T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/236
KARAR NO : 2025/190
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ : 23/07/2018
KARAR TARİHİ : 06/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan davada Yargıtay 23.HD'nin uygulaması gereği 27/12/2018 tarihi itibariyle ve yargı yolu yönünden davanın reddolunduğu, akabinde Uyuşmazlık Mahkemesinin kararları nedeniyle uygulamanın değiştiği, bu çerçevede değişen BAM uygulaması uyarınca verilen karar üzerine dava dosyası ile ilgili yapılan açık yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin müflis bankada mevduatının bulunduğunu, iflas masası tarafından yaptıkları ilk başvurunun alacak talebi tespit edilemediğinden reddedildiğini, oysa bu karardan önce UYAP ortamında 2ikinci bir talep gönderildiğini, ancak buna rağmen talebin reddedildiğini belirterek alacağın sıra cetveline kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının alacak talebinde bir tutar bulunmadığını, bu nedenle talebin reddedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki dava İİK. 235 ve devamından kaynaklanan, uygulamada kayıt kabul davası olarak nitelendirilen ve kanunda ise sıra cetveline itiraz olarak belirtilen, tahsili amaçlamayan, sadece iflas masasına kayıt yapılmasını amaçlayan bir davadır.
İİK m.235/f.1 hükmüne göre "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içerisinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar".
Kayıt kabul aşamasında iflas dairesince davacının talep ettiği miktar oranında alacaklı olduğunu ortaya koyan yeterli belge olmadığından alacağın reddedildiği açıktır.
Kayıt kabul davası bilindiği üzere alacağı kısmen veya tamamen red edilen alacaklı tarafından iflas idaresine karşı açılır. Davada husumet iflas masasına yöneltilmelidir. İflas masasının temsilcisi somut olayda olduğu üzere adi tasfiyede iflas idaresi, basit tasfiyede ise iflas dairesidir. İspat yükü kural olarak masaya yazdırılması gereken alacağı olduğunu iddia eden davacı alacaklı üzerindedir. Davacı alacağını genel hükümlere göre ispat etmek yükümlülüğü altındadır.
Taraflar arasında tartışma konusu olan husus kayıt kabule konu edilen miktarların kaydının gerekip gerekmediği noktasındadır.
18/04/2024 tarihli tutanak uyarınca tahkikata geçildiği aşamadan önce davalı vekili 28/05/2024 ve 20/05/2024 tarihli dilekçesini sunmuştur. Davalı vekili bu dilekçelerde ise alacak kayıt talebinin kabul olunduğu, ödemenin yapıldığı, bu nedenle HMK m.331 hükmü uyarınca davanın konusuz kaldığı, davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmolunması gerektiği yönünde beyanda bulunmuştur. Buna mukabil yine davacı vekili ise 31/05/2024 tarihli dilekçesi ile bankadaki mevduatların müvekkiline ödenmesi karşısında davanın konusuz kaldığının ortada olduğunu, buna mukabil davalı iflas idaresinin banka mevduat hesaplarına bakmaksızın kayıt kabul taleplerinin peşinen reddettiklerini, davanın açılmasına sebebiyet verilmesi karşısında davalı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmolunması gerektiğini açıklamıştır.
Taraf vekillerinin mevcut açıklamaları karşısında, 18/02/2024 tarihi itibariyle dava konusu miktarın ödenmiş olduğu, bu çerçevede vekillerin dahi uzlaştıkları üzere davanın konusuz kalmış olduğu sabittir.
Bu durumda yargılama giderlerine ilişkin ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.
HMK m.331 hükmüne göre: "Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hakim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini taktir ve hükmeder."
O halde davanın konusuz kalması halinde mahkemenin yargılamaya devam ederek, dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit edip, o tarafı yargılama giderlerine, bu arada vekalet ücretine de mahkum etmesi gerekir. Buna göre davanın kabul veya red durumu yani haklılık durumunun tartışılması gerekir. Zira davası herhangi bir nedenle red olunacak davacı lehine yargılama giderine hükmedilemez.
Öncelikle belirtmek gerekir ki davacı vekili, dava konusu edilen alacak ile ilgili ilk kayıt kabul talebini, dava dilekçesi ekindeki kayıtlardan anlaşılacağı üzere 15/01/2018 tarihi itibariyle ve ... 6.İcra Müdürlüğü kanalıyla iflas müdürlüğüne göndermiştir. Ne var ki bu talep tutar yazılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Davacı vekili ise 26/03/2018 tarihli dilekçe ile bu defa tutar ve evrak sunmak suretiyle yeniden talepte bulunmuştur.
Davacı vekili iflas müdürlüğüne kayıt ve kabul talebinde bulunduğu halde iflas müdürlüğünün 30/01/2025 tarihli yazısında açıkça belirtildiği üzere herhangi bir tebliğ avansı depo etmemiştir. Yine aynı yazıda belirtildiği üzere her ne kadar dilekçede 28,00 TL tutarında cevap pulu gönderildiği belirtilmiş olsa da böyle bir pulun olmadığı açıkça bildirilmiştir.
"Diğer yandan, tebligat için pul verilmiş olsa dahi, İİK'nın 223. maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan İflas İdaresi Ücreti, Yazı ve Tebliğ Masrafı Tarifesi Hakkında Tebliğ'in 10. maddesi uyarınca tebliğ masrafının avans (para) olarak yatırılması gerekmektedir. Bu itibarla, davacı vekiline İİK'nın 234/2. maddesi uyarınca yapılan 12/06/2018 tarihli tebligat bilgi verme mahiyetinde olup, sürenin tebliğ tarihinden işlemesi imkânını vermez." (Yargıtay 23.HD ...E. ...K.sayılı kararı) O halde açık düzenlemelere uymayan davacı, bu durumun sonuçlarına da usulen katlanacaktır. Kaldı ki başvuru yapan avukatın talep tarihinden çok öncesi itibariyle dahi pul verme uygulamasının kalktığını bilmesi beklenmelidir. Vekilin avansın para olarak depo edildiğini bilmemesi de hayatın olağan akışına da aykırıdır. Nitekim istisnasız şekilde ve çok uzun yıllardır tebliğ avansı bu şekilde karşılanmaktadır. O halde sıra cetvelinin tebliği ile kayıt kabul davasının açılması için gereken on beş günlük süre başlamayacaktır.
İİK'nın 234/1. maddesi, "İflas idaresi sıra cetvelini iflas dairesine verir ve alacaklıları 166. maddenin 2. fıkrasındaki usule göre ilan yoluyla haberdar eder." hükmünü, 235/1. maddesinin ilk iki cümlesi, "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki Ticaret Mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223. maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur." hükmünü içermektedir. Bu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, iflas sıra cetveline itiraz davaları süreye tabidir.
Bu şartlarda somut olayda davacı yönünden dava açma süresi tebligat tarihinden itibaren değil, son ilanın yapıldığı 04/06/2018 tarihli olan sicil gazetesindeki ilan tarihinden başlar.
Bu durumda davanın açıldığı tarih itibariyle davacı süresi içinde dava açmamıştır. Bir başka deyişle dava tarihi itibariyle davacı bu davayı artık açamayacaktır.
"Bazı hallerde dava devam ederken, dava açılmasından sonra meydana gelen (dava konusu alacağın ödenmesi gibi) bir nedenle dava konusu ortadan kalkabilir.
Davanın konusuz kalması halinde, artık dava hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Başka bir deyişle, her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararı kalmamış demektir. Bu halde, mahkemece, davanın konusunun kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir."(Yargıtay 10.HD...E. ...K.sayılı kararı)
Atıf yapılan Yargıtay kararında da belirtildiği üzere artık davanın esası hakkında karar verilmesinde bir yarar kalmamıştır. Oysaki yarar 6100 sayılı HMK m.114/f.1 bend (h) hükmüne göre bir dava şartıdır. Söz konusu kanun sistematiğindeki sıralama kanun gerekçesinde de belirtildiği üzere aslında öncelik sıralamasına göre yapılmıştır. Bu nedenle genel dava şartlarının oluşmadığı davada ayrıca özel dava şartlarının değerlendirilmesi ise gerekmemektedir. Bir başka deyişle genel dava şartlarının olmadığı bir davada ayrıca özel dava şartının incelenmesine gerek yoktur.
O halde Yargıtay uygulaması gereği tahkikata geçilmeden davanın görülmesinde yarar yoktur. Zira ödeme yapılmış ve dava konusuz kalmıştır. Davanın konusuz kalması halinde ise, öncelikle bu yönden bir hüküm oluşturulacaktır. Süre veya benzeri dava şartları ile ilgili bir inceleme ise bu şartlarda yapılmayacaktır.
Öte yandan mahkememizce tahkikat duruşmasına başlamadan önce dava konusuz kalmış olmakla süre yönünden bir değerlendirme yapılabilme imkanı ortadan kalkmıştır. Nitekim kanun koyucu, HMK m.142 hükmü uyarınca tahkikat duruşmasına başlanmadan önce bu hususta karar verilmesini ön görmüştür. Bir an için tahkikat duruşmasının icra edileceği an itibariyle ve duruşma açılmadan önce süre hususu ele alınacak olsa dahi tahkikat duruşmasının icra edileceği tarihten önce zaten dava konusuz kalmıştır. Konusuz kalmış olan bir davanın süre yönünden takdir olunması ise yargılama kesiti ve HMK m.142 gereği mümkün olamayacaktır. Zira süre hususunun değerlendirilebilmesi için ve mantık kuralları uyarınca ortada genel dava şartları tamam olan, görülebilir durumda olan bir davanın varlığı HMK m.142 hükmü gereği kaçınılmazdır.
Kaldı ki hüküm verilmeden önce her iki taraf davanın konusuz kalmış olması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm oluşturulmasını talep etmişlerdir. Bu durum, ön inceleme duruşmasının tamamlanması sonrası ve tahkikat duruşmasından önce ortaya çıkmıştır. Taraflar arasındaki somut davada süreye ilişkin hususun dahi 6100 sayılı HMK m.142 hükmü uyarınca "ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra ve tahkikata başlanmadan önce" karara bağlanması gerekir. Bir başka deyişle ön inceleme duruşmasından sonra ve tahkikata başlanmadan önce davanın konusuz kalması halinde artık bu incelemeye geçilemeyecektir. Bu noktada taraf vekillerinin beyanlarına bağlılık önem arz etmektedir. (Yargıtay 8.HD ...E. ...K.sayılı, Yargıtay 11.HD ...E....K.sayılı kararları) Zira taraf vekilleri davacının konusuz kaldığına dair hüküm verilmesini talep etmiştir.
Nihayet tahkikat duruşmasına başlanmadan önce dava konusuz hale gelmiştir. Bu durumun tarafların lehine veya aleyhine kazanılmış hak doğuracağı açıktır.
Bu durumda 6100 sayılı HMK m.26 hükmü uyarınca "taleple bağlılık" esas olunduğu gibi davanın konusuz kaldığından dolayı davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönündeki beyanlar önem arz etmektedir. Bu nedenle dahi taraf vekillerinin beyanı ve HMK m.142 hükmü karşısında dava konusuz kalmıştır.
Hal böyle olunca dava konusuz kalmış olsa dahi davanın açıldığı tarih itibariyle davacının bu davayı açtığı tarih itibariyle davayı açma hakkı olmadığı celbedilen tüm kayıt ve incelemelere göre usuli açıdan saptanmıştır. Bu durumda davanın açıldığı tarih itibariyle davacının haksız olduğu yapılan açıklamalardan anlaşılmakla davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmiştir.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının, davalı müflis aleyhine ... İflas dosyasına istinaden açmış olduğu kayıt kabul davasına konu 349.728,58 TL ile 637,40 Avro yönünden dava konusuz kalmış olmakla davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının, davalı müflis aleyhine ... İflas dosyasına istinaden açmış olduğu kayıt kabul davasına konu 349.728,58 TL ile 637,40 Avro yönünden dava konusuz kalmış olmakla davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 35,90 TL harcın mahsup edilerek bakiye 579,50 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından harcanan 459,00 TL posta ve tebligat ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Duruşmalı ön inceleme tamamlandıktan sonra davanın konusuz kaldığının tam olarak anlaşılması karşısında ve davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yokluğunda davalı vekilinin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...