T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2019/406
KARAR NO: 2019/945
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 26/10/2018
KARAR TARİHİ: 19/12/2019
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalının müvekkiline olan borcundan dolayı davalı aleyhine ... 4. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın haksız ve dayanaksız olduğunu, davalının Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu,şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının enerji alanında yatırım yapması gereken şirket için aralarında davacının da bulunduğu çok sayıda kişiden 45 milyon Avro'ya yakın para topladığını,ancak şirkete ait olan bu paraların davalı tarafından sanat eserleri alımı gibi göstermelik işlemlerle davalının nezdinde şirket hesabından yok edildiğini, adı geçen şirkete amacı doğrultusunda yatırım yapan müvekkili davacı ve daha birçok kişinin davalı tarafından dolandırıldığını, davalının bu eylemleri nedeniyle Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... tarihli ve... ve ... sayılı kararı ile dolandırıcılık suçundan beş yıllık mahkumiyet kararı aldığını, davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15/07/2008 tarihli kararı ile 15/07/2008 tarihinde saat 12:40'da tüketici iflası açıldığını, buna göre davacının davalıdan 22.658,83 Avro alacağının bulunduğunu, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötü niyetli olarak ...'de 256 ada, 35 parselde kain taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini, davacının yanı sıra ayrıca 42 müvekkilinin de aynı konuda davalıdan muhtelif miktarda alacaklı olduklarını, bu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulması taleplerinin olduğunu belirterek davalının ... 4.İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;husumet itirazlarının olduğunu,davalı olarak ... şirketinin gösterilmesi gerektiğini, bu davayı görmekte yetkili ve görevli olmadığını,Alman Mahkemelerinin yetkili olduğunu,Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığını,davaya konu idda edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, Alman kanunlarının Türkiye'de uygulanmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın ...'den olduğunu iddia ettikleri alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Taraflar arasında usule ve esasa ait uyuşmazlıklar bulunmakla birlikte öncelikle yabancı unsur içerdiği sabit olan bu davada mahkememizin milletlerarası yetkisinin olup olmadığı hususunun halli gerekir.
MÖHUK. hükümleri bilindiği üzere yabancılık unsuru taşıyan hukuki ilişkilerde hangi devletin maddi hukuk hükümlerinin uygulanacağını gösterir nitelikte olup uyuşmazlığın esasını bizzat çözümlemeyip bu noktada öncelikle bu uyuşmazlığı çözecek olan yetkili maddi hukuk kurallarını açıklar .
Yerleşik Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere >
20 Mayıs 1982 günlü 2675 sayılı >12.11.2007 tarihinde değişerek 5718 numarayı almıştır. Bu değişikliğe rağmen hükümlerde büyük bir değişiklik olmayıp bu kanun devletler hususi hukukunun kaynağını oluşturmaya devam etmektedir.
Anayasamıza göre , yargı yetkisi bağımsız mahkemelerce kullanılmakla birlikte , yargı yetkisi,ancak devletin hukuku tarafından belirli alanlarda sınırlandırılmıştır ve yargı yetkisi dava şartlarından olarak kabul edilmektedir. Milletlerarası yargı yetkisi denildiğinde ise bir davaya hangi devlet mahkemesinin bakabileceği anlaşılır. Her devlet ise milletlerarası yetkisini bizzat tayin eder.
Yetki anlaşması MÖHUK 'a göre belli bir şekle bağlı olmayıp yetki kaidesinin ''Kamu düzeni '' veya "Kesin yetki '' esasına dayanılarak tayin edilmemesi bu noktada önem arz eder.Bunun yanı sıra taraflar arasında borç ilişkisinden kaynaklanan bir uyuşmazlık olması , taraflardan birinin veya her ikisinin yabancı olması veya aktin yapıldığı yerin veya icra yerinin yabancı olması gibi yabancılık unsuru taşıması , mutlak suretle uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşmış olması gerekir.MÖHUK .47 maddesi hükmüne göre ise bu tür uyuşmazlıklar için yabancı bir devlet mahkemesini yetkilendiren yetki anlaşmasının geçerliliği , o uyuşmazlıkta yer itibariyle yetkili olan Türk mahkemesinin yetkisinin > yetki esasına göre tayin edilmiş olmamasına bağlıdır. Eldeki davanın,yönetici sorumluluğundan kaynaklanan bir alacak iddiası olması nedeniyle Türk mahkemesinin bu konuda münhasır bir yetkisinin bulunamayacağı açıktır.
Davalının yetki itirazına esas olan husus uyuşmazlık Türk Mahkemelerinin değil Alman Mahkemelerinin olması esasına dayanmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki taraflar arasında uyuşmazlıkla ilgili yapılmış yetki sözleşmesi bulunmamaktadır.Kural olarak, yetki sözleşmesi ile yabancı bir devlet mahkemesi yetkili kılınmış ise, Türk Mahkemelerinde doğrudan dava açılamaz. Türk Mahkemesi'nin milletlerarası yetkisine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi açısından, öncelikle yetki sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gerektiği şartı somut olayda gerçekleşmemiştir.
Davaya dayanak olan yöneticinin sorumluğuna dayalı alacak davası açısından,6102 sayılı TTK m.567 hükmüne göre "Sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir." Gerek kanun hükmünün açık içeriği ve gerekse Yargıtay 11.HD uygulaması dikkate alındığında somut olayda mahkememizin kesin yetkili bulunmadığı,nitekim davalı tarafın Türk mahkemesinin yetkisine itirazda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının temsilcisi olduğu şirket adresi ise esasen Almanya'dır.
Bu çerçevede bakıldığında, taraflar arasında somut uyuşmazlık yönünden yetki sözleşmesinin bulunmadığı,mahkememizin ise kesin yetkili hale gelmesine yol açacak hüküm bulunmadığı açıkça anlaşılmakla beraber diğer yetki kaidelerinin de bu noktada ayrıca ele alınması gerekir.
Dava hukuki nitelendirme açısından haksız fiil hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiğinden 6100 sayılı HMK m.16 hükmü dikkate alındığında haksız fiilin işlendiği yerin veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yerin ya da zarar gördüğünü iddia eden davacının yerleşim yerinin İstanbul asliye ticaret mahkemelerinin yargı çevresinde bulunmadığı,bilakis bu yerler Almanya'da olmakla Almanya mahkemelerinin bu noktada yetkili bulunduğu açıktır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine göre ve Türk Mahkemelerinin yargı yetkisine itirazın süresi içinde yapılmış olması karşısında,Türk mahkemesinin, milletlerarası yetkili olduğunun kabulü için gerekli şekli ve diğer geçerlilik şartları lex fori olarak Türk usul hukukuna tabidir. MÖHUK. da milletlerarası nitelik taşıyan ihtilaflarda hangi şartlarda bir Türk Mahkemesine yetki verileceği konusu düzenlenmemiştir.Mahalli yetki kurallarının, milletlerarası yetkiyi de tayin edeceğini ifade eden MÖHUK. karşısında, bu kanundaki ilgili hükümlerin dikkate alınması gerekir.(Doç. Dr. Nuray Ekşi, Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi , 2. Baskı, 2000, İstanbul, Sayfa: 125).
Yine 5718 sayılı MÖHUK. 40. maddede de "Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin, iç hukukun yer itibari ile yetkili kaldığı tayin eder." hükmü açıkça belirtilmiştir. O halde Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin nasıl ve hangi şartlarda tayin olacağı hususunda dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK. hükmünün dikkate alınacağı açıktır. Bu noktada 6100 sayılı HMK. dikkate alındığında m.9 hükmü gereği davalının yerleşim yerinin dava tarihi itibariyle Türkiye olduğunda dair davalı aleyhine veri bulunmadığı gibi bilakis davalının mernis adresi dahi Federal Almanya'dır.Yine yukarıda açıklandığı üzere yöneticinin sorumluluğuna dair yetkiyi belirleyen 6102 sayılı TTK m.561 hükmü,haksız fiil ile ilgili yetki hükümlerini düzenleyen HMK m.16 hükmü karşısında Türk Mahkemelerinin yargı yetkisinin Türk usul hukukuna göre bulunmadığı,zaten açıklandığı üzere yetki sözleşmesinin de bulunmadığı belirlenmiştir.Bu itibarla Türk Mahkemesinin somut uyuşmazlık açısından milletlerarası yetkisinin bulunmadığı görülmektedir.
Yine MÖHUK. 47. maddesine göre "Yer itibari ile yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde, taraflar, aralarında yabancı unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan uyuşmazlığın, yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler... Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk Mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması halinde , yetkili Türk Mahkemesinde görülür. " Somut olayda Türk mahkemelerinin yetkisine yönelik açık itirazda bulunulduğu, yetki itirazının süresinde ve usulüne uygun olarak gerçekleştiği,taraflar arasında Türk mahkemelerinin yetkili hale gelmesini gerektirir bir usul kaidesinin ise tespit olunmadığı anlaşılmıştır.
Somut olayda davalının Türk Mahkemesinin milletlerarası yetkisine de süresinde açıkça itirazda bulunması karşısında mahkememizin milletlerarası yetkisinin somut olayda olmadığı sonucuna varmak gerekmiştir.6100 sayılı HMK m. 114/f.1-bend uyarınca Türk Mahkemesinin yargı hakkının bulunması dava şartı olarak kabul edilmiştir.Somut olayda Türk Mahkemesinin yargı hakkının bulunmadığı açık olduğundan dava şartı da oluşmamıştır. Dava şartı ise HMK'nun m.115 gereği her aşamada ele alınabilir.
Nitekim bir kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ilgili kararlarında belirtildiği üzere kararlaştırılan yetki şartı sözleşmenin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Kaldı ki , tarafların gidebilecekleri yetkili devlet mahkemesini hemen akdin başında bilmeleri ve kendilerine uygulanacak hukuk kaidelerini önceden tespit ve tayin etmekte bir çok yararları göz ardı edilemez >>. Hele hele Avrupa Birliği üyesi olan Federal Almanya'da kurulu ticari şirket ile doğrudan ilgili bulunan taraflar açısından ve şirket adresinin Federal Almanya dahi olduğu gözetildiğinde mevcut ve açık yetki itirazına rağmen Türk mahkemelerinin genel yetkisinin devam edeceğini kabul etmek MÖHUK. nun açıklanan hükümlerine,HMK hükümlerine ve yetkili yabancı mahkemeyi tayin etmek amacıyla dikkate alınan hükümlerin varlığına aykırı olacaktır.
Mahkememizin milletlerarası yetkisizliği karşısında,usule ilişkin diğer hususların değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir. Zira usule ilişkin diğer hususlar , görevli ve yetkili mahkemece tartışılması gereken nitelikte kabul edilmiştir. Ne var ki davalı borçlunun icra dairesine yönelik itirazı karşısında da bu husus mahkememizin yani Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunup bulunmadığı uyuşmazlığından önce ele alınmıştır.Buna göre 19/12/2019 tarihli duruşmada da açıklandığı üzere davalı borçlunun icra dairesine yönelik itirazı karşısında öncelikle bu hususun ele alınması, bu hususun özel dava şartı olması nedeniyle zorunluluk arz ettiği;ancak İİK.m.50 hükmüne atfen HMK.m.19/f.2 hükmü uyarınca yetkili icra müdürlüğünün açıkça adının itiraz dilekçesinde belirtilmediği, yetkili icra müdürlüğünün Almanya İcra Müdürlükleri olarak yazılmakla bu hususun belirsiz bulunduğu dikkate alınarak usulüne uygun olarak icra müdürlüğünün yetkisine yönelik bir itiraz bulunmadığından icra müdürlüğünün yetkisine yönelik itirazın reddine dair karar verilmiştir.Zaten bu nedenle ve yukarıda mahkememizin milletlerarası yetkisizliğine dair inceleme yapılmış,bu çerçevede ise açıklanan gerekçelerle davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine dair hüküm oluşturulmuştur.
Yapılan açıklamalar karşısında,açılan davanın Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmaması nedeni ile HMK.m.114/f.1 bend a gereğince dava şartı yokluğundan ve usulden reddine,davanın reddi nedeni karşısında davacının tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle;
1-Açılan davanın Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmaması nedeni ile HMK.m.114/f.1 bend a gereğince dava şartı yokluğundan ve usulden reddine,
2-Davanın reddi nedeni karşısında davacının tazminat talebinin reddine,
3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Bu dava nedeniyle alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcının,peşinan alınan 2.748,07 TL'nin mahsubu ile 2.703,67 TL'nin davacıya iadesine,
5-Davalı lehine AAÜT gereği takdir edilen 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde gider avansının talep halinde iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.19/12/2019
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır