için acente ... ... Co. Ltd ile anlaştığını ve toplamda 147.005,14.- USD tazminat ödediğini, 31.03.2020 tarihinde 45.142,89.-USD, 31.03.2020 tarihinde 32.000,00.-USD, 13.05.2020 tarihinde 15.000,00.-USD, 22.05.2020 tarihinde 15.000,00.-USD, 28.05.2020 tarihinde 15.000,00.-USD, 11.06.2020 tarihinde 24.862,25.-USD olmak üzere toplam 147.005,14.-USD ödendiğini beyanla fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 147,005.14-USD’nin ödeme tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince işletilecek dövizli mevduatı uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsile tahsilini, fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik10.000.-Dolar manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ...'ın, uzun yıllardır diğer dava dışı ... .... şirketin Türkiye'de alım satımlarına aracılık ettiğini, tarafların arasında bunun ötesin de herhangi bir ilişki bulunmadığını, müvekkili şirket ve ... .... arasında 18/01/2000 tarihinde imzalanan "acentelik” sözleşmesi ile müvekkili şirketin ...'a acente olarak hizmet verdiğini, yine bu kapsamda husumet konusu alım-satıma ilişkin müvekkili şirket ...'ın acentelik hizmeti vermiş olduğunu, üzerine düşen tüm sorumluluğu eksiksiz ifa ettiğini, nitekim müvikkili şirket ...’ın acente olarak üzerine düşeni ifa etmediğine ilişkin hiçbir iddia yahut delil dosya içerisinde de bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin ...'ın husumet konusu mallar yahut bu malların taşınması ile ilgili herhangi bir sorumluluk izafe edilmesinin mümkün olmadığını, bunun yanı sıra acente olan müvekkili şirketin ...'a karşı şirket borcu nedeniyle talepte bulunamayacağını, davacı tarafın husumet konusu alım-satımdan kaynaklı mal bedeline ilişkin müvekkili şirketin aracılık faaliyetlerini farklı manalarda yorumlaması ve sorumluluğu müvekkili şirket ...'ın üzerine atmasının mümkün olmadığını, anılı malların taşınması işlemine müvekkilinin aracılık ettiğini ve hiçbir zaman farklı bir tutum sergilemediğini, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine teklif alınması ve koordinasyon sağlanması acentelik işlerinin olmazsa olmazı olduğunu bu gibi işlerin farklı yorumlanmasının mümkün olmadığını, nitekim basit bir internet araştırması ile müvekkili şirketin ... ... temsilciliği yaptığının görülebileceğini, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davacının söz konusu iddiaları salt olarak Türkiye'de muhatap bulma çabasında olduğunu, davacı tarafından gönderilen faturaların müvekkili şirket ..., muhatabın İsviçre menşeili ... firması olduğunun ve bu hususların doğrudan, onunla görüşülmesi gerektiği şeklinde karşılık verilerek iade edildiğini, ayrıca müvekkili şirketin bir çok yabancı şirketin alım-satım işlerine aracılık ettiğini, dolayısıyla müvekkili şirkete her aracılık ettiğini, işlem nedeniyle bizzat muhatap tutulması ticari hayatın olağan akışında olduğunu gibi usul ve yasalara da aykırı olduğunu, davacının taraf taşıma anlaşmasının tarafının acente olan müvekkili şirket olduğunu iddia ettiğini, davacı tarafın, ... ...'nın şirket sermayesi ile ilgili araştırma yaptığını ve bu araştırma neticesinde hem ...'ün hem de müvekkili şirket ...'nın isimlerinin yer aldığını iddia ettiğini, ancak davacı tarafın sadece algı yaratmak adına beyanlarda bulunduğunu, bu iddialarin hiçbir gerçekliğinin olmadığını, ... bir İsviçre firması olduğunu, bu firmanın yapısal durumu, İsviçre ilgili birimlerinden sorulabileceğini beyanla davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
31.01 2022 tarihli Bilirkişi Raporunda özetle; İncelenen davacı şirkete ait 2019 ve 2020 yılı Ticari defter ve belgelerinin Elektronik Defter Genel Tebliği usul ve esaslarına göre tutulduğu, Elektronik Defterler ile Envanter Defterlerinin yasal süresinde onaylandığı ve davacı şirketin 2019 ve 2020 yılı ticari defterlerinin TTK. Hükümlerine göre usulüne uygun yaptırılmış olmasından dolayı davacı şirketin 2019 ve 2020 yılına ait ticari defterlerinin sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davalı şirketin inceleme günü ticari defterlerini ibraz etmediği, davacı şirketin ... Denizcilik İhtisas mahkemesi (2019 ) ....1809 sayılı mahkeme ilamına göre dava dışı ... ...’e banka aracılığı ile toplam 147.005,14 USD ödeme yaptığı ve davacı yanın yaptığı ödemeleri ticari defterlerinde kayıt altına aldığı, ... Tekstil ile ...’in dış görünüşleri itibariyle tek bir şirket görünümü verdiği ve dolayısıyla bu şirketler arasında organik bağın meydana geldiğinin kabul edilebileceği; davalı ... Tekstil ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu ve birlikte sorumlu tutulabilecekleri; tüzel kişilik perdesi kaldırılarak davalı pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebilmesinin mümkün görüldüğü; davacı şirketin ... Tekstil ve ...’den talep edebileceği alacağının davalı pay sahiplerinden talep edebilmesinin mümkün olduğu; ... Tekstil ile diğer davalılar ..., ... ... ve ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması sonucunda bu kişileri ... Tekstil ile birlikte sorumlu tutmanın mümkün olduğu, dava konusu taşımaya dayanak teşkil eden navlun sözleşmesinin dosyaya sunulan elektronik postalar çerçevesinde davalı ... Tekstil ile davacı ... Lojistik arasında kurulduğu; navlun faturalarının ... muhatap alınarak düzenlenmiş olmasının bu durumu etkilemediği; dosya kapsamında sunulan belgelerden ...’in yurt dışındaki üretici/tedarikçiden satın aldığı eşyanın yurt içindeki alıcıya satışı yoluyla ithal edilmesini sağlamış olduğunun anlaşıldığı; ... Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde görülen davaya ilişkin belgelerde belirtildiği üzere dava dışı tedarikçi/üretici .... Ltd. ile ... ... Co, Ltd. arasında da bir taşıma ilişkisi kurulmuş olmasının çelişki doğurduğu; bu çelişkinin giderilmesine ilişkin delillerin dosyaya sunulmasının Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu; dosyaya sunulan temlik belgesinden davacı ... Lojistik’in dava dışı ... ... Co, Ltd.’nin ... Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nin ilgili kararı gereği ödediği bedel sebebiyle uğradığı zarara ilişkin üçüncü kişilere karşı sahip olduğu tazminat talep hakkını devralmış olduğunun anlaşıldığı; bu kapsamda ... tarafından ödenmeyen mal bedelinin dava dışı ... ... Co, Ltd. tarafından ödendiği kabul edilirse davacının temlik aldığı söz konusu tazminat talep hakkını davalılara yöneltmesinin mümkün görüleceği; dosyaya sunulan Çin mahkeme kararlarında malvarlığını dondurmaya dair ifadelerin bulunduğu ancak tazminata hükmedildiğine dair ifadelere rastlanmadığı; bu bakımdan davacının, dava dışı ... ... Co, Ltd. tarafından üreticiye/tedarikçiye ödenen bedelin mal bedeli olduğunu dosyaya sunulan belgelerle ortaya koymuş olup olmadığı hususunun Mahkemenin takdirinde olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
Dava; Davacının taşınmasını üstlendiği malların satış bedelinin yükleten/ satıcı-üretici firmaya ödenmemiş olmasından dolayı davacıya yansıtılan bedelin davalılara rücu edilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili tarafından dosyaya sunulan belge ve bilgilerden; davalı ... yetkilisi tarafından 20.02.2019 tarihli elektronik posta ile davacı ... Lojistik yetkilisinden e-posta da belirtilen rotalar ve taşıma bilgileri için navlun teklifinin talep edildiği, ... Lojistik yetkilisinin fiyat teklifinden sonra taraflar arasında e-posta teatisi yoluyla malların gemiyle Çin'den Gemlik limanına taşınma konusunda anlaşma sağlandığı, davacı sözkonusu taşımalar için 08.07.2019 tarihli navlun faturalarını ...'yı muhatap alarak düzenlemiş olsa da navlun sözleşmesinin davacı ... Lojistik ile ... Tekstil arasında kurulduğu, davalı Kendalın ... adına Çin'deki üretici/tedarikçi firma .... Ltd'den satın aldığı eşyanın yurt içindeki alıcıya satışı yoluyla ithal edilmesini sağlamak için malların taşınması konusunda davacı ... Lojistik ile anlaşma yaptığı tespit edilmiştir. Taşımayla ilgili ara konişmentolar İstanbul'da ... Lojistik tarafından düzenlenmiş olup yükleten olarak ... ... gösterilmiştir. Dava dışı ... ... Co.'nun kaşe ve imzasının yer aldığı konşimentolar da ise yükletenin .... Ltd, ihbar edilenin ....olduğu, davacı ... Lojistiğin ise teslim acentesi olarak gösterildiği belirlidir. Davacı vekili, ...'in müvekkili şirketin Çinde ki acentesi olduğunu, konişimentoların ... Lojistiğin talimatlarına uygun şekilde ... tarafından düzenlendiğini, ileri sürerek buna dair belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. ...'in konişmentoları kendi adına düzenlenmesi ve bu taşımalar nedeniyle ... Lojistik adına Debit Note yani navlun faturası düzenleyip, bedelinin tahsil etmiş olması karşısında ...'in, davacı ... Ulaştırma Hizmetleri Ticaret A.Ş'nin ...'a karşı üstlendiği taşımanın ifasında taşıma işleri organizatörü olarak hareket ettiği değerlendirilmiştir. ... bu sıfatla yer aldığı taşıma ilişkisinde, bedeli ödenmeden malın teslim edilmesi nedeniyle üretici- satıcı firmaya ödemek zorunda kaldığı tazminatı davacı ... Lojistikten tahsil etmiştir. Davacı ... Lojistik eldeki davada ...'e ödediği bedeli davalılara rücu etmek istemektedir.
Dava dışı ... ... Co. İle ... Lojistik arasında imzalanan 11/06/2020 tarihli "temlikname ve ibraname" başlıklı belgede ... tarafından ... Lojistik ile ... tekstil arasında 33 konteyner eşyanın taşınması konusunda anlaşıldığı, 9 konteyner malın ithalatının gerçekleşmesine rağmen üreticiye mal bedelinin ödenmediği, bu sebeple üretici .... Tarafından kendi aleyhine Çin / ... Denizcilik İhtisas mahkemesinde dava açıldığı, ...'in bu davalar nedeni ile .... ya ödemek zorunda kaldığı mal bedeli ve yargılama masraflarından oluşan toplam 147.005,14 USD'yi ... Lojistik'ten tahsil ederek 3.kişilere karşı sahip olduğu her türlü talep hakkını davacı ... Lojistiğe temlik ettiği görülmüştür.
Davacı vekili tarafından temliknamede bahsi geçen ... Denizcilik İhtisas Mahkemesinin karar örnekleri tercümeleriyle birlikte dosyaya sunulmuş olup, 2019 tarihli 1805- 1806- 1807- 1809- 1806- 1807- 1808- 1810- 1811-1812 ve 1813 karar sayılı kararların incelenmesinden .... tarafından ... aleyhine açılan davada davacı ile davalı arasında Çinde ki ... limanından Türkiye'nin Gemlik limanına mal sevkiyatı için anlaşma imzalandığı, 31 Mayıs tarihinde davalının davacıya 3 nüsha orijinal konişimento düzenlediği, davacı orijinal konişimentoyu elinde tutmakta iken malların hedef limanda serbest bırakıldığı, bu şekilde konişimento olmadan malların serbest bırakılması sağlanarak mal bedelinin kayıp edilmesine neden olunduğunun iddia edildiği,davaların neticesinde, taraflar arasında arabuluculuk yolu ile uzlaşma sağlanarak, ...'in mal bedeli ile yargılama giderlerini ....'ya Ödemesi konusunda tarafların anlaşmaya vardıkları görülmektedir.
... Denizcilik İhtisas Mahkemesinin yukarıda bahis edilen kararlarından sonra ...'in üretici firmaya yaptığı ödemeleri sonradan davacı ... Lojistikten aynen tahsil ettiği davacı vekilinin sunduğu ... Bankası ... Ticari Şubesine ait banka dekontalarından anlaşılmaktadır. Sözkonusu banka dekontlarından, davacının ...'e 31/03/2020 tarihinde 45.142,89 USD 31/03/2020 tarihinde 32.000,00 USD 13/05/20202 tarihinde 15.000,00 USD, 22.05.2020 tarihinde 15.000,00 USD, 28/05/2020 tarihinde 15.000,00 USD ve 11/06/2020 tarihide 24.862,25 USD olmak üzere toplam 147.005,14 USD ödeme yaptığı, bu ödemelerin davacının ticari defterlerinde de kayıtlı olduğu yapılan bilirkişi incelemesiyle tespit edilmiştir. Davacının bu zararına sebebiyet veren malın alıcısı- taşıtandır. Zarar aynı zamanda malın alıcısı olan taşıtanın haksız eylemi neticesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle davacı,147.005,14 USD miktarındaki zararını BK'nın, 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil hükümlerine göre zarara sebebiyet verenlerden talep etme hakkına sahip olmalıdır.
Malın Çin'den Türkiye'ye taşınması konusunda, davacı ile davalı ... arasında navlun sözleşmesi ilişkisi kurulduğu dosyaya sunulan e-posta yazışmalarından anlaşılmaktadır. Davalı ... vekili, malın alıcısının yurt dışında mukim ... olduğunu, ...'ın ise bu şirketin acenteliğini yaptığını ileri sürerek ... ve ortakları olan diğer davalılar bakımından husumet itirazında bulunmuştur. Buna karşılık davacı taraf ise, bu şirketler arasında gerçek bir acentelik ilişkisinin olmadığını, ...'nın esasen ... ve ortaklarını üçüncü şahıslara karşı sorumluluktan kurtarmak maksadıyla kurulduğunu iddia ettiğinden, davalıların pasif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından öncelikle ileri sürülen organik bağ ilişkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
TTK'nın 124. maddesinde, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bir şirketin, başka bir şirket ya da gerçek kişinin borcundan sorumlu olmamasını sağlayan yegâne husus, tüzel kişiliğe sahip olmasıdır.Bu bakımdan şirketlerin ayrı birer tüzel kişiliği ve hak ve borçları bulunmaktadır. Bir şirketin borcundan kural olarak başka bir şirket sorumlu olmadığı gibi şirketin pay sahipleri de sorumlu değildir. Dolayısıyla şirketler hukukunda hâkim olan ilkeler, malvarlığının ayrılığı ve bağımsızlıktır. Bununla birlikte, bu kuralların istisnaları da mevcut olabilmekteder. "Şirket" kurumunun kötüye kullanıldığı, bir hile aracı olarak işlev gördüğü durumlarda, şirketi bağımsız kılan "tüzel kişiliğin" göz ardı edildiği ortaya çıkmaktadır.
Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda "tüzel kişiliğin" göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve yargıtay uygulamaları ile ortaya çıkmış olup bu konuda özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. O nedenle de bu kuruma "tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi" denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise "organik bağ" kavramıdır. İki şirket arasındaki "organik bağ"dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla "organik bağ" bir anlamda, "tüzel kişilik perdesinin aralanması"nın şartlarını ifade etmektedir.
Somut olayda davacı vekili tarafından; ... ve ... AŞ Arasında organik bağ bulunduğu, ortaklarının aynı olduğu, ...'nın hakim ortağının ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş. aracılığı ile ... olduğu, ... İstanbul merkezli bir şirket olduğu, ortaklık yapısının incelendiğinde bu kişilerin ... ve ... Teks. San. Ve Tic. A.Ş. olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin ..., ... ... ve ... olduğunun görüldüğü, ...'ün yönetim kurulu başkam ve münferiden şirketi temsile yetkilisi olduğu, ...'nm sermaye katkı payı olan % 49'un ... ....'ya ödendiği ticaret sicil gazeteleri ile tespit edildiği, bu katkı karşılığında tek hissedar olan ...'e ... S A şirketinin bin frank değerinde hamiline 1.400 adet hissesi verildiğini, ...'ün ... ....'nın bizzat ve ... aracılığıyla hakim ortağı durumunda olduğu, ... A.Ş.'nin talimatı üzerine faturalar ve konşimentolar ... .... adına düzenlendiğini, bazı faturalarda alıcı olarak ... A.Ş.'nin gösterildiği ileri sürülmektedir.
Organik bağın temelini TMK m. 2 hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, organik bağ ile birbirinden ayrı birer tüzel kişilik olan şirketlerin birlikte sorumlu tutulması mümkün hale gelmektedir. Organik bağın mevcudiyetinin kabulü için evvela borçlu şirketin, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin varlığı aranmaktadır.
Şirketler arasında bu şekilde organik bağın bulunması halinde, birden fazla şirket tek bir şirketmiş gibi kabul edilmektedir. Bu şekilde özellikle iki farklı şirket kurularak birinden yapılan borçlanmaların diğerine aktarılması veya bazı şirketlerin paravan olarak kullanılması şeklindeki kötü niyetli girişimlerden dolayı şirketlerin dâhil oldukları ilişkiler bakımından sorumlu tutulmaları sağlanmaktadır.
Organik bağın varlığı için iki ayrı tüzel kişilik arasında bir şekilde oluşmuş bir ilişkinin mevcudiyeti aranmaktadır. Bu ilişki bazen iktisadî/ekonomik, bazen ticarî bir bağımlılık veya birliktelik , bazen de birlikte hareket olgusu şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu durumlar borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması, iki şirketin aynı merkezden idare edilmesi, iki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması, ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi, iki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması, şirketler arasındaki iktisadi bütünlük, tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklann birbirine karışması şeklinde olabilmektedir.
Davanın izafeten ... Tekstil’e yöneltildiği şirket olan ...’e ait Şirket Tüzüğü’den Şirketin İsviçre’de kurulu olduğu görülmektedir. “Tüzük” olarak ifade edilen belgenin şirket ana sözleşmesine eş değer olduğu anlaşılmaktadır.) “Ayni Katkı” başlıklı 5. maddesinde ...’ün şirketin sermayesine olan katkısına, merkezi Türkiye’de bulunan ... ... Yün San. ve Tic. A.Ş.’nin (kısaca “... A.Ş.) % 49 pay sahipliğine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bu bilgiler dikkate alındığında, öncelikle davalı taraflar ve .... arasındaki ilişkinin tespit edilebilmesi için adı geçen üç şirkete ait bilgilerin aktarılmasının ve değerlendirilmesinin gerekli olduğu görülmektedir. Dosyaya sunulan İTO kayıtlarından ... Tekstil’in iş konusunun “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu ve ... A.Ş.’nin iş konusunun “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu tespit edilmiştir. Davalı ... Tekstil’e ait ticaret sicili bilgilerinde şirketin 16.04.1998 tarihinde İ...Ticaret Odası’na kayıt edildiği ve şirketin yönetim kurulu üyeleri arasında diğer davalılardan ... (YK başkanı), ..., ... ile ... ...’ın yer aldığı görülmektedir. ... A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanının da ... olduğu belirlenmektedir. Ayrıca ... ile beraber ... ... ve ...’ün yönetim kurulunda yer aldıkları belirlenmektedir. ... Tekstil’in ve ... A.Ş.’nin adreslerinin aynı ve “...” olduğu da görülmektedir. dosyadan anlaşılan hususlar arasındadır. Görüldüğü üzere, ... Tekstil ile ... A.Ş.’nin faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), yönetim kurulu üyeleri aynıdır. ...’e ait Şirket Tüzüğü’nden ... A.Ş.’nin ...’nin %49’luk hisselerinin sahibi olduğu görülmektedir. %49’luk hisselere karşılık, 1.400 hisse senedi tek hissedar olan ...’e verilmiştir. Anonim şirket olarak kurulmuş olan ...’in faaliyet konusu “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olarak belirlenmiştir [...’e ait Tüzük’ün 2. ve 3 maddeleri]. Dolayısıyla, ... AŞ ile ...'nın faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri aynı olduğu görülmektedir.
... AŞ ile ...'nin arasındaki bağlantı, ... AŞ'nin ...'deki paylarının %49'unun sahibi olmasıdır. Dolayısıyla, ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ... AŞ tarafından ... adına faturalar düzenlenmiştir. Bu bakımdan ... AŞ ve ...'nin birbirlerinden bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu iki şirket dışardan görünüşleri itibariyle ayrı ayrı tüzel kişilikler olsada ortaklık yapıları itibariyle aralarında sıkı organik bağın olduğu açıktır.
Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir. Tüm tüzel kişiler bakımından kabul gören bu ilkeye "ayrılık ilkesi" denilmektedir. Bununla birlikte bu ana kural, çok istisnaî olarak bertaraf edilebilmekte, mahkemeler tarafından geliştirilmiş tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemine başvurularak bir tüzel kişinin borcundan diğer şirketler sorumlu tutulabilmektedir.
TTK'da "şirketler topluluğu" hükümleri TTK 195 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup topluluk içindeki hâkim şirket ve bağlı şirketler açısından dahi ayrılık ilkesi muhafaza edilmiştir. Ayrıca her bir şirketin farklı tüzel kişiliği haiz olduğu, bu şirketlerin birbirinin borcundan sorumlu olmadığı esası kabul edilmiştir. Dayanağı TMK m. 2'de düzenlenen "dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması yasağı" olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, ancak istisnai hallerde ve belirli koşulların varlığı halinde uygulanabilen ve dar yorum kuralına tabi olan bir kuramdır. Bu halde alacaklıların menfaati daha ağır bastığı için aslında hak ve borçların sahibi olan tüzel kişiye ait perde kaldırılmakta, böylelikle arka planda yer almakla birlikte bu kişiliği kötüye kullanan kişi ya da kişilere müracaat imkânı doğmaktadır'. Farklı tasnifler eşliğinde ele alınmakla beraber, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması halinde ortaklığın borcundan ortakların sorumlu olduğu haller kastedilmektedir. Bu yönüyle perdenin kaldırılması kuramına ancak tüzel kişinin borçlu olduğu, olağan dışı ve kötü niyetli girişim ve işlemlerde başvurulmaktadır. Bu kapsamda, tüzel kişilik adeta bir "koruma kalkanı" olarak kullanılarak alacaklıların zarara uğratılması hedeflenmişse, hileli veya kötü niyetli şekilde perdenin ardına gizlenilmişse, sorumlular çevresinin genişletilmesi söz konusu olur.
Doktrinde, tüzel kişilik perdesinin aralanması için üç temel koşul olduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, ortaklık malvarlığı ile pay sahiplerinin kişisel malvarlığının birbirine karıştırılması, diğer bir ifadeyle ortaklığın malvarlığının pay sahipleri tarafından kendi malvarlığı gibi yönetilmesidir. İkinci, üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahiplerinin özdeş olarak gösterilmesi, ancak işlemin sonuçlarından faydalanılmasının ardından yükümlülüklerin ortaklığa ait olduğunun ileri sürülmesidir. Üçüncüsü husus ise, özkaynak yetersizliğidir.Yani pay sahiplerinin özkaynak yetersizliğini üçüncü kişilerden bilinçli olarak saklamaları, üçüncü kişilerin zarar görmesine neden olmaları ve bundan kişisel menfaat elde etmeleri durumudur.
Bu noktada çapraz olarak perdenin kaldırılması üzerinde de durmak gerekir. Bir ticaret şirketinin borçlarından, başka bir tüzel kişinin sorumlu tutulmasına, çapraz olarak perdeyi kaldırma denilmektedir. Bu durum özellikle aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler bakımından söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerekir. İktisadi özdeşlik, birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmasıdır. İşte tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlük, hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulması olanaklıdır. Ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığı yeterli olmayıp, bundan başka sorumluluk hallerinden birinin de varit olması gerekir. Bunlar temel olarak üç tane olup; özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarının (tüzel kişilik alanlarının) birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibarettir. Belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi şart olmayıp, en azından birinin mevcut olması yeterlidir. Ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığı aranmalıdır.
Somut olay bakımından gündeme gelebilecek ihtimaller; üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahibinin özdeş olarak gösterilmesi veya çapraz olarak perdenin kaldırılmasıdır. Davalı ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ... AŞ'nin pay sahiplerinin tamamı ve ... AŞ'nin kendisi ... AŞ'nin pay sahipleri olduğu ve ... AŞ'nin ...'nın %49'luk hisselerinin sahip olduğu tespit edilmiştir. ... AŞ yetkilileri tarafından gönderilen e-postalarda işlemlerin ... S A adına yapılmasının talep edildiği görülmektedir. Bu bağlamda, davacı şirket tarafından faturalar ... adına düzenlenmiştir. Yine, konşimentolarda ... AŞ'nin talebi doğrultusunda gönderici olarak ... gösterilmiştir.
Dosyada alınan Bilirkişi raporunda bu konuya ilişkin olarak yapılan değerlendirmede, ... Tekstil ile ...’in dış görünüşleri itibariyle tek bir şirket görünümü verdiği ve dolayısıyla bu şirketler arasında organik bağın meydana geldiğinin kabul edilebileceği, davalı ... Tekstil ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu ve birlikte sorumlu tutulabilecekleri; tüzel kişilik perdesi kaldırılarak davalı pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebilmesinin mümkün görüldüğü, davacı şirketin ... Tekstil ve ...’den talep edebileceği alacağının davalı pay sahiplerinden talep edebilmesinin mümkün olduğu, ... Tekstil ile diğer davalılar ..., ... ... ve ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması sonucunda bu kişileri ... Tekstil ile birlikte sorumlu tutmanın mümkün olduğu belirtilmiştir.
Davalı ... AŞ, ... ile aralarında acentelik ilişkisinin olduğunu beyan ederek acentelik sözleşmesi fotokopisini delil olarak dosyaya ibraz etmiş ise de; aralarında sıkı organik bağ bulunduğu tespit edilen bu şirketlerin, üçüncü şahıslara karşı acentelik ilişkisi görüntüsü yaratmak amacıyla böyle bir sözleşme düzenledikleri, dolayısıyla acentelik sözleşmenin ... ile ... arasındaki ilişkisinin gerçek hukuki temelini yansıtmadığı kanaatine varılmış olduğundan, dava konusu haksız fiil tazminatından ... AŞ ile ...'nın birlikte sorumlu olmaları gerektiği değerlendirilmiştir.
Davalı ... AŞ'nin Yönetim Kurulu üyesi ve pay sahipleri olan diğer davalıların davacının talepleri bakımından sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığına bakıldığında ise; taşınacak yüklere ilişkin bütün iş ve işlemler, yönetim kurulu üyeleri vasıtasıyla yapılmış olmakla birlikte davacı şirket ile davalı ... AŞ arasında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla davacı şirket ile ... AŞ'nin yönetim kurulu arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır.Sözleşme ilişkisinin nisbiliği ilkesi de göz önüne alındığında bu davalıların, taşıma ile ilgili iş ve işlemlerin tarafı olmadığı dikkate alındığında sözleşmesel temelde organsal sorumlulukları sözkonusu olamayacaktır. Ancak, TTK m. 553 ile özel bir düzenleme yapılmış yönetim kurulu üyelerinin alacaklılara karşı, şirkete verdikleri zarardan sorumlu oldukları hükme bağlanmış; TTK m. 556'da alacaklılara, yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkı tanınmıştır. Bu hükümlere göre dava açılabilmesi için şirketin iflas etmiş olması ve davanın da öncelikle iflas idaresi tarafından açılması gerekir. (TTK m. 556/1). İflas idaresi davayı açmadığı takdirde şirket alacaklısı da açabilir. (TK m. 556/2); açılan davada tazminatın şirkete ödenmesi istenmelidir. (TTK m. 556/1) Şirket alacaklısının bu davası "dolaylı zarar"lar bakımındandır; "doğrudan zarar" söz konusu olduğunda alacaklı, bu hükümlere bağlı olmaksızın genel hükümler çerçevesinde tazminatın bizzat kendisine ödenmesini talep edebilir. Bu durumda genel hüküm sıfatıyla TBK m. 49/1 uygulanma kabiliyeti kazanacaktır.
Yönetim kurulu üyeleri açısından haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin tatbik kabiliyeti kazanacağı noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira TMK m. 50/3 uyarınca "organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar." Öte yandan haksız fiilin gerçekleştiği durumlarda bahsi geçen fiili gerçekleştiren kişiler, haksız fiilin doğrudanlığı ilkesinin bir sonucu olarak, zararın giderilmesinden şahsen sorumlu olur. Yönetim kurulu üyelerinin haksız fiil teşkil eden eylemleri dolayısıyla sorumluluğu TMK m. 50 zemininde ele alınabilir. HMK m. 35 uyarınca talebin hukuki tavsifi mahkemeye ait olduğundan uyuşmazlığın haksız fiil hükümlerine göre çözülmesinde usul yönünden bir engel bulunmamaktadır.
Fiil ehliyetinin kullanılması ile ilgili TMK m. 50/3 uyarınca organların, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. Buna göre organlar; dış ilişkide yetkileri içinde olan görevlerini organ olarak yerine getirirken gerçekleştirdikleri fiillerden sorumlu oldukları gibi eylemi yapan kişiler de tüzel kişiyle birlikte müteselsilen şahsen sorumlu olmaktadır.Dolayısıyla, yönetim kurulu üyesinin organ sıfatını icra ederken işlediği haksız fiilden zarar gören kişi, anonim ortaklık yanında haksız fiili ika eden organa da başvurabilecektir. Diğer bir ifadeyle ortaklık alacaklılarının doğrudan zarar görmeleri halinde tazminatın doğrudan kendilerine ödenmesi için talepte bulunabilmeleri mümkündür. Alacaklıların dava hakkının anonim ortaklığın dava hakkından bağımsız olmasının bir sonucu olarak, bu gibi bir durumda genel kurul karan gerekliliği tartışmasına gerek olmaksızın sorumluluk davası açılabilir. ( TK 408, 479/3-c). Bununla birlikte, alacaklının uğradığı zararın doğrudan zarar niteliğinde olması ve TTK'da düzenlenenin ortaklığın doğrudan; pay sahipleri ve ortaklık alacaklılarının ise dolayısıyla zararının tazmin olması nedeniyle zararın tazmini açısından TTK m. 553 vd. değil, TBK m. 49 vd. hükümleri tatbik kabiliyeti kazanacaktır. TBK m. 49/1 uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Haksız fiilin varlığından söz edilebilmesi için varlığı zorunlu olan kurucu unsurların dava konusu uyuşmazlıkta mevcut olup olmadığı değerlendirilirken, davalı yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği irdelenmelidir. Somut olayda haksız fiil niteliğindeki davranışlardan ilki yönetim kurulu üyelerinin haksız menfaat elde etmek kastıyla hareket etmeleri, bunu yaparken ...'nin yapılan iş ve işlemlerin muhatabı olduklarını belirtmeleri ancak yurtdışı menşeli bu firma adma yerine getirilmemiş taahhütlerde bulunmaları, ...'yı ayrı bağımsız bir firma olarak göstermeleri ve ... adına tahsilat yapılmasını sağlamalarıdır. Bu durum ortaklık menfaatine aykırı olduğu gibi kanundan kaynaklanan özen yükümlülüğünün de ihlalidir (TTK m. 369). Zira tüm bu işlemler yapılırken ortaklık alacaklılarının davalı ... AŞ'den ve ...'dan olan alacaklarını tahsil etmelerinin de önü kapatılmıştır.
Mahkememiz tarafından, ... AŞ' ile ... arasındaki mali ilişkinin tespiti bakımından ...'ın ticari defterlerinin de incelenmesine karar verilmiş olduğu halde defter ibrazından kaçınılmıştır. Ancak benzer bir uyuşmazlığa konu olan mahkememizin ... E.sayılı dava dosyasında ... AŞ'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ... AŞ'nin dahil olduğu bazı para transferleri şu şekildedir. Davalının 2019 yılı Ba/Bs formlarının tetkikinde; Davalı tarafından diğer davalı ...'e 2019/Mart ve 2019/Eylül döneminde toplam 115.083,00 TL. tutarında Mal/Hizmet satışı yapılmış ve vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davacı şirket vekili tarafından, ... ....'nın hakim ortağı olduğu beyan edilen ... ... Yün San. Ve Tic. A.Ş.'den ise, davalının 2019/Mayıs döneminde, 318.359 TL. tutarında Mal/Hizmet alımı yaptığı, bağlı bulunduğu vergi dairesine Ba formu ile bildiriminin yapılmış olduğu, davalı tarafından ...'ya 2019/Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 10 adet fatura karşılığında 2.856.408,00 TL. Mal/Hizmet satışı yapılmış ve bağlı bulunduğu vergi dairesine Bs formu ile bildiriminin yapılmış olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ... AŞ ile ..., dava dışı ... AŞ ve ... arasında para transferlerinin yapıldığı görülmektedir. Bu durumda dava dışı ... AŞ'nin malvarlığının içeriğinin bu şekilde ..., ... AŞ ve ... ...'ya aktarıldığı tespit edilmiştir. Tüm bunlar kanun tarafından yönetim kuruluna tanınan devredilmez görev ve yetkilerin ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Üstelik zikredilen tüm yükümlülük ihlalleri birbiriyle bağlantılıdır. Bu yönüyle davalı ... AŞ'de yönetim kurulu üyesi olmanın beraberinde getireceği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi suretiyle yurt dışı menşeli ...'den bir talepte bulunmasının zorluğu veya imkânsızlığı göz önünde bulundurularak (yahut ... AŞ'nin %49 pay sahibi olduğu ...'nın yapılan işlemlerde muhatap gösterilmiş olması), bundan yararlanıldığı, üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahiplerinin özdeş olarak gösterildiği değerlendirildiğinden, ... AŞ'nin %49 pay sahibi olduğu ...'nın, devamlı muhatap olarak gösterilme sebebinin, üçüncü kişilerle yapılacak iş ve işlemler açısından sorumluluğun doğmamasını sağlamak olduğu değerlendirilmiştir.
Yine, davalı yönetim kurulu üyeleri tarafından ... AŞ adına yapılan iş ve işlemlerin, ... adına yapılması talep edilerek, ... AŞ'nin pay sahiplerine müracaat edilmesinin de önüne geçilmiştir. Bu şekilde, üçüncü kişilerin ... AŞ ile yapacağı iş ve işlemlerden dolayı, kendi sorumluluklarını ortadan kaldırma gayretinin olduğuna işaret etmektedir. Bu davranışlar, dürüstlük kuralına uygun olmayan girişimler olduğundan haksız fiil sorumluluğu için gerekli olan tüm unsurların, bu kapsamda hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve nedensellik bağı somut olay özelinde eksiksiz olarak gerçekleştiği görülmektedir. Zira yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkilerinin ağır bir şekilde ihlali ekseninde tüm hukuka aykırı eylemlerin ortaya konulması, somut olayda hukuka aykırılık ile kusurun iç içe geçmesi dolayısıyla kusurun da ispatı anlamına gelmektedir (TBK m. 50/1). Bu sebeple yönetim kurulu üyesi ve pay sahipleri olan davalılar ..., ... ... ve ...'ün davacıya karşı müteselsilen sorumlu olması dolayısıyla bu konuda kusurun varlığı ve nitelendirilmesi açısından herhangi bir ayrım yapılmasına gerek de bulunmamaktadır. (TBK m. 61). Bu kapsamda, ... ve ...'ün haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu tutulabileceği kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, ... AŞ 'nin hem pay sahipleri hem de yöneticileri olan bu davalıların, şirketin davacı şirkete karşı sorulu olup olmadığı açısından tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanma şartlarına bakıldığında ise; ortaklığın malvarlığının pay sahipleri (ve aynı zamanda yöneticiler) tarafından kendi malvarlıklan gibi yönetildiği, ... AŞ ve pay sahiplerinin malvarlıklarının ve organizasyon yapılarının birbirlerine karıştığı; buna karşılık, üçüncü kişilerle yapılan iş ve işlemlerde yükümlülüğün tek muhatabının ... AŞ olarak gösterildiği görülmektedir. Nitekim ... AŞ'den davalı ...'e sebepsiz yapılan para transferi, malvarlıklarının ve organizasyonun birbirine karıştığı muhasip bilirkişi tarafından saptanan bir durumdur. Davalı ... AŞ, ... AŞ ve ...'nın sorumluluğu, anonim ortaklığın muvazaalı işlemlerde kötü niyetli olarak kullanılması ve bu sayede hileli birtakım işlemlerle pay sahiplerinin kendi sorumluluklarını bertaraf etme amacından ileri gelmektedir. ( bkz. Yargıtay 11. HD'nin 12.09.2014 tarih ve 2013/8411 E. 2014/13676 K. sayılı kararı). Ortaklık alacaklılarının yegane güvencesinin ortaklığın malvarlığı olduğu; ancak somut olayda ...'nın yurtdışı menşeli bir firma olması durumunun kullanıldığı, ortaklık mal varlığından ...'ya para transferlerinin yapıldığı ve bu yönüyle ortaklık malvarlığının amacına uygun olmayan bir şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim olayların oluş şekli ve bütün işlemlerin muhatabının ... AŞ olmasına rağmen, ...'nın muhatap olarak gösterilmeye çalışılması bu durumu desteklemektedir. Bununla beraber üçüncü kişileri yanıltacak şekilde özkaynak yetersizliği bakımından değerlendirilmesi gereken husus, ... AŞ tarafından yapılan para transferleridir. ... AŞ tarafından yapılan para transferleri sonucunda, ... AŞ'nin malvarlığının azalması söz konusudur. Bu şekilde, bir özkaynak yetersizliği durumunun olması pekâlâ mümkündür. Bu yönüyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davalı pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebilmesi mümkün görünmektedir. Bu kapsamda davacı şirketin, ... AŞ ve ...'den talep edebileceği alacağının, davalı pay sahiplerinden talep edebilmesinin mümkün olduğu kanaati hasıl olmuştur.
... Denizcilik Mahkemesi kararlarının içeriğinden, üretici- satıcı firma ...'ya taşıma konusu malların bedelinin ödenmediği, bu nedenle Çin şirketinin meydana gelen zararını ...'den tahsil ettiği görülmektedir. Buna karşın davalı ... şirketi bunun aksini yani satıcıya mal bedelinin ödendiğini ispatlamış değildir.
Sonuç itibariyle; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması açısından Doktrin ve Yargıtay görüşleri doğrultusunda belirlenmiş olan kriterler göz önünde bulundurularak somut olay incelendiğinde; ... AŞ, ... AŞ ve ...'nın ortak ve yönetimlerinin büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu, bu şirketlerin büyük oranda aynı alanda faaliyet gösterdiği, bu çerçevede davalı ... AŞ'nin ortak ve yöneticilerinin dava dışı ... AŞ ve davalı ... ile ortak malvarlığı anlayışıyla hareket ettiği, bu şirketler arasında herhangi bir hukuki ilişki sebebi gösterilmeden ciddi para transferlerinin yapıldığı, davalı şirketlerin faaliyetlerine devam etmesine karşın ...'nın yurt dışı menşeli bir firma olma durumunun kullanıldığı dolayısıyla ... A.Ş. İle ... arasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirecek sıkı organik bağın mevcut olduğu kanaatine varıldığından, bu çerçevede davalı ... ile ... A.Ş.'nin ödenmeyen mal bedelinden dolayı davacıya yansıtılan 147.005,14 USD'den sorumlu tutulabileceği kanaatine varılmıştır. Diğer yandan, davalılardan ... ile ...'ün yukarıda açıklanan gerekçelerle haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının doğduğu gibi, bunun yanı sıra ... AŞ ile bu davalılar arasındaki ilişkiler bakımından da tüzel kişilik perdesinin aralanması mümkün olduğundan her iki hukuki nedene bağlı olarak davalılar ... ve ...'ün davalı ... A.Ş. ve ... ile birlikte 147.005,14 USD tutarındaki davacı alacağından dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kanaatine varılmış olduğundan, açıklanan tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile 147.005,14 USD'nin ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince işleyecek dolar faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile
1-Davacının manevi tazminat talebinin REDDİNE,
2-Maddi tazminat talebinin KABULÜ ile 147.005,14 USD'nin, bu tutar içerisinde ki;
45.142,89 USD'ye 31.03.2020 tarihinden
32.000,00 USD'ye 31.03.2020 tarihinden
15.000,00 USD'ye 13.05.2020 tarihinden
15.000,00 USD'ye 22.05.2020 tarihinden
15.000,00 USD'ye 28.05.2020 tarihinden
Ve 24.862,25 USD'ye 11/06/2020 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince dolar faizi işletilmek suretiyle davalılardan Müştereken ve Müteselsilen tahsil edilerek DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince tayin olunan 75.909,89 TL harçtan 20.243,48 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 55.666,41 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
20.243,48 TL peşin harcın davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine,
3-Davacı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin olunan 71.693,95 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davalılar vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince tayin olunan 5.100,00 TL (manevi tazminat bakımından) vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 54,40 TL başvurma harcı, 238,00 TL posta gideri, 7.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 7.292,40 TL yargılama giderinin davanın kabul ve reddi oranına göre hesaplanan 6.827,93 TL'sinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine,
6-Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00.-TL nin Arabuluculuk ücretinin kabul ve red oranı üzerinden hesaplanan 1.235,92.-TL sinin davalılardan, 84,00-TL sinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.30/03/2022
Başkan ...
✍e-imzalıdır
Üye ...
✍e-imzalıdır
Üye ...
✍e-imzalıdır
Katip ...
✍e-imzalıdır