T.C.
İSTANBUL
2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2018/415
KARAR NO: 2021/319
DAVA: Tazminat (Fikir Ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 28/08/2018
KARAR TARİHİ: 26/10/2021
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat (Fikir Ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; 18 Kasım 1987 yılında ... 6.Noterliğinde Onaylattığı " ..." adlı bestesinin davalı ...'in okumuş olduğu "..." adlı şarkısının aranağmesi ve meyan kısmı ile aynı notaları çağrıştırdığını, haksız yere duygularına sahiplenildiğini, bu şarkıdan maddi manevi rant sağlayan ... üyesi, "..." şarkısında besteci olarak görünen ...'ün haksız yere duygularını sahiplenerek bu olaydan maddi ve manevi rant sağladığını, "..." şarkısının kendi eseriyle %80 oranında yakın derecede paralellik gösterdiğini ve bu durumun maddi-manevi haklarını zedelediğini, ayrıca eserinin izni olmadan işlenmiş, çoğaltılmış ve umuma iletilmiş olmasından kaynaklı olarak ta haklarının zayi olduğunu, bu nedenle FSEK hükümleri uyarınca üç katı tazminat talebine karşılık şimdilik 50.000,00 TL'nin olay tarihlerinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine, FSEK md. 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi manevi haklarına karşılık her maddi paranın olay tarihlerinden itibaren işleyecek reskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
Davalı ...vekilinin cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde davacının TC kimlik numarasının yer almadığını, davalıların açık adreslerinin bulunmadığını , açık bir şekilde talep sonucunun bulunmadığını, delil olarak belirtilen hususların açık olmadığını, bu nedenlerledava dilekçesinnde HMK 119. Maddede belirtilen zorunlu unsurların tamamlanması için davacı tarafa 7 günlük kesin süre verilmesi, bu süre içerisinde eksik hususlar tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, Kültür Bakanlığı tarafından onaylanarak kayıt ve tescili yapılan ve 21.12.1999 tarihinde Eser İşletme Belgesi çıkartılan eser için, davacının zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davanın bu yönü ile usulden reddinin gerektiğini, dava konusu eserin yapımının müvekkili şirkete ait olmadığını, işbu eseri barındıran albümler, albümlerin yapımcısı olan "... Tic. A.Ş." nin iflası sonucu ... İflas Müdürlüğünün ... tarih ... sayılı yazısına istinaden 01.12.2009 tarihinde yapılan ihale sonucunda "..." ihale edildiğini ve ihalenin kesinleşerek ... Tic. Ltd. Şti. ... tescil edildiğini, 10.02.2010 tarihinden itibaren ise eserin kullanım hakkının Noter Satış Sözleşmesi ile müvekkili şirkete devredildiğini, müvekkili şirketin dava konusu eseri, Eser İşletme Belgesinde de açıkça görüldüğü üzere, tüm takyidatlarından ari olarak icra satışı yoluyla devir alan ...'ten devraldığını, eserin yapımına ilişkin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenle davanın müvekkili şirket yönünden husumet nedeni ile reddinin gerektiğini, huzurdaki davaya konu eserin umuma arzının 1999 yılında gerçekleştiğini, davacının yaklaşık 20 yıl boyunca dava konusu esere ilişkin herhangi bir talepte bulundığını, iktibas iddiasında bulunmadığını, sessiz kaldığını ve 20 yıl sonra huzurdaki davayı açtığını, davaya konu eserin davacının iddia ettiği gibi kendi eseri ile aynı notaları çağırıştırıyor idiyse, yaklaşık yirmi yıl boyunca bu hususta herhangi bir talebinin, itirazının bulunmaması ve yirmi yıl sonra huzurdaki davayı açmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın tamamen kötü niyetli bir şekilde zamanaşımı süresinin dahi dolmasından uzun yıllar sonra dava açtığını, ayrıca kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen tazminat miktarının da fahiş olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu beyanla öncelikle dava dilekçesinin HMK 119 da düzenlenen unsurları taşımaması nedeniyle, davacı tarafa eksik hususların tamamlanması için 7 günlük kesin süre verilmesine, bu süre içinde eksik unsurlar tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, davada zamanaşımı süresinin dolmuş olmasından ötürü haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davanın müvekkili şirket açısından husumet yönünden reddine, davanın esasına girilmesi halinde, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ihtilafa konu şarkıyı sadece seslendirdiğini, “...” isimli şarkının ve şarkının yer aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin davalılardan ... LTD. ŞTİ.’nin de cevap dilekçesinde Mahkemeye sunduğu 21.12.1999 tarihli Müzik Eseri İşletme Belgesinde de yer aldığı üzere ...Tic. A.Ş. Olduğunu, eserlerin kullanım hakkının 10.02.2010 tarihinde ... Tic. LTD. ŞTİ.’ye devredildiğini, hal böyleyken müvekkilinin sadece FSEK kapsamında icracı sanatçı olduğunu ve eser üzerinde herhangi bir hak sahipliğinin bulunmadığı dikkate alındığında müvekkilin davada taraf olma sıfatının bulunmadığını, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddinin gerektiğini, dava konusu “...” şarkısınin müvekkili tarafından “...” isimli albümde 1999 yılında seslendirildiğini, davacı tarafından da 1999 yılında “...” şarkısının duyulduğu ve bilindiği dikkate alındığında davacının iddia etmiş olduğu bahse konu şarkının bestesinin kendi eseriyle benzerliğini de 1999 yılında fark etmiş olacağı gerçeği karşısında dava açma süresinin de 1999 yılında işlemeye başladığını, hal böyleyken davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin ayrıca davacının tazminat talebinde bulunma hakkının da zamanaşımına uğraması nedeni ile davanın reddinin gerektiğini, “...” isimli şarkının ve şarkının yer aldığı albümün yani ilgili eserlerin sahibinin 21.12.1999 tarihli Müzik Eseri İşletme Belgesinde de yer aldığı üzere ...Tic. A.Ş. olduğunu, müvekkili ile ...Tic. A.Ş. arasında 1998 tarihinde imzalanan sözleşmenin 4.3.maddesi;“Sanatçının Marş Müzik nam ve hesabına banda okuduğu eserlerin tüm dünya üzerinde her türlü çoğaltma, yayma, dağıtım ve yayın hakları 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3527 Sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Yasası, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasa ve konu ile ilgili diğer yasal düzenlemeler muvacehesinde süre, yer ve sayı bakımından sınırlandırılmamış olarak marş müziğe aittir.” şeklinde düzenlendiğini, müvekkilinin eser üzerinde herhangi bir hak sahipliği bulunmadığının açık olduğunu, müvekkilinin eser açısından eseri icra eden iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, bu nedenle davacının müvekkilinden herhangi bir hak talep etmesinin dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, hakkın kötüye kullanılması soncunu doğurduğunu beyanla haksız davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise bu kez davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, Mahkemenin usulen herhangi bir eksiklik bulunmadığı kanaatinde olması halinde ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Davalı ...'ün cevap dilekçesinde özetle "...Sözü ve müziği kendisine ait olan "..." şarkısını 1997 yılında bestelediğini, 1999 yılında ... tarafından seslendirildiğini, davacıyı tanımadığını, davacının "..." adlı eserinin 1987 yılı ile 1999 yılları arasında okunmadığını, hiçbir yayında ve sosyal medyada hiçbir sanatçı tarafından seslendirildiğinin duyulmadığını, 19 sene sonrasında bu şarkının müziğinin kendisine ait olduğunu iddia etmesinin manidar olduğunu, bütün şarkıların azda olsa birbirine benzeyebileceğini, kendisinin bir çok sanatçıların söylediği pek çok şarkısı olduğunu, piyasada bir çok eserinin okunduğunu ve seslendirildiğini, davacının hiçbir yerde yayınlanmayan, hiçbir sanatkar tarafından okunmayan eserinden esinlenmiş olmasının imkansız olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
Dosyada tarafların bildirdikleri tüm deliller toplanmış, özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporları alınmıştır.
Dosyaya sunulan 07.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle"... Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu Dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu, Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin takdirinin Mahkemeye ait olacağı..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği, 17.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle"...Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu, Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği, Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin takdirinin Mahkemeye ait olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK 68 çerçevesinde maddi tazminat talep ederken “FSEK 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi ve manevi haklarıma karşılık her maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin FSEK 70 kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi ilişkin olduğu anlaşılamadığı, Mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise kârın iadesinin tespiti için heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan tazminat ile FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim yapmasının gerektiği..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği, 22.09.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda ise "... Dosyada mübrez CD, nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu, Dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği bestenin eser sahibi olduğu,. Davacının bestesinin izin alınmadan kullanılması nedeniyle davacının mali haklarından FSEK 22'de düzenlenen çoğaltma hakkının ihlali sayılabileceği,Dava konusu eserin işleme bedelinin 7.500- TL olabileceği, bu bedelin FSEK 68 çerçevesinde 3 katı talebinin Takdirinin Mahkemeye ait olacağı, Davacı tarafın dava dilekçesinde FSEK 68 çerçevesinde maddi tazminat talep ederken “ESEK 70/1 uyarınca ihlal edilen maddi ve manevi haklarıma karşılık her maddi paranın” tahsilini talep ettiği, Davacının bu talebinin FSEK 70 kapsamında maddi tazminat talebine mi manevi tazminat talebine mi ilişkin olduğu anlaşılamadığı, Sayın Mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebinin FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebine ilişkin olduğu şeklinde bir kanaate varılması ihtimalinde ise Karın iadesinin tespiti için Heyetimize mali bilirkişi eklenip mali bilirkişinin davalıların defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasından sonra FSEK 70 kapsamında hesaplama yapılabileceği, bununla birlikte Yargıtay'a göre, hem FSEK.m.68, hem de FSEK.m.70.f.2 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedelin, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile sınırlı olup davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine hükmedilebileceği, bu çerçevede davacının FSEK 68 çerçevesinde hesaplanan tazminat il FSEK 70 çerçevesinde hesaplanacak tazminat arasında seçim yapmasının gerektiği, Davacının FSEK 68 ve FSEK 70'e dayalı maddi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının Mahkemenin takdirinde olduğu ..." sonuç ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.
KANAAT VE GEREKÇE
Dava konusu uyuşmazlık, FSEK hükümleri uyarınca açılmış maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.
Yargıtay kararlarına göre, FSEK kapsamındaki uyuşmazlıkta dava konusu fikri ürünün “eser” niteliği taşıyıp taşımadığı re'sen araştırılmalıdır. FSEK'in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerekir. Bunlardan ilki, fikir ve sanat ürününün “ sahibinin hususiyetini taşıması”, ikincisi ise “kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması”dır. Doktrinde, bu unsurlardan ilkine “sübjektif unsur” veya “esasa İlişkin şart”, ikincisine ise “objektif unsur” veya “şekle ilişkin şart” denilmektedir. Subjektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi için, bu ürünün onu meydana getiren kişinin “hususiyetini” taşıması gerekmektedir. Başka bir deyişle eser onu yaratan zihnin bireyselliğini gösteren özellikler taşımalıdır. Objektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün hukuk alanında korunmayı hak edebilmesi için, sahibinin hususiyet arz eden fikri çabasının somut neticesi olması gerekir. Başka bir deyişle bu fikri çaba gözle görülebilir, elle tutulabilir ,kulakla duyulabilir, kısaca algılanabilir olmalıdır. Fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer. ( E. Hircsh, Fikri Sınai Haklar, Ankara. 1948, sf. 130; Arslanlı H., Fikri Hukuk Dersleri II, İstanbul 1954, sf. 13 vd. ) Diğer taraftan eserde algılanabilir olma dışında düşüncenin açıklanış formatı da önemlidir. Yani fikir ve sanat ürününün FSEK'te öngörülmüş olan düşünceyi ifade formatlarından birine dahil olması gerekir. FSEK'te eser formatları olarak; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri ve bağlı eser olarak kabul edilen işlenme eserler gösterilmiştir. Dolayısıyla bir fikir ve sanat ürününü bu formatlardan birine sokmak mümkün değilse, onu kanuna göre eser saymak ve korumak da mümkün olmayacaktır.
Musiki eserleri FSEK'in 3. maddesinde; “ her nevi sözlü ve sözsüz besteler” olarak tanımlanmıştır. Musiki eserleri, bir muhtevayı seslerle ifade eden, kulak vasıtasıyla istifade edilebilecek sanat eserleridir. ( Ayiter Nuşin, Hukukta Fikir ve Sanat Ürünleri, Ankara 1981,sf. 51 ) Musiki eserlerinde ifade aracı sestir. Seslerin bir müzik aletinden, elektronik araçlardan veya insan gırtlağından çıkması, seslerin güzel ya da çirkin olması, eserin musiki eser olmasını engellemez. Diğer taraftan seslerin eser niteliğinde olması için notalarla yahut manyetik bant veya plakla tespit edilmesine de gerek yoktur. Ancak tespit, eser olabilme ve korunma açısından şart olmamakla beraber, eserin kalıcılığının sağlanması ve tekrar edilebilirlik açısından önemlidir. ( Ateş Mustafa, Fikri Hukukta Eser, Ankara, 2007, sf.206 ) Himaye konusu, sesler arasındaki sıra ve bağlılık, seslerin melodi, ritim ve harmoni ile belirli karışımlarıdır. ( Arslanlı, sf. 21; Erdil Engin, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Şerhi, İstanbul, 2009, sf. 142 )
Bir musiki ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için, bu üründeki şekillendirmenin yani seslerin birbirini izleyişinin, birbirine bağlanışının ve ritmin hususiyet taşıması gerekir. Nitekim Yargıtay'ın bir kararında da belirtildiği gibi; "...FSEK.'nun 3. maddesine göre, müzik eserleri her nevi sözlü ve sözsüz bestelerdir. Musiki eserlerinde koruma konusu, işitilen sesler arasındaki sıra ve bağlılık, seslerin melodi, ritim ve harmoni ile belirli karışımları ve aynı zamanda ses ile ifade edilen musiki eserlerinin içeriğidir. Musiki eserinde sahibinin hususiyetinin varlığının tespitinde ise, o eserin sıradan bir dinleyici nezdinde yarattığı izlenim esas alınmalıdır. Ancak, söz konusu izlenimin tespitinde her uyuşmazlığın özelliğine göre ve yukarıda açıklanan ilkeler göz önüne alınmak suretiyle bilimsel bir yöntem izlenmelidir"
Bilindiği üzere musiki eserleri beste ve güfte olarak bütün olarak korunabileceği gibi bestenin musiki eseri olarak güftenin ise eser vasfını haiz olması halinde FSEK 2/1 anlamında “dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olarak da korunması mümkündür. Tüm bu değerlendirmeler ışığında dosyada mübrez CD,nota ve diğer bilgi ve belgelerden davaya konu ... isimli yaratımın gerek güfte gerekse beste açısından birlikte şekillendirme, seslerin birbirini izlemesindeki uslup, birbirine bağlanış ve ritminin hususiyet taşıdığı bu çerçevede FSEK 3 anlamında musiki eseri olduğu kanaatine varılmıştır.
Yargıtay kararlarında FSEK kapsamındaki uyuşmazlıklarda, “eser sahipliği” ya da hak sahipliği sıfatının da re'sen gözetilmesi gereğine işaret edilmektedir. Dolayısıyla huzurdaki davada da, uyuşmazlık konusu fikri ürünlere ilişkin “eser sahipliği” ya da hak sahipliği sıfatının re'sen irdelenmesi gerekmektedir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda eser sahipliği veya hak sahipliği ile ilgili çeşitli karinelere yer verilmiştir. FSEK m.11 hükmüne göre; “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın”.
Dosyada mübrez noter onay belgesi dikkate alındığında davacının FSEK 11'deki karine çerçevesinde davaya konu ettiği ... isimli bestenin eser sahibi olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacı tarafa ait ... ve davalılara ait "..." isimli müzik eserlerinin bilirkişilerce karşılıklı olarak incelemesi yapılmak sureti ile hak ihlali bakımından bir tespit ve değerlendirmede bulunulmuşsa da öncelikle davalıların zamanaşımı itirazlarının incelenmesi gerekecektir.
Zamanaşımı alacak hakkının, belirli bir süre içinde kullanılmaması nedeni ile dava edebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Fsek'te tazminat davaları için ayrı bir zamanaşımı bulunmadığından, TBK'daki genel hükümlere göre değerlendirme yapılır. Fikir ve Sanat eseri üzerindeki mali ve manevi hakların ihlali taraflar arasındaki bir sözleşmeden kaynaklanmamakta ise, eser sahibinin talep hakkı kural olarak TBK 146. Maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımı süresine tabi olur. Buna karşılık fikir ve sanat eseri üzerindeki mali ve manevi hakların haksız bir fiil ile ihlali söz konusu ise TBK 72 uyarınca zarara uğrayan tarafın zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren iki sene ve herhalde on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.01.2014 Tarih, 2013/11201 E., 2014/707 K. sayılı kararında, "FSEK 68'e göre talepte bulunulması ve mahkemecede bu şekilde hüküm tesis edilmesi nedeni ile taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisi kurulmuş olacağından dava genel zamanaşımı süresi olan on yıllık zamanşımına tabidir." denilmektedir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunmuş olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı, Müzik Eseri İşletme Belgesinden de anlaşılacağı üzere, ihlal iddiasına konu ... isimli eserin tescil tarihi 21/12/1999 olup, dava tarihi 27/08/2018'dir. Tescil tarihi üzerinden 19 yıl sonra davacı yanın mali ve manevi hak ihlaline dayalı açmış olduğu davada eylemin haksız fiil olması nedeniyle Borçlar Kanunu'ndaki haksız fiillere ilişkin 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri bulunmakta olup, ayrıca FSEK 68.maddesinde de farazi sözleşme ilişkisinin doğma ihtimali gereğince 10 yıllık sözleşmesel zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır.
Tüm bu nedenlerle dosya kapsamı, sunulan deliller, alınan bilirkişi raporu, FSEK md. 70 ve TBK 72 VE 146. Maddeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde davanın zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmakla, reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 59,30 TL karar harcının peşin yatırılan 853,88 TL'den mahsubu ile kalan 794,58 TL'nin karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalılar vekili yararına hesap olunan 5.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.26/10/2021
Katip
¸
Hakim
¸