T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/463 Esas
KARAR NO:2025/696
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/08/2024
KARAR TARİHİ:15/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında 08/10/2013-31/03/2015 tarihleri arasında görev yapan ve işten ayrılan dava dışı işçi ...'un müvekkili kuruma başvurarak kıdem tazminatı talep ettiğini, ilgili işçiye alacak kaydı oluşturularak ödeme yapıldığını, ödenen tutara damga vergisi dahil toplam 26.099,53 TL için şirkete borç tahakkuku kaydı yapıldığını, davalı şirket tarafından bu güne kadar bir ödeme yapılmadığını, alacaklarının tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğünün 2023/... esas sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, davalının icra takibine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, arabuluculuğa başvurulduğunu fakat anlaşmaya varılamadığını belirterek davanın kabulünü, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin dava dilekçesinde iddia ettiği çalışma ödeminin gerçekle ve SGK kayıtları ile uyumlu olmadığını, dava dışı işçi ile iş akdinin istifa nedeni ile sona erdiğini, bu yüzden müvekkili şirketten herhangi bir alacağının kalmadığını belirterek davanın reddini, davacının %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememiz dosyasının 04/12/2024 tarihli celsesinin 2 numaralı ara kararı uyarınca dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 24/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" - Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin altıncı bölümünde, yüklenici şirketlerin çalıştırdığı işçilerin ücret ve kıdem tazminatlarından idarelerin sorumlu tutulduğuna dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinde ise davalı şirket tarafından çalıştırılan işçinin ücretlerinin ödenmemesi hâlinde davacı kurumun sorumlu olacağına dair aksine bir düzenleme bulunmadığı, bu sebeple iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanan kıdem tazminatının davacı kurum tarafından dava dışı işçiye ödenmesi halinde işçiyi çalıştırdığı dönemle orantılı-sınırlı olarak sorumlu olan davalı şirkete rücu edebileceği,
- Dava dışı işçinin davalı şirket yanında 08.06.2011-21.10.2013 tarihleri arasında çalıştığı ve dava dışı işçiye davacı kurum tarafından ödenen kıdem tazminatının sadece bu döneme tekabül eden miktarından davalı şirketin tamamen sorumlu olduğu, dava dışı işçinin davacı kurumdan emekli olarak ayrıldığı 31.03.2022 tarihindeki giydirilmiş brüt ücret üzerinden davalı şirketin sorumlu olduğu kıdem tazminatı tutarı hesaplandığında davacı kurumun davalı şirkete 25.699,77 TL tutarında rücu edebileceği,
- Mahkemenizin görevlendirmesi üzerine seçenekli olarak yapılan hesaplamada, dava dışı işçinin davalı şirket yanında çalıştığı dönemdeki son ücret üzerinden kıdem tazminatı da hesaplanmış olup, 21.10.2013 tarihi ve öncesine ilişkin maaş verileri dosya içeriğinde bulunmadığından asgari ücret brüt üzerinden yapılan oranlama ile elde edilen brüt ücretin zaten kıdem tazminatı tavanını aştığı, kıdem tazminatı tavanı üzerinden yapılan hesaplamada davacı kurumun davalı şirkete 7.709,60 TL rücu edebileceği,
- .... İcra Müdürlüğünün 2023/... esas sayılı dosyasında işlemiş faiz de talep edildiği, seçenekli hesaplamalar sonucunda elde edilen her iki miktar yönünden dava dışı işçiye ödeme yapıldığı 07.06.2022 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faizin taleple bağlılık ilkesi gereği 330,41 TL Olabileceği..." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
Mahkememiz dosyasının 16/04/2025 tarihli celsesinin 3 numaralı ara kararı uyarınca ek rapor alınmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiş olup, 20/08/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;" - Kural olarak istifa, kıdem tazminatı hakkı doğurmamakla birlikte dava dışı işçi aynı davacı işyerinde çalışmaya devam ettiği için istifa, kıdem tazminatını doğuran bir fesih sayılmayabileceği,
- Davacı kurum ile davalı şirket arasındaki sözleşmede davacı kurumun işçilik alacaklarından ayrıca sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması dikkate alındığında, davacı kurumun, işçiyi çalıştıran davalı şirketten ödediği bedeli ve fer’îlerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğu
- Rücu edilebilecek miktara ilişkin kök rapordaki terditli hesaplamalara ilişkin herhangi bir değişikliğe gidilmesine gerek bulunmadığı..." şeklinde görüş ve kanaatinde bulunulduğu görüldü.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE:
Dava; davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının davalıdan sorumlulukları oranında rücuen tahsili istemi için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrol ile davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu kabul edilmekle yargılama yapılmıştır.
4857 Sayılı İş Kanununun 2/6.maddesinde, "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine dair yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereğiyle teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur." hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu'nun 146.) maddesinde düzenlenen, "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır." şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
Dava konusu olayda da davacı ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu'ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. Aralarındaki sorumluluğun tayininde ise sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Emsal mahiyette olan Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/2215 Esas, 2021/1999 Karar Sayılı, 06.12.2021 Tarihli "Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.
İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.
Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır.
İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar.
Yıllık izinler kullanılmadığı takdirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.
İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatili ücreti, UBGT, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır.
İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de ayrı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir." şeklindeki değerlendirme yapıldığı görülmüştür.
Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, akabinde dosyanın iş mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişi tevdine, bilirkişiden davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan sözleşme ve teknik şartnameler uyarınca, davacının davalıdan rücu hakkının bulunup bulunmadığı, bulunmakta ise ne kadar rücu hakkının bulunduğu hususlarında davalının işçiyi çalıştırdığı dönem ve bu dönemdeki ücreti de dikkate alınarak ( gerekirse hem davacı tarafça ödemeye esas alınan ücret hem de işçinin davalı yanında çalıştığı dönemdeki son ücreti esas alınarak) rapor tanzim edilmesinin istenilmesine karar verilmiş bilirkişi kök ve ek raporu dosyaya kazandırılmıştır.
Bilirkişi tarafından hazırlanan kök raporda " - Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin altıncı bölümünde, yüklenici şirketlerin çalıştırdığı işçilerin ücret ve kıdem tazminatlarından idarelerin sorumlu tutulduğuna dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinde ise davalı şirket tarafından çalıştırılan işçinin ücretlerinin ödenmemesi hâlinde davacı kurumun sorumlu olacağına dair aksine bir düzenleme bulunmadığı, bu sebeple iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanan kıdem tazminatının davacı kurum tarafından dava dışı işçiye ödenmesi halinde işçiyi çalıştırdığı dönemle orantılı-sınırlı olarak sorumlu olan davalı şirkete rücu edebileceği,
- Dava dışı işçinin davalı şirket yanında 08.06.2011-21.10.2013 tarihleri arasında çalıştığı ve dava dışı işçiye davacı kurum tarafından ödenen kıdem tazminatının sadece bu döneme tekabül eden miktarından davalı şirketin tamamen sorumlu olduğu, dava dışı işçinin davacı kurumdan emekli olarak ayrıldığı 31.03.2022 tarihindeki giydirilmiş brüt ücret üzerinden davalı şirketin sorumlu olduğu kıdem tazminatı tutarı hesaplandığında davacı kurumun davalı şirkete 25.699,77 TL tutarında rücu edebileceği,
- Mahkemenizin görevlendirmesi üzerine seçenekli olarak yapılan hesaplamada, dava dışı işçinin davalı şirket yanında çalıştığı dönemdeki son ücret üzerinden kıdem tazminatı da hesaplanmış olup, 21.10.2013 tarihi ve öncesine ilişkin maaş verileri dosya içeriğinde bulunmadığından asgari ücret brüt üzerinden yapılan oranlama ile elde edilen brüt ücretin zaten kıdem tazminatı tavanını aştığı, kıdem tazminatı tavanı üzerinden yapılan hesaplamada davacı kurumun davalı şirkete 7.709,60 TL rücu edebileceği,
- .... İcra Müdürlüğünün 2023/... esas sayılı dosyasında işlemiş faiz de talep edildiği, seçenekli hesaplamalar sonucunda elde edilen her iki miktar yönünden dava dışı işçiye ödeme yapıldığı 07.06.2022 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş faizin taleple bağlılık ilkesi gereği 330,41 TL Olabileceği" sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Kök raporun dosyaya sunulması akabinde taraf itirazları da değerlendirilerek mahkememizce; dosyanın ek rapor için bilirkişiye tevdi ile; davalı tarafça sunulacak dilekçedeki tarih kısmı da değerledirilerek ve dava dışı işçinin SGK hizmet dökümü incelenerek dava dışı işçinin davalı işyerindeki hizmet akdinin istifa ile sona erdiği bildirildiğinden , dava dışı işçinin davalı işyerindeki görevinden ayrılmasından sonra farklı bir alt işveren bünyesinde davacı işyerinde çalışmaya devam edip etmediğini, etmiş ise arada boşluk bulunup bulunmadığı hususları da değerlendirilerek bu yöndeki itirazlar hususunda takdiri mahkememize ait olmak üzere değerlendirme yapılmasının istenilmesine karar verilmiş ve 21/08/2025 tarihli ek rapor dosyaya kazandırılmıştır. İlgili ek raporda " - Kural olarak istifa, kıdem tazminatı hakkı doğurmamakla birlikte dava dışı işçi aynı davacı işyerinde çalışmaya devam ettiği için istifa, kıdem tazminatını doğuran bir fesih sayılmayabileceği,
- Davacı kurum ile davalı şirket arasındaki sözleşmede davacı kurumun işçilik alacaklarından ayrıca sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması dikkate alındığında, davacı kurumun, işçiyi çalıştıran davalı şirketten ödediği bedeli ve fer’îlerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğu
- Rücu edilebilecek miktara ilişkin kök rapordaki terditli hesaplamalara ilişkin herhangi bir değişikliğe gidilmesine gerek bulunmadığı," şeklinde değerlendirme yapıldığı görülmüştür.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 21/12/2021 tarihli, 2021/1763 Esas, 2021/2455 Karar; 06/12/2021 tarihli, 2021/2215 Esas, 2021/1999 Karar sayılı kararları ile benzer uyuşmazlıklara ilişkin aynı yöndeki kararlarında da belirtildiği üzere;
"Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş, yüklenicinin işçisi tarafından yerine getirilmektedir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde asıl işverenin, alt işveren yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Asıl işveren ile alt işverenin (yüklenicinin), İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen, rücu ilişkisinde, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.
İşçilik alacakları asıl işveren tarafından ödenen işçinin, alt işverenin (yüklenicinin) işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması nedeniyle, asıl işveren ve alt işveren arasındaki sözleşmede, "asıl işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına" dair bir hüküm bulunmaması durumunda, asıl işverenin bu sıfatla işçiye ödemek zorunda kaldığı işçilik alacaklarının ve ferilerinin tamamını, işçiyi çalıştıran alt işverenlerden (yüklenicilerden) rücuen talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gereklidir. Gerçekten de TBK’nın 167. (mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen "...veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ifadeden de açıkça anlaşılacağı üzere, (müteselsil borçlular) asıl ve alt işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği de bu sonucu gerektirmektedir.
Somut olayda davalı taraf iş sözleşmesinin işçi tarafından fesih ile sona erdirildiği bu nedenle işçinin işçilik alacaklarına hak kazanamayacağı beyan etmiş ve rücuya ilişkin huzurdaki davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı tarafça dosyaya dava dışı işçinin fesih beyanını içerir evrak sureti ve dava dışı işçi ile davalı arasında imzalanmış ibra sözleşmesinin suretinin sunulduğu görülmüştür.
Dava dışı işçinin her ne kadar davalı işyerindeki iş akdinin her ne kadar fesih ile sona erdiği yönünde fesih beyanı dosyaya sunulmuş ise de; dava dışı işçinin üst işveren olan davacı bünyesinde ve değişen alt işverenler nezdinde çalışmaya devam ettiği, bu hususun bilirkişi ek raporunda " - SGK hizmet dökümü incelendiğinde; dava dışı işçi ...'un davalı şirketten 21.10.2023 tarihinde sigorta çıkışının yapıldığı, aynı gün dava dışı ... ... Ulaş. San. Ve Tic. A.Ş'ye sigorta girişinin yapıldığı, 31.03.2018 tarihinde anılan şirketten sigorta çıkışının yapıldığı, bir gün sonra 01.04.2018 tarihinde ... sigorta girişinin yapıldığı ve emeklilik tarihine kadar çalıştığı görülmüştür.
- SGK İşyeri Ünvan Listesi incelendiğinde; dava dışı işçinin 21.10.2013 tarihinde çalışmaya başladığı ... ... Ulaş. San. Ve Tic. A.Ş'nin iş yeri adresi bilgisinde " ..." ibarelerinin yazılı olduğu görülmüştür.
- Bu bilgiler ışığında, davalı işyerindeki hizmet akdini istifa ile sona erdiren dava dışı işçinin davalı işyerindeki görevinden ayrılmasından sonra farklı bir alt işveren bünyesinde davacı işyerinde çalışmaya devam ettiği ve arada boşluk bulunmadığı görülmüştür." şeklinde değerlendirme yapıldığı bu hali ile dava dışı işçinin alt işveren değişse de üst işveren nezdindeki çalışmasının aralıksız şekilde devam ettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı tarafça sunulan fesih nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanılmadığı yönündeki itiraza itibar edilmemiştir. Davalı tarafça sunulan ibraname yönünden yapılan değerlendirmede ise; İbranamenin geçerli olması için fesihten 1 ay sonra yapılması ve ödemelerin banka aracılığı ile yapılaması şarttır.
Somut olayda iş sözleşmesi 21/10/2023 tarihinde sona ermiştir. Davalı tarafından dosyaya sunulan ibranamenin fesihten 1 ay sonra yapıldığı ispat olunmadığı gibi ödemelerin banka aracılığı ile yapıldığına dair de bir kayıt bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davalı tarafça sunulan ibranameye de itibar edilememiştir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi 2018/704 E., 2021/112 K. Sayılı kararında da " İbranamenin geçerli olması için fesihten 1 ay sonra yapılması ve ödemelerin banka aracılığı ile yapılaması şarttır.
Somut olayda iş sözleşmesi 31.10.2008 tarihinde feshedilmiştir. Davacı tarafından dosyaya sunulan 31.10.2008 tarihli Fesih Protokolü de aynı tarihlidir yani 1 ay sonra yapılmamıştır." şeklinde değerlendirme yapıldığı görülmüştür.
Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede; hüküm kurmaya elverişli bilirkişi ek ve kök raporları uyarınca davacının, dava dışı işçiye ödediği işçilik alacaklarından 25.699,77-TL sini davalıdan talep edebileceği ayrıca bu bedele ödeme tarihinden itibaren faiz istenilmesi hususunda davacının haklı olduğu kanaatine varılmış açıklanan nedenlere davanın kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş, işçinin davalı nezdinde çalışmış olduğu süre belirli olup alacak likit ve davalı tarafça da belirlenebilir olduğundan davacının icra inkar tazminatı isteminin de kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davanın KISMEN KABULÜ İLE; davalının.... İcra Dairesinin 2023/... E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın, 25.699,77 TL asıl alacak ve 330,41 TL takip öncesi işlemiş faiz olmak üzere toplam 26.030,18 TL üzerinden iptali ile takibin takip talebinde belirtilen koşullarda kaldığı yerden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Asıl alacak miktarı olan 25.699,77 TL nin %20 si oranında olan 5.139,95-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Davalının kötüniyet tazminatı isteminin reddine,
4- Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 1.778,12 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.350,52 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına.
5- Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6- Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca 26.030,18 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
7- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca 69,35 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
8- Davacı tarafça yapılan 880,00 TL müzekkere ve tebligat gideri, 5.250,00 TL bilirkişi ücreti ile 488,40 TL ilk masraf (427,60 TL başvurma harcı + 60,80 TL vekalet harcı) olmak üzere toplam 6.618,40 TL yargılama giderinin, davanın kabul red oranına göre hesaplanan 6.600,81 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
9- Davacı tarafça yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde kendilerine iadesine,
10- Suçüstü Ödeneğinden ödenen 3.600,00TL arabuluculuk ücretinin, davanın kabul red oranına göre hesaplanan 9,57 TL'sinin davacıdan, 3.590,43 TL'sinin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına.
Dair, hazır bulunanların yüzüne karşı miktar itibari ile kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/10/2025
Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)