T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/73 Esas
KARAR NO: 2025/125
DAVA: Son ve Kati Bilançonun Tasdiki, Tasfiyenin Sona Erdiğinin Onaylanması
DAVA TARİHİ: 24/01/2025
KARAR TARİHİ: 17/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan taleple ilgili yapılan inceleme sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından sunulan 24/01/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; Tasfiye Halindeki ... A.Ş.'nin, müvekkillerinin babasının ortakları arasında yer aldığı bir şirket olduğunu, bahse konu şirketin ana sözleşmesini 01.04.1977 tarihinde ... Ticaret Odası’na tescil ettirdiğini, 28.06.1982 tarihinde ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. ... K. sayılı ilamı ile şirketin tasfiyesinin açılmasına karar verildiğini, şirket ortaklarının mallarına ihtiyati tedbir konulduğunu, ancak tasfiye memuru atanmadığı için tasfiye işlemlerinin gerçekleştirilemediğini, bu karardan itibaren şirket ile ilgili hiçbir işlem yapılamadığını ve şirket faal olmadığını, bunun üzerine, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E.... K. sayılı davasında 22.09.2022 tarihinde şirkete tasfiye memuru atanmasına karar verildiğini, bu kararın 04.03.2024 tarihinde kesinleştiğini, tasfiye memuru olarak SMMM ...'ın atandığını, tasfiye memuru ve muhasebeci tarafından şirketin kapanış işlemlerine dair tüm yasal işlemler tamamlandığını, bahsi geçen şirket faal bulunmadığından ortaklar kurulu kararı alınamadığını, ticari defterlere ulaşılamadığını, bu sebeple Tasfiye Halindeki ...Şirketi’nin son ve kati bilançosunun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması için işbu davayı açmak zarureti hasıl olduğunu, bununla birlikte şirketin tasfiyesine ... E. ... K. sayılı ilam ile karar veren ve ...E. ... K. sayılı ilam ile şirkete tasfiye memuru atanmasına karar veren mercin ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi olması sebebiyle iş bu davanın da başka bir mahkemeye düşmesi halinde; davaya ilişkin görevsizlik kararı verilerek, dosyanın ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, maruz sebeplere ve mahkemece resen takdir edilecek sebeplere binaen Tasfiye Halindeki ... Şirketi’nin son ve kati bilançosunun onaylanmasına bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dosyasının tevzi olunduğu ... 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 27/01/2025 tarih ve ...E. ...K.sayılı gerekçeli kararında ve davacı vekilinin talebi doğrultusunda yapılan incelemede,
" Talep konusunun ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, ... Karar sayılı kararı gereği tasfiye süreci başlatılan davalı şirket hakkında Tasfiye Memuru olan ... tarafından tasfiye işlemleri yürütülen davalı Tasfiye Halinde ... Şirketi'nin tasfiye işlemlerinin sonlandığının ve şirketin tasfiye sonu kapanış bilançosunun onaylanması ve şirketin kapatılmasına karar verilmesi istemi ile açıldığı anlaşılmıştır. Tasfiyenin kapatılması tasfiyeye ilişkin müteakip işlem olduğundan tasfiyeye karar veren mahkemeden istenmesi gerekmekte olup davacıların taleplerinin değerlendirilmesi için talebin tasfiyeye karar veren ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce değerlendirilmesi gerekmekte olup, benzer davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 03/11/2022 tarih ... Esas, .... Karar sayılı içtihadında da tasfiyenin kapatılması talebinin tasfiyeye kararını veren Mahkemece değerlendirilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş olup bu nedenlerle dosyanın talebi değerlendirme görevli ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine" dair karar oluşturmuştur.
Esasen gerekçeli kararda atıf yapılan bölge adliye mahkemesi daire kararı içeriğinde yer almasa da 6100 sayılı TTK m.536/f.3 hükmü karşısında mahkememiz görevli olup, bu nedenle davaya mahkememizce bakılacaktır.
Ancak talebe konu olan hususun, 6102 sayılı TTK veya başkaca bir pozitif düzenlemede yer aldığı noktasında herhangi bir hukuki sebebe dayanılmadığı gibi bu noktada talebe konu olan hususlar ilgili somut koşul vakıalarının düzenlenmiş olduğu açık bir yasal hüküm tespit olunamamıştır.
Bununla birlikte davacı vekilinin söz konusu talep dilekçesi içeriği dikkate alındığında, bu talebin usul hukuku açısından niteliği tespit olunmak suretiyle usul ve esas açısından talep değerlendirilecektir. Esasen bir dava türü açıkça ve kimi zaman kanunda belirtilmemiş olsa dahi bu, usul ve esas açısından davanın görülmesine engel teşkil etmez. Nitekim 6762 sayılı TTK döneminde ihya davaları olarak açılan dava türü düzenlenmemiş olduğu halde ve başkaca bir pozitif düzenlemede dayanağı bulunmamasına rağmen "mahkeme uygulamasıyla" ortaya çıkmış bu dava türü kabul olunmuş, hükümlere konu olmuş ve nitekim 6102 sayılı TTK döneminde ise bu defa bir pozitif düzenlemeye konu edilmiştir.
Kronolojik olarak yapılan bu açıklamalar sonrası ve somut durumda davacılar vekilinin "şirketin son ve kati bilançosunun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması" noktasındaki talebinin hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır.
Bu irdelemede, talebin öncelikle çekişmesiz yargı niteliğinde olup olmadığının tespiti önem arz eder. Zira talep içeriği, esasen şirketin ticari defterine ulaşılamaması, ortaklar kurulu kararı alınamaması nedenine dayalı olarak son ve kati bilançonun onaylanması ve tasfiyenin sonu erdiğinin onaylanmasına dönüktür.
Bu noktada çekişmesiz yargıya dair usuli hükümlerin irdelenmesi gerekir.
Çekişmesiz yargının düzenlendiği HMK m.382/1.bendi:
“Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır:
a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller.
b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller.
c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller” şeklindedir.
Davacının talebine konu olan "şirketin son ve kati bilançosunun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması" talebinin HMK m.382/ bend 2 hükmünde sayılmadığı açıktır. Zaten bu durum yukarıda ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Ancak anılan hükmün gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, çekişmesiz yargıya konu olabilecek taleplerin maddede sayılanlarla sınırlı olmadığı açıktır. Eski tabirle ifade edilecek olursa, maddede sayılanlar çekişmesiz yargıya tabi işler tahdidi değil tadadidir.
Davacının talebine konu olan ve yukarıda açıklanan talebin içeriğine göre belirtmek gerekir ki aleyhine dava açılmış ve davalı gösterilmiş bir taraf yoktur. Esasen talebin niteliği gereği davalı olarak gösterilmeyi gerektiren bir talep bulunmadığı gibi iki veya daha fazla taraf arasında uyuşmazlık konusu olabilecek bir hal dahi yoktur.
Öte yandan davacıların talep dilekçelerine konu olan herhangi bir hakkın kendilerine teslim olunması, kendilerinin bir haklarının ihlal olunduğu yönünde de bir talep olmadığı gibi talebin içeriği dahi bu tarzda bir kabule elverişli değildir.
Yine talebin içerik itibari ile hakim re'sen harekete geçmesini gerektiren bir yönü yoktur. Zira şirketin hangi zamanda, kim tarafından, hangi şartlarla, hangi sebebe dayalı olarak tasfiye edileceği noktasında 6102 sayılı TTK'nın farklı hükümlerinde düzenleme olduğu gibi tasfiyeye bağlı işlemlerin ne şekilde yapılacağı dahi düzenlenmiş, bu hususlar şirket ile hukuki bağı olan kişilerin takdir alanına bırakılmıştır. Elbette istisnai düzenlemelerin söz konusu olabileceği haller olmakla birlikte, somut olaydaki "son ve kati bilançonun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması" talebi hakimin re'sen harekete geçmesini gerektirmemektedir.
Nitekim, 6102 sayılı TTK çerçevesinde gerçekleşen tasfiyenin kapanması sonrası herhangi bir nedenle açılmış olan, hatta tasfiye memuruna ve sicili müdürlüğüne yöneltilmesi zorunlu olan ihya davaları dahi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...E. ...K.sayılı kararı ile çekişmesiz yargı tâbi olarak kabul edilmiştir. Somut olaydaki talebin ise evleviyetle yani öncelikle çekişmesiz yargı niteliğinde olması yorumdaki mantık ilkesi gereği dahi kabul olunmalıdır.
Yapılan yargısal analizler sonucunda, artık davacıların talebine konu olan " son ve kati bilançonun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması " talebinin çekişmesiz yargıya tabi bir talep niteliğinde olduğu Mahkememizce re'sen yapılan nitelendirme sonucunda kesin olarak ortaya çıkartılmıştır. Esasen HMK m.33 hükmü uyarınca hâkim, kendiliğinden Türk kanunları gereğince karar verir. Böylelikle hakim uygulanacak olan hukuk normunu dava dilekçesinde yapılan nitelendirmelerle bağlı olmaksızın tespit edilecektir. Hukukun uygulanması (lura Novit Curia) ilkesi yargılamaya hakim temel ilkelerdendir.
Talebin içeriği ve HMK m.316 hükmünün açık düzenlemesi karşısında, bu talebin basit yargılama usulüne tabi bulunduğu açıktır. Zaten TTK m.1521 hükmünde ise “Şirket davalarında yargılama usulü” düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, ticaret şirketlerinde, ortakların veya pay sahiplerinin şirketle veya birbirleriyle şirket ortaklığından veya pay sahipliğinden kaynaklanan davalarda veya şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, müdürleri, tasfiye memurları ya da denetçilerine karşı açılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle dahi söz konusu talebin basit yargılama usulüne göre görülmesi gerektiği açıktır.
Yapılan bu yargısal "yorumlar" sonrası artık HMK m.382 hükmünün gerekçesi ve adı geçen hükmün başlığı karşısında ortada dava değil "çekişmesiz yargı işi" davacı" değil ilgili" veya "talep eden" kişinin bulunduğu kabul edilmiştir.
Çekişmesiz yargı niteliğinde olduğu Mahkememizce tespit olunan bu iş ile ilgili öncelikle ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığının üzerinde dahi durulmalıdır.
6100 sayılı HMK m.383 hükmünde çekişmesiz yargı işleri ile ilgili olarak aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte somut olayda 6102 sayılı TTK m.536/f.3 uyarınca ise şirketin feshine mahkemece karar verilmiş olması nedeniyle dahi tasfiye memurunun mahkemece atanacağı belirtilmiştir. Böylece tasfiye memurunun atanması ve ayrıca diğer tasfiyeye dair tüm hususlar 6102 sayılı TTK m.536 ve devamında düzenlenen hususlar olmakla, somut olay açısından da artık asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu kabul olunmalıdır. Bu noktada ise 6102 sayılı TTK m.536/f.3 hükmü, bu yöndeki İstanbul 37. HD ...E. ve ...K.sayılı, İstanbul BAM 13 HD'nin 03/11/2022T. ve ...E. ve ...K.sayılı kararları dahi gözetildiğinde tasfiyeye dönük işlemleri yapan mahkemenin görevli olacağının kabulü gerekmiştir. Elbette mahkeme fesih kararı verilmemişse, feshe ilişkin görev ve yetki konusundaki genel hükümlerin uygulanması gerekecektir.
Talebin çekişmesiz yargıya tabi olduğu ve Mahkememizin ise görevli bulunduğu hukuka uygun olarak tespit olunmuştur. Bu tespit diğer hususların yani sıfat, hukuki yarar, yetki ve diğer tüm usuli hususların tespiti açısından büyük önem arz eder.
Buna göre öncelikle mevcut maddi hukuk hükümleri çerçevesinde ve daha önce Mahkememizin 2021/420E. Sayılı dava dosyasına istinaden tasfiye memurunun atanması karşısında ortaya çıkan yeni usuli durumun dikkate alınması gerekmektedir.
Mahkememizin 2021/420 E. sayılı dosyasındaki içeriğe göre, kesinleşen karara göre atanan tasfiye memuru ...'ın 07/01/2025 tarihli dilekçe ile Mahkememize gerekli beyanları sunduğu, vergi borçlarının ödendiği konuları açıklandıktan sonra talep üzerine "şirketin son ve kati bilançosunun tasdiki ve kaydının kapatılmasına ait kararın kesinleşme şerhinin" ilan olunması mahkememizde talep edilmiştir. Bunun üzerine adı geçen dosyada 09/01/2025 tarihli ek karar ile tasfiye memurunun öncelikle ... Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne başvuru yapması, talep karşılanamamış halinde ise ticaret mahkemesine başvurması noktasına dair ara karar oluşturulmuştur.
Mahkememizce oluşturulan ara karar gereklerinin, ... Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından karşılanamamış olması ihtimali anlaşılmaktadır. Nitekim bu çerçevede adı geçen ...E.sayılı dosyaya istinaden atanan tasfiye memuru değil, adı geçen dosyadaki "davacıların" bu yönde talepte bulundukları anlaşılmaktadır.
Halihazırda "son ve kati bilançosunun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması" talebine konu olan şirketin, halihazırdaki tasfiye memuru kesinleşen mahkeme kararına göre ...'dır.
Tasfiye memurunun 6102 sayılı TTK çerçevesinde statüsü ve mevcut maddi hukuk hükümleri irdelendikten sonra bu noktada halihazırda talepte bulunan gerçek kişilerin aktif sıfatının olup olmadığı veya kimin aktif sıfat sahibi olduğu öncelikle değerlendirilecektir.
Halihazırda mahkemece tasfiye memuru atandığı, tasfiye memurunun görevinin hukuken devam ettiği, bu arada tasfiye memurunun kanundan doğan görevlerini icra etmesine engel hukuki ve fiili bir durumun ileri sürülmediği, dosya kapsamında dahi anlaşılamadığı öncelikle sabittir. Bu noktada tasfiye memurunun statüsü ile ilgili kanun hükümlerinin dikkate alınması, bu suretle talepte bulunan gerçek kişilerin aktif sıfatının olup olmadığı irdelenmelidir.
Buna göre 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun "Yetkilerin sınırlandırılması ve genişletilmesi" m.539 hükmü ise şu şekildedir:
"(1)Tasfiye memurlarına Kanunla tanınmış yetkiler devredilemez; ancak, belirli uygulama işlemlerinin yapılabilmesi için, tasfiye memurlarından biri diğerine veya üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir. Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı diğerine veya üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir.
(2)Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemler şirketi bağlar; meğer ki, üçüncü kişinin işlemin tasfiye amacının dışında olduğunu bildiği veya hâlin gereğinden bilinmemesinin mümkün olamayacağı ispat edilsin. Tasfiyenin sadece tescil ve ilan edilmesi, bu hususun ispatı için yeterli delil değildir.
(3)Tasfiye memurları birden fazla ise, aksi genel kurul kararında veya esas sözleşmede öngörülmemişse, şirketin bağlanabilmesi için imzaya yetkili iki tasfiye memurunun şirket unvanı altında imza atılması gereklidir. Tasfiye hâlindeki şirketi tasfiye ile ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkide tasfiye memurları temsil eder.
(4)Tasfiye memurunun görevini yerine getirdiği sırada işlediği haksız fiilden şirketten sorumludur."
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen "Alacaklıların çağrılması ve korunması" başlıklı m.541 hükmü ise;
(1)Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar.
(2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Sanayi veTicaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir.
(3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para nötere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur.
Bu arada "Diğer tasfiye işleri" başlıklı m.542 hükmü ise:
(1)Tasfiye memurları;
a) Şirketin süregelen işlemlerini tamamlamak, gereğinde pay bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımlarını tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarının, ilk tasfiye bilançosundan ve alacaklılara yapılan çağrı sonucunda anlaşılan duruma göre, şirket varlığından fazla olmadığı saptanmışsa, bu borçları ödemekle yükümlüdürler.
b) Tasfiyenin gerektirmediği yeni bir işlem yapamazlar.
c) Şirket borçları şirket varlığından fazla olduğu takdirde durumu derhâl şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirirler; mahkeme iflasın açılmasına karar verir.
d) Tasfiyenin uzun sürmesi hâlinde, her yıl sonu için tasfiyeye ilişkin finansal tabloları ve tasfiye sonunda da kesin bilançoyu düzenleyerek genel kurula sunarlar.
e) Şirketin bütün mal ve haklarının korunması için düzenli ve görevinin bilincinde bir yönetici gibi gereken önlemleri alır ve tasfiyeyi mümkün olan en kısa sürede bitirirler.
f) Tasfiye işlemlerinin düzenli yürütülmesi ve güvenliği için gereken defterleri tutarlar.
g) Tasfiye sırasında elde edilen paralardan şirketin süregelen harcamaları için gerekli olan para dışında kalan paraları, bir bankaya şirket adına yatırırlar.
h) Vadesi gelmemiş borçları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto ederek derhâl öderler. Alacaklılar bu ödemeyi kabul etmek zorundadır. Kanun gereği iskonto edilmesi mümkün olmayan alacaklar bu hükümden müstesnadır.
i) Pay sahiplerine tasfiye işlerinin durumu hakkında bilgi ve istedikleri takdirde bu konuda imzalı belge verirler. şeklindedir.
"Tasfiye sonucu dağıtma" başlıklı m.543 hükmü ise:
(1)Tasfiye hâlinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığı, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Tasfiye payında imtiyazın varlığı hâlinde esas sözleşmedeki düzenleme uygulanır.”
(2)Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme bir yıl geçmeden de dağıtmaya izin verebilir.
(3)Esas sözleşme ve genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça, dağıtma para olarak yapılır.
şeklinde olup tasfiye prosedürü ile ilgili görev ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Buna göre ve yukarıda anılan hükümlerden de anlaşılacağı gibi tasfiye sürecine girmiş, tasfiye memuru görevlendirilmiş bir şirketin bir an için şirket yönetimi aktif olsa dahi artık şirketin yönetim ve temsilinde görevli olan yönetim kurulu ve genel kurulunun görev ve yetkileri, artık tasfiye memurlarınca yapılacak işlemler sınırlı olacaktır.
Somut talebe konu olan hususun doğrudan şirketin tasfiyesinin sonlandırılmasına ait olduğu ise açık bir gerçekliktir. Bu durumda şirketin tasfiyesinin sonlanması ile ilgi yapılacak her türlü adli ve idari başvurunun ancak ve sadece tasfiye memuru tarafından yapılması gerektiği açıklanan yasal hükümlerin bir gereğidir. Elbette tasfiye memurunun herhangi bir nedenle görevinin hukuka uygun yerine getirip getirmemesi hali ise tarafları, konusu, sebebi farklı ayrı bir dava konusu olabilecektir. Bu hal ise somut olay açısından söz konusu değildir.
6102 sayılı TTK m.540 ve maddeleri devamı açıkça tasfiye işlerini düzenlemektedir. Buna göre
"1) Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler. Gerekirse şirket hallerine değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin mal varlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulunun onayına sunarlar.
"2) Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra tasfiye memurları envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar.
Yine aynı kanunun m.541 hükmü ise alacaklıların çağrılması ve korunması hususu düzenlenmiştir.
Aynı Kanun "Diğer tasfiye işleri" başlıklı m.542 maddesinde ise tasfiye memurlarının yapacağı görevler ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Ayrıntılı olarak düzenlenen bu hükümlerden dahi anlaşılacağı üzere tasfiye memurunun "tasfiyenin uzun sürmesi halinde her yıl sonu için tasfiyeye ilişkin finansal tabloların ve tasfiye sonunda da kesin bilançonun düzenleyerek genel kurula sunarlar." hükmünü yerine getirmesi gerekir.
Kanun koyucunun düzenlemesi de dikkate alındığında, tasfiye ile ilgili her türlü işlemler noktasında gerek adli ve gerek idari başvurular, tasfiye memurunca yapılacak, hatta kesin bilançonun düzenlenerek genel kurula sunulması dahi tasfiye memurunca icra edilecektir. Somut olayda şirket defterlerine ulaşılamadığı beyanı karşısında bir an için genel kurul toplansa dahi defterler bulunmadığı için alınacak kararın deftere işlenmesi de mümkün olamayacaktır. Bu durumda ve artık tasfiye memurunun düzenlemiş olduğu kesin bilançoyu genel kurula sunarak onaylanmasının hiçbir önemi de bulunmamaktadır. Mahkemeden bu konuda ancak "şirketin son ve kati bilançosunun onaylanması ve tasfiyenin sone erdiğinin onaylaması" kararı verilmesi talep edilecektir. Ancak bu talebi, kesinleşen mahkeme kararı uyarınca ve açıklanan hükümler karşısında atanmış olan tasfiye memuru yargısal yoldan ileri sürecektir.
Esasen taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veye kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı bu anlamda, defi değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın açılmasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmalıdır.(Baki KURU, Ramazan ARSLAN, Ejder YILMAZ, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı Sayfa 231-232 Saim ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, Sayfa 307 ) Şüphesiz çekişmeli yargıya ilişkin bu durumun, niteliğine uygun düşmesi nedeniyle somut olayda çekişmesiz yargı için dahi uygulanması gerekrir. Aksi halde bir çekişmesiz yargı talebinin herkes tarafından talep edilebileceği anlamı çıkar ki bu "sıfat" kurumunun göz ardı edilmesine, her talep eden için her zaman, her aşamada aranan "hukuki yarar" ilkesinin göz ardı edilmesine yol açar.
"Şirketin son ve kati bilançosunun onaylanması ve bu suretle tasfiyenin sona erdiğinin onaylanması" noktasında aktif sıfat sahibinin somut olay yönünden ve dayanılan mahkeme kararı gereği sadece tasfiye memuru ... olduğu anlaşılmakla, "davacılar" olarak kendilerini tanımlayan gerçek kişilerin taleplerinin, aktif sıfat yokluğundan reddolunması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yapılan açıklamalar karşısında talepte bulunanların taleplerinin aktif sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle;
1-Talepte bulunanların taleplerinin aktif sıfat yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-Yargılama giderlerinin talep edenler üzerinde bırakılmasına,
3-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harç başlangıçta peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
4-Karar kesinleştiğinde gider avansının talep halinde iadesine,
Dair verilen karara karşı, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve oy birliği ile karar verildi. 17/02/2025
Başkan
¸ e-imzalıdır
Üye
¸ e-imzalıdır
Üye
¸ e-imzalıdır
Katip
¸ e-imzalıdır