T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/82
KARAR NO: 2020/174
DAVA: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 31/01/2020
KARAR TARİHİ: 16/06/2020
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirket ile davalı arasında ... ili, ... ilçesi,... Mahallesi, 1256 Ada, 1 Parsel adresindeki taşınmaz üzerine ... Okulları ... Kampüsü inşaatı yapılması projesi kapsamında kaba ve ince tüm inşaat işlerinin anahtar teslim yapılması ile ilgili bir eser sözleşmesi akdedildiğini,müvekkili şirketin sözleşme çerçevesinde üzerine düşen edimleri eksiksiz ve zamanında,sözleşme ve eklerine uygun bir şekilde ifa ettiğini,sözleşmeye konu inşaatı tamamlayarak davalıya 2018-2019 öğretim yılından önce fiilen teslim ettiğini,davalılar sözleşmenin 10’uncu maddesi gereği belirli vadelerde ödenmesi hususunda mutabık kalınan inşaat bedellerini, yapılan tüm başvurulara rağmen ödemediğini,bunun üzerine müvekkili şirket tarafından bakiye açık hesap alacağı için davalı aleyhine ... 34. İcra Müdürlüğü’nün ... E.sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını,fakat davalının ödeme emrini tebellüğ ettikten sonra iskanı alınmış ve fiilen iki yıldır kullanılan bina ile ilgili birtakım eksiklikler olduğundan bahisle ve tamamen kötü niyetle takibe, borca, faiz ve ferilerine itiraz ettiğini belirterek öncelikle ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 1256 Ada, 1 Parsel adresindeki taşınmaz üzerine tedbir talebinin takdiren teminatsız olarak kabulüne, davalıların haksız ve dayanaksız itirazların iptaline,takibin devamını, 826.487,81 Türk Lirası’nın (icra takip giderleri ve icra vekâlet ücreti hariç) takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık %18,25 ticari faiz oranından az olmamak üzere artan oranlarda faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davalının asıl alacağın %20’nden az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı tarafça her ne kadar müvekkilleri aleyhine yetkisiz icra dairesinde takip başlatıldığını ve takibe itiraz nedeniyle dava açıldığını, 6100 sayılı yasanın 6.maddesi -genel yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.-amir hükmünü ihtiva ettiğinden davanın yetkili mahkemede açılmadığını,yine 19 maddesine göre -Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır.Taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebildiğini,yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiğini,yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmesi gerektiğini,aksi takdirde yetki itirazının dikkate alınmayacağını,amir hükmü uyarınca davanın yetkisiz mahkemede açıldığını,zira müvekkillerin her ikisinin de gerek açılan dava dosyasındaki gerekse icra takibindeki adresleri itibariyle ... İli ... ilçesi olduğunu, davanın ve takibin davalıların yerleşim adresleri itibariyle yapılması kanunen zorunlu olduğunu,yine söz konusu takip faturaya davalı olarak başlatıldığını, icra müdürlüğüne de yetki itirazında bulunulduğunu, bu nedenler de mahkemece yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli mahkeme olan ... Nöbetçi Asliye Ticaret (Hukuk) Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini,müvekkili tarafından ... Belediyesi’ne 20.11.2018 tarihinde 4.582,80 TL ödeme,yine Araş ... firmasına 21.12.2018 tarihli 39.163,95 TL'lik şantiye elektrik fatura borcu ödemesi, bunun dışında da bir kısım fatura edilemeyen (işçilik vb) bir kısmı ise henüz daha fatura edilmeyen ancak peşinat olarak yapılan ödemelerin olduğunu,davacı yanın müvekkilinde alacağının kalmadığını,6100 sayılı yasanın 390. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca /'—Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde davandıâı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır—" amir hükmü uyarınca talepte bulunan davacının dilekçesinde ve sunduğu delillerinde davada haklılığını ispat etmesi gerektiğini, sunulan dilekçe ile bildirilen delillerin bu haklılığı ispata elverişli olmadığının açıkça görüldüğünü, cevap dilekçesi ve sunulan diğer belgeler dikkate alındığında ve yine müvekkili firmanın bir eğitim-öğretim kuruluşu olarak faaliyet göstermesi dikkate alındığında haksız ve açıkça sadece müvekkilinin ticari itibarını zedelemeye yönelik tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davacı taraf açıkça haksız ve kötüniyetli takip başlatıldığından ve bu suretle de müvekkili firmanın ticari hayatını olumsuz etkileyip kredi sicilini düşürmesinden ötürü asıl alacağın % 20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilerek tazminat ödenmesine savunmuştur.
Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gözetildiğinde, uyuşmazlığın her iki tarafın kabul ettiği yazılı sözleşmeden kaynaklandığı,yazılı sözleşme içeriğine göre dosyamız davacısı şirket ile davalı şirket arasında yapıldığı,uyuşmazlığa konu işin eser sözleşmesinden kaynaklandığı, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 18.maddesine göre "Bu sözleşmenin uygulanmasından dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklarında ... Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir.Uyuşmazlığın mahkemeye intikal etmesi işin hiçbir şekilde durmasına,yavaşlamasına teşkil edemez." şeklinde yetki sözleşmesinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
HMK m.19/f.2 hükmüne göre; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa istediği mahkemeyi bildirir. Aksi halde yetki itirazı dikkate alınmaz." Aynı maddenin 4.fıkrasında ise; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda , davalı, süresi içinde ve usulüne uygun yetki itirazında bulunmazsa davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir." hükmü yer almaktadır.Bu çerçevede davalı vekilinin süresi için yetkili icra müdürlüğünü ve mahkemeyi bildirmek suretiyle yetkiye yönelik ilk itirazda bulunduğu, ilk itirazın da süresi içinde ve usulüne uygun olarak gerçekleştiği açık olduğundan öncelikle bu usuli meselenin halli gerekmektedir.
Davanın açıldığı tarih itibari ile yürürlükte olan 6100 sayılı HMK m.17 hükmüne göre "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde açılır."Yine HMK m.18/f.2 hükmüne göre "Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması,uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır."
Yargıtay 15.H.D yerleşik uygulamasında belirtildiği üzere "Eser sözleşmesinden kaynaklanan davalar, HMK'nın 6. maddesine göre davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde (genel yetkili mahkeme) açılabileceği gibi HMK'nın 10. maddesi uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Taraflar arasında geçerli olarak yapılmış yetki sözleşmesi varsa ve bu sözleşmede,davanın sözleşmeyle kararlaştırılan yer dışında genel ve özel yetkili başka bir mahkemede de açılabileceğine dair aksine bir düzenleme yoksa dava yalnızca,sözleşmede kararlaştırılan yer mahkemesinde açılabilir (HMK m.17)
Dosya içerisinde bulunan ve yukarıda anılan sözleşmede yetki şartına ilişkin bir düzenleme yapılmış olmakla birlikte bu düzenlemenin geçerliliğinin HMK m.17 ,m.18 ve konu ile doktrin ve temel hukuk kaideleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.Zira davalı vekili gerek icra müdürlüğü nezdinde gerek mahkememiz nezdinde ile yetkiye yönelik açık itirazda bulunmuştur.
Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK m.17 hükmüne göre tacirler ve kamu tüzel kişilerinin aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilecekleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde görülebileceği düzenlenmiştir.Ne var ki yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde ve tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları halinde geçerli olarak yapılabilir.Bu nedenle yapılan yetki sözleşmesinin geçerli olup olmadığı,adı geçen yasal zorunluluklar ve yetki itirazı karşısında mahkememizce ele alınmıştır.Zira yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bazı şartlara tabi tutulmuş ve bu şartların oluşmaması halinde yetki sözleşmesinin geçerli olamayacağı kanun koyucu tarafından öngörülmüştür.Bu hususun yetki itirazını ele alan mahkemece tek tek ve mutlaka takdir olunması gerekir.
Sözleşmedeki "... mahkemeleri ve icra daireleri" ibaresinin HMK m.18 hükmü çerçevesinde yetkili mahkeme ve icra müdürlüğünü gösterip gösterilmediği noktasında hüküm vermeden genel açıklama yapılmasında fayda vardır.
Yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi gerekmektedir.Bu noktada belirtmek gerekir ki tarafların dilediği mahkemede dava açabileceği veya davanın açıldığı anda yetkili mahkemeyi davacının belirleyebileceği şeklinde yapılan yetki sözleşmesi yetkili kılınan mahkeme belirli olmadığı için geçersizdir.Zira bu durumda davalı, davacının keyfi iradesine terk edilmiş olur.(Doç.Dr.İbrahim Aşık,Hukuk Muhakemeleri Kanununa Göre Yetki Sözleşmesi, TBB Dergisi 2011(97) s.37'de atıf yapılan Stein/Jonas,s.693;Rosenberg Schwab/Gottwald,s.185).O halde" tarafların iradesini açıkça ortaya koyarak yetkili kılınan mahkemenin yetkisini kaldırabilecekleri kabul edilir." (Prof.Dr.İlhan E.POSTACIOĞLU,Medeni Usul Hukuku Dersleri,İstanbul 1975,Sayfa 162)
Bu açıdan dayanak sözleşmeyle göre davacının sicil adresinin Bakırköy/İstanbul,davalı şirketin sicil adresinin Kars ili olduğu,yetki sözleşmesinde belirtilen "... mahkemeleri ve icra daireleri" ibaresinin İstanbul ilinde faaliyet gösteren şirket yönünden hangi yer mahkemesi olduğu( Örneği;... vs.) anlaşılabilir ise de Kars ilinde faaliyet gösteren davalı şirket yönünden yetkili mahkemenin belirli olduğunun kabulü mümkün değildir.Nitekim uygulamada ve örneğin İstanbul ilinde görev yapan kürsü hakimi tarafından dahi "... Adliyesi" nin İzmir ilinde yer alan "... Mahkemeleri"ni mi veya "... Mahkemelerini " mi içerdiğinin mutlak anlamda belirli olduğu ve bilindiği kabul edilemezken,... ilinde faaliyet gösteren bir şirketin yetki sözleşmesindeki "... Mahkemeleri ve İcra Daireleri" ibaresinin ... ilindeki hangi mahkemeyi kapsadığının açık,belirli ve kesin şekilde ifade ettiği kabul olunamaz.
Savunma hakkının önceden tahmini mümkün olmayan zorluklara maruz bırakılması ihtimalini taşıyan böyle bir yetki sözleşmesi kamu düzenine aykırıdır."(Prof.Dr.İlhan E.POSTACIOĞLU,Medeni Usul Hukuku Dersleri,İstanbul,1975,Sayfa 61, Prof.Dr.Turgut KALPSÜZ,Selahiyet Mukavelesi,Jurisdictio Kazai İçtihatları,1956/1, S.79) Kaldı ki "Yetki sözleşmesinin açık bir şekilde gerçekleştirilecek olması, yazılı anlaşmada mahkemedeki yetkisine ilişkin kuralın açık ve tecrübesizler için dahi yanlış anlaşılmayacak kelimeler içermesi ve kararlaştırılan mahkemenin belirtilmesi anlamına gelmektedir."Birbiriyle uyumlu atıflar bunun için geçerli değildir.(Doç.Dr.İbrahim AŞIK,Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre Yetki Sözleşmesi, TBB Dergisi 2011(97) s.37'de atıf yapılan Stein/Jonas,s.685)
Nitekim somut olayda yetki şartında belirtilen mahkeme ve icra dairelerine ilişkin düzenlemenin,açık ve tecrübesizler için dahi yanlış anlaşılmayacak nitelik taşıdığı, daha önemlisi de kararlaştırılan mahkemenin belirtildiği kabul olunamaz.Bu noktada yetki şartında "Çağlayan Mahkemeleri ve İcra Daireleri" ibaresi Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes ve özellikle tecrübesizler için yanlış anlaşılmayacak şekilde bir yetkili mahkeme ve icra müdürlüğü adını içerdiğinin kabulü mümkün değildir.
Esasen gerek idari gerek adli resmi yazışmalarda da İstanbul adliyesindeki mahkemelerin adı çok uzun yıllardan beri "İstanbul Mahkemeleri" şeklinde tanımlanmakta ve bu tanıma bağlı kalınmakta olduğu gibi verilen yetkisizlik kararları dahi bu ibarelere bağlı kalınarak oluşturulmaktadır.Zira "İstanbul Mahkemeleri " ibaresi her zaman ve her daim kalıcı olduğu halde "adliyenin bulunduğu yerlerin ise her zaman ve her daim kalıcı olmayabileceği " gözden uzak tutulmamalıdır.
Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı m.36 hükmüne göre "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile yargı mercileri önünden davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." Yine Anayasa m.37 hükmüne göre "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz." Esasen Anayasa'da ki bu hükmün dayanağının Roma Hukukunda kabul olunan " seni bulduğum yerde dava ederim."(Ubi te invenio ibi te iu dico) kaidesinin de tarihsel ve doğal bir sonucu olarak kabulü gerekir.
Kanuni hakim güvencesi, kabul edilen ortak görüşe göre, > şeklinde tanımlanmıştır. Bu çerçeveden yaklaşıldığında bir uyuşmazlığı çözmek ile ilgili hangi mahkemenin yetkili olduğu kanun koyucu tarafından kural olarak öngörülmüş olmakla birlikte tarafların bu noktada aksine bir sözleşme yapmaları da yine kanun koyucu tarafından ön görülmüştür.Kanun koyucunun kural olarak yetkili olması gereken mahkemenin hangi mahkeme olduğunu soyut olarak belirlediği halde,bazı şartların gerçekleşmesi halinde bu kurallara istisna tanıdığı açıktır.Somut olayda olduğu üzere taraflar yetki sözleşmesi yapmış iseler de kanun koyucunun öngördüğü istisnalar çerçevesinde yetkili mahkemenin neresi olduğunu herkes için açık ve belirli şekilde belirtmemişlerdir.Anayasa,HMK ve temel hukuk kaidelerine getirilen istisnai bu düzenlemenin yorum yolu ile davalı aleyhine genişletilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki 6100 sayılı HMK m.17 ve m.18 hükümleri,kanun koyucunun kural olarak belirlemiş olduğu yetki kurallarının aksinin taraflarca ve belirli şartlar altında düzenlenebileceğini öngören bir istisnai hüküm niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere hukukta hükümlerin yorumlanması büyük önem arz eder.Zira hükümler hakimlerin yapmış oldukları yorumla bir anlamda gerçek uygulanma imkanına kavuşur. Türk hukukunda da kabul olunduğu üzere "istisnalar dar yorumlanır" kaidesi Roma hukukundan temellerini alan ve yüzyıllardan beri yorum tekniğinde kabul edilen bir kaidedir. (Singularia Non Sunt Extenda) Bu çerçevede somut olayda olduğu üzere "istisna hükümlerinin dar yorumlanmasının" bir gereği ve sonucu olarak,istisna hükümlerinin uygulama alanının genişlemesine yol açacağı düşüncesiyle kıyasen de uygulanamayacağı Türk Hukukunda da genellikle kabul edilen ve doktrinde de dayanılan görüş olduğu" dikkate alınmalıdır.(Prof.Dr.Aynur Yongalık,"İstisnalar Dar Yorumlanır" Kuralı Ve Değerlendirmesi,A.Ü.H.F.D,60,(1)2011:1-15,S.11).Nitekim doktrinde de yetki sözleşmelerinin dar yorumlanması gerektiği noktasında görüşler mevcuttur. (Prof.Dr.B.KURU,Prof.Dr.Ramazan ARSLAN,Prof.Dr.Ejder YILMAZ, Medeni Usul Hukuku,Ankara,2010,Sayfa 565;Prof.Dr.Saim Üstündağ, Medeni Usul Hukukunda Selahiyet Anlaşmaları,Makaleler,İçtihat Tahlilleri ve Çeviriler, Ankara,Sayfa 13)Hal böyle olunca taraflar arasında yapılan yetki sözleşmesindeki "Çağlayan mahkemeleri ve icra daireleri" ibaresinin "kıyas,dolaylama ve benzeri yollarla 'İstanbul Mahkemeleri ve İcra daireleri" olarak geniş yorumlanabilmesi yorum tekniği açısından da kesin olarak kabul edilemez. Zaten yargılama hukukunun kamu düzeni ile olan yakın ilgisi de usul hukukuna dair sözleşmelerin geniş yorumuna da engel olarak düşünülmektedir.
Sonuç olarak HMK m.6 hükmü çerçevesinde yapılan incelemede davalı sicil adresinin Kars olduğu,yine davacı şirketin sicil adresinin ise Bakırköy olduğu,işin ifa yerinin dahi yine Kars olduğu, bu itibarla tarafların yerleşim yerlerinin mahkememizin yargı çevresi dışında bulunduğu gibi ifa yerinin dahi mahkememiz yargı çevresi dışında olduğu,buna göre gerek HMK m.6 gerek HMK m.10 hükmüne göre de mahkememizin ve İstanbul İcra Dairelerinin yetkili olmadığı, esasen açıklanan gerekçelerle mevcut yetki sözleşmesinin davalı şirket yönünden dahi bağlayıcı olmasının mümkün bulunmadığı, nitekim davalının süresinde ve usulüne uygun olarak gerek icra müdürlüğünün gerekse mahkememizin yetkisine açık itirazda bulunduğu sabittir.O halde davalının icra müdürlüğünün yetkisine usule uygun itiraz ettiği kabul olunmalıdır.
Öte yandan itirazın iptali davasına esas olan icra takibi ... 34.İcra Müdürlüğü nezdinde başlatılmış ve bu takibe yönelik olarak icra müdürlüğünün yetkisine itiraz edilmiştir.
Taraflar arasında tartışma konusu olan husus ise öncelikle mahkememizin ve icra dairesinin yetkili olup olmadığı noktasındadır.
Yerleşik Yargıtay uygulaması gereği itirazın iptali davasında, mahkememiz, icra dairesinin yetkisine karşı yapılan itirazı tetkik merci yerine geçerek çözümlemek durumundadır. Zira takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili bulunması halinde mahkemenin de yetkili olacağının kabulü gerekir. Bu nedenle öncelikle icra dairesinin yetkili olup olmadığı hususu değerlendirilmelidir. (Yargıtay 19. HD. 01/10/1998 T. -1998/4665 E. 1998/50704 K. )
O halde mahkemece açıklandığı üzere öncelikle bu itiraz hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Zira borca yönelik itirazın iptâli davasının incelenebilmesi için evvela ortada yetkili bir icra dairesinde yapılmış bir icra takibinin varlığı şarttır. İİK’nın 50. maddesi hükmüne göre para veya teminat borcu için takip hususunda HMK daki yetkiye dair hükümler kıyas yoluyla tatbik olunur.
Yetki sözleşmelerinin niteliği gereği bir usul muamelesi olup olmadığı ise bu aşamada değerlendirilmelidir. Yetki sözleşmesinin bir usul sözleşmesi olduğu, zira etkilerini usul hukuku alanında meydana getirdiği açıktır.
İtirazın iptali davası açılabilmesi için gerekli şartlardan birisi de yetkili icra dairesinde yapılmış bir icra takibi bulunmasıdır. Oysaki yukarda açıklandığı üzere takip tarihi itibari ile yetkili icra dairesinde yapılmış bir takibin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında davanın konu olduğu uyuşmazlıkla ilgili yapılan yetki sözleşmesinde taraflar arasında yetkili mahkeme ve icra dairesine ilişkin geçerli bir yetki sözleşmesinin yapılmadığı,bu itibarla seçim hakkının davalı borçluya geçtiği ,davalı borçlunun ise süresi içinde kendi yerleşim yerindeki Kars İcra Müdürlüğünün yetkili olduğunu açıkladığı,bu beyanın dosya kapsamına uygun olduğu,takip tarihi itibariyle yetkili icra dairesinde takip yapılmadığı açıktır.
Yapılan açıklamalar nedeniyle, mahkememizde açılan itirazın iptali davasının yetkili icra dairesinde takip yapılmaması ve özel dava şartının oluşmaması nedeniyle reddine, davanın şart yokluğundan dolayı ret olunduğundan dolayı davacının tazminat talebinin ve yine davacının kötü niyetli olduğu anlaşılamadığından ve ret gözetilerek davalının tazminat talebinin ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K ÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Mahkememizde açılan itirazın iptali davasının, yetkili icra dairesinde takip yapılmaması ve özel dava şartının oluşmaması nedeniyle reddine,
2-Davanın dava şart yokluğundan dolayı ret olunduğundan dolayı davacının tazminat talebinin ve yine davacının kötü niyetli olduğu anlaşılamadığından ve ret nedeni gözetilerek davalının tazminat talebinin ayrı ayrı reddine,
3-Alınması gereken 54,40 TL harcın peşin alınan 9.981,91TL harçtan mahsubu ile bakiye 9.927,51 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,
4-Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı lehine AAÜT gereği takdir edilen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde gider avansının iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden ve oybirliği ile karar verildi.
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır