T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/740 Esas
KARAR NO: 2025/696
DAVA: Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 15/10/2025
KARAR TARİHİ: 20/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... konumunda olan ... Şirketi'nin faaliyetini üstlendiği "..." isimli uygulamanın kullanıcısı olduğunu, müvekkilinin ismi geçen uygulamada kripto varlıklar ve borsası ile ilgilendiğini, müvekkilinin 35.863,71 USDT malvarlığına erişiminin engellendiğini ve kavuşamadığını, kripto varlıkların tahsiline ilişkin uyuşmazlıklar bakımından, kripto para borsalarından kaynaklanan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava niteliği olduğunun açık olduğunu, TTK m. 4, 1-e bendi uyarınca düzenlenen hususlardan doğan uyuşmazlıklar mutlak ticari dava olduğunu, 7518 sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ... tarihli ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, söz konusu düzenleme kapsamında "kripto varlıkların alım satımı, takas, transfer ve bunların gerektirdiği saklama hizmeti ile kripto varlıkların veya bu varlıklara ilişkin cüzdandan transfer hakkı sağlayan özel anahtarların saklanması ve yönetimi faaliyetlerinin bir veya birkaçının düzenli uğraşı, ticari veya mesleki faaliyet olarak icra edildiği her türlü ortam bu Kanun kapsamına girmekte olup, Kanun’da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında Kanun’un 99/A ve 109/A maddeleri uyarınca işlem tesis edilecektir." hükmü oluştuğunu, ...'nin tüm ticari faaliyetleri, artık sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilen kripto varlıklarla ilgili olduğunu, bu faaliyetler özel bir kanun olan SPK kapsamında yürütüldüğünü, ...'ye karşı açılan bir davanın, konusunun bir sermaye piyasası faaliyeti olması nedeniyle TTK m. 4 kapsamında mutlak ticari dava olarak nitelendirileceğini, ... Satım Platformu Anonim Şirketi, ... tarafından 2018'de Türkiye'de kurulduğunu, dünyada ilk kez Türkiye Patent kurumundan marka tescili yapıldığını, Türkiye'de faaliyete geçtikten sonra yurt dışında da aynı isimle büyümeye başladığını ve faaliyetlerine çeşitli ülkelerde devam ettirdiğini, "..." olarak adlandırdıkları şirket aslen "... Şirketi"nin kendisi olduğunu, son dönemde yönetim kurulu başkanı ve kurucusu olan ...'in tutuklanmasıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şirkete ... kayyum olarak arandığını, Somut olayın da burada başladığını, ...'nin kayyum olarak atanmasından hemen önceki dönemde "..." şirketi müşteri temsilcileri, bünyesinde likidite bulunduran, yani bakiyesi bulunan kullanıcıları aramaya başladığını, müşteri temsilcilerinin hesaplarında para olan müşterilerine platform içi ve dışı faaliyetlerin durdurulacağını, bunun ne kadar süreceğini bilmediklerini, olası bir kayıp yaşamamak adına "..." yani "... Şirketi" bünyesinde olan paralarını "..."e geçirmelerini manipülatif, korkutucu bir dil ile aktardıklarını, müşterilerin bazıları oldukça bilnen platformlarda yazdığı şikayet mektuplarının da bunu doğrulayacağını, şikayetlerden de görüleceği üzere hemen hemen herkesin bir müşteri temsilcisi tarafından arandığı ve "kurumsal bütünlük" varmış gibi gösterilerek transfer işlemleri yaptırdıklarını, bunun üzerine müvekkilinin "..." adında bir temsilci tarafından arandığını, müşteriye varlıklarının dondurulacağı ve erişimine kapanacağı söylendiğini ve daha birçok kişiyle birlikte o dönem "..." platformunda bulunan paralarını kaydırarak, kardeş şirket olan ...'e aktardığını, bu süreç içinde ...'in farklı bir şirket olduğunu, ...merkezli olduğu, iki tüzel kişilik arasında hukuki anlamda bir bağ olmadığını, söylemeyip ... şirketini sanki küreselleştiriyorlarmış gibi gösterdiklerini, ... ve sahibi ...'in mal varlıklarına, 31 Temmuz tarihinde "suçtan elde edilen gelirleri aklama" suçuna ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında el konulduğunu, 8 Ağustos'ta da ..., şirkete kayyum olarak görevlendirildiğini, yeni yönetim kurulu ... bünyesinde ve borsasında mevcut varlıkların platform dışına çıkışı işlemlerinin farkına varmış olmalı ki platform dışına çıkış talepleri geçici olarak durdurulduğunu, müvekkili ile birlikte ... yazılan şikayetlerden de görüleceği gibi yüzlerce kişi de...'e aktarılan paralarında hiçbir işlem, emir, transfer veremez duruma geldiğini, müvekkilinin müşteri temsilcisi ile görüşüp sorunu çözmeye çalışsa da "geçici olarak bazı operasyonların askıya alındığını" "... merkezli olmadıklarını" söyleyip mağdurları oyaladıklarını, bu söylemlerin sadece müvekkiline yapılmadığını, birçok kişiye transferleri yaptırıp daha sonra bu söylemlere dayandıkları kullanıcıların şikayetlerinden anlaşıldığını, müvekkilinin yatırmış olduğu 35.863,71 USDT malvarlığına erişemediğini ve hiçbir işlem yapamadığını, paranın aidesinin gerekli olduğunu, Kripto para borsaları ve kullanıcıların arasındaki hukuki ilişki, yapılan çerçeve sözleşmeyle oluştuğunu, kullanıcının yaptığı işlemlerden belli bir oranda komisyon ödemesi sebebiyle sözleşmenin mahiyeti kanımızca, "iş görme" ilişkisine dayandığını, bu bağlamda doktrinde tartışmalara sebep olsa da ...ya da... (...) kullanıcılarına kendilerine teslim edilen bakiye malvarlığını; saklama, alım-satımını yapma, transfer, dönüştürme gibi imkanlar sağladığını, TBK'nın şimdiki haliyle böyle bir sözleşme türü düzenlenmediğinden atipik sözleşme olarak nitelendirilmesi gerektiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, TBK'da öngörülmüş vekalet, simsarlık veyahut komisyon sözleşmelerinin parçalarını içerip hiçbirine bütünüyle uymaması nedeniyle "..." bir yapısı olduğu kabul edilmesi gerektiğini, uyuşmazlığın olduğu kısımın niteliğine göre en uygun kanun hükümleri kıyasen uygulanması gerektiğini, 2024 yılında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu değişiklikleriyle Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayınlanan tebliğler ile bu hukuki boşluk giderildiği ve durum sözleşme serbestisi prensibi ile kurulan atipik sözleşmenin artık kamu otoritesinin belirlediği usul ve esaslara dayanarak, kamusal denetime ve emredici kurallara tabi bir hale getirdiğini, daha öncesinde ...'ler tarafından bahsedilen çerçeve sözleşmeler TBK'nın genel hükümleri ve sözleşme serbestisine göre, tek taraflı hazırlandığını, mahkemece yapılan denetimin ise husus ise "genel işlem koşulları" denetimi olduğunu, ... ya da ... olarak adlandırılan yapıların, hem TBK'da düzenlenen iş görme sözleşmelerinden (özellikle komisyon, vekalet ve vedia) doğan prensiplerden hem de SPK mevzuatının getirdiği özel ve emredici kurallardan kaynaklanan borç ve yükümlülükleri olduğunu, somut olayda bu borç ve yükümlülüklerinden birinin de "emirlerin icrası" olması gerektiğini, ... ya da ..., kullanıcından aldığı alım-satım, transfer, dönüşüm, çekim gibi emirleri sözleşmede ve platform kurallarında belirtilen esasalara uygun olarak en iyi şekilde yerine getirmekle yükümü olduğunu, emirlerin yeterine getirilmemesi veya geciktirilmesi, borca aykırılık anlamına geldiğini, ...'nin sorumlu tutulmasının iki ana sebebe bağlı olduğunu, hiçbir müşterisine para iadesi yapmayan ...şirketine aktarılan paraların müşteri temsilcilerinin yönlendirmesiyle ve sebebiyet vermesiyle gerçekleştiği sunulan şikayetlerce sabit olduğunu, bu anlamda müşterilerin ... ile yaptıklarını, yukarıda zikredilen sözleşmeden doğan borca aykırı davranış ve re'sen gözetilecek diğer sebepler ile 35.863,71 USDT'nin iadesi gerekli olduğunu, aşağıda anlatılacağı üzere aralarında bağ bulunduğu şüphesiz iki şirketin, tek bir şirketmiş gibi görüntü, imaj ve birlik oluşturup, birinden diğerine menfaat sağlanıp, daha sonra "farklı tüzel kişilik" olduğu için sorumlu olunmadığı iddiası kesinlikle kabul edilemeyeceğini, sorumluluğu iki şirketin paylaşması gerektiğini ve bu mağduriyetin giderilmesi gerektiğini, ...'den, Globale aktarılan malvarlığının kavuşmasına engellenmesinin bu iki şirketin aralarında bulunan ilişki sebebiyle taraflarına sağlanması gerektiğini, ticari hayatın dinamikleri gereği tüzel kişilik kalkanının ve sınırlı sorumluluk ilkesinin istisnaları bulunduğunu, içtihatlarla oluşturulan ve yönü çizilen bu iki uygulamanın varlık amacına aykırı olarak, alacaklıları kasten zarara uğratmak, yasal yükümlülüklerinden kaçmak veya kanuna karşı hile gibi amaçlarla kötüye kullanılabildiklerini, şirketlerin içinin boşaltılması, varlıklarının muvazaalı işlemlerle ilişkili başka şirketlere kaydırılması yahut birden fazla şirketin fiiliyatta tek bir ekonomik birim gibi yönetilip borçların zayıf halkada bırakılması ya da hepsinin birlikte oluşunun bu durumları oluşturduğunu, bu noktada hukuk çerçevesinde gelişmiş ve yürütülen bazı mekanizmaların mevcut olduğunu ve uygulanması talep edileceğini, dava dilekçesi kapsamında bu uygulamalardan öncelikli olarak daha geniş bir sorumluluk sahası sunduğundan tüzel kişilik perdesinin aralanarak orumlu tutulmasını, bu talepleri kabul edilmediği takdirde organik bağın tespitiyle sorumlu tutulmasını talep ettiklerini, iki ticari şirket arasındaki organik bağın sabit olduğunu ve müteselsilen sorumlulukları bulunduğunu, sayın mahkemece sebeplerinin yeterli görüldüğü takdirde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıyla, sorumluluğun gerçek kişilere sirayetinin kabulü gerektiğini, ... müşteri temsilcilerinin, kullanıcıları teker teker arayıp bakiyelerini ...'e taşımalarını söylemesinin ve bu işlemlerin Şirketin CEO'sunun tutuklandıktan sonraki aşamada yapılmaya başlanıp Kayyım atanana kadar gerçekleşmesinin tesadüf olmadığını, hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması koşul ve şartları oluştuğunu, şirketlerin sermayelerinin aynı kişilere ait olması veya yönetim kurullarının aynı kişilerden oluşması, organik bağın en önemli göstergelerinden olduğunu, bir şirketin yöneticilerinin veya ortaklarının, başka bir şirketin yöneticileri veya ortakları ile akrabalık ilişkisi içinde olması da dikkate alınması gerektiğini, Türkiye'de kurulmuş asıl şirket olan "...A.