T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/229
KARAR NO: 2024/647
DAVA: Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali)
DAVA TARİHİ: 03/02/2023
KARAR TARİHİ: 04/10/2024
Mahkememizde görülmekte olan ticari bankacılık işlemlerinden kaynaklanan davalar (itirazın iptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Bankacılık Kanunu'nun 143. maddesi gereğince kurulmuş bir varlık yönetim şirketi olduğunu, şirketin %100 hissesinin...'na ait olduğunu, dava dışı ... Şti.'nin ... A. Ş.'den kullanmış olduğu krediye ilişkin olarak ... 17. Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 06/09/2005 tarihli ihtarname gereği gayrinakdi riskine ilişkin olarak borç ödenmediğini ve temerrüde düştüğünü, 03/06/2006 tarihli kredi alacağı devir sözleşmesi ile dava dışı şirketin ... A.Ş.'den kullanmış olduğu krediye ilişkin alacağın tahsili amacıyla ... A. Ş.'ye devir ve temlik edildiğini, müvekkili şirket ile ...A.Ş.'nin birleştirilmesine karar verildiğini, alacağın tahsili amacıyla ... 33.İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, icra dosyasına yapılan itirazda zamanaşımı defi'nin ileri sürüldüğünü, ancak söz konusu alacağın fon alacağı olması nedeniyle zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğunu, diğer itirazların da haksız olduğunu belirterek, davalı tarafından icra takibine yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı varlık yönetim şirketinin, müvekkiline karşı ikame ettiği derdest dava açıkça haksız ve kötü niyetli olduğunu, dava dilekçesinin ekinde müvekkilinin sorumluluğu olarak gösterilen kefalet beyanına dair imza ve yazının da müvekkiline ait olmadığını, nitekim dava dilekçesinin eklerinde söz konusu hesap kat ihtarnamesinin müvekkiline hiçbir zaman tebliğ edilmediğinin açıkça görüldüğünü, davalı varlık yönetiminin, ihtarnameye dayalı olarak müvekkilinden alacak isteminde bulunduğunu, borcun doğum anını, muacceliyet anını gizleyebilmek adına da kredi sözleşmesini takip dayanağı yapmaktan kaçındığını, taraflarınca icra takip dosyası kapsamında alacağın zamanaşımına uğradığı belirtilerek açıkça zamanaşımı def'inde bulunulduğunu, buna bağlı olarak takipte sorumluluğa sebep olduğu öne sürülen tüm belgelere ilişkin imzaya itirazlarının da sunulduğunu, gerçekten de dava dilekçesinin ekinde gösterilen belgelerden anlaşıldığı üzere, tanzim edilen kefalet senedindeki imza ve yazı müvekkiline ait olmadığını, bu hususta imza ve yazı inkarlarının yanı sıra anılan yazı ve imza müvekkiline ait olsaydı bile müvekkilinin dava konusuna dayanak olarak gösterilen belgelerden kaynaklı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, derdest davada sorumluluğun en fazla kefaletten kaynaklandığı iddia edilebilir ise de; talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, kefalet sözleşmesi için de hak düşürücü süre gerçekleştiğinden kefalete dayalı istemin yerinde olmadığını, asıl alacağın zamanaşımına uğradığını, kefalet için hak düşürücü sürenin gerçekleştiğini, davacı vekilinin emsal gösterdiği karardaki kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, istinaf incelemesinde fon alacağının zamanaşımı süresinin yirmi yıl olmadığını, yine anılan kararda; kefiller yönünden ise hiçbir şekilde yirmi yıl zamanaşımının uygulanamayacağını, kefalet sözleşmesinden doğan sorumluluğun on yıl ile sınırlı olduğunu, hak düşürücü sürenin dolduğunu davanın reddine karar verilmesini ve alacağın %20' sinden az olmamak şartıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dayanak icra takip tarihi ve hesap ile ilgili ödenmeme tarihi, temerrüt tarihi ve icra takip tarihi dikkate alındığında zamanaşımının olup olmadığı, hak düşürücü sürenin mevcut olup olmadığı, buna göre davanın esası yönünden itirazın iptali ile takibin devamının gerekip gerekmediği, taraflar lehine tazminata hükmolunmasına gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Davacının fondan alacağı devir alan varlık şirketi olduğu, davalının ise şeklen dayanak sözleşmede kefil konumunda olduğu, yapılan takibe ise süresinde itiraz edildiği, davacının takibe yönelik itirazın tümden kaldırılmasını talep ettiği tartışmasızdır.
Yargıtay uygulaması gereği öncelikle hak düşürücü süre ele alınacaktır. (Yargıtay 11.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Esasen HMK m.142 hükmündeki sistematikten ve hükmün lâfzından da bu durum anlaşılmaktadır.
