T.C.
İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/724 Esas
KARAR NO : 2025/403
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 30/12/2019
KARAR TARİHİ : 12/06/2025
DAVA:Davacı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu dava dilekçesinde, müvekkili firmanın ve yetkililerinin 20 yıldır otomotiv sektöründe faal olduğunu, ... Bayisi olarak hizmet verirken davalı firmadan bayilik teklifi aldığını, müvekkili firmanın Şile Yolu üzerinde bulunan .... ilçelerine doğrudan hitap eden konumda bulunan mülkiyeti kendisine ait olan plazada faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin ... markası yerine ...’ın bayilik teklifi için karşılıklı görüşmelere başlama kararı verdiğini, görüşmelerde müvekkili firmayı ikna etmeye çalışan davalı şirketin müvekkiline, bağlı bulundukları ... Holdingin katkısı ile kısa zamanda sektör lideri olunacağı, gerek binek gerekse de ticari araçlarda yeni modellerin getirtileceği, bu araçların teknoloji ve fiyat rekabetine uygun olacağı taahhüt edilerek müvekkilinin ikna edildiğini, müvekkilinin hizmet sunduğu ve otomotiv bayiliği ve servis hizmeti için son derece uygun olan plazasının ... standartlarına uygun hale getirilmesi için gerekli desteğin de kendilerince karşılanacağının sözlü olarak taahhüt edildiğini, tüm görüşmeler ve ... yetkililerinin taahhütleri nedeniyle ikna olan müvekkili firma yetkili temsilcilerinin halihazırda sorunsuz ve kazançlı bir biçimde devam eden ... bayiliğinden ayrılarak dilekçe ekinde sunmuş olduğu 23.2.2007 tanzim tarihli akit ile ... ... markalı motorlu araçların satışı, servis hizmeti ve yedek parçaların satışı hususunda bayilik ilişkisi kurulduğunu, sözleşme genel olarak incelendiğinde ise davalının TİP sözleşme biçiminde hemen her hususu kendi menfaatine göre hazırladığı bir akit olduğunu ve çok sayıda genel işlem koşulu içerdiğinin gözlemlendiğini, gerek sözleşme gerek eklerinde bayilerin yükümlülüklerinin ayrıntılı olarak sonuçları ile birlikte açıklandığını ancak ...’ın yükümlülüklerinin sınırlı belirtildiği gibi ihlal halinde sonuçlarının da açıklanmadığını, akdin 26.1 maddesi sözleşmenin eki olan ... Standartlarının akdin kuruluşunda esaslı unsur olduğu belirtildiğini ve bayinin uymayı taahhüt ettiğinin belgelendiğini, davalının standartlara önem verdiğini, akdin 26.2 maddesinde akdin devamının bu standartlara uygunluğa bağlı olduğunun belirtildiğini, 27.1 maddesi ise standartların ... tarafından belirleneceğini ve değiştirilebileceğini belirttiğini, çalıştırılacak personellerin dahi standartlara uygun olmak zorunda olduğunu yine akdin 44. Maddesi davalıya tek yanlı olarak denetim hakkı sağladığını, olağan bir ticari ilişkinin aksine müvekkili firmanın ticari sırları dahil her türlü ilişkisi ve bağının denetlenebileceğinin belirtildiğini, sözleşmenin Ek-A “Müşteri Odaklı Pazar” isimli ekinde müvekkilinin plazasının adresi belirtilerek Ümraniye Etki alanındaki yerler için bayilik verildiğini, bayinin belli bir coğrafi bölge ile sınırlandırılmadığının açıkça belirtildiğini, müvekkilinin bu akdi tanzim ederek davalı firmanın fiili hakimiyetine geçtiğini ve ticari istikbalini davalı firma ve yetkili temsilcileri ya da yöneticilerinin ikbal ve insafına bıraktığını, bayilik ilişkisi kurulurken müvekkiline vaat edilen hiçbir desteğin verilmediğini ve zamanla davalı firma yöneticilerinin değişmesinin yeni yöneticilerin müvekkiline karşı kendilerini sorumlu hissetmemeleri nedeniyle müvekkilinin büyük zorluklar ile karşılaştığını ve en sonunda davalının haksız ve hukuksuz uygulamaları sonucu acze düşürülerek batırıldığını, müvekkili firmanın 12 senelik bayilik ilişkisinde toplamda 18.000 adet araç satışı ve servis hizmeti gerçekleştirdiğini, yüksek derecede müşteri memnuniyeti sağlamış olmasına karşılık davalının hiç destek olmaması ve taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle özellikle son üç yılda 1.500.000TL ile 2.000.000 TL arası zarar edildiğini, taahhütlerinin aksine bu süreçte hiçbir zaman pazar lideri olunamadığını, bayilerin sırtından ürün satmaya devam edildiğini, bu sebeple bayilere fiilen ulaşılması imkansız satış hedefleri verildiğini, bu hedefler tutmayınca da “bayiliğin feshi” ile ihtar edildiğini, bu kapsamda müvekkilininin hedeflerinin tutmadığını bu sebeple primlerinin verilmediğini ve bayiliğinin feshi ile defalarca tehdit edildiğini, hedeflerin gerçeklerden uzak olarak keyfi belirlendiği hususu ise çoğu zaman ay sonuna 2 gün kala hedeflerin % 10- %25 oranında indirilmesi ile sabit olduğunu, pazarın fiili durumunun bilindiği halde aşırı ağır hedef talimatları ile bayi ve çalışanlarının baskı altına alındığını ve hedef tutmadığı gerekçesiyle satıştan pirim verilmemesi davalının akitteki yükümlüklerini ihlal ederek “objektif iyiniyet kurallarına göre” davranmadığını gösterdiğini, süreç içinde akde aykırı olarak DBS limitlerinin bahane edildiğini, müvekkiline araç ve yedek parça tedariki konusunda sorun yaratıldığını, bu sebeple müvekkilinin müşterileri ile karşı karşıya geldiğini, hizmet veremediğini ya da gecikmeli olarak verebildiğini, bunun neticesinde de itibar kaybı yaşadığını, sözleşmede DBS limit sorunları tedarik için bir engel olarak belirtilmediğini, 64.2 maddesine göre sadece akdin feshi sonrasında tedariğin sınırlandırılabileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin son derece değerli bir mülkünü davalıya ipotek ettirmesinin de davalının tutumunu değiştirmediğini, bu sebeple davalının akde aykırı olarak müvekkilini fiili biçimde batırmaya çalıştığını, müvekkilini batırmak için diğer bir baskı unsurunun ise personel azaltımına onay verilmemesi olduğunu, müvekkilinin en iyi şartlarda hizmet verdiği personel sayısının 60-80 arasındayken, zarar edilen son üç sene çok daha az araç satışı yaparken ve daha az servis hizmeti verilirken dahi müvekkilinin taleplerinin reddedildiğini ve personel çıkartarak tasarruf yapılmasına imkan sağlanmadığını, bu durumun personel açısından da sorun yarattığını, huzursuzluk çıkarttığını, davalı firmanın 2017 yılında ... isimli bayisinin müvekkiline yakın bir noktaya taşınmasına izin verdiğini, bu hususta müvekkilinden muvafakat almadığı gibi haber dahi vermeyerek müvekkilini zor durumda bıraktığını, son olarak müvekkilinin işlerini daha da kötüye gitmesine sebep olan 1 kilometre mesafesine yeni bir bayi atandığını, bu bayinin 2018 yılında Sancaktepe ilçesinde bulunan ... Otomotiv olduğunu, karşı tarafın kendi markası için bile rekabet ortamı oluşturduğunu, davalının bu eylemlerinin sözleşmenin 59.5 maddesinde açıklanan “objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde” hareket edileceği taahhüdüne ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilinin ticareten mahvı için kasten atılmış adımlardan olup, müvekkilinin uğradığı tüm zararların davalı yanca karşılanması gerektiğini, müvekkilinin acze düşürülmesi ve ticari itibar kaybı yaşatılması sonrasında davalı tarafın dava dilekçesinin ekinde sunmuş olduğu .... Noterliğinin 25.6.2019 Tarih ve ... Yevmiye Nolu ihtarnamesini keşide ettiğini ve “fiili olarak bitmiş olan sözleşmeyi” hukuki olarak da sona erdirdiklerini beyan ettiklerini, müvekkili firmanın maddi olarak çok zorlandığını, bu süreçte bırakın bayisini kurtarmak için bir tedbir bile alamamış, bayisini daha da kötü hali sokmak için 2017 ve 2018 yıllarında iki ayrı bayilik verilerek hizmet alanının iyice sınırlandırıldığını, yeni bayilere daha iyi şartlarda mal verildiğini, bayiler arasında dahi dürüst davranılmadığını, haksız rekabet oluştuurulduğunu ve sonuçta akde aykırı nitelikte göstermelik bir sebeple akdi fesih etmeye çalıştıklarını, ,akdin tanzimini müteakip müvekkiline ait plazanın sözleşmenin eki olan ... standartlarına uygun hale getirilmesi için tadilat ve makine alım faaliyetlerine başlandığını, 2007 yılında müvekkilinin standartlara uygun mif kurulumu, el takım anahtar takımları, eksomizisyon cihazı, egzoz havalandırma sistemi, yağlama sistemleri, araç arıza teşhis cihazları ve fiziki dekorasyon için 2.000.000,00 TL. yatırım yapmak durumunda kaldığını, akdin tanziminde şifahi olarak karşılanacağı belirtilen bu yatırım için müvekkiline hiçbir destek sağlanmadığını, devamında ise kısa bir süre sonra davalı firma 2012 yılında kurumsal konseptini değiştirdiğini ve bina için yeniden belediyeden ruhsat alınması, yeniden tadilat yapılarak ofis bölümlerinin ayrılması, duvar ve yer seramiklerinin yeniden yapılması, yeni aydınlatma sisteminin yapılması, yeniden cam cephe yapılması ve bilgisayar sistemlerinin yenilenmesinin gerektiğini, tüm bu yatırımın 2012 yılı fiyatları ile 3.500.000 TL tuttuğunu, davalı firmanın bu yatırıma da destek vermediğini, sadece seramik ve satış danışman mobilyalarına %50 oranında destek olunduğunu, müvekkiline çok cüzi bir destek sağladığını, söz konusu masrafların davalı yanca karşılanması gerektiğini, sözlü beyanlarının bu doğrultuda olduğunu, halihazırda zaten bir bayilik ilişkisi olan müvekkilinin hiçbir sebep yokken yeni bir bayiliğe geçerek bu kadar yüksek bir meblağı (dönemine ait güncel kur ile 1.500.000,00 USD) harcamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, akitte standartların esaslı unsur olarak tanımlandığını, akdin devamı için zaruri olduğunu ve anılan dönemde tüm bayilerin bu değişiklikleri yaptığını, bunların büyük kısmına destek olunduğunu, ancak müvekkili gibi birkaç bayiye destek olunmadığını, sözleşmenin 27.2 maddesine göre kurumsal kimlik ile ilgili standartların bedelinin ... tarafından ödeneceğinin de açıkça belirtildiğini, müvekkilinin davalının ödeyeceğine olan güveni nedeniyle söz konusu harcamaları standartlara uygun olarak tamamladığını ancak bedelini tahsil edemediğini, bu sebeple davalının müvekkili firmaya yaptırdığı bu masrafların karşılanması gerektiğini, şimdilik belirsiz alacak davası mahiyetinde 10.000,00 TL. maddi zararın fesih tarihi itibariyle ticari faiziyle davalıya ödettirilmesini talep ettiklerini, mahrum kalınan kar sebebiyle müvekkilinin uğradığı zararların fesih tarihinden itibaren davalı tarafça karşılanması gerektiğini, şimdilik belirsiz alacak davası mahiyetinde 10.000,00 TL. maddi zararın fesih tarihi itibariyle ticari faiziyle davalıya ödettirilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin 12 yıl süren bayiliği döneminde etkin çalışması ile davalı firmaya ve ... markasına büyük katkı ve bilinirlik ile müşteri memnuniyeti kazandırdığını, fesih sonrası dönemde de bu durumun sonuçlarından davalı yan yararlanmaya devam ettiğini, müvekkilinin bayilik öncesinde de kendisine ait plazasında otomotiv bayiliği yaptığını, muadil marka olarak tanımlanabilecek ... marka araçları sattığını, bu markanın araç gamı ile davalının araç gamının orta-ortaüst sınıf tüketiciye yönelik araç satması nedeniyle müvekkilinin ... bayiliği sırasında kazandığı tüm müşteri, bilgi ve birikimini doğrudan hiçbir bedel almaksızın davalının kullanımına sunduğunu, bu sayede müvekkilinin kısa sürede büyük başarı kazandığını, son 2-3 yıldır uğradığı büyük haksızlıklara ve baskılara rağmen toplamda 18.000 araç sattığını ve davalı firmanın bu portföyden haksız olarak yararlanacağının açık olduğunu, sırf bu nedenle müvekkilinin akdinin fesih süreci içinde müvekkilinin oluşturduğu portföyü kaybetmemek için müvekkilinin hizmet bölgesinde 2 ayrı bayilik verildiğini, müvekkilin faaliyet alanında oluşturduğu portföyün büyük olduğunu bu sebeple davalı firmanın müvekkilini acze düşürdüğünü, müvekkilinin akdini henüz fesih etmeksizin iki bayilik oluşturduğunu, müvekkilinin oluşturduğu portföyü toplamda 3 bayi ile korumayı amaçlayan davalının müvekkiline, portföy tazminatı ödemesi gerektiğini, bu sebeple davalının portföy tazminatı olarak fazlaya ilişkin talep haklarını saklı tutarak şimdilik belirsiz alacak davası mahiyetinde 10.000,00 TL. maddi zararın fesih tarihi itibariyle ticari faiziyle davalıya ödettirilmesini talep ettiklerini, akdi objektif iyiniyet kurallarına uygun davranma yükümlülüğü ve yasal dürüstlük yükümlülüklerini hiçe sayarak müvekkilini planlı ve kapsamlı olarak acze düşüren davalı firmanın bu eylemi müvekkili firmanın onyıllar içinde oluşturduğu itibarını zedelediğini, sektörde olumlu bilinirken olumsuz bir kimliğe uğradığını, müvekkilinin uğradığı manevi zararların tazmini için 3.000.000,00 TL. manevi tazminatın davalı yanca dava tarihi itibariyle ticari avans faiziyle birlikte ödettirilmesini talep ettiklerini belirterek dilekçenin sonuç ve istem kısmında, müvekkilinin bayilik ilişkisinin kuruluşu ve davalının kurumsal kimliği için yaptığı masraflar için bilirkişinin tespit edeceği meblağa arttırma haklarını saklı tutarak şimdilik belirsiz alacak davası niteliğinde 10.000,00 TL. nin dava tarihi itibariyle ticari avans faiziyle birlikte davalıya ödettirilmesine, müvekkilinin bayiliğinin haksız feshi nedeniyle uğradığı kazanç kaybı için bilirkişinin tespit edeceği meblağa arttırma haklarını saklı tutarak şimdilik belirsiz alacak davası niteliğinde 10.000,00 TL. nin dava tarihi itibariyle ticari avans faiziyle birlikte davalıya ödettirilmesine, müvekkilinin sahip olduğu portföyün davalı yanca haksız kullanımı ve kazanç kaynağı yapılacak olması nedeniyle bilirkişinin tespit edeceği meblağa arttırma haklarını saklı tutarak şimdilik belirsiz alacak davası niteliğinde 10.000,00 TL. nin dava tarihi itibariyle ticari avans faiziyle birlikte davalıya ödettirilmesine, müvekkilinin uğradığı haksız saldırı ve ticari itibar kaybı nedeniyle 3.000.000,00 TL. manevi tazminatın dava tarihi itibariyle ticari avans faiziyle birlikte davalıya ödettirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu cevap dilekçesinde , müvekkili şirket ile davacı şirket arasında bayilik ilişkisinin 23/02/2007 tarihinde başladığını, davacı şirketin 2017 - 2018 yılları itibariyle araç satışı ve yetkili servis hizmetinde, diğer bayi ortalama performansının bir hayli altında kaldığını, 2019 yılına gelindiğinde ise artık sözleşme konusu ticari ilişkiye göre yüklendiği yükümlülüğünü dahi yerine getir(e)mez hale geldiğini, bu durumun açık ve istikrarlı kötü gidiş neticesinde sözleşme gereklerinin yerine getirilmemesi itiyat haline dönüştüğünü, davacı şirket yetkilileri ile yüz yüze birçok kez görüşme yapıldığını ve bu hususta davacı şirketin uyarıldığını ancak devamı süreçte olumlu yönde bir düzelme/ değişim emaresi göstermediğini , davacı şirketin müvekkili şirket kayıtlarına göre en son 24 Ocak 2019 tarihi itibariyle 4 adet araç ve 6 Nisan 2019 başı itibariyle 9.963,54 TL tutarında yedek parça alımı yaptıktan sonra bir daha bayilik sözleşmesinin fesih edildiği Haziran 2019 sonuna kadar hiçbir araç ve yedek parça alımı yapmadığını, hatta servis işlemini neredeyse sonlandırdığını, 30 Nisan 2019 tarihinde de satmak ve servis işleminde kullanmak için müvekkili şirketten öncesinde muhtelif tarihlerde satın almış olduğu 210.000,00 TL lik yedek parçayı da müvekkili şirkete iade etmek suretiyle fiilen işten el çektiğini, davacı şirketçe bayi ve servis yükümlülüklerinden el çekilmesinin müvekkili şirket yönünden başlı başına sözleşmenin feshi için temel ve tartışmasız bir gerekçe olmasının yanı sıra, öte yandan davacı şirket tarafından yedek parçaların müvekkili şirkete iade edilmesinin de açıkça sözleşme gereklerinin yerine getirilemediğinin ve getirilemeyeceği yönündeki aczin davacı şirketçe açıkça beyan, kabul ve ilanı anlamına geldiğini, yukarıda tarihleri ile belirtilmiş son satın alma ve iade işlemlerini içerir tablo ve hemen akabinde karşılıklı yapılmış 03.05.2019 tarihli son mutabakat metni, ön bilgi babında mahkemeye ibraz edildiğini, 2017' den bu yana davacı şirketin bariz bir şekilde düşen/ düşmekte olan performansının 2019 yılı Nisan ayı ilk haftası itibariyle davacı şirket bayilik sözleşmesinin temel yükümlülüklerini dahi gereği gibi ve hatta hiç yerine getirmemeye başladığını ve bu durumun davacı şirketin yetkili bayi ve servis hizmetini fiilen açıkça ve sürekli aksatmış olması aradaki bayilik ilişkisinin devam etmesini imkansız hale getirdiğini, aradaki ticari ilişki gereğince müvekkili şirket yönünden beklemenin, davacıya süre tanımanın müvekkili şirkete bir fayda sağlamadığını ancak yine de davacı şirkete toparlanma adına son bir şans tanınmasına rağmen durumda hiçbir değişiklik olmadığını, bu durumda bizzat davacı tarafından/ davacıdan kaynaklı sebeplerle fiilen sona erdirilmiş ticari ilişkinin bu sefer de noter kanalıyla resmiyete kavuşturulduğunu ve müvekkili şirketin fesih tarihine kadar davacı şirkete sattığı -ve henüz bedelini tahsil etmediği/edemediği- henüz müşteriye satılmamış yedek parçalarına iade aldığını, davacı şirketten bedeli tahsil edilmemiş bakiye araç, yedek parça bedelleri ve bir kısım sözleşmesel alacak ile bunlara işlemiş faizlerin tahsili için ipotek icra takibine girişildiğini, müvekkili şirketin davacı şirketin mesnetsiz ve manipülatif iddialarının aksine davacı şirkete çokça müsamaha gösterdiğini, alacaklarının tahsili yönünden çok daha öncesinde davacı şirket aleyhine işlemlere başlayabilecekken, bilakis son ana kadar davacı şirketin düzelebilmesi ve davacı bayi faaliyetinin kesintiye uğramaması adına beklemek suretiyle (Ayrıca marka algısının piyasa değerini de düşünerek) bir anlamda fedakarlık yaptığını, müvekkili şirketin, davacı şirketten olan alacak miktarı, diğer tüm bayileri ile olan ilişkilerdeki gibi davacı ile de bayilik ilişkisi içinde, ileride doğup da öden(e)meyecek borç ve ferilerine istinaden teminat olarak aldığı ipoteğin meblağını geçene kadar ne bayilik ilişkisini feshetmiş ne de ipotek takibine giriştiğini, müvekkili şirketin fesih tarihinde davacı şirketten olan sözleşmesel (Bayiye satılan malların bedelleri karşılığı ve sözleşmesel sair) alacağı, teminat aldıkları ipotek meblağını geçtiğini, ticari teammül ve piyasa şartlarına göre müvekkili şirketin, davacı şirketten asıl alacak ve faizinin tahsili adına, toplam borç bedeli ipotek bedeline ulaşmadan takibe geçmesi önünde hiçbir engel olmadığını, müvekkili şirketin sırf arada önceden süre gelen ticari ilişki varlığı ve bayisinin içine düştüğü acziyetten kurtulabileceğine dair vefalı tavrı nedeniyle son ana kadar bu yola başvurmamaya azami özen gösterdiğini, davacı şirketin mali yönden toparlanamaması hatta bu yönde çaba da sarf etmeyip bilakis işten el çekmesi, ipotek takibi ve ticari ilişkinin bitirilmesi sürecini kaçınılmaz kıldığını, müvekkili ...' ın bu yönde herhangi bir zorunluluğu söz konusu değilken bayisini ve bayilik ilişkisini ayakta tutmaya çalıştığını ve fakat buna karşı bayi davacı şirketin ise sözleşme gereklerini yerine getir(e)mediğini alenen ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde izah ettiğini, dava da müvekkili şirket tarafından yapılan fesih sonrası geçilen ipotek takibine karşılık bir hamle olarak (onu takiben) ikame edildiğini, zararı bir nebze azaltma amaçlı ve fakat haksız, dayanaksız ve iyiniyetli olmayan bir dava olduğunu, davacı şirketin, müvekkili