T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/770
KARAR NO : 2025/267
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 30/12/2020
KARAR TARİHİ : 10/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan asıl ve karşı davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 11.01.2019 tarihinde 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi ve bayilik protokolünün akdedilmiş olduğunu, ...'ın, davalı şirketin davacı şirket ile imza ettiği sözleşmeyi, davacı şirketin tüm hak ve alacaklarının garantörü sıfatıyla taahhüt ettiğinden iş bu huzurdaki davanın tarafı olduğunu, davalılardan ...'ın bayilik sözleşmesini (sözleşmenin 49. Maddesi) garantör sıfatıyla imza etmiş olduğunu, davalının özgür iradesi ile kazanmış olduğu iş bu sıfattan ötürü, feri niteliği bulunmayan, garanti alandan bir ivaz elde etmekten ziyade, garanti alan tarafından yapılan yatırım veya bir teşebbüs de meydana gelebilecek risklerin bir kısmını veya tamamını üzerine almış olduğunu, davanın açıkça tarafı olduğunu, ...'ın, davalı ...’ün davacı şirket ile imza ettiği sözleşmenin eki niteliğindeki bayilik protokolünü (protokolün 3.1.1 Maddesinde tanımlı) müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalayarak, müvekkil şirketin, davalı şirketten doğmuş ve doğacak tüm hak ve alacaklarının azami 130.000,00 TL'sına kadar olan kısmını müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla taahhüt ettiğinden iş bu huzurdaki davaya
müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla da taraf olmuş olduğunu, davalı gerçek kişinin özgür iradesi ile kazanmış olduğu iş bu sıfattan ötürü, feri niteliği bulunmayan, müşterek borçlu haline geldiğini, ... petrol tarafından yapılan yatırım veya bir teşebbüs de meydana gelebilecek risklerin bir kısmını veya tamamını üzerine almış olduğunu, davalı eski bayinin ticari koşulları bahane ederek erken fesih ile bayilik ilişkisini tek taraflı olarak haklı bir sebep olmaksızın ... 5.Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshetmiş olup, sözleşmeyi feshetmesinden sonra da münfesih bayinin, başka bir dağıtıcıya transfer olduğunu, EPDK kayıtlarının istenmesi halinde bu durumun görülebilecek olduğunu, bayilik sözleşmesi davalı eski bayi tarafından tek taraflı ve haksız şekilde feshedilmiş olduğundan, davacı müvekkilinin protokol ve bayilik sözleşmesinde düzenlenen tüm yaptırımları davalı aleyhine uygulama hak ve yetkisi doğmuş olup taraflar arasında imzalanan bayilik protokolünün 4. maddesi uyarınca da belirlenen cezai şart tutarını da talep edebileceğinin açık olduğunu, davalılar, sözleşmenin haksız ve erken feshinden kaynaklı
250.000,00 TL cezai şart bedelinden sorumlu olup davacının her iki davalıdan cezai şartı talep hakkı olduğunu, davalı eski bayinin, davacının sözleşmeden ve bayilik ilişkisinden kaynaklanan edimlerini söz konusu satış taahhütlerinin yerine getirileceğine olan güven nedeniyle tam ve gereği gibi yerine getirmesine rağmen haksız olarak bayilik sözleşmesinin süresinden önce sona ermesine sebebiyet verdiğinden, davacı şirketin bayilik sözleşmesi süresinin sonuna kadar satamayacağı ürünler sebebi ile zarara uğradığı açık olup, bu meyanda taraflar arasında imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesinin 46./d maddesi uyarınca sözleşmenin haksız olarak feshedildiği tarihten sözleşmenin olağan bitiş dönemine
kadar geçecek süre için davacı şirketin uğradığı kar kaybına/mahrumiyetine ilişkin olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00-TL tutarın tahsilini talep ettiklerini, davalı eski bayinin bayilik ilişkisi çerçevesinde kendisine ariyeten verilmiş olan demirbaşları (kurumsal kimlik, otomasyon sistemi ve hava-su saati), tek taraflı haksız feshi sonrası iade etmediğini, bayilik protokolünün 3.1.7. maddesindeki iade taahhüdünü ihlal etmiş olduğunu, ilgili ariyetlerin iade edilmediğinin 05.02.2020 tarihli tutanak ile sabit olduğunu, davalılardan, iadenin sağlamaya yönelik ariyetlerin bulunduğu istasyona söküm için gidilen 05.02.2020 tarihinden itibaren her gün için 1.000,00- TL üzerinden
hesaplanacak cezai şart bedelinin, ileride artırılmak üzere şimdilik 10.000.-TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı ...'e ödenmesi gerekmekte olduğunu beyan ederek, sözleşmeden ve kanundan kaynaklanan her türlü zarar ziyanın tazmini hakları ile her bir alacak kalemiyle ilgili fazlaya ilişkin tüm talep ve hataya ilişkin düzeltme haklar saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile bayilik sözleşmesinin, davalı bayi tarafından
süresinden önce tek taraflı ve haksız olarak erken feshi sebebiyle bayilik protokolünün 4. maddesinde öngörülen blok cezai şart tutarı olan 250.000,00 TL'nin bayilik sözleşmesinin sona erme tarihi olan 07.01.2020 'den itibaren işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte bayilik sözleşmesinin 46.maddesi uyarınca sözleşmenin davalı eski bayi tarafından haksız olarak sona ermesine sebebiyet verildiği 07.01.2020'den sözleşmenin normal sona erme tarihi olan 11.01.2024 tarihine kadar olan dönem bakımından davacı lehine hesaplanacak kâr mahrumiyeti alacağının ileride artırılmak üzere şimdilik 10.000,00- TL+ KDV'nin sözleşmenin haksız olarak sona erdirildiği tarihi olan 07.01.2020 'den itibaren işlemiş ve
işleyecek avans faizi ile birlikte, davalı bayinin kendisine ariyeten verilmiş demirbaşları bayilik sözleşmenin feshi sonrası bayilik protokolünün 3.1.7.’nci maddesi uyarınca iade yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde iade etmediği nedeniyle iade için ariyetlerin bulunduğu istasyona söküm için gidilen 05.02.2020 tarihinden itibaren her gün için 1.000,00-TL üzerinden hesaplanacak cezai şart bedelinin; davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesinin talep
etmiştir.
Davalı-karşı davacı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; totemin, bayi tarafından işletilen akaryakıt istasyonunun, seyahat eden araç sürücüleri tarafından fark edilmesini, panosu ile akaryakıt ürünlerinin fiyatlarının belirtildiği ışıklı, yüksek ve büyük bir tabela niteliğinde olduğunu, akaryakıt istasyonlarının, sürücüler tarafından önceden fark edilerek, fiyat gözlemi yaptığı, istasyonu geçmeden önce yakıt durumunu kontrol ederek yakıt alma konusunda sürücüye düşünme ve istasyona girme için süre kazandırdığını, böylelikle, araç sürücülerine farkındalık oluşturulması konusunda önemli bir etken olduğu, totemin, fesih tarihine kadar davacı tarafından davalıya teslim edilmediğini, davalı şirketin bu sebeple zarar etmiş olduğunu, davacının diğer yükümlülüğünün ise; bayilik protokolünün 3.2.3. 'ticari şartlar' başlıklı maddesine göre fiyat farkından kaynaklı miktarın prim olarak davacıya ödenmesi gerektiğini, proaktif ürün verilmesi için; bayinin tüm hak ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi ve ...’in dönemsel olarak ithalat fazlasının olması veya tesis stok fazlasının bulunması durumuna göre; tamamen ...’in tek taraflı iradesiyle bayiye normal ticari koşulundan farklı olarak ürün satışı yapabilecek olduğunu, bayi yapılacak bu satışın tamamen ...’in indirimli mal tedarik edip edememesine veya stok durumuna göre gerçekleşeceğini bildiğini ve kabullendiği, normal anlaşılan ticari koşuldan yapılacak bu indirimin kendisi açısından kazanılmış hak teşkil etmeyeceğini, devamlılık arz etmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt etmekte olduğunu, indirimli ürün temin edilemeyeceği, ... bayiye... rafineri çıkış fiyatıyla mal satmayı kabul etmekte olduğunu, ..., ... dolum tesisleri ile, ... rafineri çıkış fiyatından kaynaklı primi için kesilen fatura bedellerini, faturanın tahakkuk ettiği ayı izleyen ay için cari hesabına işlenecek olduğunu, davacı tüm akaryakıt ticaretini peşin ödeme ile yapmış olup davacının bu ticaretten kaynaklı primleri ödememesi nedeniyle yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu primleri ödemediği gibi prime karşı yakıt da vermediğini, karşı dava konusunu oluşturan prim alacakları için düzenlenen faturaların, davacı tarafından 'iade faturaları' ile davalı şirkete gönderilmiş olduğunu, e-fatura nedeniyle faturanın kabul edilmediğine ilişkin karşılıklı olarak ihtarnamelerin keşide edilmiş olduğunu, 2019 yılı ve devamındaki prim alacakları için herhangi bir ödeme yapılmadığından anlaşmanın fesh edilmiş olduğunu, davacının bir diğer yükümlülüğünün bayilik protokolünün 5.3.'bayilik ilişkisinin feshi' başlıklı maddesindeki belirlenen satış fiyatına '...nakliye ve sigorta bedeli' gibi herhangi bir maliyet eklememesi olduğunu, taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesinde düzenlenen fesih koşulları saklı kalmak kaydıyla; bayi ve/veya kefil'in işbu protokol'den ve bu protokolün eki olduğu akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eklerinden kaynaklanan yükümlülüklerinden herhangi birini kısmen veya tamamen ihlal etmesi halinde; ...'in; işbu protokolü ve/veya eki bulunduğu akaryakıt bayilik sözleşmesini tek taraflı olarak ve herhangi bir kanuni merasimin yürütülmesine gerek olmaksızın her zaman ve derhal feshedebilir olduğunu, bayinin mevcut 5 yıllık sözleşme süresi boyunca ulusal stok, nakliye sigorta bedeli gibi herhangi bir maliyet eklenmemesi gerektiğini, taraflar arasındaki ticarete ilişkin kayıtlar incelendiğinde yakıtın nakliyesi sırasında ortaya çıkan yangın/patlama/dökülme gibi riskler için, davacı tarafından davacı şirkete sigorta bedeli tahakkuk ettirilmiş olduğunu, bu tahakkuklar daha sonra fatura edilerek davacıya gönderilmişse de, iade faturası kesilerek ihtarname ile kabul edilmediğinin bildirilmiş olduğunu, dolum tesisinden akaryakıt istasyonuna kadar olan nakliye için ödenen bedeller de davalı tarafından karşılanmış olup, nakliye firmasına ayrıca fatura edilmiş olduğunu, dava dilekçesinin 4 numaralı bölümünde müvekkil şirketin "ticari koşulları bahane ettiğini ve sözleşmeyi tek taraflı olarak, haklı bir sebebi olmaksızın feshettiği" iddia edilmiş olduğunu,
yukarıda açıklandığı üzere "ticari koşullardan kaynaklı bir bahane" den ziyade, bir istasyon için hayati bir önemi bulunan totemin teslim edilmemesi, prim alacaklarının ve sigorta bedellerinin ödenmemesi nedenlerine bağlı haklı bir feshin söz konusu olduğunu, karşılığı verilmiş, somut bir alacaktan ziyade, "kâr mahrumiyeti, fesih tazminatı, ariyet kirası" gibi alacak kalemleri ile haksız menfaat elde etmek amaçlanmakta olduğunu, sözleşmenin feshinden sonra, doğal olarak ticaretine devam etmek isteyen davalının başka bir akaryakıt dağıtıcısı ile anlaştığını ve davacıya ait mallar davalı tutulan depoya kaldırarak, bu malların derhal teslim alınması, depoda muhafaza edildiği için depo ücretinin ödenmesi gerektiği ve ariyete konu malları teslim alacak olan kişi ya da kişilerin kimlik bilgileri ile, şirket adına mal teslimi alma konusunda yetkilerinin bulunduğunu gösterir belgenin noter kanalı ile bildirilmesinin istenmiş olduğunu, son olarak ariyet olarak
verilmeyen bir totemin iadesi de mümkün olamayacağından ve bu duruma bağlı olarak,ariyet sözleşmesinin eksik ifa nedeniyle kurulmamış sayılacağından; davacının kira bedeli istenmesinin yersiz olduğunu, taraflarına teslim edildiği iddia edilen hava ve su saati gibi eşyaların yetkili kişiler tarafından alınmasına herhangi bir itirazı olmadığını, davacının tek taraflı olarak tuttuğu tutanağı, çektiği belirttiği fotoğrafları kabul etmediklerini, 05.02.2020 tarihinde istasyonun sökümü ve eşyaların teslimi için herhangi bir talep olmadığını ve herhangi bir ekip/nakliye aracı ya da vinç gelmemiş olduğunu, davacı karşı davalı müvekkilin, ana davaya da konu 11.01.2019 tarihli akaryakıt bayi sözleşmesi ve bayilik protokolü akdetmiş olduğunu, sözleşmenin imzalanmasından sonra tüm yakıt alımını nakit olarak yapan davalının bayilik protokolünün 3.2.3. 'ticari şartlar' başlıklı maddesine göre aylık 7.500 litreden sonraki peşin alımlarında "... dolum tesisleri ile, ... rafineri çıkış fiyatından kaynaklı farkı prim olarak iade edeceği/ödeyeceği konusunda anlaştığını ve bu fiyat farkından kaynaklı miktarın faturanın tahakkuk ettiği ayı izleyen ay için cari hesabına ekleneceğinin belirtilmiş olduğunu, bu suretle çeşitli zamanlarda davacı tarafından faturalar düzenlenerek davalıya gönderilmişse de, faturaların bir kısmı kabul edilmiş olup dava konusu yapılan 59.976,69 TL kabul edilmeyerek iade edilmiş olduğunu, 8.713,60 TL fazla alınan sigorta bedeli için davalıya fatura düzenlemişse de faturanın kabul edilmeyerek iade edilmiş olduğunu, dosyaya sunulacak fatura ve hesaplamalar ile bilirkişi tarafından yapılacak inceleme sonucunda yapılan anlaşmaya göre eksik ödenen prim alacağı olan 59.976,69 TL ile hiç ödenmeyen 8.713,60 TL sigorta bedelinin taraflarına ödenmesi talebi ... numaralı arabuluculuk görüşmesinde konu edilmiş ve görüşmenin "anlaşmama" ile sonuçlanmış olması
nedeniyle dava açılması gerektiğini” beyan ederek davacı karşı davalının davasının reddine; karşı davanın kabulü ile şimdilik 68.690,29 TLnin e-faturaların tanzim tarihiyle temerrüde düşen davacı karşı davalıdan temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte alınarak, davalı karşı davacıya ödenmesine karar verilmesini savunmuş ve talep etmiştir.
Davalı gerçek kişi ... davayı inkâr eden konumdadır.
Somut uyuşmazlıkta davacı şirket tarafından asıl dava konusu alacaklar bakımından arabulucuya başvurulması üzerine yapılan arabuluculuk görüşmelerinde, davalı şirketin bu defa karşı davacı olarak karşı dava konusu alacak, kalem ve miktarların dahi görüşüldüğü, son tutanakta hem davacı şirketin talepleri hem de davalı-karşı davacı şirketin karşı talebine konu olan alacak kalemleri yönünden anlaşma sağlanamadığının açıkça yazıldığı görülmektedir. Bu durumda, karşı davada talep edilen alacak kalem ve miktarları yönünden dahi arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği anlaşılmakla gerek asıl dava ve gerekse karşı dava yönünden arabuluculuk dava şartının tamamlandığı mahkememizce benimsenmiştir. (Yargıtay 9.HD ...E.K.sayılı kararı)
Asıl davada taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşme hükümleri dikkate alındığında 250.000,00 TL blok cezai şart, ayrıca kısmi davaya konu olan ve akabinde ıslah edilen kâr mahrumiyeti alacağı ve ayrıca ariyet konusu olan malların iade olunmaması nedeniyle cezai şart bedelinin davalıdan talep edilip edilemeyeceği, cezai şartta indirim yapılmasının gerekip gerekmediği, kâr mahrumiyetinin diğer alacak ile birlikte talep olunup olunamayacağı, ariyete konu demirbaşların iade olunmaması nedeniyle cezai şart talep edilebilmesi yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, davacının bu kalemleri birlikte talep edip edemeyeceği, özellikle sözleşmenin haklı olarak feshedilip edilmediğine bağlı olarak bu taleplerin dava konusu edilip edilmeyeceği, ayrıca edilebilecek ise hangi kaleme hangi tarihten itibaren temerrüt faizi talep edebileceği, birleşen dava yönünden ise uyuşmazlık konusunun taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki dikkate alındığında nakliye sigorta prim alacağı ve eksik ödenen prim fark alacağı olup olmadığı, var ise kaç TL olduğu, hangi tarihten itibaren faiz işletilebileceği, sözleşmenin feshinden dolayı bu alacakların talep olunmasına engel bir hal olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasında yazılı bayilik sözleşmesinin bulunduğu, sözleşmede tarafların hak ve yükümlülüklerinin ise ayrıntılı olarak belirlendiği, tarafların sözleşme hükümleri çerçevesinde birbirleri aleyhine dava açtığı, karşı davanın süresi içinde ileri sürüldüğü, karşı davada sadece aleyhine dava açılan şirketin karşı dava açtığı, asıl dava yönünden davalı gerçek kişinin "garantör" sıfatıyla sözleşmeyi imza ettiği, asıl dosyadaki davalı-karşı davacı şirketin tek taraflı olarak ve 07/01/2020 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedilmesi yönünde beyanını ortaya koyduğu tartışmasızdır.
Tüm taraflar yönünden taraf teşkili tam olarak sağlanmış, gerekli tüm tebligatlar tam ve eksiksiz olarak yapılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması için sektör bilirkişisi, SMMM ve nitelikli hesaplamalar konusunda ehil birinci bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 07/03/2022 tarihli rapor içeriğine göre "ariyet listesinde yer alan dev totem tabelanın teslim edilmemesinin tek başına fesih için yeterli sebep sayılamayacağının sektörel olarak yorumlandığı, sözleşmeden 9 ay sonra hava su saatinin istasyona teslim edilmesinden hareketle davalı firma sözleşmeyi feshetmeden önce bu ariyeti yazılı olarak tekrar talep edebilir veya bunun yerine kendisine avantaj sağlayacak farklı bir talebini dağıtım şirketine iletebileceği, teslim edilmeyen ariyetle ilgili dava öncesinde bir ihtilaf veya yazılı taleple ilgili herhangi bir evraka dosya üzerinden ulaşılamadığı, dev totem ariyetinin istasyona teslim edilmeği konusunda şüphe olmadığı, fakat sadece bu nedenle sözleşmenin feshedilip edilmeyeceğinin Mahkemenin takdirinde olacağı, nakliye sigorta bedellerinin sözleşmede belirtilmemesine rağmen davacı firma tarafından fatura edilmesinin sektörel bir uygulama olması nedeniyle ilk etapta olağan olduğu, fakat davalı firmanın talebiyle davacı firma tarafından iade edilmesi gerektiği, davalı firmanın talep etmeden sadece bu nedenle sözleşmeyi feshetmesinin sektörel açıdan uygun olmadığı, bu durum için müzakere yollarının kapandığı yorumuna dosyadaki evraklardan ulaşılamadığı sonucuna varıldığı, davacı firmanın talep edilen nakliye sigorta bedellerini (8.713 TL) davalı firmaya iade etmesi gerektiğinin sektörel olarak yorumlandığı, 20.05.2019 tarihine kadar aylık bazda ödenen primlerin bu tarihten sonra ödenmediği ve davalı firmanın primlerden kaynaklı olarak 44.102,88TL+KDV alacaklı olduğu tespit edildiği, sözleşme koşullarının uygulanmamasının sektörel açıdan haklı bir sebep olup olmadığı fesih öncesinde dağıtım şirketine ihtarda bulunulup/ bulunulmadığının tespiti ve neticesindeki hukuki
değerlendirmenin mahkemenin takdirinde olduğu, haksız fesih olarak karar vermesi durumunda cezai şart ve kâr mahrumiyeti hesabının hesaplandığı, sözleşmenin haklı /haksız feshine bağlı olmaksızın ariyet malzemesi olan kurumsal kimlikle ilgili değerlendirmenin ayrıca belirtildiği, erken fesihten kaynaklı cezai şart tutarı ile üç yıllık süre için yapılan kâr mahrumiyeti hesabı toplamı 445.087TL olduğu, kâr mahrumiyeti hesabı yönünden fesih tarihinden inceleme tarihine kadar davacı firmanın bölgede yeni bayilik tesis etmemesine bağlı olarak gelecek bir yıllık süreçte zor da olsa bayilik tesis edebilme imkânı olduğu düşünülerek üç yıllık yapıldığı, ariyet olarak verilen kurumsal kimlik için söküme izin verilmeyen tarihten dava tarihine kadar yapılan hesaplamada 329.000TL cezai şartın ortaya çıktığı, kurumsal kimliğin halen davalı tarafından boyanarak kullanıldığı ihtimalinin çok yüksek olduğu bu nedenle cezai şart yerine
kurumsal kimliğin maliyeti olan 84.526,66TL’nin davalı tarafından davacı firmaya ödenmesi gerektiği bu konuda takdirin mahkemede olduğu" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Adı geçen raporun tebliğ olunmasından sonra taraf vekillerinin beyanları karşısında tarafların alacakları ile ilgili hüküm kurmaya elverişli ek rapor alınması takdir edilmiştir.
Bunun üzerine birinci bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 14/09/2022 tarihli ek raporda "sigorta bedeli ve teslim edilmeyen dev totemin sözleşmenin haklı feshi için yeterli neden sayılamayacağı, uygulanmayan ticari koşulların (eksik prim ödemelerinin) sektörel açıdan haklı fesih nedeni sayılacağı, fakat bu tutarların talep edilmeden önce ihtarname gönderilerek yazılı olarak uyarılmasının sektörel uygulamalarda yer bulduğu, bu doğrultuda feshin haklı veya haksız olmasına
karşılık farklı hesaplamalar yapıldığı, mahkemenin sözleşmenin haksız nedenle feshedilmesine karar vermesi durumunda davacı ... firmasının 744.750TL alacaklı olduğu" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Yargılama aşamasında taleple ilgili asıl dava yönünden ıslah talebi sunulması sonrası miktar nedeniyle dava dosyasındaki uyuşmazlık mahkememiz heyeti tarafından görülmeye başlanmıştır.
Mahkememiz heyeti tarafından bu defa sözleşme hükümleriyle ilgili teknik açıdan tartışma yapılmamış olması gözetilerek ikinci bilirkişi kurulundan rapor alınması takdir olunmuştur.
Yine sektör, SMMM ve nitelikle hesaplamalar konusunda ehil ikinci bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 20/11/2023 tarihli raporlarında ise " asıl dava açısından; davacı tarafın kurumsal kimlik talebi açısından; kurumsal kimliğin halen davalı bayi tarafından kullanıldığını da değerlendirerek maliyetinin davalı firma tarafından karşılanması sektörel uygulamalar açısından uygun olacağı kanaatiyle bayilik protokolü madde 3.1.7’de belirtilen her gün için 1.000 TL cezai şartı talep
ettiği, davacı firmanın talep ettiği günlük 1.000.- TL cezai şartla ortaya çıkan 329.000.- TL cezai şartın mı yoksa kurumsal kimlik bedeli olan 84.516,66 TL’nin davalı firmadan tahsil edileceği konusunun mahkemenin takdirine bırakıldığı, mahkeme sadece kurumsal kimliğe karar verirse davalının 84.516,66 TL ödemesi gerektiği, mahkeme cezai şarta karar verirse davalının 329.000.- TL ödemesi gerektiği, cezai şart ve kar mahrumiyeti açısından; bayilik protokolü’nün 4.maddesinde cezai şart tutarına yer verilirken sözleşmenin haksız sebeple feshedildiği hükmüne varırsa bayilik protokolü’nün 4.maddesine göre 250.000.- TL cezai şartın ...’e ödeneceği, ilave olarak kâr mahrumiyeti talep edilebileceği
belirtilmediği, mahkeme sözleşmenin feshi işleminin davalı tarafından haksız olarak yapıldığı kanaatindeyse; bayilik protokolü’nün 4. Maddesine göre 250.000.- TL cezai şartın ...’e ödeneceği, kâr mahrumiyeti hesabı sözleşme süresi sonuna kadar yapılmış olup davacı tarafın halen o bölgede bayilik tesis edemediği, davacı firmanın ana dağıtım firması olarak bayilik verdiği istasyonun mevcut satışları dikkate alındığında günlük kâr kaybı 178,16 TL olduğu, fesih tarihinden sözleşme süresi sonuna kadar olan süre dikkate alındığında kâr mahrumiyeti tutarının 260.494,47 TL olduğu, mahkeme sözleşmenin haksız fesh edildiğine karar verirse davacı tarafın alacak tutarının kurumsal kimlik cezai şart bedeli: 329.000.- TL, protokol Madde 4. cezai şart bedeli: 250.000.-TL, sözleşme süresi sonuna kadar kâr mahrumiyeti yönünden 260.494,47 TL olmak üzere toplam: 839.494,47 TL olarak hesap edildiği, karşı dava açısından; ariyetlerin teslim edilmemesi veya geç teslim edilmesi noktasında davacı ... tarafından ariyet olarak verilecek malzemelerden dev totem dışında tüm malzemelerin istasyona sevk edilerek kurulumun tamamlandığı, sadece hava su saati 12.09.2019
tarihinde yani fesihten tarihinden yaklaşık 4 ay önce istasyona sevk edildiği, dev totemin taraflar arasındaki sözleşmenin feshini gerektirecek ölçüde satışları etkilemeyeceği yorumunun sektör gerçekleri ışığında yapılabileceği, teslim edilmeyen ariyetler için sözleşmenin feshedilmesinin çok karşılaşılan bir durum olmadığı, taraflar arasında akdedilen bayilik protokolünün bayilik ilişkisinin feshi (Madde 5.3) başlıklı maddesinde bayinin mevcut 5 yıllık sözleşme süresi boyunca (ulusal stok, nakliye, sigorta bedeli) herhangi bir maliyet eklenmemesi’ ifadesinin yer aldığı, davalı firmanın belirttiği iade edilmesi gereken sigorta tutarının 8.713 TL olduğu, bayilik protokolü madde ‘3.2.3 Ticari Şartlar’ başlığı altında bayinin benzin ve motorin alım koşullarının ayrıntısı belirtildiği, benzin alımları ...’in standart depo fiyatı, motorin alımlarında aylık 7.500 litreye kadar (yıllık 90m3) ... standart depo fiyatı uygulanacağı, ...’in fazla fiyat uyguladığının tespit edildiği, davalı bayi tarafından fatura edilmeyen alacak tutarı; davacı taraftan fiyat farkı olarak (44.102,88 + %18 KDV) 52.041,40 TL’yi iade alması gerektiği, davalı / karşı davacı alacak tutarı yönünden sigorta priminden kaynaklı olarak 8.713.- TL fiyat farkından kaynaklı olarak 52.041,40 TL olup toplam: 60.754,40 TL miktarın hesap edildiği, mahkeme karşı davacının (bayinin) haklı nedenle fesih ettiğine karar verirse davalının sözleşme ve protokol kapsamında herhangi bir cezai şartla karşı karşıya olmaması söz konusu olmakla beraber bayinin (davalının) “kurumsal kimliği” teslim etmemesinden kaynaklı 84.516,66 TL’nin davacı tarafa ödenmesi gerekeceği" şeklinde görüş sunmuşlardır.
Bilirkişi kurulunun raporunu sunmasını müteakiben 07/03/2024 tarihli duruşmada, mahkememizce resen tespit olunan hususlar dikkate alınmak suretiyle bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması takdir olunmuştur.
Sözleşmenin fesholunduğu tarihten başlayıp sözleşmenin normal sürecinde devam etmesi halindeki bitim dönemine kadar olan süre için kâr mahrumiyeti alacağı talep edilmiş ise de, Yargıtay 11.HD ve Yargıtay 19.HD'nin yerleşik kararları dikkate alındığında kâr mahrumiyeti alacağı hesaplanırken asıl dosyadaki davacının, asıl dosyadaki davalının işlettiği akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın başkaca bir bayi veya istasyon olup olmadığı ikinci raporda açıklanmış olmakla birlikte istasyonun bulunduğu yerleşim yerinin trafik yoğunluğu, istasyonun şehre yakınlığı, bulunduğu adres, sektörel açıdan diğer hususlar tek tek dikkate alındığında, söz konusu akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın ve benzer özelliklerde başkaca bir istasyonun olup olmadığının yeniden irdelenmesi, yok ise yeni bir bayilik veya istasyonun yeniden faaliyete geçebilmesi için mevcut inşaat süreçleri, yetkili resmi kurumlardan istenen belgeler, bu belgelerin neler olduğu da dikkate alındığında yetkili kurullarca bu konu ile ilgili değerlendirme süreçlerinin alacağı zaman ve süreye etkili diğer hususlar dahi dikkate alındığında kaç aylık süreye ihtiyaç bulunduğu hususununu yeniden irdelenmesi, buna göre asıl dosyada davacının o bölgede yeni bir bayilik tesis etmesi için tespit olunan süre kadar davalının hizmetinden mahrum kalacağının dikkate alınması, tespit olunacak süreye isabet eden mahrum kalınan kâr miktarının tespit olunması; ayrıca sözleşmesel olarak hesaplanan cezai şart alacağının davalının ekonomik olarak mahvına yol açıp açmayacağının sunulacak belgelere göre dahi irdelenmesi, asıl dosyadaki davalının sunacağı 2018, 2019, 2020 yılına ait gelir ve giderleri de içerisine alan ticari defter ve kayıtlarının, vergi kayıtlarının, mali tablolarının ve yine ekonomik durumunu tespit edecek başkaca sunulmak istenen kayıt var ise bu kayıt suretlerinin asıl dosyadaki davalı vekili tarafından ilgili kısımlarının onaylı örneklerinin bu incelemede dikkate alınması, bu inceleme sonucunda dava tarihi itibariyle asıl dosyadaki davalının ekonomik olarak mahvına yol açabilecek hal var ise takdire esas olmak üzere ekonomik olarak mahvına yol açmaması açısından tespit edilen miktarlardan düşülecek tahmini matematiksel aralığın belirtilmesi, bu suretle ara karara uygun olarak bilirkişi kurulundan ek rapor alınması suretiyle tahkikatın tamamlanmasına dair ara karar oluşturulmuştur.
Böylece kâr mahrumiyet alacağı ve cezai şart alacağı tutarının tespiti açısından ayrı ayrı tahkikat genişletilmiştir.
Bunun üzerine ikinci bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 20/06/2024 tarihli raporda "davalı / karşı davacı firmaya ait istasyonun sektörel değerlendirilmesi sonucunda davaya konu olan istasyonun ... ili ... ilçesinde olduğu, ilçede davaya konu istasyon dahil lisanslı 13 istasyon bulunduğu, eğer en baştan yeni bir istasyon yapmak istenirse güncel maliyetler ve izinler hesaba katılırsa 10 Milyon TL ve üzeri bir harcama yapmak gerekeceği, fesih tarihi olan 07.01.2020’den sonra rapor tarihine kadar davacı tarafın aynı bölgede yeni bir bayilik ilişkisi tesis edemediği, EPDK lisans sorgulama ekranından tespit edildiği, normal koşullarda sözleşme süreleri, lisanslı istasyon sayısı, gibi faktörler göz önüne
alındığında ortalama iki yıllık bir sürede yeni bayilik yapma ihtimalinin yüksek olduğu, fakat dağıtıcılar arasında her geçen gün artan rekabetten dolayı bu süre giderek uzamakta olduğu, fesih tarihi üzerinden dört yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen ... tarafından yeni bayilik ilişkisi kurulamadığından, bu dava özelinde sözleşme süresi sonuna kadar kâr mahrumiyeti hesaplaması yapılmasının sektör şartları gereği uygun görülebileceği, T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı ... Vergi Dairesi Başkanlığı .. Vergi Dairesi Müdürlüğü, 30.05.2024 tarih, Sayı:... yazısı ekinde 2019 ve 2020 Yılları Bilanço ve Gelir Tablosunda belirtildiği, davalı ... Ltd. Şti. ne ait mali tablolar mali idare tarafından paylaşılmış olup, özellikle 2019 yılında ödenmemiş sermaye 175.000.-TL iken 2020 yılında 300.000.- TL çıkması sermaye taahhüdü olarak ödenen paranın sonraki
yıl ortak tarafından geri alınması ticari hayatın olağan akışına aykırı bir ticari davranış olup bilirkişi kurulu tarafından “sehven” yapılmış olduğunun düşünüldüğü, 2020 yılında özkaynaklar (354.960,78 TL + 150.000.- TL/sermaye taahhüdü olarak ödenen=) 504.960,78 TL olarak dikkate alındığı, şirkete taahhüt edilip 2020 yılında henüz ödenmeyen sermayenin de ortaklar tarafından şirkete nakit olarak konması gerekeceğinden özkaynak toplamının (354.960,78 TL + 150.000.-
TL/sermaye taahhüdü olarak ödenen + 150.000.- TL kalan sermaye taahhüdü=) 654.960,78 TL olarak tespit edildiği, sektör bilirkişisinin tespitleri doğrultusunda ve güncel durumda da halen davacı ... firmasının davalının bulunduğu bölgede yeni bayilik tesis etmediğinden hareketle “bu dava özelinde sözleşme süresi sonuna kadar kâr mahrumiyeti hesaplaması” yönünde kanaat bildirdiği, mahkemenin vereceği nihai karara göre davalının ekonomik mahvına neden olup olmayacağının değerlendirildiği, davalı ... Tic. Ltd. Şti. nin 2020 yılındaki özkaynak tutarının 654.960,78 TL olarak tespit edildiği, bu tutara göre davacının talebi doğrultusunda alternatifli hesaplamalarda bulunan tutarın davacı ödenmesi durumunda “ekonomik mahvına sebebiyet” vermesinin kuvvetle muhtemel olduğu, TTK m. 22/1 gereğince tacir sıfatını haiz borçlu, TBK m. 121/2, m. 182/3 ve m. 525’te yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemeyeceği, bununla birlikte Yargıtay’ın yekneksak uygulaması ile cezai şartın, tacirin ekonomik olarak mahvına sebebiyet verecek ölçüde fahiş olması halinde mahkemece indirim yapılabileceğinin kabul edildiği, Mahkeme uygun görürse davalının ekonomik mahvına sebebiyet vermeyecek tutarın 300.000.- TL olacağının tespit edildiği" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Gerek asıl dava gerekse karşı dava açısından öncelikle davalı-karşı davacının sözleşmeyi feshetmesinin haklı olup olmadığı üzerinde durulacaktır. Zira özellikle asıl davadaki taleplerin reddi veya kabulü noktasında feshin haklı sebebe dayanıp dayanmaması büyük önem arz etmektedir.
Taraflar arasında varlığı tartışmasız olan sözleşmesel ilişki davalı-karşı davacı tarafından, 10/01/2019 tarihli sözleşme uyarınca teslim edilmesi gereken totem tabelanın teslim edilmemesi, satış sırasında taahhüt edilen prim alacaklarının eksik ödenmesi, nakliye sigorta bedellerinin ....A.Ş.ye ait olmasına rağmen karşı davacı şirkete ödenmemiş olması nedeniyle feshedilmiştir.
Bu çerçevede feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi aşamasında fesih beyanındaki bu sebeplerin dikkate alınması zorunludur.
Davalı-karşı davacının fesih hakkını kullanmak suretiyle sözleşmeye son vermesi ve bu şekilde sözleşmenin son bulmasını amaçlaması kanunun kendisine tanımış olduğu bir hakkın kullanımıdır. Bu hak bir anlamda karşı davacı lehine ortaya çıkan bir "nimet"tir. Ancak Mecelle'de dahi ifade olunduğu üzere "külfet nimete ve nimet külfete göredir". O halde her hakkın kullanılmasının karşı davacı lehine sonuç doğurması mümkün olabileceği gibi hal ve şartlara göre aleyhe sonuç doğurması dahi söz konusu olabilecektir.
Bu durumda gerçekleşen fesih beyanı, davalı-karşı davacı yönünden lehe sonuçlar doğurabileceği gibi aleyhe sonuçlar da doğurabilecektir. Doğacak sonuçların tam olarak tespiti açısından ise bu hakkın niteliği önem arz eder.
"Doktrinsel olarak davacının sözleşmeyi feshetmesinin hukuki niteliği üzerinde ise ayrıca durulması gerekmektedir. Zira bir sözleşmenin feshi veya sözleşmeden dönülmesi esas itibariyle mevcut bir hukuki ilişkinin sona ermesine yol açacaktır. Zaten ve bu nedenle sözleşmenin feshine yönelik beyan hukuki açıdan bozucu yenik doğuran bir hak grubuna örnek teşkil eder." (Prof.Dr.M.Kemal OĞUZMAN, Medeni Hukuk Dersleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul, 1975, Sayfa 111)
Davalı-karşı avacı şirketin bozucu yenilik doğuran bu hakkını kullanması yukarıda açıklandığı üzere kanuna uygun şekilde kullanılmıştır.
"Yenilik doğuran haklar muteber şekilde kullanılmakla sona ererler. Çünkü hakkın kullanılması ile amaç sağlanmış olur. Yenilik doğuran hak kullanılıp sonuç meydana geldikten sonra bundan geri dönülemez. Ancak taraflar isterlerse sözleşme serbestisi sınırları içinde, yenilik doğuran hakkın kullanılmasının sonuçlarını ortadan kaldıran veya değiştiren sözleşme yapabilirler." (Prof.Dr.M.Kemal OĞUZMAN, Medeni Hukuk Dersleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul, 1975, Sayfa 112)
Davalı-karşı davacı şirketin yenilik doğuran hakkını kullandığı aşamada, ileri sürmüş olduğu beyanlar kendisini bağlayacak olup feshin haklı olup olmadığı ise buna göre ele alınacaktır.
Öte yandan Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında da kabul olunduğu üzere haklı bir sebebin varlığı halinde taraflardan her biri belirli veya belirsiz süreli bir sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Olağanüstü fesih olarak adlandırılan haklı sebeplerden dolayı fesih, akdi veya kanuni bir sebebe dayanarak belirli veya belirsiz süreli sözleşmenin vaktinden önce ileri etkili olarak sona erdirir. Haklı sebep, fesih hakkını kullanan taraf bakımından sözleşmenin devam ettirilmesini dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenemeyecek duruma sokan ve çekilmez hale getiren olgu ve olayları ifade eder. (Yargıtay HGK 24/06/20222 T....E....K.sayılı kararı)
Davalı-karşı davacı, sözleşmeyi olağanüstü fesih sebebine dayalı olarak sona erdirmiştir. Taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesinin 44.maddesi uyarınca sözleşmeyi feshetme hakkı ...'e tanınmıştır. Bir başka deyişle asıl dosyadaki davacıya sadece bu hak verilmiştir. Buna mukabil somut olay yönünden davalı-karşı davacı belirtmiş olduğu sebeplere dayalı olarak fesih hakkını kullanmıştır. Oysaki davalı-karşı davacının dayanmış olduğu fesih sebeplerinin sözleşmenin içeriği dikkate alındığında olağanüstü feshi gerektirmeyebileceği hususu sektör bilirkişisinin dahi yer aldığı her iki bilirkişi kurulu tarafından ifade olunmuş, ancak takdir hakkının mahkemeye ait olduğu ifade edilmiştir.
Davalı-karşı davacının fesih sebebi olarak belirtmiş olduğu hususlar ile ilgili edimin davacı-karşı davalı tarafından yerine getirilmesi noktasında davacı-karşı davalıya ihtar çekilmesi, TBK m.123 hükmü uyarınca bir süre verilmesi gerekirken bu noktada herhangi bir süre verilmeksizin sözleşmenin davalı-karşı davacı tarafından tek taraflı feshedilmesinin haksız olduğu değerlendirilmiştir.
Zira sözleşmenin içeriği, ekonomik büyüklüğü ve işin gerek kurulmasında ve gerekse sözleşmenin yürütülmesindeki nicelik ve nitelik açısından zorluk durumu dikkate alındığında dahi feshin haklı bir nedene dayanmadığı mahkememizce kabul olunmuştur. (Yargıtay Kapatılan 19.HD'nin ...E....K.sayılı kararından hareket edilmiştir)
Kaldı ki karşılıklı borç doğuran sözleşmelerde sözleşmedeki herhangi bir hükmün herhangi bir nedenle yerine getirilmemesi durumunda sözleşmenin amacı, kuruluş şekli, içeriği, sözleşmenin devamı açısından tarafların hak ve yükümlülüklerinin çok fazla ve çok farklı olduğu haller hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın ve en basit ihlal durumunda dahi ve herhangi bir süre verilmeksizin sözleşmenin feshinin hakkın kötüye kullanılması niyetinde olacağı da göz ardı edilemez. Bir başka deyişle, somut sözleşme içeriği özellikle bu noktada önem arz etmektedir.
Akaryakıt bayilik sözleşmesinin teknik açıdan, mali açıdan, sektörel açıdan, hukuki açıdan birçok farklı hak ve yükümlülükleri içeren bir sözleşme olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir. Bu ilişkinin yani sözleşmenin feshinin, ticari hayattaki birçok sözleşmeden çok daha komplike olduğu gözardı edilemez. Böyle bir sözleşmenin, davalı şirket tarafından ihtarnamede belirtilen sebeplerle ve hiçbir süre dahi tanımaksızın feshedilmesi haklı olarak değerlendirilemez. Hele hele söz konusu sebeplerin, sözleşmenin içeriği karşısında teknik açıdan tamamlanmasının zor olmadığının açık olması ve sektör bilirkişilerinin dahi bu yönde görüşünün mevcut olması karşısında yine feshin haklı olduğu kabul edilebilir değildir.
Heyet içinde yer alan sektör bilirkişilerinin ticari ilişkinin boyutu ve sektörün özelliği karşısında sözleşmenin feshi olarak ileri sürülen hususların doğrudan ve olağanüstü fesih sebebi yapılmak yerine süre verilmesinin sektör açısından dahi uygun olduğu yönünde sektörel görüş bildirmeleri ise Mahkememizce açıklanan nedenlerle benimsenmiştir.
Mahkememizce açıklanan bu gerekçeler karşısında, sözleşmenin davalı-karşı davacı tarafından haksız olarak feshedildiği kabul edilmiştir.
Böylelikle gerek asıl dava ve gerekse karşı dava açısından önem arz edebilecek feshin niteliği mahkememizce ele alınmıştır. Buna bağlı olarak asıl dava ve karşı davaya konu taleplerin kabul edilip edilemeyeceği iki başlık altında ele alınacaktır.
Öncelikle asıl dava yönünden, akabinde karşı dava yönünden yargısal değerlendirmeler yapılarak gerekçe açıklanacaktır.
A) Asıl Dava Yönünden:
Fesih davalı tarafından haksız olarak gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle davacı, haksız feshe bağlı olarak talepte bulunabilecektir.
a)Asıl davaya konu taleplerden ilki 250.000,00 TL blok cezai şart alacağının kabulünün gerekip gerekmediğidir.
Taraflar arasında akdedilen ‘Bayilik Protokolü’nün 4.maddesinde (şartı ceza uygulaması), "sözleşmenin bayi tarafından süresinden önce haksız ve hukuka aykırı bir şekilde feshedilmesi halinde
250.000TL cezai şartın ...’e ödeneceği" belirtilmektedir.
Yanlar arasında imzalanan sözleşmenin ilgili hükmü uyarınca süresinden önce ve haksız olarak sözleşmenin bayi tarafından feshedilmiş olması durumunda 250.000,00 TL cezai şart ödeneceği bildirilmiştir. Böylece söz konusu maddedeki ceza akdin ifa edilmemesi halinde ya da sözleşmeye uyulmaması halinde ödenmek üzere kararlaştırıldığından sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179/I. maddesinde düzenlenen seçimlik cezadır. Söz konusu yasa hükümlerine göre seçimlik cezanın varlığı halinde sözleşmede aksine hüküm olmadıkça alacaklı akdin icrası ya da cezanın ödenmesini isteyebilir. Cezai şartın kararlaştırıldığı ilgili maddede dahi sözleşmenin haksız sebeple bayi tarafından feshedilmesi halinde dahi her türlü zarar, ziyan, tazminat hakları saklı tutulmuş ve ayrıca ...'in 250.000,00 TL parayı talep edebileceği, bayi ile garantörün ise bunu nakden ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
Bu durumda, sözleşme ilişkisinin davalı tarafından haksız fesihle sonuçlandırıldığı ve aksinin yani fesih halinde de bu kalemin davacı tarafından talep edilebileceğinin sözleşmede kararlaştırıldığı kabul olunmuştur. O halde asıl davadaki davacının, seçimlik cezai şart niteliğindeki miktarı dahi davalılardan talep edebilmesi yasal olarak mümkündür. Somut koşul davacı lehine oluşmuştur. Zaten belirtildiği üzere sözleşmede davacı lehine aksine hüküm vardır.
Dayanak sözleşme hükmüne göre davacının 250.000,00 TL cezai şartı, aleyhine dava açtığı davalılardan talep etme hakkı mevcuttur. Bu miktardan ayrıca tenkis yapılması hususu dahi araştırılmıştır.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun m.182/son maddesi hükmü uyarınca cezai şartın aşırı olup olmadığını saptayacak kişi hakimdir. Bu hüküm ile 182/son maddesindeki sözleşmeye bağlılık ilkesine bir istisna getirilmiş ve hakime sözleşmeye müdahale yetkisi verilmiş olup, bu hüküm emredici niteliktedir. Borçlunun talebi olmasa da gerekli ise indirim zorunludur. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 22. maddesi uyarınca, tacir olan borçlu cezai şartın aşırı olduğunu ileri sürerek, tenkisini isteyemez. "Ancak Yargıtay uygulamalarında, davalı tacir olsa da cezai şart davalının mahvına yol açacak ise gerekirse cezai şartta indirim yapılması uzun yıllardan beri benimsenmektedir. (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı)
Hâkimin bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Hakim cezai şartın aşırı olup olmadığını belirlerken doktrinde ve uygulamada kabul edilen bazı esasları ölçü alması gerekir. Bu ölçünün ne olacağı Yargıtay'ın farklı dairelerince açıklanmıştır. Bu kararlara göre ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması dolayısıyla sağladığı menfaat, borçlunun mahvının söz konusu olup olmadığı" ölçü alınarak tayin edilmesi benimsenmektedir. (Yargıtay 23.HD'nin ...E. ...K.sayılı, yine Yargıtay 13.HD'nin 11/11/1886 T....E. ...K.ve benzeri kararları)
Böylelikle talebin niteliğinin cezai şart olması karşısında "ayrıca sözleşmesel olarak hesaplanan cezai şart alacağından Yargıtay uygulaması gereği ve dava tarihi itibariyle asıl dosyadaki davalının ekonomik durumu dikkate alındığında ikinci bilirkişi kurulunun hesaplamış olduğu cezai şart alacak miktarının asıl dosyadaki davalının ekonomik olarak mahvına yol açıp açmayacağının sunulacak belgelere göre dahi irdelenmesi, asıl dosyadaki davalının sunacağı 2018,2019,2020 yılına ait gelir ve giderleri de içerisine alan ticari defter ve kayıtlarının, vergi kayıtlarının, mali tablolarının ve yine ekonomik durumunu tespit edecek başkaca sunulmak istenen kayıt var ise bu kayıt suretlerinin asıl dosyadaki davalı vekili tarafından ilgili kısımlarının onaylı örneklerinin bu incelemede dikkate alınması, bu inceleme sonucunda dava tarihi itibariyle asıl dosyadaki davalının ekonomik olarak mahvına yol açabilecek hal var ise takdire esas olmak üzere ekonomik olarak mahvına yol açmaması açısından tespit edilen miktarlardan düşülecek tahmini matematiksel aralığın belirtilmesi" noktalarında ek rapor alınmıştır.
Davalının kayıt ve belgeleri üzerinde yapılan muhasebesel ve sektörel inceleme sonucunda davalının ekonomik olarak mahvına sebebiyet vermeyecek tutarın 300.000,00 TL olacağı açıkça belirtilmiştir. Bir başka ifade ile cezai şart tutarında indirim yapılması gereken herhangi bir durumun olmadığı kesin ve açık olarak ikinci bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 20/06/2024 tarihli rapor içeriği ile ayrıntılı şekilde saptanmıştır. Ek rapordaki ekonomik veriler ve oranlar karşısında, 300.000,00 TL'ye kadar hükmedilecek cezai şart fahiş kabul edilemez. Bu rapordaki inceleme yöntemi Yargıtay'ın benimsediği yönteme uygun, gerekçeli ve denetime elverişli olup itibar etmeye engel bir itiraz ise yoktur.
Hal böyle olunca mahkememizce hükmedilen cezai şart tutarında herhangi bir indirim yapılmasını gerektirir muhasebesel ve işletmesel herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. Sonuç olarak cezai şart tutarına ilişkin birinci ve ikinci bilirkişi kurulunun açıkladığı miktara itibar edilmiştir. En önemlisi Yargıtay'ın benimsediği yönteme göre yapılan muhasebesel incelemeler sonucunda hazırlanan ikinci bilirkişi kurulunun ek raporuna göre ise indirimi gerektirir neden olup olmadığı araştırılmış, tahkikat bu noktada dahi eksiksiz tamamlanmıştır.
b)Asıl davada davacının diğer talebi ise erken fesihten kaynaklanan kâr mahrumiyeti talebine ilişkindir.
Taraflar arasında imzalanan bayilik protokolü’nün 4.maddesinde cezai şart tutarına yer verilirken cezai şart tutarına ilave olarak kâr mahrumiyeti talep edip edilebileceği ele alınmalıdır.
Bu noktada öncelikle belirtmek gerekir ki haksız feshe bağlı olarak davacının her türlü zararını yukarıda açıklanan sözleşme hükmü uyarınca talep edebilme hak ve imkanı mevcuttur.
Kaldı ki 6102 sayılı TTK m.18/f.2 hükmü (eski TTK m.20/f.2) uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir...Her tacir ticari faaliyetlerinde tedbirli ve tecrübeli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırılık sebebi ile bir zarar doğarsa,tacir bu zarardan sorumlu olur....Basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gereken tecrübeli bir tacir...sözleşmenin ifa edilmeyeceğini düşünmeli ve öngörmelidir. (Ülgen, Teoman, Helvacı, Kendigelen, Kaya, Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2006, Sayfa 235) Somut olayda taraflar arasında yapılan ve varlığı tartışmasız bulunan sözleşmede bu kalemin talep olunduğu şirket ve gerçek kişi, sözleşmenin bayi tarafından haksız feshedilmesi halinde ...'in her türlü zarar, ziyan ve tazminat talep etme hakkının saklı olduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle cezai şart dışında asıl davadaki davacının kâr mahrumiyeti talep edebilmesi sözleşme hükmünün bir gereği olarak mümkün olacaktır.
Nitekim emsal nitelikte olan Yargıtay (Kapatılan) 19.HD ...E. ...K.sayılı kararında: "Taraflar arasındaki sözleşmenin 21. maddesinde “Sözleşmenin şirketçe feshi halinde bayinin hem bu maddede karalaştırılan miktardaki cezai şartı, hem de ayrıca şirketin her türlü alacağını, zarar ve ziyanı ile kâr mahrumiyetini ödemeyi de kabul ettiği hükme bağlanmıştır. Bu durumda mahkemece anılan sözleşme uyarınca davacının cezai şart dışında ayrıca kâr mahrumiyeti de isteyebileceği gözetilmeden bu yöne ilişkin talep hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." şeklindedir. Buna göre somut olaydaki sözleşme hükmü karşısında, bu kararın emsal alınabilmesi mümkün olup davacının ayrıca kâr mahrumiyeti dahi isteyebileceği mahkememizce yine kabul edilmiştir. Aksi yöndeki bilirkişi görüşlerine itibar olunamaz.
Asıl davadaki davacının kâr mahrumiyeti talebinin kabulü karşısında ise hangi tutarda kâr mahrumiyeti bulunduğunun hesaplanması önem taşımaktadır. Buna göre gerek birinci bilirkişi kurulu raporu ve gerekse ikinci bilirkişi kurulu raporu ve özellikle bilirkişi kurulunun bu noktadaki 20/06/2024 tarihli ek raporu mahkememizce dikkate alınmıştır.
Mahkememizce özellikle hükme esas alınan 20/06/2024 tarihli ek raporun hazırlanması aşamasında bilirkişi kurulunun hangi konuları özellikle dikkate almaları gerektiği ise ayrıca inceleme konusu olarak belirtilmiştir. Buna göre "Yargıtay 11.HD ve Yargıay 19.HD nin yerleşik kararları dikkate alındığında kâr mahrumiyeti alacağı hesaplanırken asıl dosyadaki davacının, asıl dosyadaki davalının işlettiği akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın başkaca bir bayi veya istasyon olup olmadığı ikinci raporda açıklanmış olmakla birlikte istasyonun bulunduğu yerleşim yerinin trafik yoğunluğu, istasyonun şehre yakınlığı, bulunduğu adres, sektörel açıdan diğer hususlar tek tek dikkate alındığında, söz konusu akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın ve benzer özelliklerde başkaca bir istasyonun olup olmadığının yeniden irdelenmesi, yok ise yeni bir bayilik veya istasyonun yeniden faaliyete geçebilmesi için mevcut inşaat süreçleri, yetkili resmi kurumlardan istenen belgeler, bu belgelerin neler olduğu da dikkate alındığında yetkili kurullarca bu konu ile ilgili değerlendirme süreçlerinin alacağı zaman ve süreye etkili diğer hususlar dahi dikkate alındığında kaç aylık süreye ihtiyaç bulunduğu hususununu yeniden irdelenmesi, buna göre asıl dosyada davacının o bölgede yeni bir bayilik tesis etmesi için tespit olunan süre kadar davalının hizmetinden mahrum kalacağının dikkate alınması, buna göre tespit olunacak süreye isabet eden mahrum kalınan kâr miktarının tespit olunması" şeklinde ara karar oluşturulmuştur.
Hükme esas alınan 20/06/2024 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda istasyonun ... İli, ... ilçesi dahilinde olduğu, yeni istasyon yapmak istenirse güncel olarak 10 milyon TL ve üzeri harcama yapılması gerektiği, fesih tarihi olan 20/01/2020 den rapor tarihine kadar aynı bölgeye asıl davacının halen yeni bir bayilik sözleşmesinin tesis etmediğinin EPDK lisans sorgulama ekranından tespit olunduğu, normal koşullarda sözleşme süreleri, lisanslı istasyon sayısı gibi faktörler göz önünde alındığında ortalama iki yıllık bir süre içinde yeni bir bayilik yapma ihtimalinin yüksek olduğu, fakat dağıtıcılar arasındaki rekabetten dolayı bu sürenin giderek uzadığı, aslında fesih tarihinden itibaren dört yılı aşkın süre geçtiğinden asıl dosyadaki davacının yeni bir bayilik ilişkisi kuramadığı, bu çerçevede asıl davada davacının kâr ve mahrumiyet miktarının 260.494,47 TL olarak saptandığı açıklanmıştır. Nitekim birinci bilirkişi kurulu raporunda dahi asıl davada davacının kâr mahrumiyeti nedeniyle uğradığı zararın 195.087,00TL olduğu tespit edilmiştir. Bu noktada bilirkişi kurulu bu rakamı tespit etmesine esas olan verileri açıklamış, özellikle günlük kâr kaybının 178.16 TL olarak tespiti sonrası üç yıllık süre dahi dikkate alındığında kâr mahrumiyetini 195.087,00 TL olarak belirtmiştir.