...'den gelen 17/09/2024 tarihli cevabi yazıda gerekli bilgi ve açıklamanın ancak temlik alan ... A.Ş tarafından yapılabileceği, başka bir kayıt ve açıklamanın gönderilmediği, bu arada davacı vekilinin 18/09/2024 tarihli dilekçe ile açıklama yaptığı, bu davaya esas takip konusu alacak ile ilgili daha önce herhangi bir takip yapılmadığı noktasında açıklama yaptığı gibi esasen davalı vekilinin 13/05/2024 tarihli beyan dilekçesinin dahi bu doğrultuda olduğu, zaten ... 6. İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasına istinaden gelen cevabi yazının ve yine ayrıca davacı vekilinin 26/08/2024 tarihli dilekçesi ekindeki takip talep içeriklerinin dahi vekil beyanları ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Böylelikle gerek dayanak icra dosyası gerek temlik sözleşmesi içeriği, gerek TMSF'den gelen cevabi yazılar ve gerekse taraf vekillerinin beyanları ile davaya dayanak olan kredi sözleşmesine konu olan borç ile ilgili daha önce davacının ... 33.İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyası dışında başkaca bir takip yaptığı ispatlanamamıştır.
Esasen davacı vekilinin 18/09/2024 tarihli dilekçesinde de belirtildiği gibi ve mahkememizce de saptandığı üzere ... 33. İcra Müdürlüğü ...E.sayılı dosyasında takip konusunun 286.430,95.-USD +2.968.267,91 TL olduğu, takibin 03.07.2020 tarihinde açıldığı, söz konusu takibin tazmin olan mektubun nakit alacağa dönmesi sebebiyle risk temliki ile davacı şirkete temlik olunduğu, bu şekilde davanın takip olunduğu, mektup komisyonunun ise GKS den kaynaklı bir alacak değil mektubun düzenleniş şeklinden kaynaklanan bir alacak olduğu, dolayısıyla daha önce açılan takipler karşısında bir mükerrerlik söz konusu olmadığı saptanmıştır. Esasen mahkememizce tespit olunan ve davacı vekilinin beyanı aksine olacak şekilde bu davaya dayanak olan ... 33. İcra Müdürlüğü ... E.sayılı icra dosyasına konu alacak ile ilgili aynı davalı gerçek kişi kefil aleyhine yapılmış olan bir takibin varlığı ise ispatlanamamıştır.
Genel ve özel dava şartları açısından davada bir eksiklik bulunmamaktadır. Buna göre davalı gerçek kişi ise kefil olup davalı gerçek kişi yönünden itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı ayrıca ele alınacaktır.
Somut olayın özelliğine göre davalı gerçek kişinin, dayanak sözleşmeleri kefil olarak imzaladığı tarihin 17/09/1999 olması nedeniyle 01/07/2012 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK m.598/f.3 hükmünün irdelenmesi gerekir.
6098 sayılı TBK'nin m.598/f.3 hükmüne göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet,buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkar.
Davalı gerçek kişi hakkında takip yapılan ve kefil olarak sorumluğuna dayanılan sözleşme tarihi 28/04/2000 olarak dikkate alındığında 6098 sayılı kanunun yürürlüğe girmiş olduğu tarih itibariyle on yıllık süre tamamlanmıştır.
6101 sayılı TBK Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun m.1.hükmüne göre kural olarak,"TBK'nin yürürlüğü girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği ancak temerrüt, sona erme ve tasfiye konularında TBK'nin uygulanacağı" düzenlemesi getirilmiştir.
6101 sayılı Kanunun m.5 hükmüne göre," TBK'nin yürürlüğü girmesinden önce başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine göre tabi olmaya devam eder, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı TBK'de öngürülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak TBK'de öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur."
6101 sayılı Kanunun m.5/f.2 hükmüne göre, "TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar, ancak bu ek süre TBK'de öngörülen süreden daha uzun olamaz."
6101 sayılı Kanunun m.6 hükmüne göre ise "Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'de öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır."
O halde somut olay açısından 6098 sayılı TBK ile düzenlenen sürenin mevcudiyeti, bu sürenin TBK'nın yürürlüğe girmiş olduğu tarih itibariyle dolmuş olması karşısında davacı hak sahiplerinin, TBK'nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden itibaren bir yıllık ek süreden yararlanmaları mümkündür. Ne var ki kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık süre 01/07/2013 itibariyle dolduğu halde davalı gerçek kişiye yönelik olarak bu davaya esas icra takibi 03/07/2020 tarihi itibariyle yapılmıştır.
6101 sayılı kanunun 6.maddesinin gerekçesinde de; "süreye bağlı hak" ile "hak düşürücü süre"lerin farklı kavramlar olduğu, süreye bağlı haktaki sürenin, kanunda bu hakkın varlığını sürdürmesi için öngörülmüş olan bir süre olduğu, "süreye bağlı hak"taki sürenin, ne zamanaşımı süresi ne de hak düşürücü süre olduğu, bu nedenle de Türk Borçlar Kanununda süreye bağlı haklar için öngörülen süreler hakkında 5 inci maddesinin kıyas yoluyla uygulanacağı ve hak sahibinin, bir yıllık ek süreden yararlanabileceği..." vurgulanmıştır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeleri somut olay yönünden değerlendirmek için öncelikle TBK ile ilk kez getirilen on yıllık kefalet süre sınırlamasının hukuki niteliğinin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Konu ile ilgili öğretide ortaya konan görüşlere göz atacak olursak;
"...on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. on yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar).. Kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü göz önünde tutulur.." (Prof.Dr. C.Yavuz Borçlar Hukuku s.1472 vd)
"... on yılın geçmesi ile borç kendiliğinden ortadan kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek (azami) süreye ilişkin düzenleme başka bir hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır..." (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi s.3085 )
"... Kefilin sorumlu tutulabileceği on yılık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz..." (Doç. Dr. Burak Özen Kefalet Sözleşmesi s. 578 vd)
"... Yeni Borçlar Kanununda sona ermeyle ilgili emredici nitelikte hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da - 01/07/2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır... (kefalet sözleşmesinde ) on yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5.maddesi göz önünde tutulacaktır... Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren on yılın hak düşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir...Hak düşürücü süre olarak kabul edilirse 01/07/2012 tarihinden önce on yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5.maddenin tanıdığı bir yıllık ek süreden yararlanacak ve 01/07/2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir...(Prof. Dr. Seza Reisoğlu-TBK'nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi- İstanbul, 15/06/2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını)
"....6101 sayılı TBKYUŞHK'nın 5/2.maddesine göre TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanır. Aynı Kanunun 6. maddesine göre bu kanunun 5.maddesinin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.(...) Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012'den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal on yıllık süreye tabi olur(...) bu tarihten önce on yıllık süre dolmuşsa(...) alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir.Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer...."(Y.Doç.Dr.Serkan Ayan-Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu)
" TBK m.583/f.3 hükmüne göre on yıllık sürenin başlangıcı,kefalet sözleşmesinin kurulma anı olacaktır...."(Yrd.Doç.Dr.Özlem Acar, Türk Borçlar Hukukunda Müteselsil Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2015 )
Hal böyle olunca davalı gerçek kişi aleyhine olmak üzere kefalete dair sözleşmenin 20/09/1999 tarihinde akdedildiği, buna göre ... 33. İcra Müdürlüğü ... E.sayılı icra dosyasına istinaden davalı gerçek kişi hakkında takip yapıldığı, icra takip tarihi karşısında on yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren davacı lehine bir yıllık ek sürenin başladığı, ancak davaya esas olan takibin bu süre içinde dahi başlatılmadığı, bu durumda kanun hükümleri karşısında davalı gerçek kişi kefil yönünden 6101 sayılı Kanunun 5. ve 6.madde hükümleri dikkate alındığında kefil olan davalı gerçek kişi hakkındaki takibin yasal hak düşürücü süre içinde yapılmadığı sonucuna varılmıştır.
Bilindiği üzere İİK.m.67/f.2 hükmüne göre itirazın iptali davalarında davalı borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi karşısında borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli olması halinde ise alacaklı tazminata mahkum edilir. Ne var ki somut olayda davanın reddi karşısında davacının tazminat talebinin reddolunması gerektiği gibi davacının kötü niyetli olarak takip yaptığı ispatlanamadığından davalının tazminat talebinin dahi reddolunması gerekmiştir.
Yapılan açıklamalar karşısında; 6098 sayılı TBK m.598/f.3 hükmü uyarınca, davalı hakkında açılan itirazın iptali davasında on yıllık süre dolduktan sonra kefil... hakkında takip yapılmakla itirazın iptali davasının mevcut hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeni ile reddine, Davanın reddi nedeni ile davacının, davanın red nedeni karşısında ise davalının tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-6098 sayılı TBK m.598/f.3 hükmü uyarınca, davalı hakkında açılan itirazın iptali davasında on yıllık süre dolduktan sonra kefil ... hakkında takip yapılmakla itirazın iptali davasının mevcut hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeni ile reddine,
Davanın reddi nedeni ile davacının, davanın red nedeni karşısında ise davalının tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine,
2-Davacının sıfatı ve dava tarihi itibariyle Yargıtay 11.HD ve Yargıtay uygulamalarını benimseyen İstanbul BAM'ın ilgili daire uygulamaları karşısında davacıdan harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan masrafın kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davanın red nedeni karşısında AAÜT gereği 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği ücretin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6-Artan avansın karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK.341.maddesi uyarınca İstanbul BAM nezdinde istinaf yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı.
Başkan
Üye
Üye
Katip