T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/18
KARAR NO: 2025/76
DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 16/03/2022
KARAR TARİHİ: 03/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının dosya üzerinden yapılan incelemesi neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Tic. A.Ş. tarafindan 1.100.000,-USD tutarındaki ihale katılım teminatının Fona irad kaydedilme işlemine karşı ... 5. İdare Mahkemesi nezdinde... E. sayılı dosya ile dava açıldığını, Mahkemenin 05.11.2013 tarih ve ... K.sayılı kararı ile müvekkili tarafından yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu belirtilerek davanın reddedildiğini, bahse konu kararın davacı ... A.Ş. tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay 13. Dairesi'nin 10.03.2016 tarih, ... E. ve ...K. sayılı kararı ile idari işlemin hukuka uygunluğuna dair kararın onanmasına hükmedildiğini, yine Danıştay 13.Dairesinin 07.04.2017 tarih ve ...E. ve ...K.sayılı kararı ile davacı tarafın karar düzeltme talebi reddedilerek fon lehine kesinleştiğini, ... tarafindan ise ... ... A.Ş. tarafından ödenmeyen ihale bedeli ile yeniden satışa sunulması neticesinde elde edilen iki ihale arasındaki farkın tahsili için tesis edilen 07.11.2013 tarihli ve ... sayılı Fon Kurulu kararının iptali talebiyle açılan davada ve ... 5. İdare Mahkemesi ... E. ve ...K. sayılı kararda davanın reddine karar verildiği, direnme kararının davacı tarafından temyiz edildiğini, bunun üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun ... E. ve ... K. sayılı kararı oy çokluğu ile bozulmasına karar verildiğini, bozma kararına karşı müvekkili adına karar düzeltme yoluna başvurulduğunu, ancak talebin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22.06.2020 tarih,... E. ve ... K. sayılı kararı ile reddedildiğini, ... tarafından açılan iptal davalarında mahkemelerce verilen iptal kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak, haktan feragati tazammun etmemek üzere ve 6183 sayılı Kanun kapsamında tatbik edilmiş her türlü işlemlere halel gelmemek ve tahsilde tekerrüre yer vermemek kaydıyla, borçlu ... ve tüm davalı gerçek kişiler hakkında başlatılan 6183 sayılı takipten vazgeçilerek takip yolunun değiştirildiğinden bu çerçevede davalıların sebebiyet verdiğini, ... Tic. A.Ş. tarafından ödenmeyen ilk ihale bedeli olan 10.300.000-ABD Doları ile yeniden satışa sunulması neticesinde yapılan ikinci ihalede elde edilen ihale bedeli olan 8.110.000.-ABD doları arasında 2.190.000.-ABD doları farkı oluştuğu, iki ihale bedeli arasında oluşan 2.190.000.-ABD dolarlık farkın, ... Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmeliğin (Yönetmelik) 24'üncü maddesinin 3'üncü fikrası ve İhale Şartnamesinin 11.1'inci alt maddesinin 2'nci fikrasi gereği, ihale bedelinin ödemesi için verilen son tarih olan 30.08.2012 tarihinden itibaren farkın tahsiline kadar geçecek süreye kadar hesaplanacak yıllık %USD libor + 3 oranında) faizin %50 fazlası oranında faizi ile birlikte davalılardan tahsil edilmesi, ayrıca ilk ihale bedeli olan 10.300.000.-ABD doların, ödenmesi için verilen son tarih olan 30.08.2012 tarihinde ödememiş olması, 10.300.000.-ABD dolarlık tutarın 8.110.000 ABD doları kısmının 07.10.2013 tarihli ikinci ihale ile bir yılı aşkın bir süre sonra, zaman farkı ile alınmış/tahsil edilmiş olması nedeniyle, yukanıda belirtilen Yönetmelik ve İhale Şartnamesi uyarınca "diğer zararlar kapsamında" zarar oluştuğunu, bu meyanda, ilk ihale bedelinin son ödeme tarihi 30.08.2012 tarihi ile 07.10.2013 ikinci ihale tarihi arasında 8.110.000.- ABD dolarına yıllık % USD libor + 3 oranında faizin %50 fazlası oranında faiz oranı üzerinden 07.10.2013 tarihi itibarıyla hesaplanan 550.578 USD'lik alacağın davalılardan tahsil edilmesi gerektiğinden iş bu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, alacağın tahsili ve alınacak ilamın infaz edilemez hale getirmeye yönelik tasarrufların önlenebilmesi, malvarlıklarının alacaklı müvekkili fondan kaçırılmaması için davalıların menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslar nezdindeki hak ve alacakları üzerine 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 140/5 maddesinin "her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve tehir-i icra taleplerinde teminat şartı aranmaz" hükmü gereğince gereği herhangi bir teminat aranmaksızın ihtiyati tedbir ve ayrıca ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini, iki ihale arasındaki fark olan 2.190.000 USD'nin ihale şartnamesi gereği 30.08.2012 tarihinden itibaren farkın tahsiline kadar geçecek sürede yıllık %USD libor+3 oranında faizin %50 fazlası faiz oranında işleyecek faizi ile birlikte ve diğer zarar kapsamında değerlendirilen, 30.08.2012 tarihi ile 07.10.2013 ikinci ihale tarihi arasında 8.110.000. ABD dolarına yıllık % USD libor + 3 oranında faizin %50 fazlası oranında faiz oranı üzerinden 07.10.2013 tarihi itibarıyla hesaplanan 550.578 USD'lik alacağın, davalılardan müşterek ve müteselsilen aynen veya fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden tahsilini, alacağın öncelikle tahsili ve alınacak ilami infaz edilemez hale getirmeye yönelik tasarrufların önlenebilmesi, malvarlıklarının alacaklı müvekkil fondan kaçırılmaması için davalıların menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslar nezdindeki hak ve alacakları üzerine Bankacılık Kanunu m.140/5 hükmü gereği herhangi bir teminat aranmaksızın ihtiyati tedbir ve ayrıca ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
Mahkememizce oluşturulan 31/2022 Tarih ve ... E. ... K. sayılı gerekçeli kararında:
"Davacı 5411 sayılı Bankacılık Kanununun m.142 hükmü çerçevesinde davalı tacir ve gerçek kişiler aleyhine olmak üzere ticari iktisadi bütünlük kararı sonrası davalıların neden olduğu zararın giderilmesi amacına dönük olarak bir miktar paranın ödenmesine yönelik alacak davası açmıştır. Adı geçen Kanunun m.142 hükmü uyarınca mahkememiz görevli olup adı geçen özel düzenleme çerçevesinde uyuşmazlığa konu dava ise ticari dava niteliği taşımaktadır. Esasen bu konuda 5411 sayılı Kanunun m.142 hükmü dahi açık bulunmaktadır.
7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen ve 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile getirilen “Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. ....” hükmü mevcuttur. Bu noktada TMSF lehine getirilmiş istisnai hüküm dahi yoktur.
Nitekim somut dava dilekçesindeki talebin konusunun bir miktar para ödenmesine dönük ve alacağa ilişkin olduğu, ... tarafından bu davaya konu edilen alacağın fon faaliyetinden kaynaklandığı, ticari dava olduğu, bu nedenle de asliye ticaret mahkemesinde dava açıldığı anlaşılmaktadır.
6325 sayılı Kanunun m.18/A.2 maddesindeki "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir.Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir."
Açıklanan hüküm karşısında davacının, arabuluculuğa tabi olan bu davayı açtığı tarih itibariyle arabuluculuğa başvurmadığı ve nitekim arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin sunulmasını dava tarihi itibariyle imkansız hale getirdiği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle arabuluculuk son tutanağının aslının veya onaylanmış örneğinin sunulması için davacı vekiline verilen ara karardan dönülmesini gerektirir herhangi bir yasal neden ise bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan kanun hükümlerinde de belirtilmiş olduğu üzere belirtilen eksiklik,dava şartı yokluğu nedeniyle davanın herhangi bir işlem yapılmaksızın usulden reddini gerektirmektedir.
6100 sayılı HMK m.114/f.2 hükmü ve 6325 sayılı HUAK m.18/A.2 hükmü dikkate alındığında HMK m.115/f.1 hükmü gereği ise bu eksikliğin taraf teşkili olmasa dahi "her aşamada" ele alınması yasal olarak gerekli ve mümkündür.
Davanın dava şartı yokluğundan ret olunması karşısında davacının dava dilekçesindeki ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin dahi takdiri gerekmektedir. Bu dosyadaki ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebi asıl dava dilekçesi ile talep edilmiş olup talep bu nedenle esas numarasına istinaden görülmektedir. Zaten tam da bu nedenle mevcut ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebi için ayrıca bir harç alınması veya vekalet ücreti takdiri de mümkün değildir. Dava dilekçesine bağlı olarak ileri sürülen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin kabulü için öncelikle usulüne uygun olarak açılmış bir davanın usul hukuku açısından mevcudiyeti kaçınılmazdır. Dava şartı yokluğundan dolayı bir dava reddedilmiş ise usulen ortada bir dava olmadığı için bu davaya bağlı olarak açılmış tedbir talebinin dahi kabulü mümkün değildir. Kaldı ki Mecelle'deki ifade ile "Vücutta bir şeye tabi olan, hükümde dahi ona tabi olur."kaidesi gereği somut olay açısından asıl davaya bağlı olan tedbir talebi ile ilgili verilecek hüküm,asıl davada verilen hükmün mukadderatına bağlı olmak zorundadır.Nitekim ve bu nedenle kısa kararda açıklandığı üzere asıl davanın fer'isi niteliğindeki ihtiyati tedbir talebinin bu nedenle reddi gerekir.Gerekçe noktasında ayrıntılı olmamakla birlikte bir kısım mahkeme uygulamaları da benzer niteliktedir. (Mahkememizin ...E. ...K.sayılı kararı ve bu karar ile ilgili İstanbul BAM 13 H.D....E. ...K.sayılı ilamı )
Yapılan açıklamalar karşısında, davacının arabulucuya başvurmaksızın bu ticari davayı açmış olması karşısında 6102 sayılı TTK.m.5/A hükmüne atfen ve 6325 sayılı Kanuna eklenen m.18/A hükmü nedeni ile dava şartı yokluğundan dolayı davanın usulden reddine, dava şartı oluşmadığından ve asıl dava red olduğundan asıl davanın fer'isi niteliğindeki ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin dahi usulden ve bu yönden reddine karar vermek gerekmiştir"
gerekçesiyle dava usulden red edilmiştir.
Mahkememizce karar numarası verilmesinden iki gün önce ise davalı ... adına sunulmuş herhangi bir cevap dilekçesi olmasa dahi vekaletname sunulmuştur. Yargıtay uygulaması gereği adı geçen lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerekir. Ancak bu noktada taraf vekillerince hükmün tamamlanması yoluyla bu eksikliğin giderilmesi gerekli ve mümkün iken ne davacı vekili ne de diğer taraf vekili bu yola dahi başvurmamıştır.
Hatta bu konuda davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması sonucu, dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi ise 19/09/2024 Tarih ve ... E. ...K.sayılı kararında; "HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca açılmış bir tazminat davasıdır. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davalı ... vekili tarafından lehe vekalet ücretine hükmedilmediğinden bahisle istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Dosya kapsamından; Mahkemece dava dilekçesinin yukarıda yer verilen esasa kaydedilmesi ve 23/05/2022 tarihli tensip tutanağının hazırlanmasından sonra dava dilekçesi davalılara tebliğ edilmeksizin ve duruşma açılmadan, 31/03/2022 tarihli gerekçeli karar ile davanın, arabuluculuk dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verildiği, karardan önce dosyaya 29/03/2022 tarihinde davalı ... adına vekaletname sunulduğu ve vekillik kaydının yapılmasının talep edildiği, Mahkemece davalı adına Av. ...'in vekillik kaydının yapıldığı ve gerekçeli karar başlığında gösterildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 332. maddesi uyarınca yargılama giderlerine, Mahkemece re'sen hükmedilir. Aynı Kanunun 323. maddesinin 1. fıkrasının ğ bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti de yargılama giderlerinin kapsamına dahil edilmiştir. Mahkemece, davalı ... hakkında vekalet ücreti yönünden olumlu olumsuz bir hüküm içermeden verilen karar HMK'nın 297. maddesine uygun olarak verilmiş bir karar olmadığından davalının istinaf başvurusu haklıdır.
Açıklanan nedenlerle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." şeklinde oluşturduğu gerekçe ile HMK m.353/1-a6 hükmü uyarınca kararın sadece ve sadece vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına karar verilmiştir.
Açıklanan hukuki ve fiil durum karsında Mahkememizce oluşturulan 06/12/2024 tarihli ek kararda ise;
"Mahkememizin 31/01/2022 Tarih ve ... E. ... K.sayılı dosyası ile ilgili karar taslağınn hazırlanmasından hemen önce davalı ... adına vekaletname sunulmuş, karar numarası verildikten sonra ise bu konuda hükümde değerlendirme yapılmamış, HMK gereği "hükmün tamamlanması" usulüne göre başvuru yapılması durumunda düzeltilebilecek bu hususla ilgili vekiller dahi talepte bulunmamıştır.
Akabinde adı geçen davalı ... vekilinin, "düzelterek onama" olarak nitelendirdiği istinaf dilekçesi ile bu noktada hüküm verilmesi talep edilmiştir. Esasen bu talebin nitelik olarak HMK m.353, b.(b)-3 bendinde düzenlenen ve yeniden esas hakkında karar verilmesi olduğu ise açıktır.
Yapılan istinaf incelemesi sonucunda mahkememizce verilen hüküm HMK.m.353/1-a6 hükmü uyarınca ve kesin olarak karara bağlanmış, davacı vekili ise bu noktada ekte sunulan 08/11/2024 tarihli dilekçesini sunmuştur.
HMK m.353f.1-a maddesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (Değişik 22/07/2020-7251/35 md) 6.bendinde; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek önemli ölçüde delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması da bu hallerden biri olarak kabul edilmiştir.
Bir başka deyişle, gerek tek unsurlu dava teorisi gerek çift unsurlu dava teorisi gerekse bunları benimseyen Yargıtayın tüm kararları, halihazırda tek unsurlu dava teorisini benimseyen HMK m.303 hükmü dahi dikkate alındığında hüküm fıkrasında yer alması gereken vekalet ücretinin, HMK m.353,f.1, (a)-6 hükmünde yer alan bir talep olmadığı açıktır. Zira bilindiği üzere vekalet ücreti "dava konusu olan talep" değildir. Zaten bu nedenle "önemli bir talebin olamayacağı" da Dairenin bilgileri dahilindedir. Bu nedenle, vekalet ücretinin HMK m.297/f.2 hükmünde yer alan talep olamayacağı da anlaşılmaktadır.
Adı geçen hüküm karşısında yargılamada bulunan bu eksikliğin duruşma yapılmaksızın karara bağlanacak nitelikte olduğu noktasında ise gerek Yargıtay dairelerinin gerek bölge adliye mahkemesi dairelerinin uygulaması yerleşiktir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da, hükme geçirilmesi gereken vekalet ücretinin yazılmamasına dair eksiklik HMK m.370/f.2 son cümle uyarınca "düzelterek onamaya" konu olmaktadır. Aynı husus bilindiği üzere istinaf aşamasında olduğu taktirde ise HMK m.353,b.(b)-3 hükmüne konu edilmektedir. Hatta HMK m.370/f.2 son cümlesinde düzelterek onama noktasında Yargıtaya "kararı düzelterek onayabilir" şeklinde seçimlik yetki tanındığı halde HMK m.353,b.(b)-3 hükmünde ise "...esas hakkında duruşma yapmadan karar verilir." şeklinde herhangi bir seçimlik yetki dahi tanınmadığı Dairenizin dahi bilgileri dahilindedir.
Bu şartlarda davacı vekilinin dahi talebi doğrultusunda, adı geçen ilk derece mahkeme kararında davalı ... lehine vekalet ücretinin verilmemiş olması halinin, yerleşik Yargıtay daire uygulamaları ve bölge adliye mahkemesi daire uygulamaları doğrultusunda " maddi hata" olarak kabul edilip edilmeyeceği, buna göre hükmün HMK m.353,b.(b)-3 hükmü uyarınca vekalet ücreti ile ilgili yeniden ve esas hakkında karar verilip verilmeyeceği Dairenizin takdirindedir.
Davacı vekilinin 08/11/2024 tarihli dilekçesi ise "hükmün tamamlanması" usulü çerçevesinde değerlendirilmesi için ekte gönderilmiştir.
Sonuç olarak;
a)HMK m.353,b.(b)-3 çerçevesinde vekalet ücreti ile ilgili esas hakkında yeniden ve duruşma yapılmadan karar verilmesi halinde temyiz yolu açık olacak, bu kararın tebliğ sonrası ise kesinleştirilmesi mümkün olabilecek,
b)Buna mukabil, düzeltme yapılmadığı taktirde ise Mahkememizce, BAM kararı gereği yeniden hüküm oluşturulacak, halihazırda Birleşik Krallık ülkesinde bulunan iki şirkete yeniden mahkememiz kararının tebliği sağlanacak olup bu süreç dosya kapsamında da görüldüğü üzere en az 1,5 yıl olabilecek,
c)Özellikle Mahkememiz kararına karşı yeniden istinaf yoluna başvurulması halinde ise bu defa iki derecede bitebilecek olan yargılamanın en az dört dereceye kadar çıkabileceği, kararın kesinleşmesindeki gecikme nedeniyle ise derdestlik nedeniyle yeni dava açılamadığından halihazırdaki bedeli, faiz hariç 8.110.000 ABD Doları bedelli yeni bir dava konusu Fon tarafından dava konusu edilemeyebilecek
gözükmektedir.
Oluşan zaruret karşısında, genel olarak adil yargılanma hakkı ilkesinin, özel olarak hakka erişim ilkesinin ihlaline yol açılmaması açısından davacı vekilinin 08/11/2024 tarihli dilekçesinin ekte sunulmasına, HMK m.353, b.(b)-3 gereği "esas hakkında duruşma yapmadan karar verilmesi için" yazı yazılmasına karar verilmiştir."
şeklinde gerekçe oluşturularak durumun takdiri için dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
Ne var ki gerek tek unsurlu dava teorisi gerek çift unsurlu dava teorisi gerekse halihazırda tek unsurlu dava teorisini benimseyen HMK m.353 hükmüne rağmen hatta Yargıtay ve BAM'ın genel uygulamasına rağmen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi vekalet ücreti yönünden gerek HMK m.297 hükmüne atıf yapmak suretiyle ve vekalet ücretini dahi bu kapsamda gördüğünü açıklamak suretiyle vermiş olduğu 23/12/2024 tarihli ek kararda; "HMK'nın 297. maddesinde Mahkemelerce verilecek hükümlerin kapsamları açık bir şekilde belirlenmiş olup maddenin "ç" bendi uyarınca yargılama giderlerinin de verilecek hükümde yer alması gerekir. İlk Derece Mahkemesince de bilindiği ve Dairemizin kaldırma kararında açıklandığı üzere HMK'nın 323. maddesinin 1. fıkrasının ğ bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderlerinden kabul edilmiştir. İstinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince inceleme yapılabilmesi için istinaf başvurusuna konu edilen hususla ilgili İlk Derece Mahkemesince olumlu veya olumsuz bir hüküm verilmiş olması gerekir. Mahkemece HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde hükümde hiç yer verilmemiş bir konu hakkında tam da bu sebeple bir istinaf başvurusu yapılmış olması halinde, kararın öncelikle bahsedilen konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmek üzere HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılması gerekir. Dairemizin ... Esas ve ...Karar sayılı kararı da bu yönde verilmiş bir karardır. Dosyada Dairemizce duruşma yapılmaksızın tamamlanması mümkün olan bir eksiklik bulunmayıp, dosya kapsamına göre hüküm verilmesi gereken bir konuda İlk Derece Mahkemesince hüküm verilmemiş olması sebebiyle HMK'nın 353/1-b3 maddesi uyarınca karar verilebilmesi mümkün değildir. HMK'nın 353/1. maddesinin "a" bendi uyarınca bu bentte sayılan hallerden birinin varlığı halinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar kesin niteliktedir. İlk Derece Mahkemesi tarafından Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş kesin nitelikteki bir karar üzerine yapılacak işlemler, HMK'da verilmiş olan kararın niteliğine göre düzenlenmiştir. Bu minvalde Dairemizce HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca verilen karardan sonra İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesi ile bu esas üzerinden kararın kaldırılma sebeplerinin incelenmesi ile yeniden bir karar verilmesidir. HMK'da, İlk Derece Mahkemesince dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararının hatalı olduğu gerekçesi ile ve kaldırma kararı verilen esas üzerinden ek karar verilmek suretiyle, incelenmiş istinaf başvurusu hakkında yeniden inceleme yapılarak doğru şekilde karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi şeklinde bir usul bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince verilmiş kararlara karşı ancak taraflarca istinaf başvurusu yapılması halinde Bölge Adliye Mahkemesince bir inceleme yapılması mümkündür. İlk Derece Mahkemesi olan ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince, Dairemizin kaldırma kararından sonra dosya yeni esasa kaydedilerek, bu esas üzerinden verilmiş bir karar ve bu karara karşı yapılmış bir istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Dairemizce istinaf incelemesinin tamamlanması ve verilen kaldırma kararından sonra dosyaya taraflarca sunulan dilekçelerdeki taleplerle ilgili kararların da yine İlk Derece Mahkemesince verilmesi gerekir. Bu sebeplerle İlk Derece Mahkemesi olan ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ek kararı ve davacı vekilinin 08/11/2024 tarihli talep dilekçesi ile ilgili herhangi bir karar verilmeksizin Dairemize gönderilen üst yazının Mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."
şeklinde karar oluşturulmuştur.
Artık bu aşamadan sonra hüküm öncesi vekil ile temsil olunan davalı ... lehine Yargıtay uygulaması gereği vekalet ücreti takdir olunmalıdır.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin...E... K.sayılı ve 13/07/2023 tarihli ilamı ile; "...Yargıtay kararının düzeltilmesi 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Yargıtay, karar düzeltme talebi üzerine, 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları hükümlerine göre yerel mahkeme hükmünü düzelterek onayabilir. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemece; asıl davanın usulüne uygun icra takibi bulunmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Davada haklı çıkan taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için, haklı çıkan tarafın davanın başından sonuna kadar vekil tarafından temsil edilmiş olması şart değildir. Yine karar tarihine göre uygulanması gereken Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 5 inci maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. AAÜT’nin 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunacağı düzenlemesi mevcuttur. (...) Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi ve 5236 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 438 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince Mahkeme kararının asıl dava bakımından düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekir." şeklinde kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Bu noktada mahkememizce hazırlanan ilk gerekçeli kararda da belirtilmiş olduğu üzere, yapılan açıklamalar karşısında, davacının arabulucuya başvurmaksızın bu ticari davayı açmış olması karşısında 6102 sayılı TTK.m.5/A hükmüne atfen ve 6325 sayılı Kanuna eklenen m.18/A hükmü nedeni ile dava şartı yokluğundan dolayı davanın usulden reddine, dava şartı oluşmadığından ve asıl dava red olduğundan asıl davanın fer'isi niteliğindeki ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin dahi usulden ve bu yönden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının arabulucuya başvurmaksızın bu ticari davayı açmış olması karşısında 6102 sayılı TTK.m.5/A hükmüne atfen ve 6325 sayılı Kanuna eklenen m.18/A hükmü nedeni ile dava şartı yokluğundan dolayı davanın usulden reddine,
2-Dava şartı oluşmadığından ve asıl dava usulden red olduğundan davanın fer'isi niteliğindeki ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin dahi usulden ve bu yönden reddine,
3-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yaptığı tüm masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı ... tarafından sarf edilen ve dosyaya yansıyan 200,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
6-Davalı ..., vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
7-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde gider avansının iadesine,
Dair,kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda ve dosya üzerinden oy birliği ile karar verildi. 20/02/2025
Başkan ...
Üye ...
Üye
Katip ...