Gerek birinci bilirkişi kurulu raporundaki ve gerekse ikinci bilirkişi kurulu raporundaki hesaplamalara göre ve özellikle Yargıtay 11. HD'nin ve 19.HD'nin esas almış olduğu ölçüler çerçevesinde hesaplama yapan 20/06/2024 tarihli ikinci ek bilirkişi kurulu raporundaki hesaplamalara göre davacının kâr mahrumiyeti nedeniyle uğradığı zararın herhalde asıl davadaki davacının ıslah talebine konu olan 195.087,00 TL tutarında olduğu alınan rapor içerikleri ile kesin olarak tespit edilmiştir.
Özellikle kâr mahrumiyetinin tespitine esas olabilecek tüm ölçüler bilirkişilere hatırlatılmış ve bu noktada hesap yapmaları gerektiği belirtilmiştir. Bilirkişilerin ara karar içeriğine uygun olarak yapmış oldukları hesaplamalara itibar edilmesine engel bir hal olmadığı gibi hesaplamalar gerekçeli ve denetime elverişli şekilde yapıldığından dolayı hükme esas alınmasına engel bir hal bulunmamaktadır.
Gerek birinci bilirkişi kurulu gerekse ikinci bilirkişi kurulu raporu dikkate alındığında asıl dosyadaki davacının en az 195.087,00 TL tutarında kâr mahrumiyet alacağının olduğu mahkememizce açıklanan gerekçelerle kabul edilmiştir. Her ne kadar ikinci bilirkişi kurulu raporunda daha fazla tutarda olmak üzere kâr mahrumiyeti alacağının talep edilebileceği belirtilmiş ise de asıl dosyadaki davacının 27/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi karşısında ve HMK m.26 hükmü uyarınca bu talepten daha fazlasına hükmolunabilmesi mümkün görülmemiştir. Elbette ıslah karşısında arttırılan miktara ıslah tarihi itibariyle faiz işletilmiştir.
Asıl davada davacı lehine kabul olunan bu kalemler ve bu miktarlardan öncelikle sözleşmeyi imzalayan taraflardan davalı ...'nin sorumlu olacağı açıktır.
Öte yandan asıl davadaki bu talepler davalı olan ...'dan talep edilmekle davalı gerçek kişinin sözleşmedeki hukuki statüsünün üzerinde öncelikle durulması gerekir.
Dayanak olan ve delil olarak dosyaya sunulan "akaryakıt bayilik sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin 49.maddesi "garantörlük" başlığını taşımaktadır. Yine aynı sözleşme uyarınca ... garantör olarak bu sözleşmeyi imzalamıştır. Yine adı geçen sözleşmenin altında ...'ın sıfatı "garantör" olarak açıkça belirtilmiştir. Hatta sözleşme hükmü lafzı olarak yorumlandığında da davalı ...'ın bayi olan şirketin taahhütlerini yerine getirmesi noktasında garantör sıfatı ile bunu garanti ettiği, sözleşmeden doğmuş veya doğacak her türlü hak ve alacağı ... şirketi tarafından yapılacak ilk talep üzerine ve garantör olarak ödeyeceği, garantör sıfatıyla bu durumu garanti ettiği kesin ve açık olarak düzenlenmiştir.
Bununla birlikte asıl davada davalı ...'ın hukuki statüsünün tespiti açısından yasal hükümlerin dahi dikkate alınması önem arz eder. Zira hükmedilecek miktarlardan davalı ...'ın sorumlu olup olmayacağı hukuki statüsüne bağlıdır. Bir başka deyişle TBK m.589 hükmünün uygulanması durumunda davalı lehine değişiklik gündeme gelebilecektir. Bu husus bilirkişi raporlarında irdelenmeyeceğinden dolayı bu konuda ayrıca yargısal değerlendirmeler mahkememizce yapılmıştır. Konuya ilişkin davalının açık beyanı olmasa dahi HMK m.33 hükmü uyarınca hukukun mahkememizce resen uygulanması takdir edilmiştir.
"6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 583. maddesi hükmü uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabi olup sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 128. maddesindeki "üçüncü kişinin fiilini üstlenme" başlığı altında düzenlenmiş olan garanti sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Öte yandan, kefalette 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 591. maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahipken, garanti sözleşmesinde teminat veren kişiye bu hak tanınmış değildir. Bunların dışında kefilin kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 596. maddesi hükmü uyarınca asıl borçluya yasadan ötürü rücu hakkı bulunduğu halde, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Nihayet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598. maddesi gereğince kefalette, kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlı iken, garanti sözleşmesi, bağımsızlık ilkesi gereğince bu koşula tabi tutulmamıştır.
Yukarıda belirtilen farklılıklardan anlaşılacağı üzere, garanti veren yani üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir. İşte bu nedenledir ki, doktrinde ve uygulamada her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir.
Bu kıstaslardan ilk grubu yardımcı olarak belirlenen kıstaslardır ki, bunlar ana hatları itibariyle; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kıstaslardır. Bunlar, aşağıda belirtilecek ana kıstasların yanında kullanılması mümkün olan feri nitelikteki kıstaslardır. Yine doktrin ve anılan İçtihadı Birleştirme Kararında da belirlenmiş olan ana kıstaslara gelince: Bunlardan ilki, asli-feri yükümlülük kriteridir. Buna göre, garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur; kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişkinin) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Doktrine göre de, bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması ferilik karinesini teşkil eder. Ana kıstaslardan ikincisi, yükümlülüğün kapsam ve niteliğidir. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir. Ana kıstaslardan üçüncüsü menfaat kıstası olup, buna göre kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde, garanti sözleşmesinde ilke olarak, böyle bir teminat verenin yararı mevcuttur. Nihayet, ana kıstaslardan bir diğeri ise, kişiye yönelik teminat verme kıstası olup, buna göre teminatın bir kişi gözönüne tutularak verilmesi kefalete işaret olacak, objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde ise garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir (Bütün bu açıklamalar için bkz. Prof. Dr. S. Reisoğlu, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Kefalet, Ank. 1992 sh. 78 vd., Prof. Dr. H. Tandoğan, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C. II 3. Bası, Ank. 1987, Sh. 818 vd., Prof. Dr. K. Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, İst. 1997 Cilt l, Sh. 980 vd., Dr. H. Becker, İsviçre Medeni Kanun Şerhi, Borçlar Kanunu, Genel Hükümler, Madde 111)." (Yargıtay 3.HD 2017/6543E. 2019/3083K.sayılı kararından alınmıştır)
Yukarıda atıf yapılan Yargıtay kararı ve kanun hükümleri dahi dikkate alındığında, somut olayda asıl davada aleyhine dava açılan davalı ... adı geçen sözleşmenin 49.maddesinin gerek başlık kısmı gerek içerik kısmı dikkate alındığında açıkça garantör olarak görünmektedir.
Yine davalı olan ...'ın garantör olarak sözleşmeyi imzalayan olduğu açıkça sözleşme metninde belirtilmiş ve davalı ...'ın bayi durumundaki şirketin doğmuş ve doğacak her türlü hak ve alacaktan dolayı ...'e karşı kesin ve süresiz sorumlu olacağı, hatta ilk yazılı talep üzerine talep edilen miktarı tamamen ödeyeceği belirtilmiştir.
Bilindiği üzere 6098 sayılı TBK'da başkasının fiilin üstlenme başlığı adı altında düzenleme dahi yapılmış olup ...'ın ayrıca bayi durumundaki şirketin temsilcisi konumunda bulunduğu, bu nedenle sözleşmeyi gerçek kişi sıfatıyla imzalamakta menfaatinin dahi mevcut olduğu, ...'in tüm zararlarının hatta doğmamış zararlarının dahi karşılanacağının taahhüt edildiği açıkça ortadadır.
En önemlisi amaç, bayilik sözleşmenin ifa olunmasıdır.
Tüm bu haller karşısında davalı ...'ın kefil olarak değil, garantör sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, buna göre mahkememizce kabul olunan alacak kalem ve miktarlarından dolayı bayi ile aynı çerçevede sorumlu bulunduğu kabul edilmiştir.
c)Asıl davada davacının diğer bir alacak kalemi ise ariyet mallarının iade olunmaması sebebine dayalı cezai şart alacağının kabulünün gerekip gerekmediği noktasındadır.
Taraflar arasında akdedilen protokolün "Ariyetlere İlişkin Yükümlülükler (Madde: 3.1.7)" başlığında iade edilmeyen her gün için 1.000TL cezai şart bedeli ödeneceği belirtilmektedir. Teslim edilmeyen ariyet nedeniyle 05.02.2020 tarihinden 30.12.2020 dava tarihine kadar geçen 329 gün için 329.000TL cezai şart tutarı ortaya çıkmaktadır.
Asıl davadaki davacı tarafından, davalı firma ...’e teslim edilen ariyetlerin süre sonunda davacı firma tarafından teslim alınması taraflar arasındaki sözleşmenin bir gereğidir. Esasen asıl davadaki davalı şirketin ariyet olarak malzemeleri teslim aldığı ise tartışmasızdır. Elbette bu nitelendirme çerçevesinde ariyet mallarının asıl dosyadaki davacıya iadesi esas olandır.
Öte yandan somut olayda davalı firma ...asıl dosyadaki davacıya, 07/01/2020 tarihli ihtarnamesini tebliğ etmiştir. Ayrıca asıl davadaki davalı şirket, asıl dosyadaki davacı şirkete açıkça ariyetlerin üç gün içinde teslim alınmasını, aksi halde malzemelerin muhafaza edilmesi için depo ücreti talep edilebileceğini açıklamıştır.
Asıl dosyada davacı şirket, dava dışı olan firmanın söküm için istasyona gittiğini, bu noktada tutanak tuttuğunu belirtmiş ise de bu tutanağın herhangi bir şekilde asıl davadaki davalı şirket tarafından kabul edilmesi, herhangi bir şekilde benimsenmesi söz konusu değildir. Bilakis asıl dosyadaki davalı şirket, söz konusu tutanak ve iddia ile ilgili açık inkârda bulunmuştur. Öte yandan bu noktada beyanı alınan asıl dosya davalısı şirket yetkilisinin bizzat beyanına Yargıtay uygulaması gereği başvurulmuş, şirket yetkilisi dahi açıkça inkâra yönelik beyanını yeniden ortaya koymuştur.
Asıl davada, akaryakıt bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiği mahkememizce açıklanmış ve benimsenmiştir. Asıl davadaki davacı tarafından asıl davadaki davalı bayi durumundaki şirkete verilen malzemelerin sağlam şekilde asıl dosyadaki davalıya teslim olunduğu açıktır. Bu nedenle sözleşmenin feshinden sonra ise sözleşmeye uygun olarak bu malzemelerin davacıya iade olunmaması nedeniyle cezai şart alacağının tahsili istemi söz konusudur.
Elbette sözleşme uyarınca davacı tarafından, davalı bayi olan şirkete ariyet olarak verilen malzemelerin davacıya teslim olunması sözleşmenin üçüncü maddesinin gereğidir. Davacı taraf söz konusu ariyet malzemelerinin dava dışı firma tarafından sökümü için istasyona gidildiği, bu noktada tutanak tutulduğu noktasında beyan ve belge sunmuş ise de yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere bu beyan ve belgenin asıl dosyadaki davalı aleyhine hukuken herhangi bir sonuç doğurabilmesi mümkün değildir. Bir başka deyişle bu noktada iddia olunan hukuki işlemin davalı aleyhine sonuç doğurabilmesi için ispatı gerekmektedir.
