T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/64 Esas
KARAR NO : 2026/363
DAVA : Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali)
DAVA TARİHİ : 23/07/2025
KARAR TARİHİ : 29/04/2026
Mahkememizde görülmekte olan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş. ile dava dışı borçlu ... A.Ş. arasında akdedilen 13/11/1997 tarihli ve 80.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesine istinaden asıl borçluya krediler kullandırıldığını, davalının genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğunu, borçların ödememesi nedeniyle hesaplar kat edildiği ve borçlulara ... 2. Noterliği'nin .. tarih ve ... yevmiye numaralı ve ... 3. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi gönderildiği, ihtara rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığı, davalı aleyhine ... 30. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, icra takibinin yenilenmesi sonrasında dosya numarasının ...Esas olarak değişmiş olduğunu, davalı borca ve ferilerine itiraz ettiğini, müvekkilinin alacağını halen tahsil edememiş olup yapılacak incelemeyle sabit olacağı üzere borçlunun itirazının haksız olduğunu, arabuluculuk başvurusunun anlaşmama ile sonuçlandığını, dayanak genel kredi sözleşmelerinin ... A.Ş. ile davalı arasında imzalandığını,... A.Ş. fona devredildiği, fon alacaklarının 20 yıllık zaman aşımına tabi olduğu, borçlunun haksız ve mesnetsiz itirazı nedeniyle duran icra dosyasına vaki itirazın iptali için işbu davanın açılması zarureti doğduğundan, davalının ... 30. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile duran icra takibinin devamını, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ... Şirketi tarafından haksız bir dava açıldığını, dosya konusu borçtan müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, borcun zamanaşımına uğradığını, genel kredi sözleşmesinin 13/11/1997 tarihinde taraflarca imza altına alınmış olduğunu, TBK 598/3 maddesi uyarınca kefil için 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle reddi gerektiğini, kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının bulunmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için gerekli yasal şartların oluşmadığını, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, haksız davanın reddini, haksız ve kötüniyetli davacı taraf hakkında %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
... 30. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası, ... A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında imzalanan ve davalının müteselsil kefil olduğu 13/11/1997 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi, ... 2.Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi, muhasebe kayıt raporları edilmiş incelenmiştir.
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davalı müteselsil kefil hakkında başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler (HMK m.137/1).
Davalı icra dosyasında ödeme emrine itiraz dilekçesi ile birlikte ... İcra Müdürlüklerinin ve yargılama sırasında cevap dilekçesi ile İstanbul Mahkemelerinin yetkisine itirazda bulunarak genel yetki kuralları uyarınca ... İcra Müdürlüklerinin ve Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtmiş ise de; fona devredilen ... A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında imzalanan ve varlığı tartışmasız olan davalı ...'in ise müteselsil kefili olduğu 13/11/1997 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin 53.1. maddesinde işbu sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklarda İstanbul Merkez (Çağlayan) Adliyesi ve İstanbul İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğunun yetki şartı olarak kararlaştırıldığı, İİK 50. madde atfı ve HMK 17. maddesi uyarınca mevcut yetki şartının sözleşmenin tarafların ticari şirket ve tüzel kişi tacir olması sebebiyle hem davacı hem de asıl borçlu ... A.Ş. yönünden bağlayıcı ve geçerli olduğu, ayrıca müteselsil kefil olan davalı ... bakımından kefaletin feriliği ilkesi ile 6102 s. TTK' nın 7. maddesi hükmüne göre teselsül hükümleri uyarınca yetki şartının davalı kefil yönünden de geçerli olduğu (YARGITAY 19. HD. ...E., ...K.), bu bağlamda ... İcra Müdürlüklerinin takip hukuku açısından yetkili icra müdürlüğü, İstanbul Mahkemelerinin yargılama hukuku kapsamında yetkili mahkeme olduğu noktasında duraksama bulunmadığından davalının İcra Müdürlüğünün ve Mahkememizin yetkisine ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; fona devredilen devir öncesi ... A.Ş. ... Şubesi ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında 13/11/1997 tarihinde 80.000 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalı ... (ve dava dışı ...)' in işbu genel kredi sözleşmesine 80.000 TL tutarında müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduğu, genel kredi sözleşmesi kapsamında dava dışı asıl borçlu ... A.