T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/407 Esas
KARAR NO: 2025/540
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 05/06/2025
KARAR TARİHİ: 22/08/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 24.04.2023 tarihinde müvekkili şirket tarafına ruhsatlı ... plakalı araç ile davalı firma tarafına ruhsatlı ... plakalı araç arasında ... ili ... ilçesi mülki sınırları içinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, mezkur kaza nedeni ile müvekkili şirkete ait araçta oluşan araç mahrumiyet bedeli zararının kaza tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tazmin edilmesini, müvekkilinin alacağının rehinle teminat altına alınmamış olduğunu, davalıya ait malvarlığının dava sürecinde el değiştirmesi veya başka şahıslar üzerine devredilmesi ihtimaline bulunmakta olduğunu, bu sebeple müvekkilinin hak kaybına uğranmaması adına ihtiyati haciz kararı verilmesini, taleplerinin tamamen hukuki temellere dayanmakta olduğunu, bu talep doğrultusunda Mahkememizce, alacaklarına yeter ölçüde belirlenecek miktarda davalıya ait malvarlığı üzerinde teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesini, Mahkememiz aksi kanaatte ise uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati hacze hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; 24.04.2023 tarihinde müvekkili...A.Ş.'nin maliki olduğu, diğer davalı...sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile davacının maliki olduğu ... plakalı aracın kazaya karıştığı iddiasıyla araç mahrumiyeti bedeli talepli huzurdaki davanın ikame edildiğini, dava dilekçesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine aykırı olduğunu, davacının somutlaştırma ve ispat yükümünü yerine getiremediğini, dava dilekçesi içeriğinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca "dava konusunun değeri" yönünden eksik olduğunu, davanın, kaza tarihinde aracın işleteni olan ... A.Ş' ye ihbar edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket yönünden husumet itirazlarının bulunduğunu, kaza tarihinde davaya konu araç işletenin müvekkili şirket olmadığını, Yargıtay İçtihadı uyarınca araç kiralama işiyle iştigal eden şirketlerin kiraya verdiği araçlarla meydana getirilen zararlardan sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olduğunu ve bozma sebebi teşkil etmekte olduğunu, davanın somutlaştırma yükümünün yerine getirilmemesi ve dava şartı yokluğu nedeniyle usulden
Reddine, davanın müvekkili şirket bakımından pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, neticeten davanın tüm talepler yönünden reddine, davanın ... A.Ş ' ye ihbarına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... tarafından yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı ve bu suretle iddiaların inkarı cihetine gidildiği anlaşılmıştır.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (Tandoğan, Haluk; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14).
Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313. maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1).
Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur.
Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhlar için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753).
Sulhun şekli konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus da mahkeme dışında yapılmış olan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun da duruşma tutanağına yazılması ve ondan sonra tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir. Burada sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine de gerek yoktur. Çünkü duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir.
Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Şu hâlde mahkeme içi sulh, mahkeme tarafından bir hüküm verilmesine gerek olmaksızın davayı sona erdirir. Tarafların sulh yapmaları durumunda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecek; taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermek suretiyle yargılamaya son verecektir. Diğer bir deyişle, mahkeme içi sulh davayı kendiliğinden sona erdirdiğinden mahkemenin bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak için ayrıca bir hüküm vermesine de gerek yoktur. Zira sulhun temel işlevi hükmün tamamlayıcısı olmak değil; hüküm yerine geçmektir. Dolayısıyla sulhun bizzat kendisinin ayrıca bir mahkeme hükmü verilmesine gerek olmaksızın doğrudan doğruya davayı sona erdirmesi doğaldır. Bu bakımdan mahkemenin vereceği “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı” davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ve tevsikten öte bir anlam taşımayacaktır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesinin ...Esas,...Karar).
Bu kapsamda davanın haksız eylemden kaynaklanan maddi tazminat davası olduğu, dava türü itibariyle tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalardan olduğu, vekillerin vekaletmesinde sulh yetkisinin bulunduğu, taraf vekillerinin beyanları doğrultusunda dava sonrası sulh nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmakla arabuluculuk tutanağı içeriği de göz önünde bulundurularak aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM : İzah olunan nedenlerle;
1-Dava sonrası sulh nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
2-Talep gibi, taraflar aleyhine/lehine yargılama gideri ile vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, tarafların yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
4-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine re'sen iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf yoluna başvuru konusu edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/08/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır