T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/590 Esas
KARAR NO : 2025/87
DAVA : Hakem Tayini (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 19/08/2022
KARAR TARİHİ : 04/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan hakem tayini davasının yapılan incelemesi sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili kurum ... ile davalı arasında 29/05/2008 tarihli "..." konulu bir sözleşme imzalandığını, sözleşmenin yukarıda anılan hükmü kapsamında tahkim yolunu işletmek üzere müvekkili kurum tarafından hakem seçilim yapıldığını, seçilen hakemin kimlik ve irtibat bilgilerinin de yer aldığı ihtarname (Doç. Dr. Engin SAYGIN, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kat:6 Oda:639 Halil Sezai Erkut Cd. No:150 Etlik Ankara), davalının kendi hakemini belirlemesini sağlamak üzere, Noter kanalıyla davalının Slovakya'daki yerleşim yeri adresine gönderildiğini, söz konusu ihtarnamenin, davalı tarafından, 13/07/2022 tarihinde tebliğ alındığını ve fakat otuz gün geçmiş olmasına rağmen hakem seçimi yapılmadığını, işbu nedenle, sözleşmenin yukarıda anılan hükmü işletilmek üzere, hakem tayini için Mahkememize başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu, anılan kanun hükmünün emredici niteliği göz önüne alındığında, sözleşme ile hakem seçimi konusunda Zonguldak mahkemeleri yetkilendirilmiş ise de yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olması nedeniyle davanın Mahkememizde açıldığını, yukarıda açıklanan nedenlerle, taraflar arasında yapılan sözleşme gereğince karşı taraf adına hakem tayinin talep etmiştir.
Halihazırda davalı tarafa ise dava dilekçesi tebliğ edilememiştir.
Dava, hakem seçimi istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacı olan şirketin, dayanak sözleşme uyarınca kendi hakemini seçtiği anlaşılmaktadır. Ancak davalı tarafın, yapılan ihtarata rağmen hakemini bildirmediği iddiasına dayalı olarak davacı mahkememizden davalı adına hakem seçimi yapılmasını talep etmektedir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık karşısında öncelikle dayanak yasal hükmün içeriğinin irdelenmesi ve tartışılması zorunludur. Bu suretle somut koşul vakıaların irdelenmesi gerekir. Zira bu husus bir anlamda özel dava şartı olup HMK m.115 hükmü uyarınca her zaman ve her aşamada ele alınması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hakemlerin Seçimi" başlıklı 416 ncı maddesi "(1) Taraflar, hakem veya hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmakta serbesttir. Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa hakem seçiminde aşağıdaki usul uygulanır: a) Ancak gerçek kişiler hakem seçilebilir. b) Tek hakem seçilecek ise ve taraflar hakem seçiminde anlaşamazlarsa hakem, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından seçilir. c) Üç hakem seçilecek ise taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar. ç) Üçten fazla hakem seçilecek ise son hakemi seçecek olan hakemler yukarıdaki bentte belirtilen usule göre taraflarca eşit sayıda belirlenir. d) Hakemin birden fazla kişiden oluşması hâlinde en az birinin kendi alanında beş yıl ve daha fazla kıdeme sahip bir hukukçu olması şarttır. (2) Hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmış olmalarına rağmen; a) Taraflardan biri sözleşmeye uymazsa, b) Kararlaştırılmış olan usule göre tarafların veya taraflarca seçilen hakemlerin hakem seçimi konusunda birlikte karar vermeleri gerektiği hâlde, taraflar ya da hakemler bu konuda anlaşamazlarsa, c) Hakem seçimi ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş, hakemi ya da hakem kurulunu seçmezse, hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından yapılır. Mahkemenin, gerektiğinde tarafları dinledikten sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Mahkeme, hakem seçiminde tarafların sözleşmesini ve hakemlerin bağımsız ve tarafsız olması ilkelerini göz önünde bulundurur. Üçten fazla hakem seçilecek hâllerde de aynı usul uygulanır." şeklindedir.
Üç hakem seçilecek ise taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır.
Somut olayda taraflar arasında varlığı tartışmasız sözleşme ile üç hakemden oluşan hakem kurulunun oluşturulması esastır. Buna göre davacı taraf kendi hakemini seçmiştir. Davacı vekilinin, diğer tarafın dahi hakemini seçmesi noktasında kendisine yapılan bildirimden itibaren hakemini seçmediği iddiası ile davalı adına hakem ataması yapılması talep olunmuştur. Ne var ki yukarıda açıklanan hükümde belirtildiği üzere bu talebin kabulü için, gerekli somut koşul vakıalardan biri davalıya bu yoldaki talebin ulaşmış olmasıdır.
Davalı şirket olup kendisine bu yolda ve usule uygun bir şekilde tebligat yapılıp yapılmadığı öncelikle irdelenmelidir. Zira bu husus yukarıda açıklandığı üzere bir anlamda özel bir dava şartıdır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebligat selahiyetli mümessillerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Aynı Kanunun 13. maddesine göre de, tebliğ yapılacak bu kişiler, herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde, tebliğ orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebliğ tarihi itibariyle yürürlükte olan Tebligat Yönetmeliğinin 21. maddesinde ise, tüzel kişi adına tebligatı kabul edecek kişi herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde bulunmadığı veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğu takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tüzel kişinin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş biri olması lazım geldiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edilmek şartıyla, o yerdeki diğer memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Somut olay açısından durum incelendiğinde, mevcut tebligat mazbatası içeriğine göre davalı şirkete yapılan tebligatın geçerli olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre adı geçen düzenleme uyarınca davacının mahkememizden talepte bulunabilmesi için davalı şirkete gerekli bildirimin usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Açıklanan hüküm karşısında 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Tebliğ işlemi sırasında, tebligatı alan şahsın şirket yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak almaya yetkilendirilmiş, evrak müdürü gibi bir çalışan olup olmadığı tespit ve şerh edilmeden ve yine bu işlerle görevlendirilmiş başka bir çalışan olup olmadığı araştırılmadan doğrudan tebligat yapıldığı, buna göre Tebligat Kanunu'nun 12. maddesi ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 21. maddesinde belirtilen sıra nazara alındığında anılan tebligatın usulsüz olup (Yargıtay 12.HD 25/11/2011 T.....sayılı, Yargıtay HGK ....sayılı ilamı) bu çerçevede bu davanın açılabilmesi için gerekli ihtaratın davalı şirkete tebliğ olmadığı anlaşılmaktadır.
Elbette yabancı olan davalı şirketin yurt dışında bulunan adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu çerçevesinde ve ayrıca ilgili yönetmeliğe uygun olarak bir tebliğ yapılamayacağı kabul edilse dahi en azından bu yöndeki ihtarın davalı şirkete tebliğ olunduğunun alınan belgelerden anlaşılması gerekir.
Kaldı ki dava basit yargılama usulüne tabidir. HMK m.318 hükmü uyarınca davacının dava dilekçesi ile birlikte tüm delillerinin dilekçesine eklemesi ve başka yerlerden getirilecek belge var ise bu konuya dahi dilekçesinde yer vermesi zorunludur. Dava dilekçesine eklenen ve davalıya ihtar yapıldığına dair belge içeriği yukarıda da irdelendiği üzere Tebligat Kanunu'na uygun şekilde tebligat yapıldığını göstermemektedir.
Hal böyle olunca halihazırda davacının, davalı adına hakem ataması yapılması için mahkememizden talepte bulunabilmesi noktasında yasal koşullarının oluşmadığı, esasen bu hususun özel bir dava şartı niteliği taşıdığı mahkememizce kabul olunmuştur.
Bu arada belirtmek gerekir ki "Hakem seçimi ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş, hakemi ya da hakem kurulunu seçmezse, hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından yapılır. Mahkemenin, gerektiğinde tarafları dinledikten sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.”(HMK 416. son md.)
Yapılan açıklamalar karşısında davacının açtığı davanın dava şartının oluşmaması nedeniyle HMK m.114 hükmüne atfen HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının açtığı davanın özel dava şartının oluşmaması nedeniyle REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 80,70 TL harcın mahsup edilerek bakiye 534,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın niteliği gereği kesin olarak ve oy birliği ile karar verildi. 14/02/2025
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...