T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/126 Esas
KARAR NO :2025/638
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:23/02/2021
KARAR TARİHİ:01/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekli şirket ile davalı arasındaki ticaretin davalının 21/11/2017 tarihinde müvekkili şirketten 3 adet ürün sipariş etmesi ile başladığını, deneme mahiyetinde verilen bu siparişe konu ürünlerin davalıya zamanında teslim edildiğini, davalının ödemesini gerçekleştirmesi akabinde karşılıklı memnuniyet sağlandığından 12/03/2018 tarihinde davalının 19 adet ürün daha sipariş ettiğini, davalının önümüzdeki 10 yıl boyunca ürün temininin müvekkili şirketten sağlayacağını taahhütte bulunarak indirim ve esnek bir ödeme planı talep ettiğini, bu talebin müvekkili şirketi tarafından kabul edilerek 2018 yılı Nisan ayında karşılıklı bir mutabakat imzalandığını, yapılan anlaşmaya göre ilk dört taksit ödemesinin müvekkili şirket hesabına gerçekleştiğini, fakat davalı tarafından ne alım taahhüdüne ilişkin edimlerin yerine getirildiğini ne de son taksit ödemesinin yapıldığını, haricen olarak ... isimli şahsın 2019 Aralı ayında kendi şirketini kurduğunu ve bu firma üzerinden davalıdan sipariş almaya başlandığının haricen öğrenildiğini, taraflar arasındaki edimlerin açıkça ihlal edildiğini, davalının son taksit kapsamında ödemesi gereken 16.000,00 euro bedelin ödenmesi için fatura düzenleneceğinin davalıya bildirildiğini, davalının bunu kabul ettiğini, ancak e faturanın sistem üzerinden son gün davalı tarafından reddedildiğini, müvekkili şirketin .... Noterliğinin 24/08/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ödeme talebinde bulunduğunu, davalının ise .... Noterliğinin 10/09/2020 tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile bu borcu inkar ettiğini, bu yüzden .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile icra takibine geçtiklerini, davalının icra takibine itiraz ettiğini, bu yüzden takibin durduğunu, arabuluculuğa başvurulduğunu anlaşmaya varılamadığını belirterek icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne kayıtlı olduğunu, gerek icra müdürlüğünün gerekse mahkememizin huzurdaki dava da görevli olmadığını, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında herhangi bir yazılı sözleşme, mutabakat veya taahhütnamenin bulunmadığını, müvekkili şirketin imza yetkililerinin sadece ...olduğunu, müvekkili şirketin muhasebe defter kayıtları ile davacı arasındaki ilgili ürünlerin satışına ilişkin kayıtlar incelendiğinde e faturaya konu edilebilecek bir borcun bulunmadığının, bu yüzden itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini, davacının %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, davacının icra inkar talebinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
Mahkememiz dosyasının 08/12/2021 tarihli celsesinin 4 numaralı ara kararı uyarınca talimat yoluyla bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup, 04/03/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" 1- İş bu davaya konu edilen ve tarafıma bu hususta yapılan görevlendirmeye dair, 13/01/2020 tarih ve ... Numaralı 16.000 EUR miktarlı Faturanın davalı Şirket ... VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ Ticari Defter Kayıtlarında yer almadığı tespit edilmiş olup, davalı tarafça konuya dair incelemeye sunulan 2017-2021 Yıllarına ait ticari defter ve ilgili belgeler Rapora dayanak yapılmış, ve yukarıda yapılan inceleme tespitlere ilişkin bu yöndeki Hukuki Değerlendirmelerin takdiri Sayın Mahkemenize bırakılmıştır.
2- Yine Sayın Mahkemenizde Taraflar arasında davaya konu edilen bu Uyuşmazlığa ilişkin davacı tarafın İddiaları, davalı tarafın ise davaya cevap ve savunmalarının takdiri Mahkemenize aittir." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
Mahkememiz dosyasının 14/10/2022 tarihli celsesinde dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı vekilinin 18/10/2022 tarihli dosyanın yeniden işleme konulmasını talep ettiği, 19/10/2022 tarihli yenileme tensip zaptı ile yargılamanın kaldığı yerden devamına karar verildiği görüldü.
Mahkememiz dosyasının 31/03/2023 tarihli ara kararı ile talimat yoluyla yeni bir bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş olup, 13/10/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Davalı şirketin resmi defter ve belgeleri incelendiğinde davacı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığı 2018 - 2019 yıllarında ticari ilişkilerinin olduğu davalı şirketin davacıya ödemelerini yaptığı görülmektedir. Davacı şirket tarafından e fatura olarak düzenlenen 13/01/2020 tarih ... nolu 16.000,00 Euro bedelli fatura davalı şirketin kayıtlarında bulunmadığından dolayı bu faturadan doğmuş bir borç da resmi defter kayıtlarında mevcut değildir. " şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
Mahkememiz dosyasının 29/11/2023 tarihli celsesinin 2 numaralı ara kararı uyarınca bilirkişi raporu alınmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 26/03/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Sayın Mahkeme tarafından verilen görevlendirme çerçevesinde dava dosyası , davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan görevlendirme ile sınırlı incelemeler sonucunda;
* Davacı tarafa ait 2017 , 2018 , 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerin tasdik işlemlerinin yasal sürelerinde yapılmış olduğu ,
* Davacı taraf kayıtlarına göre takip tarihi olan 12.10.2020 itibariyle taraflar arasında alacak-borç bakiyesi bulunmadığı,
* İcra-inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatı konusunda takdirin Sayın Mahkeme'nin olduğu,..." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
Mahkememiz dosyasının 24/04/2024 tarihli celsesinin 1 numaralı ara kararı uyarınca ek rapor alınmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 03/11/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;" Sayın Mahkeme tarafından verilen görevlendirme çerçevesinde yapılan sınırlı incelemeler sonucunda;
* Kök raporumda uzmanlık alanımla sınırlı yapılan incelemeler ve tespitlere ait görüşlerimi huzurdaki ek raporda koruduğum ve değişiklik yapılmasının gerekmediği,..." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
Mahkememiz dosyasının 18/12/2024 tarihli celsesinin 1 numaralı ara kararı uyarınca heyete yeni bir bilirkişi eklenmek suretiyle rapor alınmak üzere bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 28/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" - Dosyaya davacı tarafından sunulan 10 yıllık alım taahhüdü ve 01.08.2019 tarihli iyi niyet sözleşmesinin davalı şirketçe bağlayıcılığının bulunmadığı,
* Bir sonraki teslimatta 16.000 Euro bakiye bedelin fiyatlandırılacağına dair bütçe teklifinin davalı şirketçe kabul edilerek 19 adet ürün satışının gerçekleştirildiğini gösteren dosya içeriğinde bilgi ve belge bulunmadığı, davalı şirket çalışanlarınca gönderilen maillerde bu hususun kabulüne yönelik bir beyana rastlanılmadığı, kaldı ki, davalı şirketçe teyit edilmedikçe böyle bir beyanın davalı şirketi bağlamayacağı,
* Mahkemeniz aksi kanaatte ise, bir sonraki teslimde bakiye 16.000 Euronun ödeneceğinin kararlaştırılmasının geciktirici şart niteliğinde olduğu, davalı şirketin artık alımlarını dava dışı ...'dan yapmakta olduğunun ve bu nedenle bir daha davacıdan alım yapılmasının mümkün olmadığının ispatı halinde 16.000 Euroluk borcun doğmuş ve muaccel hale gelmiş olabileceği..." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE:
Dava; satım bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup, uyuşmazlık; taraflar arasında satım sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, davalıya satış yapılıp yapılmadığı ve ürünlerin teslim edilip edilmediği noktasındadır.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrolde davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu anlaşılmakla yargılama yapılmıştır.
Davalı tarafça öncelikle icra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş olması sebebiyle mahkememizce bu husus öncelikli olarak incelenmiş olup; İcra takiplerinde yetki hususu, 2004 sayılı İİK’nın 50. maddesi yollaması ile usul Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır.
İİK’nın 50. maddesi; "(Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.
Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.
İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur." düzenlemesini içermektedir.
HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir.
HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili icra dairesi, davalı gerçek veya tüzel kişinin takibin yapıldığı tarihteki yerleşim yeri icra dairesidir. Aynı Kanunun 10.maddesine göre ise sözleşmeden doğan takiplerde, sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Takip davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesinde tacirler ve kamu tüzel kişilerinin aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilecekleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde görülebileceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde ve tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları halinde geçerli olarak yapılabilir.
6098 sayılı TBK'nın 89. maddesine göre, borcun ifa yeri konusunda aksine bir anlaşma yoksa, para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde; parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde; bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir.
Somut olayda taraflar arasında akdedilmiş olan ticari ilişki kapsamında TBK m.89 hükmü uyarınca davacının yerleşim yeri icra daireleri ve mahkemeleri yetkili olduğundan ve bu kapsamda başlatılan icra dairesinin yetkili olduğu kanaatine varılmakla davalının icra dairesinin yetkisinin yerinde olmadığı anlaşılmış ve yargılamaya devam olunmuştur.
Mahkememizce tarafların gösterdiği deliller toplanmış, vergi dairesinde ba-bs formları getirtilmiş, akabinde tarafların defterlerinin farklı yargı çevrelerinde olduğu görülmekle ... Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılarak davalının 2017-2021 yıllarına ait ticari defter ve belgeleri incelenmek suretiyle takibe dayanak 13/01/2021 tarihli ve 16.000-EUR bedelli faturadan dolayı takip ve dava tarihi itibariyle davacının alacağının bulunup bulunmadığının tespiti noktasında mali müşavir bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiştir.
Talimat mahkemesi aracılığı ile inceleme yapılması sonucu hazırlanan bilirkişi raporu ile; " Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ” bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.” Denmektedir.
Davacı şirket tarafından e fatura olarak düzenlenen 13.01.2020 Tarih ... nolu16.000,00 Euro bedelli faturayı sistem üzerinden davalı şirkete gönderdiği, ancak davalı şirketin de17.01.2020 tarihinde sistem üzerinden red ederek faturayı kabul etmediği “ e faturanız konusu ve dayanağı olabilecek herhangi bir borcu bulunmadığı gerekçesi ile “ davacıya süresinde bildirdiği görülmektedir. Her iki tarafın bağlı oldukları vergi dairelerine vermiş oldukları BA/BS formları incelendiğinde ; Davacı şirketin 2018 yılında mal satışını gösteren (BS Formunda) 451.891,00 TL lik miktar davalı şirketin mal alış olarak beyan ettiği(BA formunda) 451.891,00 TL olarak görüldüğü, Yine Davacı şirketin 2019 yılında mal satışını gösteren (BS Formunda) 116.574,00 TL lik miktar davalı şirketin mal alış olarak beyan ettiği(BA formunda) 116.574,00 TL olarak görüldüğü, dolayısıyla karşılıklı beyannamelerin teyit ettiği örülmektedir. Ancak dava konusu olan fatura ı her iki tarafta iş oldukları BA/BS formalarında beyan etmediği görülmektedir.
Davalı şirketin resmi defter ve belgeleri incelendiğinde davacı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığı 2018-2019 yıllarında ticari ilişkilerinin olduğu davalı şirketin davacıya ödemelerini yaptığı görülmektedir. Davacı şirket tarafından e fatura olarak düzenlenen 13.01.2020 Tarih ... nolu 16.000,00 Euro bedelli fatura davalı şirketin kayıtlarında bulunmadığından dolayı bu faturadan doğmuş bir borç da resmi defter kayıtlarında mevcut değildir.
Dolayısıyla; Dava konusu faturadan dolayı davalı ... ve Ticaret A.Ş. İle dava öncesi süreçte davacı ... İnşaat Ltd. Şti. arasında yapılan görüşmelerin, yazışmaların, hukuki olarak değerlendirilmesi mahkemenize ait olmak üzere raporumu sunuyorum." şeklinde değerlendirme yapıldığı görülmüştür.
Davalının defterlerinin incelenmesine müteakip mahkememizce davacıya defter ve belgelerini sunmak üzere süre ve imkan tanınmış akabinde dosyanın 1 mali müşavir bilirkişisine tevdine; bilirkişiden takdiri mahkemeye ait olmak üzere davacının ticari defterleri ile talimat mahkemesi yolu ile aldırılan davalının ticari defterlerinin incelenmesine ilişkin bilirkişi raporu da incelenerek ve dosya arasına celp edilmiş olan ütm belgeler bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle, davacının huzurdaki davaya konu icra takip dosyasında davalıdan alacaklı olup olmadığı hususunda rapor tanzim edilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Bilirkişi tarafından hazırlanan 27/03/2024 tarihli rapor ile; " Sayın Mahkeme tarafından verilen görevlendirme çerçevesinde dava dosyası , davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan görevlendirme ile sınırlı incelemeler sonucunda;
1-Davacı tarafa ait 2017 , 2018 , 2019 ve 2020 yılıları ticari defterlerin tasdik işlemleri yasal sürelerinde yapılmış olup defterlerin sahibi lehine delil kabiliyeti bulunmaktadır.
2- Davacı taraf kayıtlarına göre davalı tarafa ait işlemlerin defter kayıtlarına işlenmesi sonucunda 2017 Yılı’ndan 2018 Yılı’na hesap davalının 4.350,00 Euro alacaklı olarak devir olmuş , 31.12.2018 itibariyle taraflar arasında alacak-borç bakiyesi kalmamıştır. 2019 Yılı’nda davacının işyerini İstanbul’a nakletmesi ile Kocaeli’nde tutulan muhasebe işlemleri İstanbul’da tutulmaya başlanmış ve burada TL alış veriş(120.01.G01) ile döviz alış veriş(120.02.G01) ayrı hesaplarda tutulmuştur. Böylece iki ayrı hesap ekstresi ortaya çıkmıştır.Buna göre TL hesabı 2019’dan 2020’ye 32.077,33 TL borç bakiyesi devretmiştir. Döviz hesabı ise 31.12.2019 tarihi itibariyle 0(SIFIR) bakiye devretmiştir.
Davacı taraf kayıtlarına göre taraflar arasında 2020 Yılı’nda döviz bazlı ticari işlem olmamıştır.
TL bazlı işlemler sonucunda da 31.12.2020 tarihi itibariyle bakiye sıfırlanmıştır.
Sonuç olarak davacı taraf kayıtlarına göre 31.12.2020 tarihi itibariyle taraflar arasındaki alacak-borç bakiyesi 0(SIFIR)’dır.
3-Dava konusu olup davacı tarafından davalı adına düzenlenen 16.000,00 EURO tutarındaki fatura davalı tarafından iade edilmiş olup davacı taraf kayıtlarına alınmamıştır.Dava konusu fatura muhasebe işlemlerinde görülmediği için uzmanlık alanım dışında kaldığından bu konuda değerlendirme yapılmamıştır. " şeklinde değerlendirmede bulunulduğu görülmüştür.
İlgili bilirkişiden itirazların değerlendirmesi noktasında alınan raporda da farklı bir tespite ulaşılamamıştır.
Bilirkişilerden alınan raporlar akabinde davacı vekili tarafından aşamalardaki beyanlarda heyete hukukçu bilirkişi de eklenmesi ve sözleşmelerin yorumlanarak değerlendirme yapılması talep edilmiş mahkememizce bu hususta bilirkişi incelemesi tesis edilmiştir.
Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 28/04/2025 tarihli raporda " - Dosyaya davacı tarafından sunulan 10 yıllık alım taahhüdü ve 01.08.2019 tarihli iyi niyet sözleşmesinin davalı şirketçe bağlayıcılığının bulunmadığı,
- Bir sonraki teslimatta 16.000 Euro bakiye bedelin fiyatlandırılacağına dair bütçe teklifinin davalı şirketçe kabul edilerek 19 adet ürün satışının gerçekleştirildiğini gösteren dosya içeriğinde bilgi ve belge bulunmadığı, davalı şirket çalışanlarınca gönderilen maillerde bu hususun kabulüne yönelik bir beyana rastlanılmadığı, kaldı ki, davalı şirketçe teyit edilmedikçe böyle bir beyanın davalı şirketi bağlamayacağı,
- Mahkemeniz aksi kanaatte ise, bir sonraki teslimde bakiye 16.000 Euronun ödeneceğinin kararlaştırılmasının geciktirici şart niteliğinde olduğu, davalı şirketin artık alımlarını dava dışı ...’dan yapmakta olduğunun ve bu nedenle bir daha davacıdan alım yapılmasının mümkün olmadığının ispatı halinde 16.000 Euroluk borcun doğmuş ve muaccel hale gelmiş olabileceği sonuç ve kanaatine varılmış olup" şeklinde değerlendirme yapıldığı görülmüştür.
Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede; davacının dava dilekçesinde; Davalının 10 yıllık alım taahhüdü ve buna bağlı indirim talebi neticesinde davalıya indirimli fiyattan ürün satıldığı ve esnek bir ödeme planı oluşturulduğunu ve kalan 16.000 Euro’luk tutarın da 10 yıllık taahhüt kapsamında bir sonraki siparişle birlikte ödenmek üzere ertelendiğini, ancak davalının alım taahhüdüne ilişkin edimlerini yerine getirmediğini ve bir sonraki siparişte ödenmesi kararlaştırılan takibe konu tutarı da ödemediğini, davalıdan gelen talepler doğrultusunda davacı tarafından teşvik kapsamında ve KDV muafiyetli olarak düzenlenen faturanın davalıya iletildiğini ancak bu faturanın iade edildiğini beyan etmiş ve alacağın tahsiline ilişkin yapılan takibe yapılan itirazın iptalini istemiştir.
Davalı taraf ise davaya cevap dilekçesinde; davalı şirket ile davacı şirket arasında dava dilekçesinde iddia edildiği şekilde herhangi bir yazılı sözleşme, mutabakat ve/veya taahhütname bulunmadığını, davacı tarafından davalıya davacının 09.11.2018 tarih, 016051 nolu ve 59.999,91 EUR bedelli faturasıyla 19 adet Sonic Kurum Üfleyici (...) satılarak teslim edildiğini, bu fatura bedelinin de ödendiğini, davalının takibe konu ettiği faturanın dayanağının bulunmadığını beyan etmiş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Dosya kapsamında yer alan belgelerin incelenmesinden; davacı tarafından dosyaya sureti sunulan " Kazan Projesi için Kurulum Üfleyici Anlaşması" başlıklı sözleşmenin son sayfasında davalı şirket kaşesinin , altında da ... isminin ve imzasının bulunduğunun görüldüğü, içeriğine bakıldığına teknik hususların düzenlendiğinin görüldüğü , yine davacı tarafça dosyaya sunulan "bütçe teklifi" başlıklı belgenin içeriğinde " 4 ADET ... akışkanlaştırma sistemi kazan üzerine ... tarafından ücretsiz olarak verilecektir.
SİSTEM FİYATI olan 76.000 Euro, bu projede 60.000 Euro tutarında alınacak olup, Kalan 16.000 Euro tutar SİPARİŞ için yapılacak diğer kazan fiyatlandırmasına dahil edilecektir.
15.04.2018 Peşinat %30
15.06.2018 Yurt dışı sevk öncesi %30
01.07.2018 Güres Ürün tesliminde %30
Kalan %10 Montaj ve Kabul sonrası olacak şekilde ödeme planlanmıştır."şeklinde yazılı olduğu görülmüş ancak ilgili belgede herhangi bir imza ve kaşenin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf davalının alım taahhüdünde bulunduğunu, bu nedenle davalıya indirim yapıldığını ve ödeme kolaylığı sağlandığını ancak davalının alım taahhüde uymadığından diğer kazan fiyatlandırmasında ödenmesi kararlaştırıldığı iddia edilen bedelin ödenmesi gerektiğini belirtmektedir. Davalı ise davalı şirketi temsile yetkili kişiler tarafından herhangi bir mutabakatta bulunulmadığını savunmaktadır.
6102 Sayılı TTK'nun 372. maddesine göre, şirket kaşesiyle birlikte atılan imzanın şirketi sorumlu kılabilmesi için, imzanın şirketi borç altına sokmaya yetkili kişiler tarafından atılması zorunludur. Dosya içerisinde yer alan sözleşme başlıklı ve sadece davalı şirket kaşesi ile üzerinde ... adlı şahsın imzasının bulunduğu, belgeden görüldüğü üzere, davalı şirket kaşesi üzerinde imzası bulunan şahsın, davalı şirketin imza yetkilisi olmadığından alım taahhüdünün davalıyı bağladığı söylemek mümkün değildir. Öte yandan bir an için sözleşmenin bağlayıcı olduğu kabul edilse dahi dosya içeriğindeki sözleşmede, bakiye 16.000 Euronun bir sonraki teslimatta ödeneceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Davacı tarafından dosyaya sunulan indirimli bütçe teklifinde yer alan kalan 16.000 Euronun sonraki teslimatta fiyatlandırılmasına dahil edileceği yazılmış ise de bu metnin altında herhangi bir kaşe ya da imza da bulunmamaktadır. Öte yandan taraflar arasında bir sonraki teslimat safhasına geçilmediğinden , bu teslimata eklenmesi kararlaştırılan 16.000 Euro luk bedele ilişkin alacağın doğduğunun da ispatlanamadığı, davalının bir sonraki alımı yapmaması ya da sözleşmenin belirli bir süre ve miktarda ürün alım koşuluna bağlanıp, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde davalıya yaptırım uygulanacağının taraflar arasında kararlaştırıldığına ilişkin de bir delil bulunmadığı, davalının ; davacının iddiasına konu alacak için düzenlenen faturayı süresi içinde iade ettiğinin de sabit olduğu bu hali ile dosya kapsamındaki tüm delillerden davacının iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmış açıklanan nedenlerle ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş, davalı her ne kadar kötüniyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de; kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız olması yeterli olmayıp kötüniyetli takip başlatılmasının da gerekli olduğu, dosya kapsamında bu yönde bir delil bulunmadığı anlaşıldığından bu istemin de reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2- Davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
3- Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın, peşin alınan 1.615,18 TL harçtan mahsubu ile artan 999,78 TL harcın davacıya iadesine,
4- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
5- Davalı tarafça yapılan 100,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6- Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7- Davacı tarafça yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde kendilerine iadesine,
8- Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına.
Dair, hazır bulunanların (e duruşma ile) yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/10/2025
Katip ...
E
Hakim ...
E