T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/369 Esas
KARAR NO : 2026/350
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/08/2025
KARAR TARİHİ : 27/04/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı dava dilekçesinde özetle; 24.06.2024 günü müvekkilinin uzun dönem kiralama sözleşmesi ile kiraladığı ... plakalı aracına davalı sürücünün sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde geri geri giderken müvekkil şirkete ait araca çarptığını, müvekkili şirket aracının muhtelif yerlerinden hasar gördüğünü, onarım ve tamir için yirmi üç (23) gün serviste kaldığını, davalının kusurundan kaynaklı kaza sonucunda müvekkilinin müşterisine tahsis ettiği yedek araç sebebiyle kazanç kaybına uğradığını, müvekkili şirketin uğramış olduğu kazanç kaybının kusur oranı, zarar miktarı, onarım süresi ve başkaca tüm talep ve haklarımız yönünden saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak 250,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı ... yönünden tahsiline, yargılama harç ve masraf giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; olayın gerçekleştiği trafik ortamı ve tarafların araç konumları dikkate alındığında kazanın meydana gelmesinde davacı tarafa ait aracın dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, gerekli tedbirleri almadığı, kazanın oluşmasına sebebiyet verdiğini, kusurun tamamının müvekkiline yüklenemeyeceğini, kazanç kaybı iddialarının piyasa koşullarına ve gerçek zarara uygun olmadığını, davacı tarafın her ne kadar kaza tarihinden itibaren faiz talebinin reddine karar verilmesini talep etmişse de bu talebin de reddi gerektiğini belirterek davacı tarafından açılan hukuki dayanaktan yoksun, haksız mesnetsiz ve kötüniyetli davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Araçların trafik tescil kayıtları, tramer kayıtları, trafik kazası tespit tutanağı, davalının tacir olup olmadığına ilişkin müzekkere cevapları celp edilmiş, incelenmiştir.
Eldeki dava, Mahkememizin ...Esas sayılı dava dosyasından tefrik edilmiştir.
Bahsi geçen dosyada, 18/02/2026 tarihli 1. celsesinin (1) numaralı Ara Kararı ile" Değer kaybı ve kazanç kaybı istemlerinin birbirinden bağımsız talepler olduğu, anılan talepler yönünden objektif dava birleşmesi, davalılar yönünden ise ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu, davacının kazanç kaybı istemini yalnızca gerçek kişi / sürücü Aysun Çelikkol'dan talep ettiği, davalı Aysun Çelikkol için tacir araştırmasının mahkememizce yapıldığı, bu suretle, kazanç kaybı talebinin işbu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine" ve "Davacının, davalı sürücü Aysun Çelikkol için kazanç kaybı talebi hakkında tefrik edilecek dosya üzerinden görevli mahkemenin değerlendirilmesi hususunda inceleme yapılmasına ve karar verileceğinin bildirilmekle" kazanç kaybı talebi için tefrik edilecek dosya üzerinden görevli mahkemenin değerlendirilmesi hususunda inceleme yapılması ve tefrik kararı verilmiş, dosya mahkememizin 2026/369 Esas sırasına kaydedilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, ...Esas sayılı dosyada; davacının dava dilekçesinin talep sonucunda yer alan değer kaybı tazminatı yönünden yargılamaya kaldığı yerden devam olunmaktadır.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan kazanç kaybı tazminatı istemine ilişkindir.
Davanın esasına geçilmeden evvel, davaya konu talep bakımından öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi, Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur.
5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemeleri görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı da ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, trafik kazasından kaynaklanan kazanç kaybı tazminatına yönelik davanın, trafik kazalarının TTK'da bentler halinde sayılan (TTK m.4/1) ya da bu Kanunda (6102 s. TTK) düzenlenen yahut diğer Kanunlarda belirtilen ticari dava olmadığından işbu davanın, mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Öte yandan, davacının istem sonucunda ... Sigorta A.Ş. dışında yalnızca davalı sürücüden kazanç kaybı tazminatı talebinde bulunduğu, yani davacı tarafça araç mahrumiyet zararı için sigorta şirketine herhangi bir husumet ve talep yöneltilmediğinden zorunlu trafik sigortasının - sigorta hukukunun uygulanmayacağı, bu yönden de mutlak ticari davanın koşullarının bulunmadığı açıktır. Zira, eldeki davada davalı, sigorta şirketi dışında, araç sürücüsüdür. Nitekim, dava dilekçesinin talep sonucunda bu istek vurgulanmış, kazanç kaybının sigorta şirketi dışında yalnızca davalı sürücüden talep edildiği belirtilmiştir.
Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, ... tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir.
... tarih ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin DIŞINDA kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Davalı ...'un 1.sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalıların VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Davalının tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığı ve ticari işletmesi bulunmadığı görülmüştür. Bu halde, yapılan araştırma sonucunda davalının tacir sıfatı bulunmadığı için (mutlak ve nispi) ticari dava söz konusu olmadığından Mahkememizin görevli olmadığı aşikardır.
Diğer taraftan, trafik kazasına karışan araçların hususi araç - otomobil olduğu görülmüştür.
Trafik kazasının hukuki niteliği itibariyle haksız fiil olması, haksız fiilden doğan davaların genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
Yargı uygulamasındaki misallere bakıldığında:
İSTANBUL BAM 9. HD. ...Esas. ...Karar sayılı ilamında;
"...Somut uyuşmazlıkta davacının tacir yada esnaf kaydı olup olmadığının araştırılması ve varsa kayıtların getirtilmesi ayrıca davacının işletmesinin bağlı olduğu Vergi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davacının işletmesi bakımından basit usulde vergilendirilenlerden veya işletme hesabı esasına göre deftere tabi tutanlardan veya ticari bilanço esasına defter tutanlardan veyahut vergiden muaf kişilerden olup olmadığı sorularak gelen yazı cevaplarına göre davacının tacir olur olmadığı değerlendirilerek eğer davacı tacir ise davalı ... A.Ş. tüzel kişi tacir olması nedeniyle mahkemenin görevli olup olmadığı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır..."
İSTANBUL BAM 8. HD. ...Esas...Karar sayılı ilamında:
"...Somut olayda; davacı tarafın gerçek kişi tacir olduğuna ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bununla birlikte davacıya ait kazaya karışan ...plaka sayılı araç; tescil kayıtlarında "yük nakli-hususi" araç olarak kayıtlıdır. Dolayısıyla, görülmekte olan dava nispi yada mutlak ticari dava olmadığından, davaya bakma hususunda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir..."
İSTANBUL BAM 37. HD.... Esas ... Karar sayılı ilamında:
"...Dava, davalı araç sürücüsünün, kendi şeridinde ilerleyen davacı aracını dikkate almaksızın hatalı U dönüşü yaparak maddi hasarlı kazanın oluşmasına sebebiyet vermiş olmasından kaynaklı ticari kazanç kaybının tahsili istemine ilişkin olup, dava, sigorta şirketine değil, karşı araç sürücüsü ve işletenine yöneltilerek açılmış olduğuna ve davacı ve davalının tacir olduğuna, bir başka ifadeyle kazaya karışan her iki aracın bir ticari işletme unsuru olduğuna dair dosya kapsamında bir bilgi ve belge bulunmadığına ve davanın mutlak ticari dava olmasını gerektiren bir yanı bulunmadığına göre haksız fiilden kaynaklı davaya bakmak görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait bulunmaktadır...." şeklindedir.
Yapılan açıklamalar karşısında, davalının dosyadaki belgelere göre tacir sıfatının bulunmadığı, aracın ticari araç olmadığı, olayın haksız fiilden kaynaklandığı, trafik kazasından kaynaklanan kazanç kaybına ilişkin maddi tazminat istemli davada uyuşmazlığın mutlak ve nispi ticari dava kapsamında bulunmadığı, eldeki dava ticari dava olmadığı için Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla, HMK.'nın 114/1-c, 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : (Ayırıntısı ve Gerekçesi Sonradan Açıklanacağı Üzere);
1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine,
2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine,
3-HMK 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 27/04/2026
Katip
Hakim
Full & Egal Universal Law Academy