T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/366 Esas
KARAR NO: 2025/687
DAVA: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 22/05/2025
KARAR TARİHİ: 14/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı yan arasında yapılan birim fiyatlı anlaşma gereği davalı yana ait ... şantiyesinde müvekkilince bir takım altyapı ve kazı işleri yapılacağını, söz konusu işlerin müvekkili tarafından proje ve ruhsata uygun bir şekilde yerine getirildiğini ve 03/12/2024 tarihli fatura ile sabit olduğu üzere KDV DAHİL 1.067.929,92-TL hak ediş elde ettiğini, söz konusu hak ediş tutarının 660.000-TL tutarlı kısmının davalı yan tarafından ödendiğini ancak bakiye kalan 407.929,92-TL kısmı davalı yanın keşide ettiği ... 9. Noterliği ... tanzim tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile ayıp iddiasında bulunularak ödenmediğini, müvekkili tarafından söz konusu şantiyede yapılan işlerin davalı yanın şantiye şefleri tarafından aşama aşama kontrol edildiğini, her işin davalı yanın onayından geçerek ruhsata uygun şekilde yapıldığını, diğer bir ifade ile davalı yanın ayıp iddialarının maddi gerçekliği yansıtmadığını, bu hususun davalı yana ayrıca ... 21. Noterliği ... tanzim tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile bildirildiğini, söz konusu iş ve işlemlerin müvekkili tarafından projede belirtilen ruhsata uygun bir şekilde yerine getirildiğini, özellikle beton döküm işleri şantiye şefinin onayından geçmeden yapılmadığını, bu süreçte davalı yanın ruhsat ve projeye aykırı olarak bir takım imalat işlerinin yapılmasını istemişse de söz konusu taleplerin müvekkili tarafından ruhsat ve projeye aykırı olması ve aynı zamanda yasal mevzuat kapsamında hukuka aykırı olması nedeniyle yerine getirilmediğini, tüm imalat ve işler müvekkilince üstlenilen iş için verilen ruhsat ve projeye, fen ve sanat kurallarına uygun bir şekilde yerine getirildiğini, davalı yanın ayıba ilişkin iddialarının da iş bu haksız ve hukuka aykırı talimatlardan kaynaklanan kötü niyetli iddialar olduğunu, hukuki bir dayanağı bulunmadığını, söz konusu işlerin müvekkili tarafından 15/11/2024 tarihinde bitirildiğini ve teslim edildiğini, davalı yanın ise ... 9. Noterliği ... tanzim tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile teslim tarihinden 2 ay sonra ayıp iddiasında bulunularak bakiye 407.929,92-TL hak ediş tutarını ödemekten imtina ettiğini, davalı yanın imalat aşamasındaki talepleri hukuka aykırı talepler olduğunu, bunların müvekkili tarafından yerine getirilmemesinin gayet doğal ve aynı zamanda hukuki bir yaklaşım olduğunu, bu bağlamda her işin davalı yanın bilgisi dahilinde yapıldığından ayıp iddiasının yerinde olmadığını, süresinde yapılan bir ayıp ihbarının bulunmadığını, davalı borçlunun icra takibine yaptığı itirazın iptaline, davalı borçlu hakkında takip konusu alacak likit olduğundan alacağın % 20’den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın tacir sıfatına haiz olup olmadığını, davacının esnaf hükümleri tabi olması ihtimalinde iş bu davanı Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini, bu nedenle davacının esnaf hükümlerine tabi olduğunun tespiti halinde görevsizlik kararı verilmesini, sözleşme konusu işlerin yüklenici tarafından ne usulüne uygun biçimde tamamlandığını, ne iş sahibine hukuken geçerli şekilde teslim edildiğini, ne de kabul edildiğini, dolayısıyla 03/12/2024 tarihli faturaya konu işlerin teslim edildiği savunması hukuken ve fiilen dayanaksız olduğunu, kaldı ki adı geçen fatura konusu işler aşağıda ayrıntılı olarak izah edeceğimiz veçhile ayıplı ifa edildiğini, davacının işlerinin ayıpsız olduğu yönündeki savunması ispat külfeti açısından da yerinde olmadığını, TBK m. 472 ve 475 gereği yüklenici, işi sözleşmeye ve fen kurallarına uygun şekilde eksiksiz teslim etmekle yükümlü olduğunu, ayıplı iş yapmadığını ispat yükünün de yükleniciye ait olduğunu, sunulan teknik rapor ve belgeler dikkate alındığında yüklenicinin sözleşme konusu işi teslim etmediğini, imalat kalemlerini ayıplı ifa ettiğinin anlaşılmadığını, üçüncü şahıslara yaptırılan işler de dahil olmak üzere toplam zarar miktarı 458.774,36 TL + KDV’dir ve bu tutarın, yüklenicinin hatalı ifası nedeniyle doğduğunun sabit olduğunu, bu zararın taraflarına yöneltilen fatura bedelinden mahsub edilmesi gerektiğini, davanın reddine, davacının olası alacağının tespiti halinde bu alacaktan oluşan zararlarımızın mahsubuna, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar: "(1) Her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;, a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. Maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. Maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012 - 6335 s. K. 1. m.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır" şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında, TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanununun havale hakkındaki 457 - 462 ve vedia hakkındaki 463 - 482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispî nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.
Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara, ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nın 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay yerleşik uygulamaları gereğince, bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Somut olayda, taraflar arasında sözleşmeye konu altyapı ve kazı çalışmalarına ilişkin eser sözleşmesi düzenlendiği, davacı tarafından eser sözleşmesine dayalı alacak istemi ile açılan itirazın iptali davasının TTK 4 ve 5. maddesi uyarınca sayılan davalardan olmadığı (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi ... Esas... Karar, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi ...Esas ... Karar), diğer yandan davanın nispi ticari dava olması için her iki tarafın tacir olup hizmetin ve işin tarafların ticari işletmeyle ilgisinin bulunmasının zorunlu olduğu, davalı taraf tüzel kişi tacir olsa da müzekkere yanıtları ile anlaşıldığı üzere davacı tarafın işletme esasına göre beyan verdiği, ... Odası'na kayıtlı olduğu, tacir kaydının bulunmadığı, bu itibarla davacı tarafın tacir kabul edilmesinin mümkün olmadığı, öyleyse dava konusu uyuşmazlığın nisbi ticari dava olduğundan da söz edilemeyeceğinden uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemelerinin değil genel yetkili olan asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu, zira davacı tarafın tüketici sıfatıyla hareket ettiğine dair de dosyaya yansıyan delil bulunmadığı anlaşıldığından Mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: İzah olunan gerekçelerle,
1-Davanın Mahkememizin görevsizliği sebebiyle dava şartı yokluğundan ve usulden reddine,
2-Mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi karşısında kararın taraflarca süresi içinde kanun yoluna başvurmaması nedeniyle karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak, dava dosyasının görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesine,
Bu suretle dosyanın akabinde İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3-Belirtilen sürede talep olmadığı takdirde mahkememizce 6100 sayılı HMK'nın 20.maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair karar verileceğinin taraf vekillerine bildirilmesine,
4-Yargılama, harç ve giderlerinin görevli mahkemede değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf yoluna başvuru konusu edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/10/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır