T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/153
KARAR NO: 2024/587
DAVA: Tanıma
DAVA TARİHİ: 04/10/2022
KARAR TARİHİ: 18/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan tanıma davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında ... kayıtlı ... Tahkim Mahkemesi'nin dosyasında iflasının istenildiğini, dosyanın kesinleştiğini, iflas masasının kurularak göreve başladığını, müvekkilinin tüm malvarlığının iflas masasına tahsis olduğunu, tasfiye memurunun görevinin devam ettiğini, müvekkilinin muamele merkezinin Rusya olduğunu, müvekkilinin iflas işlemlerinin Rusya'da yapıldığını belirterek, kesinleşen ... Tahkim Mahkemesi'nin ... sayılı iflas kararının MÖHUK 34-41'nci maddeleri gereğince tanınmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı dava dilekçesi tebliğ olunmadan istinaf dilekçesiyle sunmuş olduğu beyan dilekçesinde "davacı ...'da 2018 yılında iflas ettiğini iddia etmekte, bu iddiasına konu ettiği kararın tanınması için 04/03/2019 tarihinde tanıma davası açarak, ardından 15/03/2019 tarihinde ilk defa tacir sıfatını kazandığını, davacının, ilk davasını açtıktan sonra tacir sıfatını kazandığının anlaşılması ile ilk davayı takipsiz bırakarak kesinleştirmiş olup, ardından tacir sıfatını kazandığı tarihten sonraki tarihli olan huzurdaki davayı açtığını, yukarıda yer alan bilgiler kapsamında anlaşılacağı üzere, davacının tanınmasını istediği iflas kararının verildiği tarihte tacir olması gerektiği, olayda 15/03/2018 tarihinde iflas ettiğini iddia ettiği ve 15/03/2019 tarihinde ilk defa tacir sıfatını kazandığı gözetildiğinde davacının iflas tanıma davasının dinlenilmeyeceğinin açıkça anlaşıldığını, zira istinaf mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, davacının tanınması iddiasında bulunduğu iflas kararının verildiği tarihte Türkiye'de tacir olması gerektiğini, söz konusu tacir sıfatının dava tarihi ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, bu sebeple davanın usul yönünden ve ehliyet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesini sunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ... Mahkemelerince davacı gerçek kişi hakkında verilen iflas kararının tanınmasına dair şartların oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Mahkememizin uyuşmazlık açısından görevli ve yetkili olduğu, genel dava şartları açısından dahi usuli bir engelin bulunmadığı tartışmasızdır.
Davacının belirtilen yabancı mahkeme kararının tanınmasını istemiş olması karşısında ise bu konuya ilişkin genel açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır.
"Tanıma ve tenfiz davalarında; Tanıma davası, yabancı bir mahkemeden bir hukuk davasına ilişkin olarak verilen ve verildiği mahkemenin tabi olduğu hukuk sistemi uyarınca kesinleşmiş olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlamaya yönelik davalardır. Tenfiz davası ise; icra kabiliyetine sahip olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de icra edilebilirliğini sağlamaya yönelik davalardır. Diğer bir deyişle tanıma davaları; yalnızca kesin delil ve kesin hüküm niteliği kazandıran davalar olup icra kabiliyeti kazandırma gücüne sahip değildir. Oysa tenfiz davaları; tanıma davalarının sağladığı etkilerin yanı sıra icra kabiliyetine de yol açar. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır.
5718 sayılı Kanun'un 50 inci ve devamı maddelerinde yabancı mahkeme ilamının tanınabilmesi için; yabancı mahkeme ilamının, o ülke makamlarınca usulen onaylanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onaylanmış örneği ile onanmış tercümesinin ve yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulünce onanmış yazı veya belgenin ve onaylanmış tercümesinin ibrazı zorunludur.
5718 sayılı Kanun'un, "Tenfiz şartları" kenar başlıklı 54 üncü maddesi şöyledir:
" (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b)İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması."
4.Bu hükme göre tanıma ve tenfize karar verilebilmesi için yabancı mahkeme ilamının Türk Mahkemelerinin münhasıran yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gereklidir." (Yargıtay 2.HD ...E. ...K.sayılı kararı)
Belirtilen yasal düzenlemeler dikkate alındığında tanımanın amacı, yabancı bir mahkemedeki bir hukuk davasına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararının Türkiye'de kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlamak iken tenfiz davasının amacı yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de icra edilebilirliğini sağlamaktadır.
Davacının tanınma talebini ilk önce, ... 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E.sayılı dava dosyasında ileri sürdüğü, bu noktada ilk derece mahkemesince ise yapılan değerlendirme sonucunda davanın kabulüne dair karar oluşturulduğu, istinaf talebi üzerine İstanbul BAM 45.HD ...E. ...K.sayılı kararına istinaden davacının gerçek kişi tacir olup olmadığının öncelikle tespiti gerektiği, tacir değil ise talebin reddi gerektiği, tacir ise yetki hususunun incelenmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldığı, akabinde bu dosya hakkında açılmamış sayılma kararı verildiği açıktır
Aynı taraflar arasındaki, aynı vakıa ve talep ile ilgili bu defa davacı vekilinin açmış olduğu yeni dava tevzi sonucunda ... 8.Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi olmuş, bu mahkemece dosya ... 3.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiş, akabinde usule uygun olarak yetkisizlik kararı ile mahkememize intikal etmiştir.
Mahkememizce değerlendirme yapılırken... 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... dava dosyasındaki Yargıtay ilamları çerçevesinde oluşturulan bölge adliye mahkeme kararının göz ardı edilmemesi gerekir. Nitekim tanıma talebine esas olan, yabancı mahkemede görülen iflas davasının görüldüğü aşamada ve hatta Türkiye'de tanımaya yönelik ilk davanın açıldığı tarih öncesi bile davacının 6102 sayılı TTK anlamında birinci sınıf tacir konumunda olup olmadığı, aksine bir bilgi ve belgenin dahi sunulup sunulamadığı, bilakis bu tarihten sonra davacının Türkiye'deki sicil kayıtlarına göre birinci sınıf tacir sıfatını kazanıp kazanmadığı önemlidir.
Dava, yabancı mahkemece verilen iflas kararının tanınmasına ilişkindir. Tanınması istenen yabancı mahkeme kararının iflas kararı niteliğinde olduğu ve kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 23.HD'nin yerleşik kararlarında da belirtildiği gibi iflas kararı İİK'nın m.43 hükmü gereğince Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tacir olanlar ve tacir sayılanlar hakkında verilebilir. Bu husus kamu düzenindendir.
Bu çerçevede ilgili vergi müdürlükleri dışında ve ayrıca davacının iflasa tabi tacir olup olmadığı noktasında ..., ... Esnaf Odası, Borsa İstanbul Anonim Şirketi nezdinde ayrıntılı araştırmaların yapıldığı, hatta bu noktada talep edenden tanımaya dair davanın Türkiye'de ilk olarak açıldığı 04/03/2019 tarihi öncesi davacının gerçek kişi tacir olup olmadığı noktasında kayıt, belge var ise sunması ve açıklama yapması için davacı vekiline kesin süre dahi verildiği, yapılan tüm araştırmalara rağmen bu tarih öncesi davacının iflasa tabi tacir olduğunun tespit edilemediği açıktır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki İcra ve İflas Kanunu'nun m.43 hükmüne göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde özel yasalara göre iflasa tabi tutulan kimselerin iflasına karar verilebileceği, tanıma talep eden davacının yapılan yazışmalar neticesinde tacir olmadığının anlaşıldığı, ayrıca tacirler hakkındaki hükümlere tabi olduğunun da talep eden vekilince iddia ve ispat olunamadığı anlaşılmakla öncelikle bu yönden tanıma talebinin kabulü mümkün değildir. (Yargıtay 15.HD'nin 08/04/2021 tarih ve ...E. ...K.sayılı kararından hareket edilmiştir)
Öte yandan mahkememizce yapılan değerlendirmede, tanımaya esas olan iflas davasının görüldüğü aşamada davacı gerçek kişi TTK çerçevesinde iflasa tabi olmayan ve gerçek kişi konumundadır. Adı geçen davanın görüldüğü tarih itibariyle aksine bir durumun ileri sürülmediği, ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Halihazırda yürürlükte olan 2004 sayılı İİK m.193/1 hükmü uyarınca ise "iflasın açılması, borçlu aleyhine haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesiyle bu takipler düşer. İflas tasfiyesi müddetince müflise karşı yukarıda anılan takiplerden hiçbiri yapılamaz."
