T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/138 Esas
KARAR NO:2025/331
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:24/02/2025
KARAR TARİHİ:06/05/2025
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili şirket arasında belirsiz süreli “... Satıcı Üyelik Sözleşmesi” akdedildiğini, müvekkili şirket anılı sözleşme gereği AVM’de kiralanan “mağaza” veya “Pazar yeri” mantığından hareketle www.....com internet sitesinden satış faaliyeti yapılmasına aracılık ettiğini, müvekkilinin internet sitesi üzerinden davalının... unvanı altında satış gerçekleştirdiğini, davalının müvekkili şirkete borçlu olduğunu ve davalı aleyhine .... İcra Dairesi ... E. sayılı sayılı dosya üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu beyan ederek; itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf yetkili mahkemenin yetki sözleşmesi uyarınca İstanbul mahkemeleri ve icra daireleri olduğunu belirtmişse de müvekkilinin tacir sıfatına haiz olmaması nedeniyle müvekkille akdedildiği iddia edilen bu sözleşme geçersiz olduğunu, ayrıca müvekkilinin böyle bir sözleşmeyi imzalamadığını, bu sebeple icra dairesinin yetkisine yaptıkları itirazı burada da yinelediklerini, müvekkilinin adresi Konya olduğundan mahkemeninde yetkisine itiraz ettiklerini, İstanbul Mahkemeleri ve İstanbul İcra Dairesi yetkisiz Konya Mahkemeleri ve İcra Daireleri uyuşmazlığın çözümünde yetkili olduğunu, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini, haksız davanın reddini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda davacı vekili tarafından ibraz edilmiş olan dava ve beyan dilekçelerinde özetle; davacının www.....com adlı internet sitesinin tüzel kişi sahibi ve işleticisi olduğunu, davalının bu platform üzerinden mesafeli satım sözleşmeleri gereği satım yaptığını, sözleşme uyarınca cari hesaptan kaynaklı alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine .... İcra Dairesi ... Esas Sayılı dosyası üzerinden 19.999,92 TL asıl alacak 4.563,00 TL işlemiş faiz olmak üzere 24.562,92 TL alacak isteminde bulunduğu, davalının itirazı üzerine takibin durması sebebiyle işbu itirazın iptali davasının 19.999,92 TL dava değeri üzerinden açılmış olduğu görülmüştür.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrolde borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüştür. Bu nedenle davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu kabul edilmekle yargılama yapılmıştır.
Mahkememizce icra dosyası celp edilip incelendiğinde davalı borçlunun borca itiraz ile birlikte icra dairesinin yetkisine de itiraz etmiş olduğu görülmekle esas girilmeden önce icra dairesinin yetkisine yönelik yapılmış olan itiraz öncelikli olarak değerlendirilmiş olup bu doğrultuda yerleşik içtihatlar uyarınca itirazın iptâli davasının görülebilmesi, geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada geçerli takip yoksa itirazın iptâli davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz halinde bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin varlığından söz edilemez. O halde mahkemece, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği gözetilerek eldeki dava da öncelikle bu itiraz incelenerek doğru bir şekilde karar verilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun 06/04/2004 tarih, 2004/19-410 esas, 2004/471 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
İcra takiplerinde yetki hususu, 2004 sayılı İİK’nın 50. maddesi yollaması ile usul Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır.
İİK’nın 50. maddesi; "(Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.
Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.
İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur." düzenlemesini içermektedir.
HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir.
HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili icra dairesi, davalı gerçek veya tüzel kişinin takibin yapıldığı tarihteki yerleşim yeri icra dairesidir. Aynı Kanunun 10.maddesine göre ise sözleşmeden doğan takiplerde, sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Takip davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesinde tacirler ve kamu tüzel kişilerinin aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilecekleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde görülebileceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde ve tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları halinde geçerli olarak yapılabilir.
Taraflar arasında akdi ilişki bulunması şartıyla, TBK. m. 89 (BK. m. 73) uyarınca bir para alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının ikametgahının bulunduğu yer icra dairesi takipte yetkilidir. İtirazın iptali davasında icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği durumda, davalı akdi ilişkiyi inkar etmişse, davacıya akdi ilişkiyi ispat yönünden imkan verilmesi gerekmektedir. (Emsal Yargıtay 11.HD'nin 2020/3874 E-2021/2757 K.sayılı kararı)
Somut olay bakımından tarafların duruşmada alınan beyanlarında aralarında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığının beyan edilmiş olması sebebiyle HMK m.17 hükmünün uygulanma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Nitekim TBK m.89 ve HMK m.10 hükmünün uygulanması için de taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin varlığının ispatlanması gerekmektedir. Emsal mahiyette olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2024/659 Esas, 2024/1017 Karar Sayılı, 29/05/2024 Tarihli ilamı, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2025/122 Esas, 2025/618 Karara Sayılı, 27/03/2025 Tarihli "... Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık taşıma sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağı olup, davacı bilonço, davalı ise “işletme defteri tutuyor olması nedeniyle defter incelemesinin aksi ilişkinin ispatı bakımından sonuç ifade etmeyecek olması olması hususu nazara alındığında davalı, takibe itirazında borcu kabul etmeyerek ve davaya cevap vermemek suretiyle akdi ilişkiyi inkar etmiş olup, dosya kapsamı itibariyle taraflar arasındaki akdi ilişki ispatlanamadığından TBK'nın 89.maddesinin somut olayda uygulanamayacağı, bu durumda davalının icra dairesinin yetkisine itirazın yerinde olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre" şeklindeki gerekçeli ilamında açıkça akdi ilişkinin ispatı şart koşulmuş olup nitekim Hukuk Genel Kurulunun 2001/12-1162-1191 sayılı kararında da “HUMK.nun 10. maddesine göre sözleşmeden doğan davalarda tarafların sözleşmenin yerine getirileceği yer hakkında açık veya zımni isteklerinin anlaşılamadığı hallerde, sözleşmenin yerine getirileceği yerin Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesine göre belirleneceği” açıklanmıştır. Ancak, bu gibi hallerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89.maddesinin uygulanabilmesi için akdi ilişkinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda somut olayda davalı tarafa yasal danışman atanmış olduğu, vergi dairesinden gelen cevabi yazıda davalı adına her ne kadar kayıt bulunmakta ise de adrese gidildiğinde davalının herhangi bir faaliyetinin olmadığının beyan edilmiş olması, aynı tarihte açılış ve kapanış yapılmış olduğu, herhangi bir ticari satış yaptığına dair kaydın bulunmadığı, davalının esnaf ve tacir kaydının bulunmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde tek başına davalı ile aralarında hizmet sözleşmesinin bulunduğunun ispatlanamamış olduğu kanaatine varılmış olup bu kapsamda davacı tarafça icra takibinin davalı borçlunun yerleşim yeri olan Konya'da başlatılması gerektiği halde yetkisiz icra dairesinde takip başlatmış olduğu, bu hali ile eldeki davada usulüne uygun bir takipten bahsedilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere;
1-Davacının davasının usulüne uygun bir takip bulunmaması sebebiyle HMK m.114/2, 115 hükümleri uyarınca usulden reddine
2-Alınması gerekli olan 615,40-TL karar ilam harcından dava açılırken başlangıçta peşin olarak alınan 615,40-TL harçtan mahsubuna,
3-Davacı tarafından sarf edilen giderlerin kendi üzerine bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 19.999,92-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 4.600,00-TL'nin davacıdan alınara hazineye gelir kaydına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansın arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK madde 341 hükmü uyarınca KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/05/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır