T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/706 Esas
KARAR NO:2025/24
DAVA:Hakem Tayini
DAVA TARİHİ:12/11/2024
KARAR TARİHİ:13/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan hakem tayini davasının yapılan incelemesi sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Sözleşmesinin 5.maddesinin "Taraflar arasında doğan uyuşmazlıklar(...) Hakem Kurulunca karara bağlanır", şeklinde olduğunu, taraflar arasında ihtilaf çıkması halinde ihtilafın hakem kurulunca çözüleceğinin düzenlendiğini, sözleşmedeki bu hükme dayanarak taraflarınca hakem belirlendiğini, Yeminli Mali Müşavirler Odasına işbu yazının sunulduğunu, Yeminli Mali Müşavirler Odası'nın 01/07/2024 tarihli ihtar ile davalının hakem bildirilmesini talep ettiğini, 12/08/2024 tarihli İstanbul YMM Odasından gelen yazının aynı gün taraflarına tebliğ olduğunu, davalının odaya herhangi bir hakem bildirimi yapmadığının anlaşıldığını, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 416 vd.maddesi gereğince, yasal süreler içinde hakemini bildirmeyen davalı adına hakem atamasının yapılmasının mecburiyetinin hâsıl olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşme gereğince karşı taraf adına hakem ataması yapılmasına, yargılama ve vekalet ücretinin karşı yanda bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tebligat parçasında başkaca herhangi bir açıklamaya yer verilmediğini, davacı şirketin yetkili temsilcisinin veya ondan sonraki yetkili kişinin adreste olup olmadığının araştırılıp araştırılmadığının ve nedenlerinin de şerh edilmediğini, yapılan tebligatta tebliğ memurunun bu tebligatı şirketin yetkili temsilcisine; onun herhangi bir nedenle tebliği alacak durumda olmaması halinde de usulüne uygun şekilde yetkili kılınan kişiye; şayet bunlar yoksa veya tebligatı alamayacak durumda iseler bu durumu tebliğ evrakına şerh ederek o yerde hazır bulunan tebliğe yetkili memur ve müstahdemlerinden birine o da yoksa herhangi bir memur veya müstahdeme yapmasını; tebligat evrakında da sırasıyla tebliğe yetkili kişilerin durumunu ve onlara tebliğ edilememe nedenini şerh etmesi gerektiğini, buna rağmen hiçbir açıklamaya yer vermeden doğrudan davacının işçisine tebliğ ettiğini, tebligatın bu haliyle, açıklanan yasal düzenlemelere ve yargı kararlarına aykırı ve usulsüz olduğunu, tebligat evrakında da sırasıyla tebliğe yetkili kişilerin durumunu ve onlara tebliğ edilememe nedenini şerh edilmeksizin, hiçbir açıklamaya yer vermeden doğrudan şirket işçisine yapılan tebligatın yasal düzenlemelere ve yargı kararlarına aykırı hale geldiğini, bu açıdan kanunda müvekkili şirkete hakem bildirimi için gönderilen tebligatın usulsüz olduğunu ve müvekkiline hakem bildirimi için usulüne uygun bir süre tanınmadığı hususunun mahkemece kabul edilmesine, davacı tarafın talebinin reddine yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.
Dava, hakem seçimi istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacı olan şirketin, dayanak sözleşme uyarınca kendi hakemini seçtiği anlaşılmaktadır. Ancak davalı tarafın, yapılan ihtarata rağmen hakemini bildirmediği iddiasına dayalı olarak davacı mahkememizden davalı adına hakem seçimi yapılmasını talep etmektedir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık karşısında öncelikle dayanak yasal hükmün içeriğinin irdelenmesi ve tartışılması zorunludur. Bu suretle somut koşul vakıaların irdelenmesi gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hakemlerin Seçimi" başlıklı 416 ncı maddesi "(1) Taraflar, hakem veya hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmakta serbesttir. Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa hakem seçiminde aşağıdaki usul uygulanır: a) Ancak gerçek kişiler hakem seçilebilir. b) Tek hakem seçilecek ise ve taraflar hakem seçiminde anlaşamazlarsa hakem, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından seçilir. c) Üç hakem seçilecek ise taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar. ç) Üçten fazla hakem seçilecek ise son hakemi seçecek olan hakemler yukarıdaki bentte belirtilen usule göre taraflarca eşit sayıda belirlenir. d) Hakemin birden fazla kişiden oluşması hâlinde en az birinin kendi alanında beş yıl ve daha fazla kıdeme sahip bir hukukçu olması şarttır. (2) Hakemlerin seçim usulünü kararlaştırmış olmalarına rağmen; a) Taraflardan biri sözleşmeye uymazsa, b) Kararlaştırılmış olan usule göre tarafların veya taraflarca seçilen hakemlerin hakem seçimi konusunda birlikte karar vermeleri gerektiği hâlde, taraflar ya da hakemler bu konuda anlaşamazlarsa, c) Hakem seçimi ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş, hakemi ya da hakem kurulunu seçmezse, hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından yapılır. Mahkemenin, gerektiğinde tarafları dinledikten sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Mahkeme, hakem seçiminde tarafların sözleşmesini ve hakemlerin bağımsız ve tarafsız olması ilkelerini göz önünde bulundurur. Üçten fazla hakem seçilecek hâllerde de aynı usul uygulanır." şeklindedir.
Üç hakem seçilecek ise taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen iki hakem üçüncü hakemi belirler. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin kendisine ulaşmasından itibaren bir ay içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki bir ay içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından hakem seçimi yapılır.
Somut olayda taraflar arasında varlığı tartışmasız sözleşme ile üç hakemden oluşan hakem kurulunun oluşturulması esastır. Buna göre davacı taraf kendi hakemini seçmiştir. Davacı vekilinin, diğer tarafın dahi hakemini seçmesi noktasında kendisine yapılan bildirimden itibaren hakemini seçmediği iddiası ile davalı adına hakem ataması yapılması talep olunmuştur. Ne var ki yukarıda açıklanan hükümde belirtildiği üzere bu talebin kabulü için, gerekli somut koşul vakıalardan biri davalıya bu yoldaki talebin ulaşmış olmasıdır.
Davalı şirket olup kendisine bu yolda bir bildirim yapılmadığını açıklamış, bildirim yapıldığına dair iddiaya ise açıkça itiraz etmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebligat selahiyetli mümessillerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Aynı Kanunun 13. maddesine göre de, tebliğ yapılacak bu kişiler, herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde, tebliğ orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebliğ tarihi itibariyle yürürlükte olan Tebligat Yönetmeliğinin 21. maddesinde ise, tüzel kişi adına tebligatı kabul edecek kişi herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde bulunmadığı veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğu takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tüzel kişinin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş biri olması lazım geldiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edilmek şartıyla, o yerdeki diğer memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Somut olay açısından durum incelendiğinde, mevcut tebligat mazbatası içeriğine göre davalı şirkete yapılan tebligatın geçerli olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre adı geçen düzenleme uyarınca davacının mahkememizden talepte bulunabilmesi için davalı şirkete gerekli bildirimin usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Açıklanan hüküm karşısında 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Hal böyle olunca tebliğ işlemi sırasında, tebligatı alan şahsın şirket yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak almaya yetkilendirilmiş, evrak müdürü gibi bir çalışan olup olmadığı tespit ve şerh edilmeden ve yine bu işlerle görevlendirilmiş başka bir çalışan olup olmadığı araştırılmadan doğrudan tebligat yapıldığı, buna göre Tebligat Kanunu'nun 12. maddesi ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 21. maddesinde belirtilen sıra nazara alındığında anılan tebligatın usulsüz olup (Yargıtay 12.HD 25/11/2011 T. 10819E/10655K.sayılı, Yargıtay HGK 15/06/2016 T. 17-721E./817K.sayılı ilamı) bu çerçevede bu davanın açılabilmesi için gerekli ihtaratın davalı şirketi tebliğ olmadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki dava basit yargılama usulüne tabidir. HMK m.318 hükmü uyarınca davacının dava dilekçesi ile birlikte tüm delillerinin dilekçesine eklemesi ve başka yerlerden getirilecek belge var ise bu konuya dahi dilekçesinde yer vermesi zorunludur. Dava dilekçesine eklenen ve davalıya ihtar yapıldığına dair belge içeriği yukarıda da irdelendiği üzere Tebligat Kanunu'na uygun şekilde tebligat yapıldığını göstermemektedir. Hatta davacı vekiline 13/11/2024 tarihli tensip tutanağı 18/11/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, ihtarnamenin tebliğ olunduğuna dair başkaca evrak var ise sunulması hususu davacı vekiline ihtar olunmuştur. Ne var ki herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan belge içeriklerinin ise bu noktada yeterli olmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir. Bu davaya esas olan bildirimin usulüne uygun olarak davalı şirkete tebliğ olunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca halihazırda davacının, davalı adına hakem ataması yapılması için mahkememizden talepte bulunabilmesi yönünden yasal koşullarının oluşmadığı, esasen bu hususun özel bir dava şartı niteliği taşıdığı mahkememizce kabul olunmuştur.
Bu arada belirtmek gerekir ki "Hakem seçimi ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş, hakemi ya da hakem kurulunu seçmezse, hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme tarafından yapılır. Mahkemenin, gerektiğinde tarafları dinledikten sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.”(HMK 416. son md.)
Yapılan açıklamalar karşısında davacının açtığı davanın dava şartının oluşmaması nedeniyle HMK m.114 hükmüne atfen HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının açtığı davanın özel dava şartının oluşmaması nedeniyle REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsup edilerek bakiye 187,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı, vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı vekilinin huzurunda davalılar vekilinin yokluğunda ve oy birliği ile karar verildi. 13/01/2025
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...