Bu şartlarda tanıma davasının özelliği gereği yabancı mahkemece hakkında iflas kararı verilen ve ancak bu aşamada Türkiye'de iflasa tabi kişi olmayan gerçek kişi yönünden iflas kararının tanınması öncelikle yukarıda belirtilen sonuçları doğuracaktır. Bu sonuçların, hakkında iflas kararı verilen kişi lehine ve alacaklıların ise aleyhine sonuç doğuracağı, hatta takip hukuku çerçevesinde görülen tasarrufun iptali davası ve benzeri davaları konusuz dahi bırakacağı açıktır.
Hal böyle olunca, Türkiye'de iflasa tabi olmayan gerçek kişi hakkında yabancı bir mahkemece verilmiş herhangi bir iflas kararının tanınması mutlak anlamda alacaklıların mülkiyet hakkı kapsamındaki alacaklarının tahsilini zorlaştırabilecek ve hatta muhtemelen imkansızlaştırabilecektir.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere "Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, ..., K...., 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlama niteliğindedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53)." (Anayasa Mahkemesinin ...E. ...K.sayılı kararı)
O halde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı ve toplum yararı amacıyla sınırlandırılabilen bir anayasal hak olduğu gerçeği dikkate alınmalıdır. Halihazırda ülkemizde iflasa tabi olmayan gerçek kişi aleyhindeki derdest olan icra takiplerini ve davaları doğrudan etkileyebilecek ve yüksek ihtimalle alacakları sonuçsuz bırakacak olan iflas kararının tanınması kamu düzenine aykırı sonuçlara yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup iflâsa tabi olmayan gerçek kişi hakkındaki yabancı mahkeme kararının tanınması, yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında kişilerin hak arama hürriyetinin ortadan kaldırılması yanında mülkiyet hakkını dahi ortadan kaldırıcı hallere yol açacaktır. Bu durumun Türk kamu düzenini doğrudan ihlâl ettiği, Türkiye'de iflasa tabi olmayan gerçek kişi lehine ve ancak alacaklılar aleyhine mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı, hak arama özgürlüğünü de sınırlandırdığı benimsenmiştir.
Bir başka deyişle Türkiye'de iflasa tabi olmayan bir gerçek kişinin, Türkiye'de geçerli hukuk sistemine göre elde edemeyeceği iflas kararını Rusya'daki görevli ve yetkili mahkemelerden elde etmesi söz konusu olsa da, bu iflas kararının ülkemizde tanınması kamu düzenini açıkça ihlâl edici sonuçlara yol açacaktır.
Kaldı ki davacı gerçek kişi elbette yabancı bir mahkemede iflas davası açma ve karar talep etme hakkına haizdir. Ancak, T.C.vatandaşı olan davacı gerçek kişinin Türk hukuk sistemine göre elde edemeyeceği bir kararı, bu şekilde elde etmesi, ardından da elde ettiği bu kararın Türkiye'de tanınmasını talep ederek iflas kararının sonuçlarından yararlanması mahkememizce bir anlamda "kanuna karşı hile" olarak değerlendirilmiştir. Bu davranışın hukuki sonucu ise genel kabule göre elde edilmek istenen sonuçtan kişiyi mahrum etmektir. Yani davanın reddolunmasıdır.
Yapılan açıklamalar karşısında, davacının, yabancı mahkeme kararının tanınmasına dair talebinin reddine, ... 14.İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası üzerinden açılan icra takibinin tedbiren durdurulması talebinin dahi reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle;
1-Davacının, yabancı mahkeme kararının tanınmasına dair talebinin reddine,
... 14.İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası üzerinden açılan icra takibinin tedbiren durdurulması talebinin dahi reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...