şirketten hiçbir şekilde sözleşmeden kaynaklı bir alacağının olmadığını bildiğinden huzurdaki davayla adeta müvekkili şirketten "tazminat" alabilme imkanını zorlamışsa da; fesih sürecinin de sözleşmeye, yasaya, ticari teamüllere aykırılık teşkil etmemesi nedeniyle ortada tazmini gereken maddi ve manevi bir zararının bulunmadığının yargılama neticesinde ortaya çıkacağını, davacı şirketin bayilik sorumluluklarını yerine getirmesine engel durumun oluşmasında bizzat kendinden kaynaklı etkenleri gölgelemek ve kötü hale gelmiş mali durumunun faturasını müvekkiline çıkarma adına huzurdaki davayı ikame ettiğini, davacı şirketçe ileri sürülen, müvekkili şirket tarafından başkaca bayilikler verilmesi nedeniyle kendilerinin bilerek batırmak amaçlı acze düşürüldüğünü, kurumsal kimlik gereği destek alamadıklarını, değerli mülkünü ipotek ettirmek zorunda kalmasının oluşturduğu portföyün müvekkili şirkete yaradığını, bayilik için yapılan masrafların ve mahrum kalınan zararının karşılanması talebi gibi işin mahiyeti, ticari hayat ve gerçeklikle uyuşmayan zoraki/soyut iddiaları, yine bizzat davacı şirket tarafından ispata muhtaç olduğunu, müvekkili şirketin başkaca bayilikler vermesi yönünde, davacı şirketin koyduğu kıstaslar yönünde, bir yasal ve sözleşmesel bir engeli olmadığını, müvekkili şirketin, ticari faaliyet yürütürken aynı zamanda üretici ve ithalatçı sıfatıyla, tüketici ve tacir müşteriye karşı yetkili servis sağlama zorunluluğunun da mevcut olduğunu, ihtiyaç halinde yeni bayilikler verilebileceğini, bahse konu bayiliklerin, işbu davanın ikamesi ve mezkur fesihten önce verildiğini , bahsi geçen bayilerden ..., davacı şirketten dahi eski bir bayilik olduğunu, bu hususta davacı şirketin fesihe kadar bir itirazı veya şikayet adı altında herhangi bir girişim ve başvurusu olmadığını, davacı şirketin ileri sürdüğü kurumsal kimlik ile ilgili standartların sağlanmasının, müvekkili şirket tarafından diğer tüm bayilerden de 2010 ila 2016 yılları arasında talep edildiği gibi, sözleşmeye uygun, ticari değişim, gelişim ve rekabet sürecinin kaçınılmaz bir parçası olan bir talep olduğunu ayrıca müvekkili şirketin bu hususta taahhüt ettiği maliyet katkısını davcı şirket yönünden de sunduğunu ve bunların kayıtlarda faturaları ile birlikte sabit olduğunu, davacı tarafından kurumsal kimlik standardının sağlanması için harcandığı ileri sürülen meblağların gerçeği yansıtmadığını, davacı şirketin hizmet verdiği bina için yaptığı (deprem güçlendirmesi başta olmak üzere ve sair yapısal masraflar) tüm masrafları kurumsal kimlik harcaması gibi belirttiğini, kurumsal kimlik ve ilgili standartların sağlanması altındaki sözleşmeye dayalı beklenti, değişen marka amblemleri, buna bağlı renk, giydirme vs ekseriyeti görsel temelli işlemler olduğunu, müvekkili şirketin 2012 yılında bu sorumluluğunu yerine getirmemiş olsa idi davacı şirketin bu zamana kadar basiretli bir tacir gibi davranarak bu hususları itiraz konusu etmesi, ihbar etmesi veya ihtilafa taşıması gerektiğini, bu zamana kadar böylesi bir durumun söz konusu olmadığını, bu bölümde yer verdikleri vakadan itibaren 8 yıl ticari faaliyette bulunup kazanç sağlandıktan sonra, devam eden süreçte acze düşüldüğünü ve nihai olarak müvekkili şirket tarafından alacakları yönünden ipotek takibine muhatap kalındığını, 2020 yılı itibariyle davacı şirketin bu iddia ile ortaya çıkmasının katiyen kabul edilebilir olmadığını, ayrıca bu talebin yasa ve ticari teammüllere göre de hukuki himaye görebilme imkanı bulunmamakta olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunda olmayan davacı şirket aczinin doğurduğu maliyetin faturasının, yine davacı şirket tarafından, müvekkili şirkete -haksız bir şekilde- çıkarılmaya çalışıldığını, davacının değerli mülkünü ipotek vermesinin, aradaki ilişki hacmi dikkate alınarak görece acziyete düşme ihtimali müvekkiline istinaden daha yüksek olan davacı bayinin ileride doğacak borçlarına istinaden -tıpkı diğer bayilerden de teminat olarak talep edildiği gibi- sözleşme gereği müvekkili tarafından talep edilen rutin bir teminat alma prosedürü olduğunu, ipoteğin bayilik ilişkisine girmek isteyenlerden ve fakat son kertede zor altında alınmayan bir teminat olduğunu, taraf alacağının güvence altına alınması amaçlı yasa ve ticari teammüllere uygun bir uygulama olduğunu, portföy tazminatı talebinde ise, davaya konu ticari işte portföyü oluşturan temel hususların başında markanın kendisi geldiğini, devamında buna bağlı marka güvenilirliği ve bunun gereğince verilen hizmetin kalitesinin geldiğini, buna göre markanın davacı şirkete ait olmadığını ve buna bağlı olarak davacının iddialarının aksine asıl kazancının markanın kendisinin belirlediğini, davacının uzun süre bayilik ilişkisi üzerinden kazanç sağladığını ve fakat bizzat kendinden kaynaklı muhtelif sebeplerle oluştuğunu, mali yönden içine düşülmüş sıkıntı ve acziyeti nedeniyle, bir süredir kötü gidişi 2019 yılında artık bayilik (ve servis) sözleşmesi gereği temel yükümlülüklerini yerine getiremez hale gelerek zirve yaptığını, diğer bayilerin ortalama performansının sözleşme çerçevesinde davacı şirket tarafından uzun süredir gösterilemiyor olmasını ticari ilişkinin sonlanması için tek başına yeter bir sebep olduğunu, var olan müşterilerin dahi gereği gibi ve belli bir aşamadan sonra hiç hizmet alamaması nedeniyle çoktan kaybedilmeye başlandığını, potansiyel müşteri yönünden ise bir katkı sağlanmadığını ve dolayısıyla marka algısına da zarar verilmiş mevcut durumda , davacı şirketin değil olsa olsa müvekkili şirketin bir talep hakkı söz konusu olacağını, davacı şirketin, müvekkili şirket ile 12 yıllık kesintisiz bayilik ilişkisi içerisinde yer aldığını, bu çerçevede faaliyet yürütmek suretiyle kazanç sağladığını, belirli dönemlerde sözleşme gereğince ticari faaliyet gösteren bir şirket olarak masraflar yapılması gerektiğini, fesih tarihine yakın tarihte, dolayısıyla bilerek, isteyerek ve kötüniyetle davacı şirketten talep edilmiş yeni yatırım ve buna bağlı maliyetlerin söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin, özellikle davacı şirketin kötü gidişatının açık emarelerinin göründüğü özellikle fesihten önceki son 2 yılda, ticari partneri olan davacı şirketle birçok kez toplantı yaptığını, mevcut piyasa koşullarında davacı şirketin büyük ortaklarının diğer sektörlere (İnşaat) mali güç kaydırması ve dönem itibariyle bu hamlenin ileride özellikle aradaki ticari ilişki gereği yükümlülüklerinin yerine getirilmesi yönünden olumsuz sonuçları doğurma potansiyel ve riski kendilerine bildirildiğini buna rağmen davacı şirket bu yöndeki uyarıları ciddiye almadığını ve nihai olarak öngörülmüş olduğu gibi mevcut mali sıkıntılar içine girmek suretiyle müvekkili şirket ile arasındaki bayi ve servis ilişkisi gereği yükümlülüklerini de yerine getiremez hale geldiğini, mezkur ticari ilişki sonlanıp müvekkili şirket tarafından sözleşmeye dayalı alacakları için ipotek takibine girişildiğinde de -gelinen aşama itibariyle zaten sözleşmeden kaynaklı herhangi bir alacağı da söz konusu olmadığından- karşı ve fakat haksız bir hamle ile zoraki olarak huzurdaki davayı ikame etmek suretiyle maddi ve 3.000.000,00 TL lik ne olaya ne gerçekliğe uyan ne de ticari hayata uygun olan bir miktarda manevi tazminat talep ederek kendi kusuru ile düştüğü aczin faturasını müvekkili şirketten çıkarmaya çalıştığını, fiili ile zarara veya zararın artmasına sebebiyet verenin yine o fiilin sonuçlarından bizzat sorumlu olacağını, tazminat hukukunun temel prensiplerinden olduğunu, davacı şirket davasına konu gerçekliğe uymayan, mesnetsiz ve haksız iddialarını her halükarda ispatla mükellef olacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE : Dava, bayilik sözleşmesinin haksız fesih edildiği iddiası ile açılan portföy tazminatı istemi, kar kaybı tazminatı istemi, yapılan masraf bedellerinin tahsili ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
Deliller ; Bayilik sözleşmesi, fesih ihbarı, Son 3 yıla ait bölge bayi performanslarını gösterir tablo, Son işlem hareketlerini gösterir excel tablosu, e posta yazışmaları, tarafların ticari defter ve belgeleri, bilirkişi raporu.
İş bu dava ki uyuşmazlık noktaları;
A- Davalı tarafça sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı, sözleşmeye göre davalının fesih hakkını sözleşmenin hangi maddesine göre kullandığı,
B- Davacı tarafça pörtföy tazminatı istenmiş olup, portföy tazminat isteminin belirsiz alacak kapsamında olup olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık ile benzeri diğer tek el hakkı veren sözleşme kapsamında olup olmadığı, tek satıcılık ve benzeri tek el hakkı veren sözleşme kapsamında ise ve fesih de haksız ise TTK 122.maddesine göre davacının portföy tazminat alacağının olup olmadığı, varsa miktarının tespiti ,
C-Davacının yapmış olduğu masrafları davalıdan talep edip edemeyeceği, sözleşmeye göre bu masraf isteminin sözlemenin haklı feshinde dahi davacı tarafça istenip istenemeyeceği, davalının bu masnaf kalemlerinin davacıya ödeyip ödemediği, masrafların yapılma tarihi ile sözleşmenin fesih tarihi arasında geçen zamanın bu masrafların istemine etkisi ve derecesinin tespiti,
D- Davacının kar kaybı talebi de olup fesih haksız ise davacının benzer bir sözleşmeyi kuracağı makul sürenin belirlenerek bu süre içinde yapılması gereken masraflarında düşülerek kar kaybının hesabı,
E-Manevi tazminat isteminde haklı olup olmadığının tespiti noktalarında uyuşmazlıklar toplanmaktadır.
Davalı tarafça davacıya gönderilen ... Noterliğine ait 25 Haziran 2019 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname incelendiğinde " bayiliğinizin içinde bulunduğu finansal sorunlar nedeniyle uzun zamandır araç ve yedek parça alımı yapılmamakta , servis faaliyetleri yerine getirilmemektedir. 01/04/2019 tarihinden itibaren bayilik ilişkisinden kaynaklı tüm faaliyetlerimizin fiilen sona erdirmiş bulunmaktasınız. Fiili olarak bitmiş olan ... / ... markalı motorlu araçların satışı ve/veya servis ve/veya yedek parçaların dağıtımı için bayilik sözleşmesinin iş bu ihtarımızın tebellüğünden itibaren hukuki olarak da sona ermiş olduğunu bildiririz." denilerek bayilik sözleşmesinin fesih edildiği görülmüştür.
Taraflar arasında imzalanan 23/02/2007 tarihli bayilik sözleşmesi incelendiğinde, davacı şirketten bayi , davalı taraftan ... veya Şirket olarak bahsedildiği, sözleşmenin 1.maddesinde tanımların açıklandığı, kapsamın sözleşmenin 3.maddesinde düzenlendiği incelendiğinde, " İşbu Sözleşmenin hükümlerine tabi olmak kaydıyla, .../... tarafından dağıtımı yapılan ve belirli zamanlarda Bayiye ayrıca gönderilecek listede yer alan ... Markalı yeni Binek Otomobil ve/veya Hafif Ticari Araç çeşitlerinin ve bu araçların Yedek Parçalarının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde satışını yapmak ve bunlara satış öncesi ve satış sonrası Servislerini sağlamak üzere Bayinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, münhasır olmayan ... Bayisi olarak faaliyet göstermesinde Taraflar mutabık kalmışlardır. Taraflar aralarındaki ilişkinin, Tebliğ'de öngörülen muafiyetten yararlanmalarını sağlayacak şekilde olacağını ve daima bu yönde hareket edeceklerini kabul ederler." denildiğini, araç ve yedek parça satış yetkisinin sözleşmenin 4 ve 5.maddesinde düzenlendiği, sözleşmenin 8.maddesinde davalının doğrudan satış yetkisine yer verildiği 8.1.maddesinde " 8.1. ..., Müşteri Odaklı Pazar da dahil olmak fakat bununla sınırlı olmamak üzere, saptayacağı şartlarla: (a) Sözleşme Kapsamı Araçları, nihai Müşterilere; ... Bayilerine veya Madde 4.4'te anılan Motorlu Araç gövdesi imalatçılarına, (b) Yedek Parçaları, Müşterilere, ... Bayilerine, motorlu araçların tamiri ve bakımı amacıyla kullanan ... Yetkili Servisleri ve/veya Bağımsız Teşebbüslere, Daima doğrudan satma hakkına sahiptir. Bu tarz satışlardan dolayı ..., Bayiye karşı herhangi bir sorumluluk altına girmeyeceği gibi herhangi bir bedel ödemek zorunda da olmayacaktır...." denildiği, sözleşmenin 26.maddesinde ... Dağıtım ve Servis Sistemleri Standartlarının yer aldığı, 27.maddesinde ... dağıtım ve servis sistemi standartlarında değişikliklerin düzenlendiğini, 31.maddesinde tesisler başlığı ile hüküm bulunduğu, sözleşmenin 58.maddesine göre sözleşmenin 01/01/2007 tarihinde yürürlüğe gireceği, sözleşme hükümlerine uygun olarak fesih edilmedikçe süresiz olarak yürürlükte kalacağı, 59.maddesinde süreli fesihten bahsedildiği, 60.madde de derhal yürürlüğe girecek fesih maddelerinin yer aldığı, 61.madde de ihlal nedeniyle derhal yürürlüğe girecek fesih maddelerinin düzenlendiği, 61.2.j bendinde "bayinin herhangi bir nedenle ticari faaliyetlerini normal seyrine , sürekli olarak 10 iş gününden fazla ara vermesi" nedeninin de derhal fesih nedeni olarak yer verildiği, sözleşmenin Ek-A nolu ekinde bayiye verilen bölgenin münhasır olmadığının tekrarlandığı tespit edilmiştir.
Davacı vekilince 05/07/2021 tarihli dilekçe ekinde bir takım e posta yazışmaları sunmuş olup, dilekçede açıklama olarak davalı tarafın özellikle "DBS" limitlerinin bahane edilerek haksız kota ve sınırlamalar ile 0 araç gönderiminin yapılmaması veya yedek parça sağlanamaması iddiasına delil olarak e posta yazışmalarını sunduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine davalı vekilince dosyaya sunulan 20/08/2021 tarihli dilekçe incelendiğinde, delil ikamesinden sonra sunulan bu delilin sunulmasına karşı çıktıklarını belirtmekle birlikte devamında davacının kendi lehine sunmuş olduğu mail içerikleri ile mali bakımdan kötü durumunu bir türlü düzeltip düzeltemediğini açıkça ikrar ettiğini, DBS'nin açılımının "Doğrudan Borçlandırma Sistemi" olduğunu bu sistemin bir çok kurumsal şirket tarafından kullanıldığını, bu sistemin bayi - banka ve müvekkili şirket arasındaki 3'lü ilişkiye dahil olduğunu, müvekkili şirketin bayilik ilişkisi kuracağı tüm tüzel kişiler ile ilgili banka üzerinden doğrudan borçlandırma sistemine entegrasyon sağlandığını, müvekkili şirketin bayisinin fatura ettiği araç ve yedek parça bedellerinin bayi tarafından müvekkili şirkete ödenip ödenmediğini, ödemelerin ne düzende yapıldığını veya yapılmadığının banka eli ile denetlendiği, temelde riskin banka tarafından yöneltildiği bir sistem olduğunu, buna göre bankanın , bayiden teminat göstermesi karşılığında bir kredi limiti tanımlayacağını, bu esnada müvekkili şirketin davalı eski bayiye araç ve yedek parça temin ve fatura edeceğini, bankanın fatura edilen bu araç ve yedek parça bedellerini bayi adına müvekkili şirkete vadesinde ödeyeceğini, bayinin de mezkur ödeme ile oluşan açığını -vadesinde, döneminde- muhatap bankaya ödeme yapmak suretiyle kapatacağını böylelikle bankadaki limitini tekrar yükseleceğini veya riskli noktada kapanmış limitini tekrar açacağını belirttiği dilekçenin devamında ise " İşte mezkur sistemde bayi ödeme güçlüğü vs sebeplerle bankaya vadesinde ödeme yapmamaya başlarsa, banka, teminatın değeri ve oluşan risk ölçüsünde öngörüldüğü gibi bir süre daha mal karşılığı bayi adına müvekkil şirkete ödeme yaptıktan sonra bayinin ödeme yapmama durumu sürekli hale ve öngörülen ciddi risk seviyesine geldiğinde (tabi ki banka ile bayi arasında mutabık kalınmış, belirlenmiş hallerdir), banka bayinin DBS limitini kapatır ve eş zamanlı bu durumu müvekkil şirkete bildirir. Yani banka "Bayi tarafından bana verilen teminatın doğurduğu risk limite dayandı, bayi ödeme yapmıyor/ yapamıyor, ben bu sebeple kendimi korumaya alıyorum, -bize- siz de eğer bayiye mal vermeye devam ederseniz ben artık bunun ödemesini garanti edemem, tam da bu sebeple DBS sistemini kapatıyorum" şeklinde bir nevi mesaj veriyor. Artık DBS limiti kapandığından müvekkil şirketten bayiye araç ve yedek parça satım ve sevki durmuş oluyor. Ne zamanki bayi, bankaya oluşan açığı kapatmak için ödeme yaptığında, o oranda sistem tekrar açılacak ve mal faturalandırma/ sevki yine kaldığı yerden devam edecektir. Gelgelelim olayda davacı şirketin kötü gidişi, bayilik sözleşmesi yükümlülüklerini yerine getirememeye varacak bir istikrar kazanmıştır. " şeklinde beyanda bulunmuş ve yine dilekçesinin devamında davacı tarafından sunulan mailde müvekkili şirket çalışanı Muzaffer Sezen'in attığı mailde alınan ödeme karşısında zaten hali hazırda fazladan sevkiyat yapılmış olduğu ve bu sebeple mevcut halde daha fazla sevkiyatın yapılamayacağı açıkça belirtildiğini bildirmiştir. Davacı taraf bu beyan dilekçesine karşı sunmuş olduğu dilekçesinde davalı firmanın DBS sistemini bir silah gibi kullanarak bayileri istediği formada çektiğini ve sistemden ihracını sağlamakta kullandığını bildirmiştir.
Uyuşmazlık noktaları konusunda rapor tanzim edilmesi için dosya mahkememizce resen seçilen bir finans , bir otomotiv sektöründen bilirkişi, birde sözleşmeler hukuku alanında nitelikli hesaplama uzmanına tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 06/01/2022 tarihli raporda mahkememiz esas numarası yazılmasına rağmen raporun 13.sayfasından sonrasının dosyamızın tarafları ile ilgisinin olmadığının başka bir raporun sunulduğu görülmüş bunun üzerine bu husus bilirkişilere ihtar edilerek gecikmeye sebebiyet vermeksizin doğru raporun sunulması istenilmiştir. Bilirkişiler tarafından sunulan 06/01/2022 tarihli diğer rapor incelendiğinde, tarafların ticari defter ve belgelerinin incelendiği, verilen siparişlerin rapora geçirildiği, sektörel değerlendirme kısmı incelendiğinde, davacı şirketin 2014-2017 yıllarına ait 0 araç satışlarının sektörel ortalamanın üzerinde olmasına rağmen 2018 ve 2019 yılları arasında sektörel ortalamanın çok altında kaldığının tespit edildiğini ve devamında davacı tarafından dosyaya sunulan e posta yazışmalarına yer verilerek limitin yetersiz olması ve davacı şirketin davalı şirkete borcunun bulunmasının araç sevkiyatına engel teşkil edip etmeyeceği hususunun sözleşme açısından mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, hukuksal açıdan yapılan değerledirme kısmı incelendiğinde sözleşmenin 61.1.hükmünde sözleşme hükümlülüklerinin önemli biçimde ihlali halinde dahi feshe hakkı olan tarafın diğer tarafa en az 15 gün süre vermesi gerektiğinden bahsedildiği, 61.2.j.bendinde "bayinin herhangi bir nedenle ticari faaliyetlerini normal seyrine , sürekli olarak 10 iş gününden fazla ara vermesi" şeklinde düzenleme bulunduğunu , fesih ihbarnamesinde davacının 01/04/2019 tarihinden itibaren faaliyetlerini aksattığı belirtilmekle ihbarın tarihinin belirtilen bu tarihten yaklaşık 3 ay sonra olduğunu, dolayısı ile bu süreçte fesih gerekçeli olarak gösterilen sebebin bayiliğini ticari faaliyetinin normal seyri haline geldiğini söylemenin mümkün olduğunu bu nedenle feshin haklı olmadığını belirttiği dilekçenin sonuç kısmında ise ; "davalının feshinin, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında haksız bir fesih olduğu, bu bakımdan davacının, fesih dolayısıyla uygun illiyet bağıyla ilintilenen zararlarının tamamının tazminini talep edebileceği, davacının son beş yıllık faaliyetlerinin ortalaması dikkate alındığında davacının zarar ettiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla bir kazanç kaybından bahsedilemeyeceği, davacının, sözleşme kapsamına davalı yanca talep olunan standartları sağlamak adına yaptığı masrafları talep edebileceği, bu masrafların toplamda8.260.999,70-TL; bu meblağa dava tarihinden itibaren işleyecek faizin ise 809.004,29-TL olduğu, ancak yapılan masrafların bir kısmı faydalı masraflar olduğundan ve bu masrafların yapıldığı harcama kalemlerinin mülkiyeti davacı yan üzerinde kalacağından, masrafların yapıldığı kalemlerin mülkiyetinin davalıya geçirilmesi konusunda da tarafların talebi/beyanı bulunmadığı dikkate alındığında, yapılan bu masraflardan hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerektiği, faiz kaleminin de bu indirim kapsamında değişkenlik göstereceği, yapılacak indirim ve bu indirimin miktarı konusundaki takdirin Mahkeme'ye ait olduğu, Mahkemenin tekel haklarının bulunmasının gerekmediği kanaatinde olması veya gerektiği kanaatinde olmasına rağmen fiilen tekel hakkının somut olay kapsamında verildiğini kabul etmesi halinde portföy tazminatı şartlarının gerçekleştiğinin kabul edileceği, bu bakımdan davacının ister tüm ticari faaliyetleri kapsamında ki gelir gider durumu dikkate alınsın ister yalnızca davalı yanın bayiliği kapsamında gelir gider durumu dikkate alınsın son 5 yıllık faaliyetinin ortalamasının eksi olmasının portföy tazminatının talep edilebilirliği noktasında bir rolünün olmadığı, bu hususun ancak portföy tazminatının miktarı kapsamında dikkate alınabileceği, takdiri Mahkeme'ye ait olmak üzere davacının 12 yıl süren araç satımı, servis hizmeti ve yedek parçaların satışı faaliyetleri neticesinde davalının müşteri portföyüne bir katkı sunduğunun mütalaa cdildiği, yine davacının satışları dolayısıyla davalı portföyüne katılan müşterilerin, davalı ile olan ilişkisini sürdüreceğinin de anlaşıldığı, bu bakımdan davacı lehine denkleştirme istemine hükmedilmesi gerektiği kanaatinin hasıl olduğu, davalının sahip olduğu markanın güçlü imajı/itibarı ve davacının son beş yıllık faaliyeti kapsamında her yıl düşüş gösteren ve özellikle son iki yıl oldukça azaları satışları itibarıyla, hakkaniyet ölçütü bağlamında denkleştirme bedelinin sınırlı tutulması gerektiği, yine takdiri Mahkeme'ye ait olmakla birlikte davacının manevi tazminat talebinin şartlarının oluşmadığı," şeklinde görüş bildirdiği görülmüştür.
Davalı tarafın cevap dilekçesinde, davacının işten el çektiğini belirterek 210.000,00TL'lik yedek parçayı davalıya iade ettiğini, davacı tarafın ise bilirkişiye itiraz dilekçesinde, teslimi müteakip 210.000,00TL değerindeki yedek parçayı iade ettiğini belirtmesi nedeniyle taraf vekillerine beyanda bulunmaları için 14/04/2022 tarihli celsede süre verilmiştir bunun üzerine davalı vekili dosyaya 22/04/2022 tarihli beyan dilekçesi ile dilekçe ekine malların iadesine ilişkin ticari kayıtlar ve faturaları sunduğu tespit edilmiştir. Davacı vekili de 29/04/2022 tarihli dilekçesinde bu hususla ilgili açıklama yapmış olup incelendiğinde, davalının olumsuz tavrı ile müvekkilinin ekonomik sıkıntıya sokulduğunu, DBS limitlerinin bahane edildiğini, müvekkilinin acil ihtiyaç duyulan yedek parçalar ile değişim vadi ile elindeki bir kısım yedek parçayı iade etmek zorunda kaldığını, davalı tarafın bu durumu müvekkilinin işten el çektiği olarak iddia etmesinin gerçek dışı olduğunu, 30 Nisan 2019 tarihi itibari ile müvekkilinin yedek parça stokunun 210.000,00TL'den çok daha fazla olup, 1.000.000,00TL civarında olduğunu, davalının alacağa mahsuben tamamını istediğini, ticarete devam etme niyetinde olan müvekkilinin bu talebi red ettiğini, bu defa davalının elindeki diğer kozu kullanarak acil talep edilen yedek parçalara karşı ödeme aracı olarak 210.000,00TL tutarında yedek parça iadesini istediğini, müvekkilinin bu durumu kabul etmek zorunda kaldığını, iade akabinde 567.120,00TL değerinde daha yedek parça stoku bulunduğunu ve ticari faaliyetine devam ettiğini, davalı tarafın sözleşmenin 61.1.maddesi gereğince yazılı ihbarda bulunarak 15 günlük mehil vermesi gerekirken sözleşmenin 61.2/j maddesine dayanarak derhal fesih ettiğini, feshinin akde aykırı olduğunu haksız olduğunu belirterek dilekçe ekinde 01/01/2019 - 30/06/2019 tarihleri arasındaki müvekkiline ait yedek parça stokunu gösterir mizanı sunmuştur.
Davacı vekiline 2007-2012 yıllarında yapmış olduğu yatırımların neler olduğunu, yıl yıl açıklaması ayrıca yatırım bedellerinin sözleşmenin hangi maddesine göre kimin karşılaması gerektiğini açıklaması için süre verilmiş akabinde de daha önceki bilirkişi heyeti tarafından sözleşme maddelerinin hiç irdelenmediği , raporun dayanaksız ve gerekçesiz olması nedeniyle hüküm vermeye el verişli olmaması nedeniyle başka bir bilirkişi heyetinden tekrar 12/05/2022 tarihli 2 nolu ara kararında yazılı hususlarda gerekçeli ve denetime el verişli rapor tanzim edilmesi istenilmiştir.
02/02/2023 tarihli bilirkişi heyet raporu irdelendiğinde, bilirkişi heyet raporunun 8.sayfasından itibaren bilirkişilerce dosya kapsamında yapmış oldukları incelemeleri paragraf paragraf rapora geçirdikleri, yine taraf vekillerince sunulan dilekçeleri özetledikleri, daha önceki rapora karşı itiraz dilekçelerini özetledikleri , devamında da otomotiv alanındaki değerlendirme başlığı ile ;
"Davacı yanın dava dilekçelerinde ve beyan etti aşağıda verilmiştir: Davacı yan 30.05.2022 tarihinde 2007 yılında yapılmış olan yatırımlara dair bazı fatura cari detayları sunmuş olmakla birlikte dosya safahatındaki beyanlarında bir otomotiv servisi açıldığında satın alınması gereken ekipmanların donanımların rayiç bedellerinin sektör uzmanı tarafından belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu hususla araç servisi işinde teknik anlamda kullanılacak donanım servisin onarımın gerçekleştireceği marka ve modele göre değiştiği ve bunlara ek yetkili servis olmanın daha geniş bir kapsamda hizmet vermeyi zorunlu kıldığı göz önüne alındığında markanın sözleşme gerekleri göz önüne alınarak daha nadiren de kullanılacak olsa bir çok donanımın işletme de bulunması gerektiği bununla birlikte personelin eğitim seviyesinin de özel servislere göre daha yüksek olması gerektiği ve bu yatırımında yapılması gerektiği bazı kalemlerin direk olarak bayiliği alınan markadan temin edildiği de göz önüne alındığında iş bu rapor tarihinden 15 yıl öncesine dair net ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenebilmesinin teknik ve otomotiv piyasası açısından mümkün olmadığı mütalaa edilmiştir. Bununla birlikte davacının dilekçelerinde belirtmiş olduğu kalemlere ve 30.05.2022 tarihli dilekçe ekinde verilen malzemelere dair yorumlar aşağıda verilmiştir. a) Piyasada mevcut olan veya olmayan ve yeni piyasaya çıkacak araçlar dahil olmak üzere araçların tamir ve bakımları için ekipmanlar; söz konusu mekanik atölye ekipmanları ; diagnostik/test cihazları ve ... Marka araçlara ait özel takımlar hariç, farklı marka araçların tamir ve bakımlarında da kullanılabilecek nitelikte olup, davaya konu fesih nedeniyle bir maddi zarar oluşturucu nitelikte görülmemiştir. Diagnostik cihazları, elektronik ortamda arızanın teşhisi açısından kullanılan teknolojinin ve yapılan işin gereği olup, aynı şekilde mevcut özel takımlar da yetkili servislik hizmeti verilen markanın araçlarına bakım yapabilmek amaçlı olarak yapılan işi gereği olarak kullanıldığı, verilen servis hizmeti süresince yararlanıldığı ve ... marka araçların arıza teşhisinde ve bakımında kullanımı gerektiğinden maddi kayıp oluşturacak nitelikte olmadığı mütalaa edilmiştir. b) Yetkili servis personeli eğitimi için yapılmış olan yatırım : Yetkili servis personelinin eğitimi yetkili servislik süresince yapılmış olan işin gereği olduğu, ancak ilgili servis personelin eğitim maliyetinin dava konusu fesih süresinin ardından maddi olarak nakde dönüştürülemeyeceği değerlendirilmiştir. c) Makine alım faaliyetleri (detayı bilinmemekte), egzoz havalandırma sistemi, yağlama sistemi, Jeneratör, Kombi, Egzoz Emisyon Cihazı; İlgili donanımları davacının işi gereği servis hizmeti vermek için ilgili donanımları servisine kurduğu, ilgili donanımlardan yararlandığı, iş bu rapor tarihi itibari ile 15 yaşında oldukları göz ine alındığında ekonomik olarak ömürlerinin dolduğu ve davaya konu fesih nedeni ile maddi zarar oluşturucu nitelikte görülmediği, d) Fiziki Dekorasyon; Davacının 2007 yılında davalı ile imzaladığı bayilik sözleşmesi göz önüne alındığında işi gereği sözleşme kapsamında bina dekorasyonunun ... standartlarına getirdiği, akabinde 2012 yılında davalının isteği üzerine tekrar dekorasyon yeniliğine gidildiğinin anlaşıldığı, davacının ilgili tesiste bayi hizmeti vererek ticari faaliyetlerine devam ettiği, bu hususla davacı şirketin bayinin kuruluşu ve işletmesi süreci esnasında tesis kurma adına yapılmış olan binanın, mimari yapı olarak özel bir amaca hizmet etmek üzere dekore edilmiş olsa da her zaman değeri ve üzerinde kiralanarak veya üzerinde değişiklik yapılarak, nakde dönüştürülebilir nitelikte olduğu dikkate alındığında davacının fesih nedeniyle yaptığı taşınmaz yatırımından teknik anlamda maddi zarara uğradığından bahsedilemeyeceği mütalaa edilmiştir." raporun devamında finansal yönden değerlendirme yapıldığı, davacı tarafın bazı defter ve kayıtları eksik sunması nedeniyle taraflar arasındaki dava konusu sözleşmenin feshi ile davacı tarafın elindeki yedek parçanın tamamını davalının feshinden önce iade edip etmediği, ne amaçla iade ettiği, işten el çekip çekmediğini, taraflarca sunulan belgelerden tespit edilemediği, davacı tarafın 01/01/2019 - 30/06/2019 tarihli mizanda sadece 30/06/2019 tarihi itibari ile 574.636,34TL yedek parça stoklarının kaldığının tespitinin yapılabildiği, raporun davamında taraflar arasındaki sözleşmenin davacıya tekel hakkı tanımadığı , sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı, davacıya münhasır vergi verilmediği, sözleşmenin 8.maddesinde açıkça davalının doğrudan satma yetkisinin düzenlendiğini, davaya konu fesihte sözleşmenin 61.1.maddesinin uygulanamayacağını, davaya konu olayda sözleşmenin 61.2.maddesinin esas alınması gerektiğini, 61.2/j bendinde bayinin herhangi bir nedenle ticari faaliyetlerini normal seyrine , sürekli olarak 10 iş gününden fazla ara vermesi şeklinde bir düzenlemenin yer aldığını, davalı tarafın feshinin bu maddeye dayandığını, 01/04/2019 tarihi itibari ile davacının araç ve yedek parça alımı yapmamasının ve bu durumun bayilik ilişkisini fiilen sona erdirmiş olduğundan bahsederek fesih sebebi gösterdiğini, 61.2.maddesinde fesih için mehil tanınmasının ön görülmediğini, açıkça derhal yürürlüğe girecek fesih şeklinde değerlendirme olduğunu, davalı tarafın davacı tarafı herhangi bir mehil tanımamış olmasının 61.2.maddesi uyarınca tek başına feshi haksız kılmayacağını, fesih nedenlerinin irdelenmesi gerektiğini, öncelikle davacının, davalının sözleşmeye aykırı olarak DBS limitlerini ileri sürdüğünü, kendisine araç ve yedek parça tedariki konusunda sorun yarattığını ve bu nedenle hizmet veremediğini iddia ettiğini ve bu iddiasına ilişkin olarak da sözleşmede DBS limit sorunlarının tedarik için bir engel olarak düzenlenmediğini, ancak sözleşmenin 64.2 maddesine göre sadece sözleşmenin feshi sonrasında tedariğin sınırlandırılabileceğinin belirtildiğini ileri sürdüğünü, ne var ki, taraflar arasındaki sözleşmenin “61.İhlal Nedeniyle Fesih” maddesinin 2.fıkrasında sayılan hallerde, davalı ...'ın sözleşme kapsamı ürünleri davacı bayiye tedarik veya teslim etmeyi durdurabileceği veya sınırlandırabileceği ya da sözleşmede yer alan yükümlülüklerinin ifasını askıya alabileceğinin düzenlendiğini, söz konusu fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde kısaca, davacı bayinin sözleşme kapsamı ürünlerin bedelini vadesi geldiğinde ödememesi , gerekli teminatı vermemesi ve mali yapısı ile banka kredi limitlerinin/teminatlarının belirlenen asgari şartları sağlayamaması hallerinin de sayıldığını, buna göre sözleşme uyarınca, davalının bu hallerde sözleşmeyi feshetmeksizin davacı bayiye ürün tedarik/teslimini durdurabilmesi veya sınırlayabilmesi mümkün olduğunu, bu konuda davacı tarafın 27.04.2022 tarihli dilekçesinin 6. sayfasında ayrıca, tedariğin durdurulabilmesi için sözleşmenin 61.1 fıkrası uyarınca ihtar çekilmesi ve 15 günlük süre verilmesi gerektiğini iddia etmişse de, bu halde uygulanması gereken sözleşmenin 61.1 fıkrası değil, yukarıda da izah edildiği üzere 61.2 fıkrası olduğunu, sözleşmenin 61.2 fıkrasında da, davalının ürün tedariğini durdurabilmesi için davacıya öncelikle ihtarname göndererek, bu ihtarnamede herhangi bir mehil tanınması zorunluluğunun öngörülmediğini, buna göre, davacının, davalının yalnızca sözleşme feshi halinde ürün tedariğini durdurma hakkını haiz olduğu veya evvelinde ihtarname göndererek mehil vermesi gerektiği yönündeki iddialarının yerinde olmadığını, ödemelerini zamanında gerçekleştiremediği anlaşılan davacıya karşı ürün göndermeyen davalının bu eyleminin sözleşme hükümlerine uygun olduğu kanaatine ulaşıldığını, yakın bölgede iki firmaya daha bayilik verilmesinin sözleşmeye aykırı olmadığını, sözleşmenin davacıya tekel hakkı tanımadığını, sözleşmenin 61.2/j bendine göre davacının yedek parçaların tamamını iade etmesinin işten el çekme anlamına gelmeyeceği gibi dava konusu olayda da olduğu gibi davacının elinde halen yedek parça bulunmasının da ticari faaliyetlere devam etmekte şeklinde yorumlanamayacağını, davacının sözleşme kapsamındaki ediminin davalıdan araç ve yedek parça satın almak, bunları kendi ad ve hesabına 3.kişilere satmak, 3.kişilere servis hizmeti sunmak olduğunu, finansal açıdan davacının bu hizmetlere 10 iş gününden fazla ara verip vermediğinin tespit edilmesi gerektiğini belirtmiş , bilirkişi heyeti raporun sonuç kısmında ;
"Otomotiv Açısından
15 yıl öncesine ait bayi ve servis kurulum donanım, ekipman vb. Harcamaların varsayımlar ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesinin otomotiv sektörü açısından teknik anlamda mümkün olmadığı, diğer yandan davacının belirtmiş olduğu yatırımlara dair, atölye mekanik ekipmanlarının farklı marka araçların tamir bakımlarında kullanılabileceği ve davaya konu fesih nedeniyle bir maddi zarar oluşturucu nitelikte görülmediği, özel diagnostik cihazların yapılan işin gereği olduğu ve araçlarına bakım yapabilmek amaçlı olarak yapılan işi gereği olarak kullanıldığı, verilen servis hizmeti süresince yararlanıldığı ve ... marka araçların arıza teşhisinde ve bakımında kullanımı gerektiğinden maddi kayıp oluşturacak nitelikte olmadığı, makine alımı faaliyetleri, egzoz havalandırma sistemi, yağlama sistemi, jeneratör, kombi, egzoz emisyon cihazlarının ekonomik doldurduğu, servis işinin bir gereği olarak satın alındığı ticari faaliyet boyunca kullanıldığı davaya konu fesih nedeni ile maddi zarar oluşturucu nitelikte görülmediği, yetkili servis personeli eğitiminin yetkili servislik süresince yapılmış olan işin gereği olduğu, ancak ilgili servis personelin eğitim maliyetinin dava konusu fesih süresinin ardından maddi olarak nakde dönüştürülemeyeceği, davacının bayi binasındaki fiziki dekorasyonu sözleşmenin ve bayi olmanın bir gereği yaptığı, davacının ilgili tesiste bayi/ servis hizmeti vererek ticari faaliyetlerine devam ettiği, bu hususla davacı şirketin bayinin kuruluşu ve işletmesi süreci esnasında tesis kurma adına yapılmış olan binanın, mimari yapı olarak özel bir amaca hizmet etmek üzere dekore edilmiş olsa da her zaman değeri ve üzerinde kiralanarak veya üzerinde değişiklik yapılarak, nakde dönüştürülebilir nitelikte olduğu dikkate alındığında davacının fesih nedeniyle yaptığı taşınmaz yatırımından teknik anlamda maddi zarara uğradığından bahsedilemeyeceğinin mütalaa edildiği ,
Finans Açısından
Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız üzere, taraflar arasındaki dava konusu sözleşmenin feshi ile davacı tarafın elindeki yedek parçanın tamamını davalının feshinden önce iade edip etmediği, ne amaçla iade ettiği, işten el çekip çekmediğinin tarafımıza sunulan belgelerden tespit edilemediği, davacı tarafından sunulan 01.01.2019 - 30.06.2019 tarihli mizanda sadece 30.06.2019 tarihi itibari ile 574.636,344 TL Yedek Parça Stoklarının kaldığının tespitinin yapılabildiği, Ayrıntılı inceleme yapılabilmesi için, 01.01.2019 — 30.06.2019 tarih aralığında 150 İlk Madde ve Malzeme Hesabı, 153 Ticari Mallar Hesabı, 600 Yurtiçi Satışlar Hesaplarının ( Alt Hesaplar ayrı ayrı olmak üzere ) Muavin Defterlerinin, ve Davacı 01.04.2019-30.06.2019 Tarihleri Arasında Mizan gerektiği, Takdiri ve Değerlendirmesi mahkemede olmak üzere görüş ve kanaatinde olduğumuzu,
Hukuki İnceleme ve Değerlendirme Açısından
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, kanunlarımızda özel olarak düzenlenmemiş, imsiz (atipik) bir sözleşme niteliğinde olduğu ve sözleşme kapsamında davalı tarafından davacıya tanınmış bir tekel hakkının söz konusu olmadığı, Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve davalı tarafın ihtarnamedeki iddiaları uyarınca, davalının bu fesih nedeninin yerinde olup olmadığının, dolayısıyla feshin haklı olup olmadığının belirlenebilmesi için; davacı bayinin 01.04.2019 tarihinden ihtarnamenin çekildiği 25.06.2019 tarihine kadar olan süre zarfında, davalıdan araç ve yedek parça satın almak, satın aldığı bu ürünleri üçüncü kişilere satmak ve üçüncü kişilere servis hizmeti sunmak şeklindeki faaliyetlerinin tümüne, sürekli olarak on (10) iş gününden fazla ara verip vermediğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği, Ancak bu konuda dosyaya sunulan belgeler yeterli olmadığı için, heyetimiz finans uzmanı tarafından davacı bayinin 01.04.2019-25.06.2019 tarihleri arasındaki ticari faaliyetleri konusunda bir tespit yapılamadığı; söz konusu tespit yapılamadığı için de davalı tarafın sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığının halihazırda belirlenemediği, bu konudaki belirlemenin ancak, heyetimiz finans uzmanı tarafından gösterilen eksik belgelerin tamamlanması halinde ve yeniden yapılacak finansal inceleme neticesine göre mümkün olduğu, Davalı taraf, kurumsal kimlik standartlarındaki değişiklik ve düzenlemelerin yapılması için gerekli yatırımların bedelini ödemeyi sözleşme ile açıkça üstlendiğinden; davacı bayinin söz konusu standartlara uyulması adına davalı tarafça talep edilmiş değişiklik ve düzenlemeler için yaptığı yatırımların bedelini talep edebileceği; davalı söz konusu masrafları ödemeyi sözleşmede açıkça kabul etmiş olduğundan, davalının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmamasının varılan bu sonuca bir etkisinin bulunmadığı, Bununla birlikte, davacı bayinin yoksun kalınan kar talebinde bulunabilmesi için, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedilmiş olması gerektiği, ancak dosya münderecatındaki eksiklikler dolayısıyla, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı konusunda bir belirlemenin henüz yapılamadığı; davacı bayinin yoksun kalınan kara ilişkin talebinin yerinde olup olmadığının, ancak bu belirleme sonrası değerlendirilebileceği, Taraflar arasındaki sözleşme, tek satıcılık sözleşmesi ya da tekel hakkı veren benzeri diğer bir sözleşme nitelde olmadığından, TK m. 122/5'in uygulanmasının ve bu çerçevede davacının denkleştirme isteminde (portföy tazminatı) bulunmasının mümkün olmadığı," şeklinde görüş bildirmişlerdir.
İkinci heyet raporunda bilirkişilerce ticari defter ve belge kapsamında bazı eksikliklerden bahsetmeleri üzerine taraf vekillerince bu eksiklikler kapsamında dosyaya gerekli evraklar sunulmuş ayrıca her iki taraf vekilince bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesi verilmesi üzerine aynı bilirkişi heyetinden ek rapor istenilmiş, bilirkişi heyeti 22/11/2023 tarihli ek raporlarında kök rapordaki görüşlerini aynen tekrar ettiklerini bildirmişlerdir.
Mahkememizce alınan ilk rapor ile ikince rapor arasında özellikle feshin haklı olup olmadığı konusunda çelişki olması nedeniyle , dosya önceki bilirkişiler dışında başka bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek çelişkinin giderilmesi istenilmiş , 13/03/2025 tarihli bilirkişi heyet raporu incelendiğinde, daha önceki bilirkişi raporları da irdelenerek ; taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, bu nedenle davacı tarafın portföy tazminatı isteyemeyeceği, mahkemenin aksi kanaatte olabileceği ihtimaline binaen portföy tazminat hesabının da yapıldığını,
12/05/2022 tarihli duruşma da alınan 1 nolu ara kararı gerince, davacı ve davalı vekillerince sunulan dilekçelerde masraflarının hangilerinin davacı tarafça ,hangilerinin davalı tarafça ödendiği (sözleşme maddeleri ile bağ kurularak) davacının yapmış olduğu masrafları davalıdan talep edip edemeyeceği, sözleşmeye göre bu masraf isteminin sözleşmenin haklı feshinde dahi davacı tarafça istenip istenemeyeceği, davalının bu masraf kalemlerinin davacıya ödeyip ödemediği, masrafların yapılma tarihi ile sözleşmenin fesih tarihi arasında geçen zamanın bu masrafların istemine etkisi ve derecesinin tespiti, ekonomik ömürlerini doldurup doldurmadığı, davacının bu yatırmlardan başka bir şeklide faydalanıp faydalanamayacağını, ekonomik değerlerinin olup olmadığı, yıpranma payları gibi hususların irdelenerek davacının bu kapsamda davalıdan talep edebileceği bir miktarın olup olmadığı, varsa miktarının tespitinin istendiğini, Davacı tarafın dava dilekçesinde; ... standartlarına uygun hale getirilmesi için 2007 yılında 2.000.000,00 TL. yatırım yapmak durumunda kaldıklarını, 2012 yılında yenileme masrafları yapıldığını ve 3.500.000 TL tuttuğunu, davalının sadece seramik ve satış danışman mobilyalarına %50 oranında destek olduğunu beyan ettiğini, davacının sunmuş olduğu muavin kayıtlarında 2007 yılı ofis yatırımı 100.000,00TL hariç toplam KDV dahil 5.457.231,00TL olduğunun, davacı tarafça sunulan belgelerden bunların ne kadarlık kısmının davalı tarafça karşılandığının tespit edilemediğini, 06.01.2022 tarihli ilk bilirkişi raporunda, davacının elindeki yedek parçaların iadesine ilişkin bir tespit yer almadığını, 01.02.2023 tarihli ikinci Heyetin bilirkişi raporunda ise raporun “Netice Ve Kanaat” başlıklı kısmında finans açısından yapılan incelemede 574.636,34 TL yedek parça stoklarının kaldığının tespitinin yapılabildiğini, aynı heyet tarafından yazılan 20.11.2023 tarihli ek raporda ise davacı elindeki yedek parçaların 210.638,21 TL'lik kısmının iade edildiğini ve 574.636,34 TL yedek parça stoklarının kaldığının tespit edildiğini, önceki raporlarda yapılan bu tespitin sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığını, yedek parçaların bir kısmının iadesinin davacının işten el çekip çekmediğini gösterip göstermediği hususunda fikir vermediğinin belirlendiğini, yedek parça stoğunun yaklaşık 1/3 ünün (%36) iade edilmesi olayların normal akışına uygun olmadığını, davacının yedek parça satıcısı olmadığını, yedek parçaların servis istasyonunda arabaların servise geldiklerinde kullanılmak zoruna olunan orijinal yedek parçalar olduğunu, stokta yedek parçaların bulunmamasının servis hizmetinin aksamasına veya yapılamamasına sebep olacağını, Servis, bir otomobil bayisinde en önemli unsuru olduğunu, davacının servis faaliyetini yavaşlattığını; otomobil satışında azalma olması sebebiyle servise gelen arabaların azalması gibi sebeplerle stok iadesinin yapıldığının anlaşıldığını bildirdikleri görülmüştür. Daha sonra bilirkişi heyeti feshin haklı olup olmadığı konusunda , daha önce alınan birinci ve ikinci bilirkişi raporunun ilgili kısımlarını raporlarına geçirerek yaptıkları değerlendirme neticesinde, ;
"İkinci heyetin sözleşmenin feshi hakkındaki görüşlerine katılmaktayız. Fikrimizce iki heyetin de tespit ettiği üzere, davalı tarafından yapılan sözleşme feshi 61.2. maddesine dayanılarak yapılmıştır, ihtarnamede yer alan ifadeler anılan maddeyi işaret etmektedir. 61.1 maddesi, sözleşmede haklı nedenle fesih için çerçeve, genel hüküm niteliğindedir ve 61.2 maddesindeki bentlerde sayılmayan hallerde sözleşmeyi 61.1 maddesi uyarınca feshetmek mümkündür. Ancak 61.2 maddesinde sayılan maddeler bakımından yapılan bir fesihte artık genel hüküm olan 61.1 maddesi uygulanmayacak ve özel hüküm olan bent uygulama alanı bulacaktır. 61.2 maddesinde aynen şu ifadeler yer almaktadır: “..., bu gibi olayların ortaya çıkması üzerine, Sözleşme Kapsamı Ürünleri Bayiye tedarik veya teslim etmeyi durdurabilir veya sınırlandırabilir ya da Sözleşmede yer alan yükümlülüklerin ifasını askıya alabilir ve/veya Sözleşmeyi derhal yürürlüğe girecek şekilde feshedebilir:” 61.2 maddesinde bentler halinde sayılan durumların bazılarında ihbar süreleri düzenlenmiştir örneğin a) bendindeki hal için 15 gün, b) bendindeki hal için 45 gün, c bendindeki hal için 60 günlük süreler öngörülmüştür. Sözleşmenin feshine dayanak olan j bendinde ise böyle bir süre öngörülmemiştir ve 61.2 maddesi uyarınca Sözleşmenin derhal yürürlüğe girecek şekilde feshedilmesi imkânı bulunmaktadır. Bu bakımdan davalının yaptığı fesih, sözleşmeye uygundur. 61.2.j bendinde yer alan “Bayinin herhangi biri nedenle ticari faaliyetlerinin normal seyrine sürekli olarak on (10) iş gününden fazla ara vermesi” fesih sebebi, en az 10 iş günün ticari faaliyetlere ara vermeyi ifade etmektedir ve bir üst sınır konulmamıştır. Fikrimizce ticari faaliyetlerin normal seyrine ara verme tarihi olarak iddia edilen tarihin üzerinden 3 ay geçmiş olması, yapılan feshin haksız olduğunu göstermez. Maddede minimum bir süre baremi konulmuştur. ve ticari faaliyetlerin normal seyri, feshi gerektiren ara verme eyleminin gerçekleşmesinden önceki durum olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla feshin yapıldığı tarih bakımından feshin haksız olduğunu söylemek mümkün olmayacaktır. Ancak feshin haklı mı haksız mı olduğunun değerlendirilmesinin yapılabilmesi için gerçekten davalının davacıya gönderdiği ihtarnamedeki durumun vuku bulup bulmadığının tespit edilmesi gerekir. Şayet davacı gerçekten de ihtarnamede bildirilen tarihten itibaren ticari faaliyetlerine ara vermişse, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca yürütmesi gereken ticari faaliyeti normal seyrinde yürütmüyorsa davalının feshi haklı olacak, aksi takdirde yapılan fesih haksız olacaktır. Davalının cevap dilekçesinin ekinde sunduğu Ek-l ve Ek- 2 belgelerinden davacı şirketin son araç alım tarihi 24.01.2019 olarak görünmekte, davalının bayileri arasındaki karşılaştırmaların olduğu tablodan ise davalı şirketin faaliyetlerini 2019 yılı içerisinde normal seyrinde sürdüremediği görülmektedir. Cevap dilekçesi Ek-2'de yer alan Excel tablosunda gösteren hesapların doğruluğu üzerinde bir itirazın bulunmadığı taraflar arasındaki 03.05.2019 tarihli her iki şirketin de imzasını ve kaşesini taşıyan hesap uygunluğu yazısından anlaşılmaktadır, yani davalı şirket davacı şirketin kayıtlarının gerçeğe aykırı olduğunu iddia etmemekte ve şirket kayıtlarındaki hesap bakiyesini kabul etmektedir. Davalı şirketin kayıtlarının gerçeğe uygun olduğu düşünüldüğünde, davacı şirketin faaliyetlerini aksattığı anlaşılmaktadır, 24.01.2019 tarihinden 24.06.2019 tarihine kadar hiçbir araç alımının yapılmamış olması, son yedek parça alımının 06.04.2019 tarihinde yapılmış olması bu hususa işaret etmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede ticari faaliyetlerinin normal seyrine 10 iş gününden fazla bir süreyle ara verilmesi derhal haklı fesih sebebi olarak sayılmıştır. İkinci heyetin bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere fesih ihbarnamesinin gönderdiği tarih ile davacının fiilen bayilik ilişkisinden kaynaklı faaliyetlerini sürdürmeyi sona erdirdiği iddia edilen 01.04.2019 tarihi arasındaki davacının ticari faaliyetlerini ne ölçüde sürdürdüğü, dosyadaki eksik belgelerden ötürü tespit edilemese de, davalı tarafın sunduğu deliller davacı bayinin ticari faaliyetlerinin normal seviyelerde seyretmediğini göstermektedir. Ayrıca dosyadaki deliller arasında yer alan “Ary Otomotiv 2019 Araç Satış Adetleri Ve Satış Tutarları” başlıklı belgeye göre, davacı bayinin yaptığı son araç satışı 20.03.2019 tarihindedir ve bu tarihten sonra araç satışı yapılmamıştır. Davacının sözleşme kapsamında araç ve yedek parça satışı yapma, servis hizmeti sağlama hizmeti verme yükümlülüğü bulunmaktadır, davacının ticari faaliyetleri bunlardır. Araç satışının 20.03.2019 tarihinde sona ermiş olması, son yedek parça alımının 06.04.2019 tarihinde yapılmış olması, 24.01.2024 tarihinden 24.06.2019 tarihine kadar hiçbir araç alımının yapılmamış olması davacının ticari faaliyetlerinin normal sebebine 10 iş gününden daha uzun bir süre ara verdiğini göstermektedir. Bu durumda davalı tarafından yapılan feshin haklı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 61.2.j maddesi uyarınca yapıldığı kanaatindeyiz. " şeklinde görüş bildirdikleri tespit edilmiştir.
Bilirkişi heyeti raporun devamında davacının masraf kalemlerini isteyip isteyemeyeceği irdelenmiş ve ;
"Taraflar arasındaki sözleşmenin 26.1 hükmünde kurumsal kimlik standartlarında değişiklik ve düzenlemelerin yapılması halinde bayinin yapacağı değişiklikler ve yatırımlar için gereken bedellerin davalı ... tarafından ödeneceği belirlenmiştir. Davacının talep ettiği masrafların ne kadarının kurumsal kimlik standartına uymak için yapıldığını tespit edilmemiştir. Davacı, dava dilekçesinde 2012 tarihinde yaptığı 3.500.000 TL tutarındaki yatırımın kurumsal konsept değişikliği için yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı, cevap dilekçesinde kurumsal kimlik standartlarına uyum amacı ile yapılan masrafların davacıya ödendiğini iddia etmiştir. Davacının 2012 yılında yaptığını beyan ettiği bu masrafları dava açıldıktan sonra 2019 da talep edilmesi inandırıcı ve olayların normal seyrine uygun değildir. Davalı firmanın standartlarına uyum amacı gütmeyen masrafların örneğin müşterilerin ilgisini çekmek için yapılan masrafların ya da deprem mevzuatına uyum sağlamak, binanın güvenliğini artırmak amacıyla yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılması gerekir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 66. maddesinde fesih sonrası malların iadesi hali düzenlenmiştir. Bu maddeye göre davacı bayi, davalının malı olan ve davalının davacıya verdiği işaretler, levhalar, ya da promosyon ve reklam materyalleri, 54. Maddede belirtilen bütün bilgi kitapçıklarını, dergileri ve diğer malzemeleri, davalının malı olan ve davalının sözleşmenin gerektiği şekilde ifa edilmesi amacıyla tedarik ettiği bütün özel ekipmanı derhal iadeyle yükümlüdür." şeklinde değerlendirilmiş ayrıca feshin haklı olması nedeniyle, davacı tarafından kar kaybı talebinde bulunulamayacağı belirterek raporun sonuç kısmında ;
"Taraflar arasındaki sözleşmenin davacıya tekel hakkı tanımadığı; Tekel hakkı bulunmayan davacının portföy/denkleştirme tazminatı talebinde bulunamayacağı servis hizmetindeki azalmayı Davacının yedek parça iadesinin davacının sözleşme uyarınca verdi, gösterdiği; performans azalması olarak görüleceği, Davalı tarafından yapılan feshin (24.06.2019), davacının son araç alımı (24.01.2019), araç satımı (20.03.2019) ve son yedek parça alımı (06.04.2019) verileri doğrultusunda haklı görüldüğü, Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca kurumsal kimlik standartlarındaki değişiklikler sebebiyle yapılan masrafların davalı tarafından karşılanacağı ancak 2012'de bu sebeple yapıldığı iddia edilen masrafların davalıdan 2019'a kadar istenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Davalının sözleşmeyi feshinin haklı olmasından bahisle davacının kar kaybı talebinde bulunamayacağı, Mahkeme portföy tazminatı talebinin yerinde olduğu kanaatindeyse, portföy tazminatının 430.872,12 TL olarak hesaplandığı, Mahkeme davacının kar kaybının talep edebileceği kanaatindeyse, davacının kar kaybının 430.872,12 TL olarak hesaplandığı" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.
Toplanan tüm deliller, alınan bilirkişi raporları ve özellikle 2 bilirkişi heyeti arasındaki çelişkiyi gideren 3.bilirkişi heyeti raporu birlikte değerlendirildiğinde ;
Öncelikle feshin haklı olup olmadığı irdelendiğinde, davalı taraf fesih ihtarnamesinde davacının 01/04/2019 tarihinden itibaren bayilik ilişkisinden kaynaklanan faaliyeti fiilen davacı tarafın sona erdirdiğini iddia ederek sözleşmeyi 25/06/2019 tarihinde fesih etmiştir. Sözleşmenin ihlal nedeniyle fesih başlıklı 61.1.fıkrasında 15 gün önel verilmesi sureti ile fesihten bahsedilmiş ise de , 61.2.fıkrasında aşağıdaki belirtilen hallerde sözleşmenin derhal yürürlüğe girecek şekilde feshi düzenlenmiş olup, 61.2.maddesinde önelli fesih değil, derhal fesih halleri düzenlenmiş ve derhal fesih halleri bent bent , a ila o bentleri arasında tek tek sıralanmıştır. 61.2/j bendinde "bayinin herhangi bir nedenle ticari faaliyetlerinin normal seyrini sürekli olarak 10 iş gününden fazla ara vermesi" sayılmış olup, bu durumda bayinin davacıya süre vermesi gerekmemekti, sözleşme maddesine göre derhal sözleşmeyi fesih edebilmektedir. En son alınan bilirkişi heyet raporunda da belirtildiği üzere davacı taraf, en son araç alımını 24/01/2019 tarihinde yapmış, en son araç satışını 20/03/2019 tarihinde yapmış, son yedek parça alımını ise 06/04/2019 tarihinde yapmıştır, buna göre bu tarihlerden fesih tarihi olan 24/06/2019 tarihine kadar davacının araç alımı ve araç satışı ayrıca yedek parça alımı bulunmamaktadır. Buna göre sözleşmenin 61.2/j bendine göre davacı taraf ticari faaliyetlerine sürekli olarak 10 iş gününden fazla ara vermiştir. Dolayısı ile davalı tarafından yapılan fesih haklıdır.
Davalının feshinin haklı olması ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık olmayıp davacıya münhasır yetki vermediğinden davacının TTK 122.maddesine göre denkleştirme/portföy tazminatı talep etme hakkı bulunmamaktadır. Yine yukarıda da belirtildiği üzere davalının feshinin haklı olması nedeniyle davacının kar kaybı tazminatı talep etmesi mümkün değildir. Sözleşmenin feshi haklı olduğundan ayrıca feshin sonuçlarının ancak maddi tazminat olarak talep edilebileceği, feshin hem haklı olması hemde davacının ticari itibarına bir zarar vermeyeceği anlaşılmakla manevi tazminat isteminin de reddi gerekmektedir. En son bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, davacı taraf konsept hazırlığı için yapmış olduğu masrafların davalıdan tahsilini istemiş ise de taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2007 yılında başladığı ve fesih tarihi olan 2019 yılına kadar 12 yıl devam ettiği , davacı tarafın yapmış olduğu konsept masraflarının bir kısmının davalı tarafça ödendiği, davacının 2012 yılında yaptığını beyan ettiği bu masrafların 2019 yılında talep etmesinin olayın normal seyrine uygun olmadığı, davalı firmanın standartlarına uyum amacı gütmeyen masrafları örneğin müşterilerin ilgisini çekmek için yapılan masrafların yada deprem mevzuatına uyum sağlamak yada binanın deprem güvenliğini artırmak üzere yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılması gerektiği, ayrıca ikinci bilirkişi heyet raporunda da belirtildiği üzere,bazı kalemlerin direkt olarak davalıdan temin edildiği, araçların tamir ve bakımları için gereken ekipmanların farklı marka araçların tamir ve bakımlarında da kullanılabileceği bu nedenle fesih nedeniyle maddi zarar oluşturmayacağı, yetkili servis personeli eğitimi için yapılan masrafların işin gereği olduğunu, bunun davalıdan talep edilemeyeceği, makine alım faaliyetleri , egzoz havalandırma sistemi, yağlama sistemi, jenaratör, kombi, egzoz emisyon cihazlarının rapor tarihi itibari ile 15 yaşında olduklarını, ekonomik ömürlerini tamamladıklarını bu nedenle zarar olarak karşı taraftan talep edilemeyeceğini, 2007 yılında imzalanan sözleşme nedeniyle yapılan dekorasyonun 2012 yılında yenilendiğini, 2012 yılından 2019 yılına kadar davacının faaliyette bulunduğu anlaşılmakla davacının bu kapsamda davalıdan talepte bulunamayacağı anlaşılmakla davacının davasının aşağıdaki gibi reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Davacının maddi tazminat taleplerinin reddine,
2-Davacının manevi tazminat talebinin reddine,
3-Manevi tazminat talebinin red edilmesi nedeniyle, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.'nin 10/3 maddesi gereğince 30.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Maddi tazminat talebinin red edilmesi nedeniyle, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.'nin 13/4 maddesi gereğince 30.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafça yapılan 50,00TL tebligat ve tezkere giderinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
7-Gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde yazı işleri müdürlüğünce resen ilgilisine iadesine,
8-Zorunlu arabuluculuk kapsamında Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
9-Bu dava sebebiyle 615,40TL karar ve ilam harcı alınması gerektiğinden başta alınan 51.744,83TL'den mahsubu ile fazla alınan 51.129,43TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde ilgilisine iadesine,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.12/06/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır