T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/179 Esas
KARAR NO: 2024/482
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 04/02/2020
KARAR TARİHİ: 09/07/2024
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından sunulmuş olan dava dilekçesinde özetle; Davalı ...’ın 12/07/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası neticesinde plaka numarası tespit edilmeyen aracın neden olduğu söz konusu kaza nedeniyle geçi ve kalıcı maluliyete maruz kaldığını, davacı ile davalı arasında alacağın temliki sözleşmesi akdedildiğini, davalın tarafın söz konusu kaza nedeniyle doğmuş ya da doğacak olan tazminatının %25’ini davacıya temlik etmiş bulunduğunu, davalının ... Hesabı A.Ş. nezdinde ... tarihli kaza nedeniyle açılmış bulunan ... numaralı dosya kapsamında davalının sigorta şirketinden tazminatını henüz tahsil etmediğini, ve kurum aleyhine ikame edilen herhangi bir davanın bulunmadığının davacı tarafından ... Hesabına yapılan başvuru neticesinde öğrenildiğini, davalı tarafın alacağın temliki sözleşmesine riayet etmeyerek kendilerine yüklenen edimi ifa etmediklerini, tüm bu nedenlerle; fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ile davalı arasında akdedilen alacağın temliki sözleşmesine istinaden davalının diğer davalı ... Hesabı A.Ş.’den tahsil ettiği ya da edeceği tazminatın %25 ‘inin bilirkişi raporu ile belirlenerek işbu alacağının şimdilik 100,00 TL’sinin ıslah hakkı saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesini, her türlü yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini mahkememizden arz ve talep etmiştir.
Davalı ... Hesabı vekili tarafından sunulmuş olan cevap dilekçesinde özetle; Davanın görevli mahkemede açılmadığını, zarar gören 3. kişiler tarafından açılan davalarda görevli mahkemenin belirlenmesinde davanın açılmış olduğu tarihin önemli olmadığını, dava şartının yerine getirilmediğini, dava ya da tahkim yoluna başvurulabilmesi için sigorta kuruluş tarafından başvurunun 15 gün içerisinde cevaplanmaması veya verilen cevabın talebi karşılanmadığına ilişkin olması şartı arandığını, dava yoluna başvurulmadan önce kuruma başvuru yapıldığın, ... hesabı tarafından cevap verildiğini, söz konusu kazanın meydana geldiği tarihte plakası tespit edilmeyen bir aracın sebep olduğu hususunda herhangi bir belge ve bilgi bulunamadığı gerekçesiyle başvurunun reddedildiğini, poliçelerden dolayı sorumluluklarının davacının kusuru oranında olmak üzere, yaralanma ve sürekli sakatlık halinde olay tarihi itibarıyla kişi başı azami 390.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, talebi kabul etmemekle birlikte başvuran için maluliyet tazminatının hesaplaması yapılmasına karar verilmesi halinde 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme üzerinden hesap yapılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle; usul itirazlarının kabulü ile davanın reddine karar verilmesini, poliçe tazminatına girmeyen kazanç kaybı, tedavi gideri, bakım, yol masrafı ve diğer dolaylı zararların tümden reddini, davalı kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesini, davanın reddedilen kısmı açısından yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmilini mahkememizden arz ve talep etmiştir.
Diğer davalı ...'a usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmış olup davalı tarafından süresi içerisinde dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakla HMK M.128 hükmü uyarınca davalının dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaları inkar etmiş sayılmasına karar verilerek yargılama yapılmıştı.
Davalı ... vekili tarafından süresinden sonra sunulan davaya ilişkin 29.03.2024 tarihli beyan dilekçesinde özetle; Müvekkiline 12.07.2019 tarihli kaza sebebiyle bir takım avukatlar ulaşmış ve yaralanmasına ilişkin tazminat haklarına ilişkin görüşülmüş avukatlık sözleşmesi adı altında davaya konu olan "alacağın temliki" sözleşmesi imzalatıldığını, müvekkili tarafından bu sözleşmenin alacağın temliki sözleşmesi olduğu bilinmediğini ve müvekkilince temlik kelimesinin anlamı dahi bilinmediğini, davacı ile müvekkilinin hiçbir ticari veya ticari olmadığını, dolayısıyla müvekkilinin davacıya bir alacağını temlik etmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir temlik hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, mahiyeti itibariyle alacağın temliki iki taraflı bir hukuki işlem olduğunu, devreden ile devir alanın iradelerinin uyuşması ile hüküm doğuracağını, (Yargıtay 3. HD 23.12.2020 2020/4307 E. 2020/8233K) bu kapsamda taraflar arasındaki temlik sözleşmesinde karşılıklı iradeler uyuşmadığından ortada geçerli bir sözleşme bulunmadığını, tüm yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla huzurdaki davada, müvekkilinin davalı sıfatı da bulunmadığını, söz konusu temlik sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilse dahi müvekkili bir alacağını davacıya temlik etmiş, hak ettiği tazminatın %25'ini davacı yanın almasına muvafakat etmiş ve davacı yanın bu alacakları almasını önleyici, engelleyici hiç bir iş ve işlem yapmadığını, öncelikle temlik sözleşmesinin geçerli olmadığı değerlendirilerek tümden reddini, bu talebin yerinde görülmemesi halinde müvekkilinin davalı sıfatı olmayacağından, müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce yapılan kontrolde işbu davanın Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben sunulan dava dilekçesi ile birlikte 04/02/2020 tarihinde açılmakla ... 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esasına kaydının yapılmış olduğu, mahkemesince 19/01/2021 tarihinde verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın mahkememizin işbu esasına kaydının yapılmış olduğu, davacı vekili tarafından dosyanın mahkememize tevzi edilmesinden önce zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olduğu görülmüştür.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, trafik kazasından kaynaklı olarak davalının yaralanması neticesinde elde edebileceği tazminatın bir kısmını davacıya temlik etmesinden kaynaklı olarak temlik sözleşmesine dayalı açılan tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda Davalı ...’ın 12/07/2019 tarihinde plaka numarası tespit edilmeyen aracın sebep olmuş olduğu trafik kazası neticesinde yaralanması sebebiyle doğmuş ya da doğacak olan tazminatının %25’ini davacıya temlik etmesine yönelik davacı ile davalı ... arasında akdedilmiş olan "Alacağın Temliki Sözleşmesi" kapsamında davacı temlik alanın davalı ... Hesabına yönelik olarak trafik kazasından kaynaklı geçici ve sürekli maluliyetten kaynaklı tazminat istemi ile işbu belirsiz alacak davasının açılmış olduğu; davalı ... vekili tarafından süresinden sonra sunulan davaya ilişkin 29.03.2024 tarihli beyan dilekçesi ile birlikte temlik iradesinin reddedilmiş olduğu, Sigortacılık Kanunu uyarınca temlik yasağının bulunması sebebiyle davacının aktif husumetinin bulunmadığı; mahkeme aksi kanaatte ise TBK m.191/2 hükmü uyarınca davalının pasif husumetinin bulunmadığının iddia edilmiş olduğu görülmüştür.
Davaya konu alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, davacının aktif husumetinin bulunup bulunmadığına yönelik olarak yapılan incelemede;
Hukuki bir işlem (tasarrufi işlem) olan alacağın temliki sonrasında alacak üçüncü kişiye intikal etmektedir. Bu andan itibaren üçüncü kişi, borçlu karşısında alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Niteliği itibariyle alacağın temliki, alacaklının tasarruf işlemidir. Temlik, alacağın tamamı için yapılabileceği gibi bir kısmı için de yapılabilir. Tam temlikte alacağın aslı ve fer’ileri temlik alana geçmekte olup alacaklı borç ilişkisinde taraf olmaktan çıkar. Temlik alan, temliki ve alacağın varlığını ispat ederek borçludan talepte bulunur. Temlik ile birlikte temlik alan, alacağın aslı ve fer’ileriyle birlikte, alacağa bağlı rüçhan haklarını da iktisap eder. Dolayısıyla temlik konusu alacak itibariyle dava ve takip hakkı da temlik alana geçer. Alacağın temlikinde esasen borç değişmez, sadece onu talep edecek taraf değişmiş olur.
Sıfat, dava konusu kılınan sübjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eder ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin bir kavramdır (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, C. I, Ankara 2016, s. 512). Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat, dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re’sen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, Baki: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara 2020, s. 331 vd.; Yargıtay HGK, 24/06/2021, E. 2017/1-1270, K. 2021/846 , §§16-17)
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na 28.07.2020 tarihinde eklenen Ek 6 ncı madde ile;
"(1) Bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Hesaptan talep edilecek tazminat alacağı ancak;
a) Alacaklı tarafından bizzat,
b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,
c) Alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla,
takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da Hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsar.
(2) Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.
(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunca belirlenir." hükmü getirilmiştir. Buna göre sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan talep edilecek tazminat alacaklarına temlik yasağı getirilmiştir.
Somut olay bakımından meydana gelen 12/07/2019 tarihli kazadan sonra davaya konu temlik sözleşmesinin akdedilmiş olduğu, işbu sözleşmenin üzerinde herhangi bir tarih yer almasa da davanın açılmış olduğu 04/02/2020 tarihinde temlik sözleşmesinin de dava dilekçesi ekinde ibraz edilmiş olması sebebiyle söz konusu temlik sözleşmesinin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na 28.07.2020 tarihinde eklenen Ek 6 ncı madde kapsamında temlik yasağına tabi olmadığı, dava tarihi itibari ile geçerli bir sözleşme olduğu, bu kapsamda davacının aktif husumetinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Davaya konu tazminat talebi bakımından yapılan incelemede;
Haksız Fiillerden doğan borç ilişkileri Türk Borçlar Kanununun 49. Ve devamı hükümlerinde düzenlenmiş olup 49. Maddenin "(1)Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
(2)Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür." şeklindeki düzenlemesi ve aynı kanunun Zararın ve kusurun ispatı başlıklı 50. Maddesinin "(1) Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
(2)Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." şeklindeki düzenlemesi uyarınca bir haksız fiil sonucunda zarar görenin tazminat isteminde bulunabilmesi için ortada haksız fiilin bulunması, failin kusur olması, talepte bulunan şahısta zararın meydana gelmiş olması ve zarar ile fiil arasında illiyet bağının olması gerekmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85/1. maddesinde, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı yasanın 85/son maddesinde ise, “işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiştir.
Bir zarar sigortası türü olan zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigortacı işletenin sorumluluğunu yine ancak sorumlu olduğu çerçevede karşılamakla yükümlüdür. Bu bakımdan zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile işletenin poliçe limiti dahilinde tazminat sorumluluğunu yüklenen sigorta şirketi gerçek zarardan, işletenin ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında sorumlu tutulabilecektir.
2918 sayılı KTK'nın 91. maddesinde motorlu araçların trafik sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu, ... Hesabı Yönetmeliğinin 9. maddesinde trafik sigortası bulunmayan araçların neden olduğu bedensel zararlar için .... Hesabı’na başvurulabileceği düzenlenmiştir.
Yargılama esnasında davalı ...'ın diğer davalı ... Hesabından talep edebileceği tazminatın olup olmadığı varsa miktarının tespiti bakımından öncelikle Adli Tıp Kurumundan maluliyet oranının tespiti kapsamında rapor tanzim edilmesi talep edilmiş olup davacının alınan raporlara karşı itiraz etmesi akabinde yeniden işbu kez ATK üst kurulundan rapor tanzim edilmesi istenilmiş, ATK üst kurulu tarafından hazırlanılarak mahkememize ibraz edilmiş olan 31.10.2023 tarihli müzekkere ekinde mahkememize gönderilmiş olan raporda özetle; "Seval oğlu, 30/09/1997 doğumlu ...’ın 12/07/2019 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı gelişen yaralanmasının;
1- 03/08/2013 tarih, 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespiti İşlemleri yönetmenliği ile bu yönetmenlik kapsamında yer almayan bölüm, cetvel ve listeler için, 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmadığından; Kişinin malüliyet oranının % 0 (yüzdesıfır) olduğu.,
2- 20/02/2019 tarihli 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik Hükümleri kapsamında fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğu dolayısıyla; Kişinin tüm vücut engellilik oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu,
3- İyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 18 (onsekiz) aya kadar uzayabileceği " mahkememize bildirilmiştir.
Anılan ATK raporu akabinde dosya kapsamında davalının celp edilen SGK Hizmet döküm cetveli de göz önünde bulundurularak rapor tanzimi için dosya 1 aktüerya uzmanı ve 1 trafik kazaları alanında uzman makine mühendisi bilirkişisine tevdi edilmiş olup bilirkişiler tarafından hazırlanılarak mahkememize ibraz edilmiş olan 23.02.2024 tarihli raporda özetle;
12.07.2019 tarihinde meydana gelen trafik kazasında;
-Plakası tespit edilemeyen aracın, kimliği tespit edilemeyen sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olduğu,
-... plakalı motosikletin sürücüsü ...'ın kusursuz olduğu,
Davalı ... Hesabının kimliği tespit edilemeyen araç sürücüsünün %100 kusur oranındaki sorumluluk durumuna göre bu olayda yaralanan ...'ın davalı ... Hesabından talep edilebilir;
a)Geçici iş göremezlik dönemindeki maddi zararının - 32.498,16 TL. olduğu,
b)Davacının maddi zararının poliçe limiti içinde kaldığı,
c)Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda kazalının malul kalmadığı belirlendiğinden, kazalının sürekli iş gücü kaybı zararı talep edemeyeceği,
Dava dilekçesinde dava (04.02.2020) tarihinden itibaren yasal faiz talep edildiği,
Kazalı ...'ın davalıdan talep edilebilir alacağının %25 ni davacıya temlik ettiğinin kabulü halinde; Temlik alacaklısı davacı ...'nın davalıdan talep edilebilir alacak tutarının (32.498,16 x %25) = 8.124,54 TL'den ibaret olacağı,
Kanaatine varıldığı mahkememize bildirilmiştir.
Davalı ... hesabı vekili tarafından davacının geçici iş göremezlik tazminatı taleplerinin SGK tarafından karşılanması gerektiğine yönelik itirazları uyarınca mahkememizin işbu dosyası ile benzer mahiyette olan ... Bölge Adliye Mahkemesinin 2021/2156 Esas, 2022/1585 Karar Sayılı, 21/10/2022 tarihli "... 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMSS Genel Şartları'nın A.5-b maddesi gereği geçici işgöremezlik zararının, sağlık giderleri içinde yer aldığı ve ZMSS teminatı kapsamında olmadığı kabul edilmişse de, 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nca karşılanacak sağlık hizmeti bedellerinin neler olduğu açıklanıp sınırlandırılmıştır. KTK'nın 98.maddesi gereği SGK Başkanlığı'nın sorumlu olduğu sağlık giderleri, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan tıbbi tedaviye ilişkin sağlık hizmet bedellerinden ibarettir. SGK'nın hangi sağlık giderlerinden sorumlu olduğu kanunla belirlenmiş olup, normlar hiyerarşisinde daha altta olan genel şartlar ile kanun kapsamının değiştirilip genişletilemeyeceği aşikardır. Açıklanan maddi ve hukuki vakıalar karşısında; Anayasa Mahkemesinin KTK 90/İ maddesinin iptali de göz önüne