Ş.ye nakdi krediler kullandırıldığı, ancak dava dışı asıl borçlunun genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacaklarını sözleşmede kararlaştırılan şekilde fona devredilen bankaya ödeyemediği, bu durum üzerine ... A.Ş. ... şubesinin ... 2. Noterliğinin ... tarih ... yevmiye numaralı ve ... 3. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameleri ile kredi hesabının kat edildiği ve kat tarihi itibariyle vaki kredi borcunun 24 saat içinde bankaya ödenmesini talep edildiği, ancak kat ihtarnamelerine rağmen kredi borcunun ödenmediği, ... A.Ş.nin 30/11/2001 tarihinde ... devredildiği, 30/09/2002 tarihinde Bayındırbank A.Ş. ile birleştirildiği, dava konusu alacağın ... ile davacı... A.Ş. arasında imzalanan alacağın temliki sözleşmesi ile ...A.Ş.ye temlik edildiği, alacağı temlik alan ... A.Ş.'nin dava dışı asıl borçlu ... A.Ş., (dava dışı kefil ...) ve davalı müteselsil kefil ... hakkında ... 30. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden 15/04/2016 tarihinde ilamsız icra takibinde bulunduğu, ... A.Ş.nin daha sonra birleşme ve devir suretiyle... A.Ş. olduğu, davalı kefilin borca itirazı üzerine icra takibin durdurulduğu, davacı ... A.Ş.nin duran takibe devam edilmesi ve kredi alacağının tahsiline yönelik işbu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.
Tahkikata başlamadan önce, Hâkim, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri de inceleyerek karara bağlar (HMK m.142).
Yasal düzenlemeler ve Doktrine bakıldığında:
Davaya konu genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmelerinin tarihlerine bakıldığında mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde imzalandıkları görülmüştür. Zira, genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmesi 13/11/1997 tarihinde akdedilmiş olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda kefalet sözleşmesinin sona ermesiyle ilgili olarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır.
Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Davalının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmenin tarihi 13/11/1997 olup. Türk Borçlar Kanunun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmenin kurulduğu tarihten on yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden sona ereceği, o halde 13/11/1997 tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu olan 13/11/2007 tarihi itibariyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir.
Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6101 sayılı Kanunun 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' denilmiştir
Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı 598/3. maddesinde açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir.
Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda, kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle 10 yıllık sürenin dolmasının neticesinde kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece resen dikkate alınması gerekmektedir.
Aşağıda yer verilen görüşler dikkate alındığında kefalete ilişkin 10 yıllık sürenin zamanaşımı süresi olmadığı yönünde doktrinde de görüş birliğinin olduğu görülmektedir.
''... 10 yılın geçmesiyle borç kendiliğinden kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek süreye ilişkin düzenleme başka hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır.....'' (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 3085)
''... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. 10 yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar) kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü gözönünde tutulur....'' (Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku, Sayfa 1472)
''..... Yeni borçlar kanununda sona ermeyle ilgili emredici hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da- 01.07.2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır.... (kefalet sözleşmesinde) 10 yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5. maddesi gözönünde tutulacaktır. Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren 10 yılın hakdüşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi, 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir... Hakdüşürücü süre olarak kabul edilirse 01.07.2012 tarihinden önce 10 yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5. maddenin tanıdığı 1 yıllık ek süreden yararlanacak ve 01.07.2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir'' (Prof. Dr. Sezayi Reisoğlu-TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi-İstanbul 15.06.2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını)
''..... Kefilin sorumlu tutulabileceği 10 yıllık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz...'' (Doç. Dr. Burak Özen, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 578 vd.)
''... 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5/2. maddesine göre TBK ile hakdüşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, haksahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanır... Aynı kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir... bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal 10 yıllık süreye tabi olur... Bu tarihten önce 10 yıllık süre dolmuşsa .... alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir. Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer...'' (Y. Doç. Dr. Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu)
Öte yandan; Doktrin ile uygulama aynı görüşte olup TBK 598/3. maddesinde düzenlenen sürenin hak düşürücü süre olduğu yerleşik yargı uygulamasında da kabul edilmiş ve benimsenmiştir. (Yargıtay 11. HD. 2020/7503 E., 2022/4265 K.; Yargıtay 3. HD. 2020/12376 E. 2021/12201 K.; İstanbul BAM 13. HD. 2021/475 E. 2021/607 K.; İstanbul BAM 43. HD. 20201528 E. 2023/1014 K. ).
Bu itibarla, genel kredi sözleşmesi tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu 13/11/2007 tarihidir. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce 13/11/2007 tarihinde kefalet için öngörülen on yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık ek sürenin tanındığı ve bu ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu görülmektedir. Davaya esas icra takibi 15/04/2016 tarihinde başlatılmıştır. Buna göre yasayla tanınan ek sürenin dolmasından (01.07.2013) sonra yapılan bu takibe dayalı olarak açılan davanın dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira davacının artık kefilleri takip ve dava etme hakkının ortadan kalktığı / sona erdiği kanaatine varılmakla müteselsil kefil olan davalı ...'e karşı açılan bu davanın 6101 sayılı Kanunun 1. maddesi ve aynı Kanunun 5/2. maddesi yollaması ile 6098 sayılı Kanunun m.598/3 uyarınca hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yargısal uygulamalarına bakıldığında:
İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi ...Esas, ... Karar sayılı ilamında:
"...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 598/3. Maddesine göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Anılan Kanuni düzenlemeye göre 10 yılın geçmesiyle kefalet ortadan kalkacağına göre, maddi anlamda hak sona erdiğinden bu 10 yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir.
Ancak, bu Kanuni düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile ihdas edilmiş olup, genel kredi sözleşmesi ve kefalet tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda bu şekilde bir düzenleme mevcut değildir. Buna karşın Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 5/2. Maddesi ile, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacağı düzenlenmiştir. Buna göre, Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup ilk defa öngörülen hak düşürücü süreler en geç 01.07.2013 tarihi itibariyle sona ermiş bulunmaktadır. Somut olayda kefalet sözleşmeleri 01/06/1996 - 20/05/2004 (bu tarihler dahil) tarihleri arasında imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle TBK'nın 598. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu takip tarihi itibariyle dolmuş bulunmaktadır.
Kanun koyucu, zamanaşımını kesen ve durduran sebepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153’üncü ve 154’üncü maddelerinde hüküm altına almasına karşın hak düşürücü süreye ilişkin bu şekilde bir düzenleme getirmemiştir. Zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin bu düzenlemelerin kıyas yoluyla hak düşürücü sürelere uygulanması da mümkün değildir. Bu doğrultuda zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmamaktadır..."
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı ilamında:
"...Kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname de 06/10/1997 tarihli olduğundan, TBK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolmuş olduğundan, davacının anılan kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı olup, 01/07/2013 tarihinden sonra bu belgeye dayalı olarak kefile başvurması mümkün olmayıp, davacı tarafından davalıya karşı başlatılan icra takibinde takip tarihi olan 29/09/2014 tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan, kefalet kendiliğinden kalkmış olup, davalının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmadığı..."
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi... Esas, ...Karar sayılı ilamında:
"...Davalı kefiller ... ve ...'in temyiz itirazlarının incelenmesinde;
16/01/2004 tarihli yurtdışında gönderilen kamu personeline mahsus yüklenme senedi ve muteber imzalı müteselsil kefalet senedi, davalılar ... ve ... tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Söz konusu kefelat senedi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde düzenlenmiş ise de, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1 inci maddesi gereğince; kefalet senedinin hukuken bağlayıcı olup olmadığına ve sonuçlarına 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri, sona ermesine ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun "D. Sona ermesi /I. Kanun gereğince" başlıklı 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası; ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar" düzenlemesini içermektedir. Kanunda açıkça ifade edildiği üzere on yıllık süre, sözleşme tarihinden itibaren başlamaktadır. Davalıların kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşme 16/01/2004 tarihli olup, davanın açıldığı 17/10/2017 tarihi itibariyle on yıllık süre sona dolmuş olduğundan, davalı kefiller borçtan sorumlu değildir. Buna göre ilk derece mahkemesince; davalı kefiller hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken..."
İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi ... Esas, ...Karar sayılı ilamında:
" ...Takip tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TBK'nın 598/3 maddesine göre gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Söz konusu madde de öngörülen süre hak düşürücü süre olup mahkemece resen gözetilecektir.
İlk derece mahkemesi kararında da belirtildiği üzere kefalet sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde yapılmış olsa da, 6101 sayılı 1. Maddesine göre kefalet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin TBK hükümleri uygulanacaktır. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda kefaletin süresine ilişkin bir sınırlama hükmü bulunmamakta ise de 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'nın 598/3 maddesinde gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefaletlerde 10 yıllık geçerlilik süresi düzenlenmiştir. Madde de belirtildiği üzere KEFALET SÖZLEŞMESİNİN KURULMASINDAN başlayarak on yıl geçmesi ile kefalet kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kefalete konu BORCUN MUACCELİYETİ MADDEDE ÖNGÖRÜLEN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN BAŞLAMASINA ETKİLİ DEĞİLDİR. Kefalet tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde kefil hakkında borçtan dolayı takip başlatılmaması halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden kefalete dayalı olarak takip yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının istinaf sebepleri yerinde değildir. Dava, hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle mahkemece resen reddedildiğinden ve davaya konu takipte alacaklı davacının kötü niyetli olduğu davalı tarafça ispatlanamadığından kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddi gerekmektedir..." şeklinde emsal çok sayıda kararlar mevcuttur.
Yapılan açıklamalar, emsal içtihatlar ve Mahkememizce varılan sonuç karşısında; davalının müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesinin 13/11/1997 tarihinde akdedildiği, kefalet sözleşmesi 818 s. mülga Borçlar Kanunun yürürlükte olduğu dönemde yapılmış olsa da, 6101 s. Kanunun 1.maddesi hükmü uyarınca kefaletin sona ermesine ilişkin olarak Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, 6098 s. TBK 598/3. maddesi uyarınca gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefaletlerde 10 yıllık geçerlilik süresinin bulunduğu, anılan Yasa hükmünde düzenlenen 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu ve Hâkim tarafından resen nazara alınması gerektiği, bu itibarla gerçek kişi olan davalı yönünden kefaletin sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 10 yıllık süre sonunda 13/11/2007 tarihinde sona erdiği, 6101 sayılı Kanunu m.5/2.de Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce 13/11/2007 tarihinde on yıllık sürenin dolduğu, Kanunun (TBK) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık ek sürenin tanındığı ve bu ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, davacının genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacaklarının tahsili amacıyla davalı kefil hakkında başlattığı icra takibinin hak düşürücü süreden sonra 15/04/2016 tarihinde olduğu, takip ve dava tarihi davalının kefaleti sona erdiğinden davacının artık davalı kefili takip ve dava etme hakkının sona erdiği anlaşılmakla, davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598/3.maddesi hükmü uyarınca hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle reddine, davacının icra takibinde kötü niyetli olduğu davalı tarafından ispat edilemediğinden yasal şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin dahi reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-Davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598/3.maddesi hükmü uyarınca hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle REDDİNE,
2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin yasal koşullar oluşmadığından REDDİNE,
3-Alınması gereken 732 TL maktu karar ve ilam harcından, başlangıçta peşin alınan 19.071,22 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 18.339,22 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde davacıya İADESİNE,
4-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
7-HMK m.333 uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline İADESİNE,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 29/04/2026
Katip
Hakim
Full & Egal Universal Law Academy