T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/668 Esas
KARAR NO: 2024/597
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/08/2021
KARAR TARİHİ: 18/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından 19.11.2020 tarihinde ... ... AVM'de bulunan ... mağazasında 6.999,00 TL bedelle ...-... .. ekran UHD 4K Tv model televizyon satın aldığını, satın alınan ürün davalı yanın servisi tarafından müvekkil şirketin adresine teslim edildiğini, kutusundan çıkartılıp montajının yapılmadığını, müvekkilinin daha sonra televizyonu kullanmak için evine götürdüğünü açtığında ekranda kırıklar olduğunu fark ettiğini, alınan ürünün ayıplı olduğunu fark etmesi üzerine ... Noterliğinin 17.02.2021 tarih ve ... yevmipye numaralı ihtarı ile davalı tarafa ihtar çekildiğini, TV'nin ayıpsız yenisi ile değiştirilmesi mümkün olmadığı takdirde ürün için ödenen bedelin müvekkiline iade edilmesini , mümkün olmaması halinde ürün için ödenen bedelin iadesini bildirdiğini, davalı tarafın 11.02.2021 tarihinde tarafına gönderdiği cevabı yazısında " cihazır kırık şekilde müşteri tarafından teslim alınması mümkün değildir, cihazın sağlam şekilde müşteriye teslim edildiğini gösterir servisimiz formu olduğundan müşterinin seçimlik hakkı yoktur " denilerek müracaatın reddedildiğini, davalı yanın tarafına gönderdiği cevabi yazısında servis tarafından teslim edilip montajının yapıldığı televizyon dava konusu televizyon olmadığı, satış faturası ve davalı yanın tarafına gönderdiği teslim formu ile sabit olduğu, davalıdan satın alınan ayıplı televizyonun ayıpsız yenisi ile değiştirilmesi mümkün olmadığı takdirde satış sözleşmesinin iptal edilerek ayıplı malın ücreti olan 6.999,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin usul yönünden hukuka uygun olmadığını, davacının iddia ettiği hususları ispat etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu nedenle davanın usulden reddini talep ettiklerini, davacının seçimlik haklarını kullanabilmesi için ürünün ayıplı olmaması gerektiğini, ürünün davacıya usulüne uygun şekilde teslim edildiğini ve kurulum yapıldığını, bu yüzden davacının herhangi bir hakkı bulunmadığını, müvekkili şirketin müşterisini mağdur etmemek için üzerine düşün tüm yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının kanundan doğan bildirim külfetini yerine getirmediğini, iş bu sebeple davacı ürünün bu şekilde kabul etmiş olup üründe ayıp olduğunun ileri sürülmeyeceğini, davacının sözleşmeden dönme talep ederek üründe bizzat sebep olduğu hasarlar ve buna bağlı arızaları gidermek ve haksız kazanç elde etmek istediğini, müvekkili şirketin ürünün satıcısı sıfatıyla davanın tarafı olduğunu, ilgili ürünün tedarikçisinin ise ... Aş olduğunu, bu yüzden davanın ihbarını talep ettiklerini belirterek davanın reddini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
... Tüketici Mahkemesinin 2021/... esas 2021/... karar sayılı dosyası 06/08/2021 tarihli görevsizlik kararı ile mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılarak yargılamaya devam olunduğu görüldü.
..Ticaret Anonim şirketinin dosyaya İhbar olunan olarak kaydedildiği, davalının ihbarını talep ettiği cevap dilekçesinin tebliğ edildiği görüldü.
Mahkememiz dosyasının 13/01/2023 tarihli celsesinin 1 numaralı ara kararı uyarınca dosyasının bilirkişiye verilmesine ve 26/04/2023 tarihinde keşif yapılmasına karar verilmiş olup, 30/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" a) TV'de, almış olduğu darbe sonucu yüzeysel olarak kırılmalar oluştuğu, ekran likidinin aktığı tespit edilmiştir.
b) Ürünün ambalajı incelendiğinde; yan tarafında yırtık olduğu söz konusu yırtığın bantlandığı görülmüş, teslim alanlar tarafından kutunun teslim anında da bu şekilde olduğu belirtilmiştir.
c) Tüm bu değerlendirmeler sonucu, ürünün transferi sırasında söz konusu hasarın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu, bedel iadesinin yerinde olacağı kanaati oluşmuştur." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulmuştur.
Mahkememiz dosyasının 15/11/2023 tarihli celsesinin 3 numaralı ara kararı uyarınca dosyanın ek rapor alınmak için bilirkişiye tevdini, 08/02/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;" a) TV'de, almış olduğu darbe sonucu yüzeysel olarak kırılmalar oluştuğu, ekran likidinin aktığı tespit edilmiştir.
b) Ürünün ambalajı incelendiğinde; yan tarafında yırtık olduğu söz konusu yırtığın bantlandığı görülmüş, teslim alanlar tarafından kutunun teslim anında da bu şekilde olduğu belirtilmiştir.
c) Üründeki hasarın gizli ayıp olmadığı, yerinde incelemesi yapılan ürünün seri numarasının sorunsuz monte edilmiş olan üründen farklı olduğu görülmüştür." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulmuştur.
Mahkememiz dosyasının 27/03/2024 tarihli celsesinin 2 numaralı ara kararı uyarınca dosyanın ek rapor alınmak üzere bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 28/05/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;" a) Ürünün satın alınan mağazadan alınan bilgiye göre dava tarihi itibariyle ürünün satışta olma ihtimalinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir.
b) Yapılan araştırma ile gerek internet gerekse mağaza üzerinden dava tarihinde ürünün gerçek bedeli araştırılmış ancak söz konusu veriye ulaşılamamıştır.
c) Ürünün dava tarihindeki değeri dolar kuru üzerinden 7.594,91 TL, para değeri üzerinden ise 7.911,74 TL olarak tespit ve mütalaa edilmiştir." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE:
Dava; ayıplı mal satışından kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Davalı vekili, süresi içerisinde usulüne uygun şekilde ayıp ihbarında bulunulmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.
6102 Sayılı TTK'nun 23/1-c maddesi, "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde olup, öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya ihbar edilip edilmediği üzerinde durulması gerekmektedir.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1-c. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya bildirmeye ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır.
Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227.maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.
Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Somut olayda davacı 19/11/2020 tarihinde davalının mağazasından televizyon aldığını, satın alınan ürünün davalı yanın servisi tarafından davacı şirketin adresine teslim edildiğini, ancak montajının yapılmadığını, daha sonra bu televizyonu kullanmak için davacının evine götürdüğünü ve açtığında ekranın kırık olduğunu belirtmiş, televizyonun ayıpsız yenisi ile değiştirilmesini bu mümkün olmadığı takdirde satış sözleşmesinin iptal edilerek ürün bedelinin dava tarihinden itibaren tarafında ödenmesi talep etmiştir.
Davalı taraf davaya cevabında; ürünün alıcıya eksiksiz bir şekilde teslim edildiğini, davacının kurulumdan 3 ay sonra davalıya ihtarname göndererek ürünün yenisi ile değiştirilmesi olmadığı takdirde bedelinin iadesini istediği, iddia edilen kırılma durumunun davacıya teslim edilen ürünün davacı tarafından farklı bir adrese sevk edilmesi olduğunu, davacının kendi kusuru ile zarara sebep olduğunu, davacının kanundan doğan bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ürünün 19/11/2020 tarihinde satın alınmışken davacının 17/02/2021 tarihinde bildirimde bulunduğunu davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ile ; davacıya teslim edilen ve huzurdaki davaya konu ürünün kurulumu yapılan ürün olmadığı, ürün üzerinde yapılan incelemede üründeki hasarın gizli ayıp olmadığı tespit edilmiştir.
Davacı vekilinin mahkememiz 8. Nolu celsesindeki beyanı ile uyuşmazlığa konu televizyon ve uyuşmazlığa konu olmayan ve kurulumu yapılan dava dışı televizyonun davacıya aynı anda teslim edildiği bildirilmiştir.
Dava dışı televizyonunu kurulumuna ilişkin dosya arasında mevcut montaj servis formuna göre dava konusu televizyonunun da davacıya 19/11/2020 teslim edildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede; davaya konu ürünün davacıya 19/11/2020 tarihinde teslim edildiği, davacı tarafından davalıya 17/02/2021 tarihli ihtarname ile ayıp ihbar bildiriminde bulunulduğu, TTK'nin 23.maddesine göre alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıp için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının TBK'nun 227. maddesinden de yararlanamayacağı, kaldı ki satıma konu malın niteliği gereği gizli ayıp iddiasında da bulunulamayacağı, muayene sonucu derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığı kanıtlanmadığı, kaldı ki davaya konu televizyonun davalı tarafından teslim edilen adresten alınarak davacının evine götürüldüğünün davacı tarafından beyan edildiği, bu hali ile ayıp ihbar sürelerine uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın davalıdan ve neden kaynaklandığı kesin ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi 2019/2012 E., 2022/398 K.) anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar kanunu gereğince başta alınması gereken 427,60 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca 6.999,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafça yatırılan ve kullanılan 52,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6- Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde kendilerine iadesine,
7-Suçüstü Ödeneğinden ödenen 680,00TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına.
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı ve ihbar olunan vekilinin yokluğunda miktar itibari ile kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/09/2024
Katip ...
e-imza
Hakim ...
e-imza