alınıp TBK'nın 54.maddesi ile KTK'nın 98.maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kazadaki yaralanmadan kaynaklanan geçici işgöremezlik ve bakıcı giderine ilişkin zararından sorumluluk, zarara neden olanlar ile bu kişilerin sorumluluğunu poliçe ile üstlenen sigorta şirketine ait olduğundan davalı sigorta şirketinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/2511 Esas, 2021/2452 Karar Sayılı İlamı ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2019/6271 Esas, 2020/8104 Karar Sayılı İlamı) " şeklindeki gerekçeli ilamı ve benzer mahiyette bulunan Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2021/2933 Esas, 2023/1562 Karar Sayılı, 21/09/2023 Tarihli "... Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında, rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacının ödeyeceği tazminat, 2918 Sayılı Kanun’un 91.maddesinin yollamasıyla aynı Kanunun 85.maddesine göre belirlenir. Buna göre; sigortacı, sigorta ettiren işleten tarafından, motorlu aracın işletilmesi sırasında ortaya çıkan maddi zararlar ile kişinin yaralanması veya ölmesi gibi bedeni zararlardan sorumludur. Kişinin bedenine gelen zararlarda tedavi giderlerinin ödenmesine ilişkin koşullar 98. maddede düzenlenmiştir.
Söz konusu bu madde 25.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarih, 6111 Sayılı Yasanın 59. maddesi ile değiştirilmiştir. Değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesine göre, trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. (Ek cümle: 4/4/2015-6645/60 md.) Söz konusu düzenlemeye göre, hastanelerce sunulan sağlık hizmet bedelleri yönünden sigorta şirketlerinin ve ... Hesabı’nın yükümlülükleri sona ermekte, ancak kazazedelerin bunun dışında kalan bakıcı veya tedaviye bağlı sair harcamaları yönünden ise, sigorta şirketlerinin ve ... Hesabının tedavi teminatları kapsamında sorumlulukları devam etmekte olup, teminat kapsamının yasaya aykırı genel şart hükmü ile daraltılması mümkün değildir." şeklindeki gerekçeli ilamı da göz önünde bulundurulduğunda davalı ... Hesabının davacının geçici iş göremezlik tazminatı talepleri bakımından sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu akabinde davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilmiş olan 13.03.2024 tarihli beyan dilekçesinde "dava dilekçemizde belirtilen 100,00 TL talebimizi 8.104,54-TL artırmak suretiyle 8.124,54 TL alacağın 2918 sayılı KTKnın 97. Maddesi ve 6098 sayılı TBKnın 189/2. Maddesi uyarınca ... Hesabının temerrüde düştüğü tarihten işleyecek yasal faiziyle davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı müvekkile ödenmesine" karar verilmesi talebi ile dava değerini arttırmış olduğu, ancak dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi isteminde bulunmuş iken bedel arttırım dilekçesi ile birlikte davalı ... Hesabının temerrüde düşmüş olduğu tarihten itibaren faiz işletilmesi isteminde bulunmuş olduğu görülmüştür. Yerleşik içtihatlar uyarınca kural olarak ıslah dilekçesi verilerek dava dilekçesinde sözü edilen faiz başlangıç tarihinin değiştirilmesi mümkün olmadığından ve işbu davada dava tarihi itibari ile yasal faiz işletilmesi isteminde bulunulduğundan işbu taleple bağlı kalınarak dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları uyarınca davacının alacağın temliki sözleşmesi uyarınca davalı ... Hesabından 8.124,54 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep edebileceği kanaatine varılmış olup davacının işbu davalı bakımından talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davalı ...'ın husumete yönelik itirazları bakımından yapılan incelemede;
Dava tarihi itibari ile yürürlükte olan 6098 Sayılı TBK'nın beşinci bölümünün Alacağın Devri başlığını taşıyan birinci ayrımında- 183 ve devamı maddelerinde alacağın temliki müessesesi düzenlenmiştir. Buna göre
MADDE 183-"(1) Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
(2) Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez."
MADDE 184- "(1) Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
(2) Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir. "
Anılan maddeler uyarınca alacağın temliki yazılı olarak yapılması şartına bağlı tutulmuş ise de temlikin karşılıklı olarak yapılması gerektiği sözleşmenin geçerlilik şartları arasında sayılmamıştır.
MADDE 191- "(1) Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
(2) Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir."
Alacağın devri ivazlı veya ivazsız olabilir. Alacağın bir edim karşılığında devredilmesi halinde TBK m.191/I, devredene bir garanti (tekeffül) borcu yüklemiştir. Buna göre devreden, devralana karşı her şeyden önce, devir sırasında alacağın varlığını, sonra da borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti eder. Buna karşılık alacak ivazsız devredilmiş ise de TBK m.191/II'ye göre devreden veya önceki alacaklı alacağın devir sırasındaki varlığından sorumlu olmadığı gibi borçlunun ödeme gücünden de sorumlu değildir. TBK m.191/II'nin bu hükmü, alacağın kanun gereğince bir başkasına geçmesi halinde de aynen uygulanır, yani bu halde de devreden, alacağın devir sırasındaki varlığından ve orçlunun ödeme gücünden sorumlu tutulamaz (Bknz. Prof. Dr. Fikret EREN, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Ankara 2014, Syf.1238).
Somut olayda her ne kadar davalı vekili tarafından sözleşmede müvekkilinin iradesinin bulunmadığı beyan edilmiş ise de davalının davaya yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış olması sebebiyle re'sen incelenebilecek hususlar dışında kalan bu itirazın, davacı vekili tarafından savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında davalının savunmasının kabul edilmemiş olması sebebiyle mahkememizce incelenmesi mümkün olmamış olup davalının husumetinin bulunup bulunmadığı re'sen incelenebileceğinden, davaya konu edilen temlik sözleşmesi içeriğinde temliğin ivazsız- karşılıksız yapılmış olduğu anlaşılmakla sözleşmedeki sorumluluğa ilişkin hükümler kanunun amir hükmüne aykırılık teşkil etmekte olup davacının yukarıda anılan yasal düzenleme ve açıklamalar uyarınca davalıya temlik sözleşmesi kapsamında TBK m.191/2 hükmü uyarınca husumet yöneltemeyeceği kanaatine varılmakla davacının ...'a yönelik taleplerinin pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere;
Davacının davasının KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ ile;
1-Davacının davalı ... Hesabına yönelik tazminat isteminin kabulü ile 8.124,54 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Hesabından tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Davacının davalı ...'a yönelik taleplerinin pasif husumet yokluğundan reddine
3-Alınması gerekli olan 554,99-TL karar ilam harcından dava açılırken başlangıçta peşin olarak alınan 54,40-TL harç ile tamamlama harcı olarak alınan 428,00-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 72,59-TL harcın davalı ... Hesabından alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından sarf edilen dava açılış gideri: 544,60-TL (başvurma, vekalet harcı, peşin harç ve tamamlama harcı) davetiye, posta gideri: 822,00-TL, bilirkişi ücreti: 4.500,00-TL, ATK 2 adet Fatura bedeli 6.443,00-TL olmak üzere toplam:12.309,60-TL yargılama giderinin davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 8.124,54 TL vekalet ücretinin davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 8.124,54 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... 'a verilmesine,
7-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00-TL'nin davalı ... Hesabından alınarak hazineye gelir kaydına,
8-Taraflarca yatırılan gider avansın arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK madde 341 hükmü uyarınca KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/07/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
* İş bu karar 5070 Sayılı Kanun hükümlerine göre güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.