Ş."nin kurucusunun ..., ... olarak gözüktüğünü, kayyım atanmadan önce şirketin yönetim kurulu başkanı ...'in yönetim kurulu üyesi ve başkan vekili ... olduğunu, ...'da kurulan "..." şirketinin yönetiminde ve hissedarlarında ise güncel olarak ... ile ...'ın olduğu görüldüğünü, ... yetkili kamu otoritesinin kamuya açık olarak güncel sicil kayıtlarını paylaştığını, ... aynı zamanda ... şirketinde "İç Kontrol ve Denetimden sorumlu Yönetim Kurulu üyesi" konumunda olduğunu, İngiltere'de: "...." ismiyle, ... ve ...'in kurmuş ve yönetim kurulunda olduğu şirketin kaydı görüldüğünü, şirketin yalnız “...” yani "Bilgi teknolojileri danışmanlığı faaliyetleri" alanında tescilli olduğunu, şirketin biilnen hissedarlarından biri "... Şirketi" olduğunu, Bulgaristan'da: "..." ismiyle, ... ve ... isimli biri tarafından kurulduğunu, ...'da: "..." ismiyle kayıtlı ve ...'in yönetici olduğu şirket gözüktüğünü, ...'da: "... " ismiyle, ...'in kurduğu ve kendisinin yalnız yönetim kurulunda bulunduğu şirketinin mevcut olduğunu, görüldüğü gibi dünyanın birçok yerinde kurulmuş ... şirketlerinin kurucuları yöneticileri, Türkiyedeki gibi aynı kişiler olduğunu, sonuç olarak, gerek sermaye ve yönetim yapısı, gerekse farklı ülkelerdeki ticaret sicillerinde ortaya konulan kayıtlar dikkate alındığında, “..." ile “...” arasında güçlü bir organik bağın bulunduğu tartışmasız olduğunu, kurucular yöneticiler ve hissedarlar düzeyindeki kesişimler; şirketlerin farklı ülkelerde kurulmuş olmasına rağmen aynı marka, aynı internet sitesi ve aynı iş modeli üzerinden faaliyet göstermeleri; ...özelinde ise yalnızca “...” olarak kayıtlı olmalarına rağmen kamu otoriteleri tarafından “çalışmayan, aktif olmayan” statüsünde olduklarının resmi olarak bildirilmesi, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerekli kıldığını, bu hususlar, şirket merkezinin muvazaalı şekilde ...olarak gösterildiğini, ...'da çalışmıyor/pasif statüde olduğunu gerçekte faaliyetlerin Türkiye’den yönetildiğini ve böylelikle hukuki sorumluluktan kaçınma amacı güdüldüğünü açıkça ortaya koyduğunu, mevcut deliller ışığında organik bağın varlığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının gerçekleştiği sonucuna ulaşıldığını, ... ve ...’nin sunduğu hizmet, doğrudan kripto varlıklar üzerinden, yani bir malvarlığı üzerinde yürütüldüğünü, bağımsız oldukları iddia edilen bu iki şirketin, müşterilere ait fon ve varlıkları mutlak surette ayrıştırmaları gerektiğini, gerek fiili işleyişte fon ve hesap hareketlerinin iç içe geçmiş olması, gerekse şirketin kendi resmî açıklamalarında (...’in ... gönderileri) bu karışıklığı kabul ederek "ayrıştırma talebinde bulunduklarını" beyan etmeleri, malvarlıklarının gerçekte ortak ve geçirgen biçimde yönetildiğini açıkça ortaya koyduğunu, malvarlığı karışıklığının bizzat şirketin kendi ikrarıyla sabit olduğunu göstermekte ve şirketlerin bağımsızlık iddialarını tamamen geçersiz kıldığını, “...” alan adına giriş yapıldığında, ziyaretçinin IP adresi üzerinden Türkiye lokasyonundan bağlandığı tespit edilmekte ve bu durumda ekrana doğrudan “Web sitemizi Türkiye lokasyonundan ziyaret ettiğinizi tespit ettik.” uyarısı ile birlikte “Türkiye Sitesine Geç” butonu çıkartıldığını, bu yönlendirme uygulaması, yalnızca teknik bir tercih olmadığını, küresel ölçekte faaliyet gösteren “...” ile Türkiye’de faaliyet gösteren “...” arasındaki organik ve kurumsal bağı açık, somut ve tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, farklı ve bağımsız şirketlerin böylesine entegre bir yönlendirme altyapısını ortak kullanmaları hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dolayısıyla bu tespitin, iki domainin tek bir kurumsal yapılanmanın farklı lokasyonlara uyarlanmış uzantıları olduğunu güçlü şekilde kanıtladığını, sunulan ekran görüntüsünde yer alan ‘... Kullanım Sözleşmesi Ön Bilgilendirme Metni’nde, açıkça ‘... A.Ş.’ye ait ... internet sitesi’ ibaresi kullandığını, bu ifade alan adının doğrudan Türkiye’de kurulu olan ... Anonim Şirketi’ne ait olduğunu şirketin kendi beyanıyla teyit ettiğini, "..." arşivinde kayıtlı ... ekran görüntüsünde ‘...' uygulamasının geliştiricisi ve sahibi olarak doğrudan ‘...’ olarak gösterildiğini, ...’in resmî sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı kamuoyu duyurularında, “...ve bazı diğer dijital platformların ... ile aynı bulut altyapısını paylaştığı” açıkça belirtildiğini, bu ifade, her iki platformun gerçekte tek ve ortak bir teknik sistem üzerinden işletildiğini ortaya koyduğunu, sunulan hizmetin doğrudan dijital varlıklar üzerinden yürütülmesi nedeniyle bu bütünlük yalnızca teknik değil, aynı zamanda finansal bir bütünlük anlamı da taşıdığını, her ne kadar ...’in kayıtlı merkezi ...’da gösterilmiş olsa da, şirketin fiili faaliyet merkezi Türkiye’de olduğunu, nitekim tüm idari kadro, teknik altyapı, müşteri hizmetleri ve yönetim faaliyetleri ...’ta bulunan ofisten yürütülmekte olduğunu; bu adresin aynı zamanda ...’nin de merkezi olduğunu, şirketin gerçek işlerinin, karar alma süreçlerinin ve operasyonlarının tek bir noktada toplanmış olması, hukuken “iş merkezi” veya “faaliyet merkezi” kavramının karşılığı olduğunu, bu bağlamda, ...’daki kaydın yalnızca şekli bir adres olduğu, fiili merkezin ise Türkiye’de bulunduğunun açık olduğunu, bu durum, "..." ile "..."’nin ayrı tüzel kişiler gibi görünmesine rağmen, aynı çatı altında ve tek bir organizasyon halinde faaliyet gösterdiklerini kesin ve tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, "Linkedin" isimli profesyonel kariyer ağında, ... şirketi de bulunduğunu, üstelik bu platformda da TR ve ... olarak ayrıldığını, ancak merkezi ...olduğu iddia edilen şirketin bazı çalışanlarının, herkese açık "Linkedin" gönderileri ve profillerinde "Tam zamanlı olarak" "İstanbul'da, Ofisten" çalıştıkları bilgileri kamuya açık erişilebilir şekilde paylaşıldığını, ...’daki resmi yazışmalar neticesinde, “...” unvanlı şirketin yalnızca ...sağlayıcısı olarak kayıtlı olduğu, ancak ...Bankası (...) tarafından 16.09.2025 tarihinde verilen imzalı cevaba göre halen “çalışmıyor” (no operativo) statüsünde bulunduğu açıkça teyit edildiğini, bu statü, şirketin kağıt üzerinde kurulmuş olmasına rağmen fiilen herhangi bir faaliyet icra etmediğini, aktif hizmet sunmadığını ve ... finansal otoriteleri nezdinde işlevsiz kabul edildiğini gösterdiğini, şirketin ticaret siciline kayıtlı bulunması tek başına faaliyetin varlığına delil teşkil etmediğini, zira bizzat yetkili kamu otoritesi şirketin aktif olmadığını bildirdiğini, bu durumun ...’daki kaydının sadece formalite düzeyinde, pasif bir kayıt olduğunu, esas faaliyetlerin ve fiili iş merkezinin Türkiye’de bulunduğunu tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, her ne kadar şu anki yönetim bu imaj, görüntü ve birliği kaldırmaya çalışıyor olsa da, izah edilen eylemler şirket tüzel kişiliği tarafından gerçekleşmiş ve hukuken etkisini çoktan doğurduğunu, dosyada sunulan teknik tespitler, kurumsal kayıtlar ve ...’in kendi resmî beyanı birlikte değerlendirildiğinde; ... ile...arasında organik bağ, altyapı ve operasyonel bütünlük ile finansal geçirgenlik bulunduğu açıkça ortaya çıktığını, ...nezdindeki “...” kaydının “çalışmıyor / no operativo” statüsünde pasif bir kayıt olması; fiilî faaliyet ve iş merkezinin ...’da bulunduğunu ve operasyonların tek merkezden yönetildiğini teyit edildiğini, kripto varlık hizmetinin doğası gereği malvarlığının ayrıştırılması zorunlu iken, somut olayda malvarlığı karışıklığı oluşmuş; emirlerin icrası yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle müvekkilin 35.863,71 USD tutarındaki alacağına erişimi engellendiğini, tüm veriler, “...” kurgusuyla sonradan yaratılmak istenen ayrımın kozmetik kaldığını; markanın, alan adlarının ve platformun başlangıçtan beri Türk hukukuna tabi kurumsal yapı üzerinden işletildiğini ve bu nedenle sorumluluğun bölünemeyeceğini gösterdiğini, bu nedenle iki ticari şirket arasındaki ilişki sabit olup müteselsilen sorumlulukları bulunduğunu, bununla birlikte sayın mahkemece sebeplerimizin yeterli görüldüğü takdirde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıyla, gerçek kişilerin de sorumlu olduğunun kabulü gerektiğini, açıklanan tüm maddi vakıalar, resmi yazışmalar ve teknik deliller birlikte değerlendirildiğinde; ... ile...'in arasındaki ilişkinin organik bağın ve tüzel kişilik perdesinin aralanmasının koşullarının oluştuğu sebebiyle; iki şirketin müteselsilen sorumlu olduğuna, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin bakiye alacağının türk lirası cinsinden güncel rayiç bedeli üzerinden hesaplanıp ; şimdilik 100,00 TL'sinin müvekkiline verilmesine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin alacağına kavuşamaması sebebiyle oluşmuş tüm zararlar için; şimdilik 100,00 TL'nin müvekkiline verilmesine, tüm alacaklar bakımından hak kazanma tarihinden itibaren işleyecek olan en yüksek mevduat avans faiziyle birlikte tahsiline ve müvekkiline verilmesine, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Dava, kripto varlık ve borsa faaliyetinden doğan alacağın tahsili ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı dava dilekçesinde, davasını, "İstanbul (Çağlayan) Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi"nde bakılması / görülmesi için açmıştır.
Nitekim, dava dilekçesinin üst kısmında "İstanbul (Çağlayan) Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi" ibaresi ile bu mahkemeye hitaben dava açıldığı tartışmasızdır.
Ancak UYAP sisteminde tevziden kaynaklı bir problem nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmasına rağmen, eldeki dava dosyası sehven mahkememize tevzi olmuştur.
Bu çerçevede, dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmesi için İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine ve esasın bu şekilde kapatılmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM: (Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere);
1-Dosyanın, İstanbul (Nöbetçi) Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna iadesine,
2-Mahkememiz esasının bu şekilde kapatılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın niteliği gereği kesin olarak karar verildi. 20/10/2025
Katip
Hakim