Mahkememizce bu noktadaki Yargıtay uygulamasına uygun olarak adı geçen tutanak ile ilgili asıl dosyadaki davalı şirket temsilcisinin beyanı alınmış, tutanak mahkememizce tartışılmıştır. Tutanağın içeriği açıklandığı üzere asıl davadaki davalı şirket temsilcisi tarafından açıkça inkar edilmiştir. Zaten tutanağı tutanlar ile asıl dosyadaki davacı şirket arasında akdi ilişki olduğu iddia olunmadığı gibi bu yönde somutlaştırılmış bir delil dahi bulunmamaktadır. Böylelikle asıl dosyadaki davalı bayinin, ariyete konu malları teslim konusunda temerrüde düştüğü asıl dosyadaki davacı tarafından mevcut sunulan belgelere göre ispatlanamamıştır. Bilâkis asıl dosyada davacı, davalının ihtarnamesiyle temerrüde düşürülmüştür.
Hatta bu nedenle 18/07/2024 tarihli duruşmada, asıl dosyada davalı şirket temsilcisinin ariyete ilişkin açık inkar beyanının mevcut olması, asıl dosyadaki davalı şirketin düzenlediği ihtarnamenin asıl dosyadaki davacıya ayrıca tebliğ edilmiş olması karşısında, asıl dosya davacısının dayandığı, ayrıca sunduğu 05/02/2020 tarihli tutanakta belirtilen ve asıl dosya davalısı ... Limited Şirketine atfedilen vakıaların inkarı ve alınan beyan nedeniyle bu vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında ve 07/03/2023 tarihli duruşmanın 1-b bendinde belirtilen hususlar ile ilgili asıl dosyadaki davalı... Şirketine yemin teklif edip etmeyeceğini müvekkili ile görüşmek ve beyanda bulunmak üzere asıl dosya davacı vekiline iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde bu konuda yemin teklif etmekten vazgeçmiş sayılacağının asıl dosya davacı vekiline ihtarına dair ara karar oluşturulmuştur.
Ne var ki davacı, kendisine hatırlatılmasına rağmen yemin teklif etmemiştir. Böylelikle Yargıtay uygulamasına uygun olarak bu alacak kaleminin talep edilip edilemeyeceği noktasında tahkikat tam ve eksiz olarak tamamlanmıştır. (Yargıtay 11.HD ...E. ...K.sayılı kararından hareket edilmiştir) Yani asıl davada davalının, ariyet malzemenin teslimi noktasında temerrüde düşürüldüğü ispatlanamamıştır. Bilakis davalı taraf, davacıyı temerrüde düşürmüş durumdadır.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa 792) Buna göre davalı şirketin ariyet mallarını teslimde temerrüde düştüğü ispatlanamamıştır. Bir başka deyişle ise davalı şirket, bu noktada bilakis davacı şirketi temerrüde düşürmüştür.
Hal böyle olunca, ariyet malların iade olunmaması sebebine dayalı 329.000,00 TL cezai şart alacağını talep edebilmesine ilişkin ispat şartı asıl dosyadaki davacı tarafından yerine getirilememiştir. Bu nedenle bu kalem ile ilgili davalı aleyhine açılan davanın ise reddi gerekmiştir.
Bu nedenle gerek birinci bilirkişi kurulu raporunda gerek ikinci bilirkişi kurulu raporunda asıl dosyadaki davacı lehine olmak üzere ariyet malların iade olunmaması sebebine dayalı olarak 329.000,00TL cezai şart alacağının talep edilebileceği yönündeki bilirkişi raporundaki görüşlere itibar olunmamış, bu kaleme ilişkin talebin reddi gerektiği Mahkememizce benimsenmiştir.
Mahkememizce kabul edilen alacaklar için hangi tarihten itibaren faiz talep olunabileceği üzerinde ise ayrıca durulmalıdır. Bilindiği üzere hükmolunan alacak miktarları için işlemiş faiz talep edilebilmesi için 6098 sayılı TBK'nın m.117 hükmü uyarınca alacağın muaccel olması yeterli olmayıp alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş ya da kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş olması gerekmektedir.
Dayanak sözleşmede ise talebe konu olan alacaklar için faiz işletilmesi noktasında temerrüde esas olabilecek açık ve kesin bir madde düzenlemesi yoktur. Muacceliyete ilişkin hükümlerin ise temerrüde esas olabilmesi mümkün değildir.
Borçlu temerrüdü TBK m.117 ‘de düzenlenmiştir. Buna göre “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.”
Öncelikle belirtmek gerekir ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 117/1 nci maddesi gereğince "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer." Temerrütle ilgili ana kural bu şekilde olup bu noktada süre, miktar ve kalem içeren geçerli bir ihtarname ise yoktur. O halde davalılar en erken dava tarihinde temerrüde düşer.
Kabul edilen alacak kalemleriyle ilgili asıl dosyadaki davacının bu miktarları açıkça belirttiği, yine bu miktarların ödenmesi için süre verdiği bir ihtarname mevcut değildir. Her ne kadar davacı dava dilekçesinde akdin feshinden itibaren faiz talep etmiş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle fesih tarihinin esas alınabilmesi mümkün bulunmamaktadır. Zaten davacının kabul edilen alacak kalemleri ise sebepsiz zenginleşmeden değil sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle temerrüt ile ilgili genel hükümlerin uygulanması gerekir. Nitekim Yargıtay'ın emsal kararlarında, sözleşmenin haksız olarak feshine bağlı olarak talep edilen cezai şart ve kâr mahrumiyeti kalemleriyle ilgili temerrüt faizinin fesih tarihinden itibaren istenmesine rağmen ilk derece mahkemesi tarafından dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine yönelik uygulamalarının benimsendiği görülmektedir. (Yargıtay 11.HD ...E....K.sayılı, yine ...E. ...K.sayılı kararı)
B)Karşı Dava Yönünden:
Karşı davada karşı davacının talep etmiş olduğu nakliye sigorta prim alacağı ile eksik ödenen prim farkı alacak kalemleri yönünden ise ayrı ayrı değerlendirme yapılacaktır.
a)Taraflar arasında varlığı tartışmasız olan sözleşmenin 5.3 madde hükmüne göre bayi lehine sigorta bedeline hükmedilmesinin teknik ve sözleşmesel şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında bilirkişi kurulu görevlendirilmiştir.
Gerek birinci bilirkişi kurulu gerek ikinci bilirkişi kurulu raporlarındaki muhasebesel, sektörel incelemeler karşısında ve dayanak sözleşmenin 5.3 madde hükmü uyarınca karşı davacı aleyhine olacak şekilde sigorta prim alacağının maliyete eklenmemesi gerektiği açıktır. Ancak karşı davacı aleyhine olacak şekilde bu kalemin maliyete eklendiği, yapılan hesaplamalarda da bu rakamın 8.713,00 TL olduğu saptanmıştır.
Nitekim mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre taraflar arasında akdedilen ‘Bayilik Protokolü’nün Bayilik İlişkisinin Feshi" başlıklı 5.3. maddesinde “Bayinin mevcut 5 yıllık sözleşme süresi boyunca (ulusal stok, nakliye, sigorta
bedeli) herhangi bir maliyet eklenmemesi” gerektiği açıkça belirtilmiştir.
"Roma hukukunda kabul olunduğu üzere "Anlaşma Kanundur" ilkesinden hareketle bayilik protokolü uyarınca sigorta bedelinin maliyete eklenmeyeceği açıktır. Buna mukabil bu bedele isabet eden 8.713 TL'lik bedelin karşı davacı tarafından karşılanmış olması nedeniyle bu bedelin karşı davacı tarafından talep edebilmesi mahkememizce benimsenmiştir.
Hal böyle olunca sigorta bedeli karşı davacıdan sözleşmeye göre haksız olarak tahsil edilmiştir. Haksız olarak karşı dosyadaki davalı şirketin mal varlığının arttığı açıktır. Bu noktada sözleşmenin feshinin haklı olup olmaması da lehe veya aleyhe sonuç doğurucu nitelik taşımamaktadır.
Öte yandan, “sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de düzenlenmiş olup, TBK’nın 77. maddesi:“Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.”
hükmünü içerdiği Mahkememizce kendiliğinden dikkate alınmıştır. Önemle vurgulamak gerekir ki, kural olarak sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece sebepsiz zenginleşme söz konusu olmayacaktır. Ancak bazen bir sözleşme ilişkisi dolayısıyla kurulan temaslar sırasında sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilir ve bu tür kazandırmalar sebepsiz zenginleşmeye konu olur. Zira, yapılan kazandırma sözleşme çerçevesi dışındadır ve bunların sözleşmeden doğan bir hak veya borçla ilgisi bulunmamaktadır (Oğuzman, K./Öz, M.T: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s. 746-747). O halde feshin haklı olup olmadığı açısından hukuken önem taşımaz.
Adı geçen yasal hükümler dahi dikkate alındığında karşı davalı durumundaki şirketin sözleşmeye aykırı olarak karşı davacı aleyhine olacak şekilde tahsil etmiş olduğu 8.713,00 TL bedeli iade etmesi gerekir. Bu rakamın tespitine dair bilirkişi kurulu raporları birbirleriyle uyumlu olduğu gibi gerekçeli ve denetime elverişlidir. Buna göre bu bedelin iade olunması sözleşme ilişkisinin feshinden bağımsız bir hal olup yukarıda açıklanan gerekçeler çerçevesinde karşı davacı tarafından talep edilebilecek bir miktardır.
b)Karşı davacının diğer talebi ise eksik ödenen prim fark alacağına ilişkindir.
Taraflar arasında imzalanan bayilik protokolünün 3.2.3. 'ticari şartlar' başlıklı maddesine göre fiyat farkından kaynaklı miktarın prim olarak karşı davacıya ödenmesi kararlaştırılmıştır.
Bu hüküm:
" TARAFLAR arasında tesis edilen akaryakıt bayilik sözleşmesi kapsamında; akaryakıt, madeni yağ, petrol ürünleri ve sair her türlü mal ve/veya hizmet satışlarında,...’çe BAYİ’e uygulanacak her türlü ve aşağıdaki ticari şartları ...’in piyasa şartlarına veya işletme politikasına göre her zaman için tek taraflı olarak belirleme ve değiştirme (artırma, azaltma, değiştirme, iptal etme … gibi) hakları saklı kalmak kaydıyla, ...’çe BAYİ’e satışı gerçekleştirilecek beyaz ürünlere (benzin, motorin ve sair beyaz ürün türleri…) ait satış şartları işbu protokol tarihi itibariyle aşağıdaki şekilde belirlenmiştir. Şöyle ki;
Peşin benzin satışlarında ... standart satış koşulları Peşin motorin satışlarında yıllık 90 m3 (aylık 7500 litre) ... Depolama Stadart Fiyat Peşin motorin satışlarında yıllık 90 m3 üzeri (aylık 7500 Litre Üzeri) ...%+0,10
Tüm Dolumların ... Depolamadan Yapılması Motorin Dış satışlarında Ticari ürün olması durumunda Tüpraş eksi destek verilmesiKredi kartı ve ...'li alımlarda ise peşin ticari koşullar + % 3 maliyetBAYİ’nin borçlarını vadesinde ödememesi halinde ...’in Bayilik Sözleşmesi’nin 42. Maddesi çerçevesinde faiz veya aynı miktarda vade farkı talep etme hakkı saklı olacaktır. Proaktif ürün verilmesi için; yukarıdaki koşullar ile Bayi’nin tüm hak ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi ve ...’in dönemsel olarak ithalat fazlasının olması veya tesis stok fazlasının bulunması durumuna göre; tamamen ...’in tek taraflı iradesiyle Bayi’ye normal ticari koşulundan farklı olarak ... T-% koşulla (...) ürün satışı yapabilecektir. BAYİ yapılacak bu satışın tamamen ...’in indirimli mal tedarik edip edememesine veya stok durumuna göre gerçekleşeceğini bildiğini ve kabullendiği, normal anlaşılan ticari koşuldan yapılacak bu indirimin kendisi açısından kazanılmış hak teşkil etmeyeceğini ve devamlılık arz etmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt etmektedir. Ancak indirimli ürün temin edilemez ise, ...’ye ... rafineri çıkış fiyatıyla mal satmayı kabul etmektedir. ..., ... dolum tesisleri ile, ... rafineri çıkış fiyatından kaynaklı primi için kesilen fatura bedellerini, faturanın tahakkuk ettiği ayı izleyen ay için cari hesabına işlenecektir." şeklindedir.
Gerek birinci bilirkişi kurulu raporu ve gerekse aynı konuda inceleme yapan ikinci bilirkişi kurulu raporu içeriği ile davacının talebine konu olan prim farkı alacağı olup olmadığı hesabı yapılmıştır.
Bilirkişi kurulu raporlarından hükme esas alınan 20/11/2023 tarihli raporda hesaplanan rakam ile birinci bilirkişi kurulunun sunduğu 14/09/2022 tarihli raporda hesaplanan rakam birbiriyle aynıdır. Adı geçen raporlarda da irdelendiği üzere davalının 88 adet alım fatura tutarının 4.453.816,85 TL olduğu, buna göre fatura tarihlerindeki... çıkış fiyatına %0,10 ilave edildiğinde olması gereken toplam tutarın 4.385.298,39 TL olduğu, 24.01.2019 ile 31.12.2019 tarihleri arasındaki faturalardan kaynaklanan toplam farkın 68.518,47 TL+KDV olduğu, karşı davacı şirketin 20.05.2019 tarihi de dahil edilerek hesaplanan prim hakkediş tutarı 24.415,59 TL+KDV olduğu, nitekim karşı davacının bu dönemde karşı davacı ... firmasına 24.587,85 TL+KDV fatura düzenlediği, tutarlar arasındaki yaklaşık 172 TL fark olduğu, faturalardaki sigorta bedellerinden veya Tüpraş fiyatındaki farklılıklardan bu durumun kaynaklanmış olabileceği açıktır. Ayrıca tarafların bu tarih aralığındaki prim hak ediş tutarında mutabık oldukları bilirkişi raporlarıyla da ifade edilmiştir.
Sonuç olarak karşı davacı şirketin talep etmiş olduğu prim bedellerinin 20.05.2019 tarihinden başlayıp teslim tarihine kadar olan incelemelerde ortaya çıkan iskonto fark tutarının 44.102,88 TL olduğu, şirketin belirtmiş olduğu ve talep etmiş olduğu tutarın ise 59.976,69 TL olup, KDV hariç tutulduğunda ise bu tutarın 50.827,70 TL olduğu, taraflarınca yapılan hesaplamada ise 44.102,88 TL + KDV alacağının mevcut olduğu, bu hesaplamada karşı davacının KDV dahil olmak üzere alacak talep etmiş olması karşısında bu tutarın 52.041,00 TL olduğu hususları birinci bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 07/03/2022 tarihli rapor ile belirtilmiştir. Esasen aynı hususta inceleme yapan ikinci bilirkişi kurulu dahi, karşı davacının eksik ödenen prim farkı alacağı ile ilgili yaptığı hesaplamada 88 adet fatura dökümünün listelendiği, bunlar üzerinde inceleme yapıldığı, bu faturalardan kaynaklanan toplam farkın tespit olunması sonrası, tespit olunan bu fatura tutarları ile alınması gereken tutar arasındaki farkların tek tek tespitinin yapıldığı, buna göre yapılan tüm hesaplamalardan sonra ayrıca davalı tarafından tahsil olunan prim faturalarının KDV hariç olmak üzere tek tek listelendiği, 20/05/2019 tarihinden başlayıp fesih tarihine kadar yapılan tüm incelemeler sonucunda fatura tutarı ile alınması gereken tutar arasındaki farkın KDV hariç 44.102,88 TL olarak tespit olunduğu, bu miktara KDV'nin dahil edilmediği, sonuç olarak karşı davacının 52.041,00 TL tutarında eksik ödenen prim alacağı olduğu hususlarını tek tek açıklamışlardır.
Karşı davacı, alacağını KDV dahil olmak üzere talep etmiş olmakla KDV dahil rakamın hesaplanması karşı davacının talebi ile uyumludur. Esasın her iki bilirkişi kurulu dahi muhasebesel olarak geçmişe dayalı ve sözleşme hükümlerine uygun gerekçeli ve denetime elverişli şekilde raporlarını sunmuşlardır.
Hal böyle olunca karşı davacının karşı davaya konu etmiş olduğu eksik ödenen prim alacağı olarak talep edebileceği rakam 52.041,00 TL olarak mahkememizce benimsenmiştir. Karşı davacı yine (a) bendinde irdelendiği üzere sözleşmenin feshinden bağımsız olarak bu alacağı talep edebilecektir. Zira sözleşmenin haklı olarak feshedilmesi veya feshedilmemiş olması, sözleşmenin feshinden bağımsız olarak gerçekleşen, karşı davacı lehine doğan, muaccel hale gelen ve eksik ödendiği saptanan prim farkı alacağının talep olunmasına engel değildir.
Karşı davada da alacaklar ile ilgili işlemiş faiz talebi bulunmaktadır. 6098 sayılı TBK'nın m.117 hükmü uyarınca alacağın muaccel olması yeterli olmayıp alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş ya da kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş olması gerekmektedir.
Karşı davacı, karşı davaya konu olan miktarları ihtarname ile davalıdan talep etmiş, ihtarnamede verilen süre çerçevesinde ve dava konusu olunan miktarlar ise talep edilmiştir. Davalı ise verilen süreye rağmen verilen süre içinde ödemeyi yapmamıştır. Daha önce temerrüt olsa dahi bir anlamda davalıya atıfet mehli tanınmıştır. Bu şekilde davalı artık bu sürenin son bulmasını müteakiben 12/01/2020 tarihinde temerrüde düşmüştür. Talep uyarınca ve taraflar arasındaki ilişkinin ticari olması karşısında ise bu tarihten itibaren avans faizinin işletilmesi gerekir.
Yapılan açıklamalar karşısında asıl dava davacının, davalılar aleyhine açtığı davanın kısmen kabulüne, 250.000-TL blok cezai şart alacağının ve yine 195.087,00-TL kâr mahrumiyeti alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, hükmedilen 250.000-TL cezai şart alacağına dava tarihi olan 30/12/2020 tarihinden itibaren;195.087,00-TL kâr mahrumiyeti alacağının 10.000-TL sine dava tarihi olan 30/12/2020 tarihinden itibaren ve bakiye 185.087,00-TL alacağa ise ıslah tarihi olan 27/03/2023 tarihinden itibaren TCMB kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine, davacının, ariyet malların iade olunmaması sebebine dayalı 329.000,00-TL cezai şart alacağına yönelik davalılar aleyhine açmış olduğu davanın reddine, bu suretle davacının fazlaya ilişkin diğer tüm taleplerin reddine, karşı dava davacının, davalı şirket aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, 8.713,00-TL nakliye sigorta prim alacağı ile 52.041,00-TL olan ve eksik ödenen prim fark alacağının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine, hükmedilen her iki alacak miktarına ise, ihtarnamede verilen süre nedeniyle 12/01/2020 tarihinden itibaren TCMB kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
I.ASIL DAVA
1-Davacının, davalılar aleyhine açtığı davanın kısmen kabulüne,
250.000-TL blok cezai şart alacağının ve yine 195.087,00-TL kâr mahrumiyeti alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
Hükmedilen 250.000-TL cezai şart alacağına dava tarihi olan 30/12/2020 tarihinden itibaren;195.087,00-TL kâr mahrumiyeti alacağının 10.000-TL sine dava tarihi olan 30/12/2020 tarihinden itibaren ve bakiye 185.087,00-TL alacağa ise ıslah tarihi olan 27/03/2023 tarihinden itibaren TCMB kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine,
Davacının, ariyet malların iade olunmaması sebebine dayalı 329.000,00-TL cezai şart alacağına yönelik davalılar aleyhine açmış olduğu davanın reddine,
Bu suretle davacının fazlaya ilişkin diğer tüm taleplerin reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 30.403.90 TL karar ve ilam harcından, davacının peşin olarak yatırdığı 4.610,93 TL, ıslah harcı 8.608,55 TL olmak üzere toplam 13.219,48 TL harcın mahsubu ile bakiye 17.184,42 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan peşin+ıslah harcı olmak üzere toplam 13.219,48 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından harcanan 936,00-TL tebligat posta masrafı, 54,40 TL başvuru harcı ile 14.205,00 TL bilirkişi ücreti toplamı 15.195,40 TL yargılama giderinin davanın kabul nispetine göre (%57.5) 8.706,07 TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı, vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen kabul olunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 70.763,05 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı, ... Ltd.Şti. vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen reddolunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 52.640,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak işbu davalıya verilmesine,
7-Artan avansın hükmün kesinleşmesi sonrası iadesine,
II.KARŞI DAVA
1-Davacının, davalı şirket aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne,
8.713,00-TL nakliye sigorta prim alacağı ile 52.041,00-TL olan ve eksik ödenen prim fark alacağının davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine,
Hükmedilen her iki alacak miktarına ise, ihtarnamede verilen süre nedeniyle 12/01/2020 tarihinden itibaren TCMB kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine,
Davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 4.150,10 TL karar ve ilam harcından, davacının peşin olarak yatırdığı 1.174,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.976,10 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan peşin 1.174,00 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı ... Tic. Ltd.Şti. Tarafından harcanan 250,00-TL tebligat posta masrafı, 16.295,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 16.545,00 TL yargılama giderinin davanın kabul nispetine göre (%88,45) 14.634,05 TL'sinin karşı davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı, vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen kabul olunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı, vekil ile temsil edildiğinden ve dava kısmen reddolunduğundan yürürlükte olan AAÜT gereğince 7.936,29 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
III-ASIL DAVA-KARŞI DAVA
Asıl dava ve karşı dava için harcanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin,
Asıl dava nedeniyle 1/2'sine isabet eden 660,00 TL tutarın asıl davadaki red oranı nedeniyle 280,50 TL'sinin asıl davacı şirketten, 379,50 TL'sinin kabul nedeniyle asıl davalı şirketten;
Karşı dava nedeniyle 1/2 oranına isabet eden 660,00 TL tutarın karşı davadaki red oranı nedeniyle 76,23 TL'sinin karşı davacı şirketten, 583,77 TL'sinin kabul nedeniyle karşı davadaki davalı şirketten;
6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği belirtilen oranlarda ve belirtilen şirketlerden tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Artan avansın hükmün kesinleşmesi sonrası iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı karşı dosyada davalı vekilinin huzurunda diğer tarafların yokluğunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...