T.C. ...2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No: 2022/329
Karar No: 2023/76
Hakim: ... ...
Katip: ... ...
Dava: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi: 22/08/2022
Karar Tarihi: 09/03/2023
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 09/03/2023
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının 2014'te kurulmuş Katar merkezli, dünya ana akım medyasında önemli bir yere sahip olan “...” kanallarının sahibi olan bir şirket olduğunu, dünya genelinde faaliyet gösteren 38 kanalı ile Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya Pasifik bölgelerindeki 36 ülkede yayın yaptığını, “beIN Media Group”un yeni eğlence kanalları ile dijital mecralarda yer alarak sporun yanı sıra eğlence ve film-dizi prodüksiyonu alanlarında da boy gösterdiğini, ülkemizde de Digiturk medya platformunu satın alarak 2016 yılında faaliyetlerine başladığını, bu platformda yer alan ..., beIN Movies, beIN Box Office, beIN Series, beIN Gurme, beIN İZ, beIN Home & Enterainment, ... Haber, beIN 4K, beIN ve MTV 00s kanallarını kendi bünyesinde barındırdığını, aynı zamanda Türkiye Futbol Federasyonu tarafından akredite kuruluş olarak Türkiye Süper Ligi’ndeki maçların yayın hakkını elinde tuttuğunu, aynı zamanda “beIN” unsurunu ihtiva eden pek çok markayı davalı TÜRKPATENT nezdinde tescil ettirmiş olduğunu, hal bu iken diğer davalı şahsın tescil ettirmek için dosyaladığı 2021/030015 başvuru numaralı “BEFAIR” markasının tesciline karşı dosyaladığı itirazların TÜRKPATENT tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira dava konusu edilen markanın tek unsuru olan “...” ibaresinin, her yönden vasat seviyedeki tüketiciler nezdinde, davacının tescilli ve tanınmış “BEİN” esas unsurlu seri markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, zira “...” kelimesinin, davacının seri markaların tamamının başlangıcı olan “BE” hecesinin sonuna “FAİR” kelimesinin eklenmesi suretiyle oluşturulmuş olmasından dolayı davacının seri markalarının devamı şeklinde algılanabilecek bir marka olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/aynı tür mal ve hizmetleri kapsadığını, dava konusu edilen markanın tescili halinde davacının tanınmış “beIN”li seri markalarını çağrıştıracağını, ayrıca bu markaların tanınmışlığından haksız bir fayda elde edeceğini, bu markaların ayırt ediciliğine zarar vereceğini, zaten de davalı şahsın dava konusu edilen markayı kötü niyetle tescil ettirmek istediğini, zira her ne kadar Anayasal ifade özgürlüğü kapsamında kalan tepkiler ve hukuki bir zemin içerisinde kaldığı müddetçe gerçekleştirilen kampanyalar davacı tarafından saygı ile karşılanmakta ise de, dava dışı Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından yürütülen “BEFAIR” tepkisinden esinlenerek dosyalanmış olan bir marka başvurusunun tescilinin davacı tarafından kabul edilemeyeceğini, Fenerbahçe SK tarafından, 2020-2021 sezonunun 18. haftasında oynanan Karagümrük-Konyaspor maçında, dava dışı Fenerbahçe SK aleyhine küfürlü tezahüratın canlı yayında ekrana getirildiği gerekçelendirilerek, davacının “BeIN” ibareli markalarının oluşturuluş biçimi ve kompozisyonu “BEFAIR” olarak değiştirilerek bu işaretin Fenerbahçe SK’nın maçlarını oynadığı Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nun reklam panolarında, futbolcuların antrenman ve ısınma formalarında, basın toplantılarının gerçekleştirildiği alanda konumlandırıldığını, bu kullanımların 18.01.2021 tarihinde oynanan Fenerbahçe – MKE Ankaragücü, 21.01.2021 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Demir Grup Sivasspor, 25.01.2021 tarihinde oynanan Fenerbahçe – HES Kablo Kayserispor, 30.01.2021 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Çaykur Rizespor ve 21.02.2021 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Göztepe maçlarında da devam ettiğini, bunun üzerine davacının 24.02.2021 tarihinde marka tecavüzü ve haksız rekabet gerekçeleriyle İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2021/32 Esas sayılı bir dava ikame ettiğini, bu davanın henüz derdest olduğunu ve ulusal ve uluslararası medyada çok sayıda habere konu edildiğini, yani dava dışı Fenerbahçe SK ile davacı arasında var olan bu hukuki çekişmenin kamuoyunda kendisine ciddi biçimde yer bulduğunu, dava açıldığı gün ile dava konusu edilen markanın başvurusunun yapıldığı günün aynı olduğunu, bu durumun tesadüf olamayacağını, bu hususlar değerlendirilmeden TÜRKPATENT YİDK tarafından kötü niyet iddialarının ispatlanmadığı ileri sürülerek itirazın reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir karar olduğunu, “BEFAIR” ibaresinin “Fenerbahçe – BEIN Media” arasındaki gerginlik ile özdeşleşmiş olduğunu, bu durumun hem markanın tesadüfen seçilmediğini, davacı aleyhine kullanılmak üzere tescile konu edildiğini; hem de markanın tescili durumunda davacının bu marka tescilinden çok ciddi zararlar göreceğini ispatlamaya yeterli olduğunu, davalı tarafın, bütün ülke gündemini meşgul eden bir kelimeyi tescil başvurusuna konu ederken, ya davacı şirketi, ya da Fenerbahçe Spor Kulübünü zor durumda bırakarak, markayı yedekleme, şantajlama ve marka ticareti yapmak yoluyla haksız kazanç elde etme çabasında olduğu ifade ederek, TÜRKPATENT YİDK’nın 22/06/2022 tarih ve 2022/M-7675 sayılı kararının iptaline, 2021/030015 sayılı "..." ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı TÜRKPATENT vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, İngilizce’de “olmak” anlamına gelen “be” kelimesinin davaya konu başvuruda “adil olmak, centilmen olmak” şeklindeki kullanımda yardımcı yan unsur olarak yer aldığını, davacı markalarında “bein” ibaresi tüketici zihninde bütün olarak yer edinmiş olup kelimenin bölünerek benzerlik değerlendirmesine konu edilmesinin marka hukukuna aykırılık teşkil ettiğini, markalar benzer olmadığından davacının tanınmışlığa ilişkin iddialarının somut uyuşmazlığa bir etkisinin olamayacağını, davacının davalının kötü niyetini de ispat edemediğini, kurum kararının yerinde olduğunu ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şahısa usulüne tebliğe rağmen dosyada mevcut cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararlarının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının 2021/030015 sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Dava konusu davalının 2021/030015 sayılı ve "..." ibareli markalar için 24/02/2021 tarihinde 25,38,41.Sınıf mal/hizmetleri kaplayacak şekilde tescili için başvuruda bulunduğu, başvurunun yayımlanmasına karar verildiği, ilana karşı davacının bir takım markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, TÜRKPATENT YİDK’nın 22/06/2022 tarih ve 2022/M-7675 sayılı kararıları ile itirazın reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markalarına bakıldığında, markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
“beIN” görselli olan haricindeki davacının tüm markaları, “beIN” ibaresinin beyaz/krem renkli dikdörtgen bir zemin üzerine yazılmış haline, daha koyu renkli -mavi, mor, lacivert, bordo veya siyah- dikdörtgen bir zemine yazılmış ve/veya zeminli kompozisyonun sağ alt tarafında konuşlandırılmış “series, sports, extra, iz, box office, play, H&E, HD, vice, comedy, sci-fi, drama”gibi ibareler ve “1-4” rakamlarıyla tasarlanmış birer işarettir. Bu markalarda geçen kelime unsurlarına bakıldığında, işaretlerde; “beIN” ibaresi dışında kullanılmış olan kelime unsurlarının, anlamları ülkemizde de yaygın olarak bilinen, İngilizce birer tasviri/tanımlayıcı cins isim oldukları; bu ibarelerin işaretlere markasal hüviyette bir ayırt edicilik katamayacağı sabit olduğundan, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı tüm markalarında, “beIN” ibaresinin esas unsur olduğu kanaatine varılmıştır.
Dava konusu edilen marka ise, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli aynı puntolu küçük harflerle birleşik olarak yazılmış olan “...” ibaresinin, bir bütün olarak markanın esas unsuru olduğu anlaşılmıştır.
Taraf markalarında esas unsur olarak kulanılmış olan “...” ve “beIN” ibarelerinin başlangıç hecelerinin ortaklığından hareketle, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olup olmadığının tespiti, somut uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. “be” ibaresinin, Türkçe’de tek başına yerleşik bir anlamı olmasa da, bu ibarenin İngilizce’de “olmak” fiilinin ifade ediliş biçimi/kökü olduğu ve bu anlamının da, yaygın kullanımı nedeniyle ülkemizde de bilindiği/bilinebileceği; ancak, her iki tarafın markasında da bu ibare, “IN” ve “fair” şeklindeki başka kelimelerle birleşik olarak kullanılmıştır. Davacının markasındaki “beIN” kompozisyonu, her ne kadar “in” kelimesi, yine İngilizce’de “içinde” yerleşik anlamını haiz ise de, davacı tarafından orijinal olarak tasarlanmış ve türetilmiş bir kelimedir ve markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük/zayıf olmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki; davacının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu belge ve delillerden, davacının “beIN”li markalarının dünya çapına yayılmış kullanımı ve tanıtımı neticesinde ayırt edicilik kazandığı ve davacı ile özdeşleştiği; ancak bu durumun, “be” ile başlayan tüm markaların/işaretlerin davacının markaları ile benzer olduğu sonucuna varılması için yeterli bir gerekçe yaratması da mümkün değildir. Zira; gerek “olmak” şeklindeki yerleşik anlamı gözetildiğinde, gerekse de Türkçe’de dahi milyonlarca kelimenin başlangıç hecesi olması durumu dikkate alındığında, “be” hecesiyle başlayan her kelimenin, yani “olmak” fiili kullanılarak türetilmiş her işaretin, bilhassa da her slogan markasının, davacı ile özdeşleşmiş “beIN” markasıyla benzer bulunması mümkün görülmemektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkün ise de, herkesin çok sık kullanımına açık ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “be” kelimesinin/”olmak” fiilinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan, ayrıca da “olmak” ile ilintili bir tümleçte kullanılması dilbilgisi açısından (teknik) bir zorunluluk olan ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek/kullanılabilecek bir fiilin bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından dahi daha önemlidir ve marka hukukuna göre olanaksızdır.
Neticede; davacı ile özdeşleşmiş “beIN” ibaresinin, hecelere bölünerek, “be” ibaresinin de davacı ile özdeşleşmiş olduğunun ve başka kimse tarafından markasal hüviyette kullanılamayacağının kabulü mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta taraf markalarında “be” ibaresi, üstelik de işaretlerin baş kısmında, yani ilk hece pozisyonunda ve ortak olarak kullanılmış ise de, davalının markasında “be” ibaresinin “...” şeklinde bütünleşik bir kelime öbeği içinde, davacının markalarında da muhtelif cins isimlerle birlikte yine birer kelime öbeği/tamlama/zemin şekli ve deseni içinde kullanılmış olması durumlarının markaları yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, görsel açıdan yeterince farklılaşmış olduğu kanaatine varılmıştır.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda ortak unsur olan “be” ibaresinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, yine markalardaki ortak “be” ibaresi dışındaki ibarelerin mevcudiyeti ve bunların bilinen/yerleşik anlamları nedeniyle, birbirlerinden yeterince farklıdır.
Neticede, “be” ibaresinin taraf markalarındaki ortaklığının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olarak nitelendirmeye yetmediği kanaatine varılmıştır.
Davacının mesnet aldığı tüm markaları, dava konusu edilen markanın tescili kapsamına alınmak istenilen 38 ve 41. Sınıflara giren hizmetlerin aynıları için tescillidir. Dolayısıyla, bu sınıflara giren hizmetler yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 25. Sınıftaki emtialara bakıldığında da; davacının 2014/102025 sayılı markasının kapsamına giren 25. Sınıftaki emtiaların bunlar ile benzer/türdeş emtialar olduğu, zira bunların benzer ihtiyaçları giderdiği, benzer alıcı çevresine hitap ettiği, birbirleri yerine ikame edilebilir olduğu, birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunduğu, dağıtım kanallarının ve satış yerleri yakın olduğu ve bu emtialarda aynı/benzer markaların kullanıldığını gören tüketicilerin markalar ve işletmeler arasında bağlantı kurması ihtimalinin mevcut olduğu;
Neticede, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 25, 38 ve 41. Sınıflardaki mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; bu tüketicilerin/alıcıların söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz mal/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, zira bu mal ve hizmetlerin tüketiciler tarafından günlük olarak tüketilmediği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu tüketici/alıcı kitlesinin bu ürünleri ve hizmetleri satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı anlaşılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; markalarda yer alan “be” ibaresinin ortaklığından hareketle, markaların genel görünümleri/ okunuşları/ algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzemediği; davacının seri markalarının esas unsuru ve davacı ile özdeşleşmiş olan “beIN” ibaresi ile dava konusu markada bütünleşik olarak esas unsur konumunda kullanılmış olan “...” ibaresinin birbirlerinden yeterince farklı olduğu, davacının “beIN” markasının yüksek ayırt ediciliğine ve tanınmışlığına dayalı olarak “be” ile başlayan/bu ibareyi ihtiva eden tüm markaların tesciline engel olmasının mümkün olmadığı, zira bu ibarenin, “beIN” şeklinde değil de tek başına kullanılmış halinin herkesin kullanımına açık olduğu ve davacı ile özdeşleşmiş hale gelmiş bir marka olmadığı; davacının “beIN”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “...” ibaresini ihtiva eden bütünleşik markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırdığı; markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar markalar aynı/benzer/türdeş mal ve hizmetlerde kullanılacak ise de, bu emtiaların hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/algı/seçicilik seviyesinin düşük olmadığı da gözetildiğinde, ilgili tüketicilerin/alıcıların bu markalar altında sunulan mal ve hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini berteraf ettiği, tüketicilerin/alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri;
Neticede; taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ İTİRAZLARINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALI ŞAHSIN 2021/030015 SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ:
Her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı; ayrıca, her ne kadar davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “beIN”li markalarının, en azından yayıncılık sektöründe belli bir bilinirliğe ulaşmış olduğu göz ardı edilemese de, bir markanın “tanınmış” olması, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argumanlarla ortaya konulmalıdır, öyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır.
Neticede; somut olayda, davacının markasının “tanınmışlık” iddialarının, davalının 2021/030015 sayılı markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACI TARAFIN KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİASININ DAVALI ŞAHSIN 2021/030015 SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ:
Davalının “...” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve zaten de somut olayda işaretler birbirlerine benzemediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmakla birlikte, davacının kötü niyete ilişkin iddialarının somut uyuşmazlıkta farklı bir boyutunun da olduğu, zira davacının “...” ibaresinin, dava dışı Fenerbahçe Spor Kulübü’nün davacıya bir “göndermesi” amacıyla yaratılmış bir protesto sloganı olduğu ve bu sloganın yaratıcısı olmayan davalı tarafından markasal hüviyette tescilinin de kötü niyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddialarının ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Nitekim; davacının delilleri meyanında dava dosyasına sunmuş olduğu uzman görüşünde;
Davacının markalarının tamamının küçük harflerle yazılmış “be” harfleri ile başlamakta ve büyük harflerle yazılmış “IN” harfleri ile devam ederek devamına yine büyük harflerle farklı son ekler aldığı, dolayısıyla bu markaların karakteristik özelliğinin küçük harflerle yazılmış “be” ibaresi ile başlaması olduğu, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün de protestolarında kullandığı işaretini aynı yöntem tercih edilerek tasarlamış olması ve seri marka algısına yapılan bu atıf sayesinde taraftarına, futbol camiasına ve özellikle davacıya karşı doğrudan bir gönderme yapabildiği,
Dava konusu edilen markanın başvuru tarihinin, bu ibarenin Fenerbahçe Spor Kulübü’nün protesto eylemlerinde “...” ibaresini kullanmasından, görsel ve yazılı medyada haber olmasından ve halk tarafından yaygın şekilde bilinmesinden sonraki bir tarih olduğu,
Yaşanan süreçte Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından kullanılan “...” sözcüğünün spor camiasında davacının dahil olduğu gruba yapılan bir protesto olduğu nasıl anlaşılabilmişse davalının da bu durumdan yararlanmak/haksız bir menfaat gözetmek maksadıyla dava konusu başvuruyu yaptığının açık olduğu,
Zira bu ibarenin hem davalının kendi fikri yaratımı olmadığı hem de davacıyı karalamaya yönelik bir işaret olduğu,
Bu minvalde, davalı şahsın fikri çabasının bir başkasının fikri ürününü tabiri caizse el çabukluğuyla kendi uhdesine almaya yönelik bir eylemden öteye geçmeyeceği ve bu durumun fikri haklar sisteminin tabiatına aykırılık teşkil edeceği ve TMK m. 2 uyarınca dürüst davranma kuralına aykırı olduğu ve yine anılan madde gereği hukuk düzeniyle korunması mümkün olmayan hakkın kötüye kullanımı olduğu,
hususları vurgulanmış ise de; davacı taraf, zaten Fenerbahçe Spor Kulübü’nün “...” ibaresini kullanmış olmasını “davacının tescilli markalarından kaynaklanan haklarının ihlali” olarak nitelendirmiş iken, davacı tarafın şimdi de, “mütecaviz” kuruluşun fikrinin/fikri ürününün “çalınması”nı “kötü niyetli” olarak nitelendirerek, bu eyleme, yani dava konusu edilen markanın tesciline karşı çıkması, aslında kuruluşun mütecaviz olarak nitelendirilen markasal kullanımlarının “özgün bir fikri ürün” olduğunu kabul etmek anlamına gelir, ki; böyle bir kabulün, davacının İstanbul Anadolu 2. FSHHM’nin 2021/32 Esas sayılı dosyası kapsamında ileri sürdüğünü bahsettiği “marka hakkının ihlali” iddiaları ile çelişkili bir durum yarattığı;
Kaldı, ki; huzurdaki dava dışı Fenerbahçe Spor Kulübü’nün davacı tarafından “marka hakkına tecavüz” olarak nitelendirilen markasal kullanımlarının, davacı tarafından huzurdaki davada “davalı şahsın kötü niyeti” iddialarıyla adeta “korunması”nda veya “savunulması”nda herhangi bir hukuki yarar yoktur. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tescilsiz marka kullanımlarının yani gerçek hak sahipliğinin korunması, gerekli görüldüğü zaman ve takdirde, ancak Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından ileri sürülebilecek bir hak/iddiadır.
Neticede, davacının, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığını ileri sürmesinin, diğer uyuşmazlıklarıyla/iddialarıyla çeliştiği ve bunların ileri sürülmesinde hukuki bir yararın da bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede; dosya incelendiğinde, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu davalının 2021/030015 sayılı marka başvurusu ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik olmadığı, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar yönünden, emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının tanınmışlık iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, davacının kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 179,90.-TL harçtan, peşin alınan 80,70.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 99,20.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum taraf vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahsın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...Bölge Adliye Mahkemesi'ne İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09.03.2023
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır