T.C.
İSTANBUL
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/216
KARAR NO : 2025/186
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 17/10/2023
KARAR TARİHİ : 08/07/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava dilekçesi : Davacı vekilinin mahkememize ibraz ettiği dava dilekçesinde özetle; -Müvekkiline ait “...”nin, ...’un en eski tatlıcıların olup geçmişinin 1952 yılına dayandığını, günümüz itibariyle bu işletmenin başında üçüncü kuşak olan bulunan müvekkilinin, dede yadigarı olan mesleği aynı gelenek ve usulle devam ettirdiğini, müvekkile ait işletmenin kültür envanterine girdiğini, manda kaymağı, manda yoğurdu, köy yumurtası, tereyağı, peynir, süt, bal, pekmez, tahin gibi ürünleri birinci elden temin ederek seçilmiş içeriklerin meşhur aşçıların elinde dönüştüğü lezzet ile büyük bir marufiyet elde ettiğini , ... nin ülkemizin sayılı tatlıcıları arasına girmeyi başardığını, müvekkiline ait işletmenin “...” ve “...” olarak bilindiğini, türkpatent nezdinde tescilli ... başvuru numaralı “...” ve,...başvuru numaralı “...” ibareli markalar bulunduğunu, müvekkile ait ... sınıflarda tescilli bulunan “...” esas unsurlu markalar olduğunu,
-müvekkili adına tescilli “...” esas unsurlu markaların yanında; müvekkilinin işletmesel ve markasal olarak kullanımını oluşturan tabelalar, menüler, ...alan adında barındırılan kullanımlar dâhil olmak üzere müvekkiline ait işyerindeki tüm markasal kullanımların “...” ibaresi üzerinde yoğunlaştığını, müvekkilinin reklam faaliyetlerini “...” ibaresi çerçevesinde şekillendirdiğini, reklam kampanyaları sayesinde “...” ibaresini özellikle süt ürünleri alanında gören ilgili tüketici kitlesi direkt olarak müvekkili hatırına getirdiğini, özellikle de süt ve süt ürünleri üretimi hizmetleri bakımından tanınmış hale geldiğini, müvekkili işletmesi ile iktisadi ve idari bir ilişki bulunduğu izlenimi uyandırdığını, haksız kazanç elde edildiğini, hatta müvekkilin markasından yararlanma kastının marka tescili suretiyle devam ettiğinin görüldüğünü, müvekkilinin önceki tarihli ve tescilli markaları ile dava konusu ... numaralı “...” ve ...numaralı “...” ibareli markaların iltibas yaratacak şekilde benzediğini, ... sınıf emtialar bakımından birebir ayniyet ve ayırt edilemeyecek derecede benzerlik gösterdiklerini, müvekkili markası ile dava konusu markalar karşılaştırıldığında ortak olan “...” ibaresi yönünden markaların birbirlerinin yeni bir serisi, yeni bir versiyonu gibi algılanabileceğini, bu durumun ise tüketici nezdinde taraf markaları arasında en azından iktisadi ve idari bir var olduğu algısını doğurabileceğini, i davalının fiili kullanımları da bu durumu teyit ettiğini, müvekkilinin pek çok şikayete maruz kalarak markasının itibarı zedelendiğini, müvekkilinin “...” ibareleri üzerinde ...sınıf emtialar bakımından önceye dayalı hak sahibi olduğunu, müvekkilinin ... markası altında ambalajlı olarak, ayran ve çeşitli süt ürünleri ürettiğini ve bunları kendi işletmesinde müşterilerinin beğenisine sunduğunu, müvekkilinin işletmesinde 22.04.2019 tarihinde yani davalının marka başvurusundan (30.07.2019) aylar önce satışa sunulan ürünlere dair görseller olduğunu, müvekkilinin fason üretim yaptırdığı şirketin “...” ibaresi ile marka başvurusunda bulunmasına kesinlikle müsaade edilmediğini, davalının müvekkile ait markalardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tüketicinin, "..." ibaresine bağlı olarak markalar arasında doğrudan bir bağlantı kuracağı ve markaların aynı kökene ait olduğu yanılgısına düşeceğini, davalıya ait “...” ibareli markaların müvekkilinin markalarının tanınmışlığından faydalanarak haksız yarar sağlayabileceğini, müvekkili markalarını itibarını
ve ayırt edici niteliğini zedeleyebileceğini, davalının “...” ibareli marka başvurularının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin davalının markayı devraldığı ... ltd. şti. firmasına defaatle ... markası ile fason üretim yaptırdığını, üretilen ürünleri de işletmesinde müşterilerine sunduğunu, 2019 yılının 5. ayında müvekkilince fason olarak ürettirilen ürünlere
dair kesilen faturalardan örneklere yer verildiğini, müvekkilinin .. şti. nin kuruluşunda dahi yer aldığını, bu işletme üzerinden kendi işletmesi olan ... adına fason üretim süreçlerini yürüttüğünü, fakat daha sonra hisselerini devrederek şirketten ayrıldığını, müvekkilinin ... markasını bu şirkete hiçbir surette sermaye olarak aktarmadığı gibi, marka tesciline de muvafakat etmediğini, anılan şirketin bu markayı, kötüniyetini gizlemek adına davalıya devrederek sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını, yukarıda açıklanan nedenlerle; dava konusu ... numaralı “...” ve ... numaralı “...” ibareli markaların 6769 sayılı smk’nın ... maddeleri uyarınca tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne, markaların sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap dilekçesi: davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve kullanmama itirazları olduğunu, davacının kullanıma 5 yıl boyunca sessiz kaldığını, hükümsüzlük talep etme hakkını kaybettiğini, müvekkilinin ortaklarının 2005 yılları ile ...taşımacılık inşaathayvancılık sanayi ve ticaret limited şirketi ile süt ve süt ürünleri üretim 11.03.2020 tarihinde dava konusu ... sayılı “...” markasını tam devir aldığını, davacının kurduğu ve ortağı olduğu ... şirket ile müvekkili arasında ticari ilişkiler, mal alım satım ve üretim gibi ticari faaliyetler yapıldığını, fason uretim yaptığını, muvekkilinin ... şirketi’nden sut ve sut ürünleri aldığını, yoğun ticari ilişki olduğunu, müvekkili ile arasında 15.02.2019 tarihinde “fason imalat sozleşmesi” imza edildiğini, davalının ortağı olduğu bu şirketin fason üretiminde de “...” markası adı altında müvekkiline urun verdiğin, müvekkilinin de şarküterilere ve marketlere bu ürünleri sattığını, müvekkili şirkete ait markanın zaten davacının kurucu ortağı olduğu şirket tarafından kullanıldığını, müvekkiline de urun satışı için de verildiğini, müvekkilinin devraldığı ... marka 2018 yılı ile kullanılmaya başlanmış ve müvekkilin devir aldığı markasının kullanımının davacının adına tescil ettirilen markaların kullanımından da önce olduğunu, davacının işletmesinin 2020-2021 yılından itibaren sadece kendisi tarafından tatlı ürünleri satışı olarak aktif kullanıldığını, Davacının ... adlı firmada işci olarak çalıştığını, daha sonra kendi işini yapmak icin ... semtinde atölye ve imalathaneye ortak olduğunu, müvekkile de fason üretim yaptığını, Davacının Babasının kasap abileri kasap, dedesinin bu işlerler ile de hicbir ilgisi olmadığını, tanınmış bir marka gibi surekli “...” olduğunu çeşitli mecralarda ifade etmekte ve tüketiciyi yanılttığını, Davacının şu an faaliyet gösterdiği dükkanın daha önce ve yıllarda “...” satan işletmeye aitken davacı daha markasını kullanmadan ve tescil etmeden önce kurucusu olduğu, faaliyet gösterdiği ...ortağı ...’in eşi .. ile ortaklaşa olarak devralındığını, ...”adı altında 2019-2020 yılları arasında faaliyete başladığını, Bu ayrılmadan önce kendi markalarını kullanmamış ve ...bırakılarak yerine tatlı muhallebi satışına başlamasıyla ... ve ... tescil nolu markalarını kullanmaya başladığını, davacının, ...’in ve ... şirket’inin “...” markasının kullanılması konusunda haberdar olduğunu, hatta müvekkilinden de urunler aldığını, kendi kurucusu olduğu şirkete ait markanın kullanılmasına da yıllarca ses çıkarmadığını, müvekkilinin devraldığı marka başvurusunda da herhangi bir itiraz olmadığını, davacının başından sonuna kotu niyetli olduğunu, ... şirket’nin kuruluşundan eylul 2021’e kadar “...” markasını aktif olarak kullandığını, daha sonra bu markayı müvekkiline devredildiğini, müvekkilinin de bu markayı kullandığını, ... şirketinin “...” markası ile satışını yaptığı devirden önce; sut ve sut ürünlerini davacı ...’a ait... işletmesine de urun satışı yapıldığını, eylül 2021’den sonra ... şirketinin ... markası altında devam ettiğini, -davacının tatlı urunlerini sattığı işletmeden once “...” işletmesi olduğun, ... de “iyi fikir” adlı programa da konu olduğunu, davacının 1952’den beri bu işi yapmadığını, davacı markasının tanınmış olmadığını, davacının sessiz kaldığını, müvekkilinin davalının markasını satın aldığını üretimde, reklamda, satışta, tabelasında, faturasında, online satışta, sosyal medyada, yerel medyada, kartvizitinde, tanıtım araçlarında ve sair tüm ticari ve üretim mecralarında yıllarca kendi markasını kullandığını, ... markasını müvekkilinin kullandığından haberdardır olup bugüne kadar davacının sessiz kalarak bu durum karşısında herhangi bir hukuki veya cezai yollara başvurmadığını, müvekkilden urun alması davacının kotu niyetli olduğunu gösterdiğini, davacı markasının esaslı unsurunun ... olmadığını, coğrafi yer olarak marka kullanımına katlanması gerektiğini, davacının ve muvekkilin markasındaki...mahallesindeki bir semt ve aynı semtte bulunan cadde ismi olduğunu, davacının ...numaralı “...” markasının arka fon resmi de ...semtinden bir fotoğraf olduğunu, davacının da burasının semt adı olduğu kendi markasından da alenen belli olduğunu, markaların karışıklığa yol açmadığını, davanın reddini talep etmiştir.
Cevaba cevap dilekçesi: Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İkinci cevap dilekçesi: Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle: cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Deliller:
TPMK Kayıtları: TPMK'dan dava konusu markaya ilişkin sicil kayıtları celp edilmiştir. Kayıtların incelenmesinde ... tescil numaralı "..." ve şekil içeren markanın .... Sınıfta ...tescil numaralı "..." ve şekil içeren markanın .... Sınıfta tescilli olduğu, davacı adına ise ... tescil numaralı ".." ibareli ve şekil içeren markanın ...Sınıflarda tescilli olduğu, ... "..." ibareli ve şekil içeren markanın ... Sınıfta tescilli olduğu anlaşılmıştır.
Bilirkişi Raporu: 29/07/2024 tarihli bilirkişi raporunda " Davalının hükümsüzlüğü talep edilen ” ...”, “...” markalarının Davacının tescilli ” ....”, “...” markaları ile benzer olduğu; anacak markaların coğrafi ad olması sebebiyle bir kişinin tek eline bırakılamayacağından iltibas oluşturmadığı, Davacının hükümsüzlük davasını yasal süresi içinde açması sebebiyle sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmayacağı, Dosya kapsamından davacının tescilli markalarını 1952 yılından beri kullandığı iddiasının tespit edilemediği; davacının 2021 yılından sonra markasının tanıtımına ağırlık verdiği, Davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ...numaralı ” ...”, ... numaralı “...” markalarının SMK md. 6/1 ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük ve sicilden terkin şartlarının oluşmadığı, " kanaatini bildirmiştir.
Bilirkişi Ek Raporu: 29/01/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda " Davalının hükümsüzlüğü talep edilen ” ...”, “...” markalarının Davacının tescilli ” fatih ...”, “...” markaları ile benzer olduğu; anacak markaların coğrafi ad olması sebebiyle bir kişinin tek eline bırakılamayacağından iltibas oluşturmadığı, Davacının hükümsüzlük davasını yasal süresi içinde açması sebebiyle sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmayacağı, Dosya kapsamından davacının tescilli markalarını 1952 yılından beri kullandığı iddiasının tespit edilemediği; davacının 2021 yılından sonra markasının tanıtımına ağırlık verdiği,
Davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... numaralı ” ...”, ...numaralı “...” markalarının SMK md. 6/1 ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük ve sicilden terkin şartlarının oluşmadığı, " kanaatini bildirmiştir.
Dava ve uyuşmazlık : Taraflar arasındaki dava TPMK nezdinde davalı adına tescilli bulunan ...tescil numaralı "..." ibareli ve şekil içeren marka ile... tescil numaralı "..." ibareli ve şekil içeren markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkininin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Davacı taraf; Davacı adına ... tescil numaralı " ..." ibareli ve şekil içeren markanın ...Sınıflarda tescilli olduğunu ayrıca ... "..." ibareli ve şekil içeren markanın 35. Sınıfta tescilli olduğunu, davacı markasının Türkiye'nin sayılı tatlıcıları arasına girdiğini, davacı markaları ile davalı markalarının SMK 6/1 kapsamında iltibas oluşturduğunu, taraf markalarının birbiri ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, markaların kullanım alanlarının aynı olduğunu ayrıca SMK 6/3-5-9 maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın kabulünü savunmuştur.
Davalı taraf ise; davacı markalarının tanınmış marka niteliğinde olmadığını, davacının ise sessiz kalma yoluyla hakkını kaybettiğini, "..." ibaresinin coğrafi yer olduğunu, bu nedenle başkalarının kullanabileceğini, taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını, markaların görsel, kavramsal ve fonetik açıdan birbirinden ayrıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Gerekçe: Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak dikkate alındığında; davacı adına ... tescil numaralı " ..." ibareli ve şekil içeren markanın ... Sınıflarda tescilli olduğu, ... "..." ibareli ve şekil içeren markanın ... Sınıfta tescilli olduğu, davalı adına ise ... tescil numaralı "..." ve şekil içeren markanın .... Sınıfta ... tescil numaralı "..." ve şekil içeren markanın ... Sınıfta tescilli olduğu anlaşılmıştır.
Hükümsüzlük davası yönünde SMK 6/1 gereğince yapılan incelemede 6769 Sayılı Kanun'un 6/1. Hükmü ile;" Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa...” markanın tescil edilmemesi gerekliliğini düzenlemektedir. 6769 s. Kanun'un 6/1. hükmü uyarınca markalar ve tescile konu mallar arasında halk arasında karıştırılma ihtimaline neden olabilecek bir benzerliğin mevcut olup olmadığının tespit edilmesi, ardından da somut olayın şartları dikkate alınarak markaların halk tarafından karıştırılma tehlikesi olup olmadığı hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda tarafların markaları incelendiğinde davacı adına tescilli markaların "..." ve " ...", davalı markasının ise "..." şeklinde olduğu, tarafların marka kullanımlarında ortak unsurun "..." ibaresi olduğu, taraf markalarının... Sınıflarda korunduğu, "..." ibaresinin ... ili ... ilçesinde yer alan ... semtinin ismi olduğu bu nedenle markanın ana unsuru olarak bir kişinin tekeline bırakılamayacağı, davacı markaları ile davalı markalarının muhallebici ve süt ürünleri olarak birbirinden ayrıldığı anlaşılmakla SMK 6/1 gereğince hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususta ayrıca alınan bilirkişi raporlarında da aynı kanaatin bildirildiği anlaşılmıştır.
Hükümsüzlük davası yönünde SMK 6/3 gereğince yapılan incelemede 6769 sayılı SMK'nın 6/3 madde hükmü "Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir." şeklindedir.
Bu kapsamda yapılan değerlendirmede davacı 1952 yılından beri "..." ibaresini markasal olarak kullandığını belirtse de yukarıda SMK 6/1 kapsamında yapılan coğrafi ye olarak yapılan açıklamalar ışığında eskiye dair kullanımın coğrafi yer adına ilişkin marka tekeli sağlamayacağı, ayrıca dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda davacı tarafça ileri sürülen video kayıtları incelendiğinde davacının kullanımının ciddi nitelikte olmadığı tespit edilmiş olup bilirkişi raporunda belirtilen kanaatin dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla SMK 6/3 yönünden de hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Hükümsüzlük davası yönünde SMK 6/5 gereğince yapılan incelemede 6769 sayılı SMK'nın 6/5 madde hükmü "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” şeklindedir.
Tanınmışlık ile değerlendirme sunulacak delillere göre nihai olarak mahkemece takdir edilecek bir olgudur.
Taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda ve mülga 556 sayılı KHK’de ve 6769 sayıyı yasada da tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus mahkeme içtihatları ve öğreti ile uygulamaya bırakılmıştır. Yargıtay birçok kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" şeklinde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ait olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tesbiti cihetine gidilebileceğini belirtmiştir. Tanınmış marka konusunda uluslararası boyuttaki çalışmalar ise Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (wipo) bünyesinde yürütülmektedir. Bu kuruluş uzmanlar komitesince benimsenen A/34-13 nolu tavsiye kararında bir markanın tanınmış olup olmadığının tesbitinde, markanın kullanım süresi, yaygınlığı, kapsamı ve coğrafi alan genişliği, ekonomik değeri, reklam, temsil, promosyon, fuarlara katılım ve fuar düzenleme, kataloglar hazırlama gibi tanıtım faaliyetleri, bu çalışmaların kapsamı, süresi ve mali bütçesi, işletmenin büyüklüğü, cirosu,marka hakkının hangi etkinlikte ve verimlilikte korunduğu, tanınmışlığa yönelik mahkeme ve diğer yetkili makamların kararları gibi olguların göz önünde bulundurulması kararlaştırılmıştır.Yargıtay 11.HD nin 19.4.2002 tarih ve ...esas... karar sayılı ilamında bir markanın birden çok ülkede tescilli olmasını tanınmış marka olarak kabul açısından yeterli görmekteyken son uygulamalarda bu hususun markanın tanınmışlığı açısından bir gösterge olabileceği ancak tek başına tanınmış marka olgusu için markanın birçok tescilinin olmasının yeterli olmayacağına işaret edilmiştir. Trips’de ise açıkça tanınmışlığın ilgili sektörde tanınmışlık olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Yine doktrinde Trips deki düzenlemeye benzer görüş ...tarafından ileri sürülmüş ve markanın tanınmışlığından söz edebilmek için bir ülkede yaşayanların tamamı tarafından söz konusu markanın bilinmesinin zorunlu olmadığı, marka sahibinin hedef kitlesinin esas alınması gerektiğine işaret edilmiştir.Markanın tacirler yada o malın alıcıları değil, bu mal ile ilgili olmayanlar tarafından da bilinmesi halinde tanınmış markadan bahsedileceği, tanımış markanın maruf marka karşısında daha kapsamlı,ekonomik yönden daha önemli bir kavram olarak karşımıza çıkacağı, bir markanın tanınmış olduğunu söyleyebilmek için markanın konulduğu mamülün birden bire düşünülmeden ve bir hatıranın yardımı ile hatırlanmadan,refleks halinde düşünülmesi gerektiği, genellikle tüketicinin zihninde bir fikir uyandıran markanın tanınmışlık derecesine ulaştığı da doktrinde Hamdi Yasaman tarafından ifade edilmiştir. ... ise, tanınmış markanın en önemli özelliğinin, tescilli bulundukları mal kategorisinden bağımsızlaşarak ve başlı başına birer kalite sembolü olarak, reklam aracı haline gelen ve geniş kitleler karşısında sahip oldukları etkilerini, tamamen farklı mal kategorileri üzerinde de gösterebileceği markalar olarak tanımlamıştır. ... ise tanınmış markadan bahsedebilmek için, reklam gücü yüksek, kalite sembolü haline gelmiş bir markanın, sadece o markayı taşıyan mal ya da hizmetlerle ilgili çevre içinde değil bu çevre dışında, o mal ya da hizmetle ilgisi olmayan kişilerce de bilinmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bilindiği üzere Tanınmış marka korunmasında en önemli konunun tanınmışlığın belirlenmesinde izlenilecek yöntem olduğu, her ne kadar hukuki bağlayıcılığı olmasa da WIPO Kriterlerinin baz alınarak tanınmışlık araştırılması yapılması gerektiği bir markanın koruma istenen ülke dışında yabancı ülkelerde tanınmış olmasının, koruma istenen ülkede de tanınmış olduğuna hükmedilmesi için yeterli olmayacağının açık olduğu, her davada tanınmışlık olgusunun o davanın somut özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir. Dolayısıyla her somut olayda tarafların dosyaya sunduğu belgeler, beyanlar ve ihtilafın niteliği,ürünün sunulduğu sektör ve çevre gözetilerek bahsi geçen kriterlerin Mahkemece yada atanan bilirkişice o dosyaya özgü sunulan deliller ile tartışılması gereklidir. Somut olayda da davacı bu kriterlere ve denetime uygun delil sunmamış, gerek kesinleşen ilam içeriklerinden gerek alınan raporlardan da davacı markasının tanınmış olduğu yönünde bir tespitin bulunmadığı anlaşılmış, tanınmışlık ile ilgili kurum kararı bulunmadığı keza , yerleşik içtihatların öngördüğü şekilde tanımışlık olgusu yönünden davacı markasının tanınmış olduğu iddiasının ispat edilmediği, dolayısıyla tanınmışlığa dayalı hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan Yargıtay 11.HD’nin ...esas, ...karar ve 23.11.2022 tarihli ilamlarında da işaret edildiği üzere; Bir markanın tanınmışlığının tespitinde ise, toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, marka promosyonlarının hedef aldığı alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları ve markanın ekonomik değeri gibi kriterlerin esas alınmalıdır. Davacı tarafın dosyaya sunduğu davacı markasının tanınmışlığına ilişkin deliller incelendiğinde davacı markalarının tescili ve kullanımından daha önceki zamanlardan bu yana ülke içerisinde ve dışında davacı tarafından kullanılmadığı, davacı markalarının ülke çapında tanınmadığı bu haliyle davacı markasının tanınmış marka niteliğinde olmadığı kanaatine varılmakla SMK 6/5 gereğince hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
SMK 6/9 gereğince yapılan incelemede ; Yargıtay 11.HD’nin 20.11.2018 tarihli ve ... E., ... K. sayılı ilamı, ,1.03.2021 T. ve ... E. - ... K.; 03.03.2021 T. ve ... E. - ...K. Sayılı yerleşik ilamlarına göre; daha ziyade markanın ticari faaliyetlerde ayırt edici işaret olarak kullanılması amacıyla değil, başkalarının ticaretine engel olmak, daha önce verilmiş bir mahkeme kararının etkisini azaltmak ya da veya kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak markayı kendi adına tescil ettirmek, sözleşme hükmüne aykırı olarak markayı adına tescil ettirmek gibi hususlar genel kötü niyet sebepleri olarak görülmektedir. Ayrıca tanınmış markanın aynısını veya benzerini tescil ettirmek dahi tek başına kötü niyetli marka tescili olarak yorumlanmamaktadır. Zira kanun koyucu, tanınmış markanın aynısı veya benzerini tescil ettirmeye mülga KHK'nın 8/4 (6769 s. SMK'nın 6/5 m) maddesinde ayrı bir sonuç bağlamıştır. Kötü niyetin tezahürü değişik şekil ve koşullarda olabilir. Bu anlamda marka tescilini kullanarak başkalarının ticaretine engel olmak, bu amaçla şantaj yapmak ve para koparmak, markayı satmayı teklif etmek gibi eylemler olabilir. Kötü niyetin varlığını ispat bunu iddia eden davacı tarafa aittir.
Dolayısıyla yerleşik uygulamada işaret edildiği üzere sırf işaretsel benzerlikten yola çıkılarak, davalı tescilinin kötü niyetle yapıldığı olgusuna ulaşmak mümkün olmadığı, ihtimaller üzerinden hareketle davalının ileride davacının ticaretine engel olabileceğinin kabulü doğru olmadığı gibi, tek başına kötü niyet emaresi olarak görülemeyeceği bilinmektedir.
6769 sayılı “SMK m.6/(9) maddesinde Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu halde gerek yasa hükmü gerek de yerleşik içtihatlar çerçevesinde kötü niyetli olarak tescil ettirilen markaların hükümsüz kılınması gerektiği noktasında herhangi bir duraksama bulunmamakla beraber, hukukumuz çerçevesinde, kural olarak asıl olanın “iyi niyet” olduğu; kötü niyetin ise iddia eden tarafından ispatlanması gerektiği de ifade edilmelidir. Zira Yargıtay aynı tarihli başka bir kararında, dayanak markanın tanınmış marka olduğu kabul edilse dahi, “asıl olan iyi niyetin varlığı olduğu için, tescilin kötü niyetli olduğunun bunu iddia edenin ispatlaması gerektiği, her ne kadar, markanın tanınmış olması ve tacirlerin aynı sektörde iştigal etmeleri ispat kolaylığı sağlamakta ise de, kötü niyetle tescil ettirildiği iddia edilen markanın tanınmış olmasının, kötü niyetin kabulü için tek başına yeterli olmadığı” kabul edilmektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.04.2013 Tarih,... Esas, ... Karar)
CIBU, 2013 tarihli MALESİA DIARY- YAKULT kararında, önceki markayı bilmenin, kötü niyetin varlığının kabulü için tek başına yeterli olmadığı ve bunun için başvuru anındaki tüm faktörlerin göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Avrupa Adalet Divanı bu konuda, “kendisinden önce bir başkasının diğer üye bir devlette aynı veya karışıklığa yol açacak kadar benzer bir markanın tescilli olduğunu bilip bilmediği, bilmesinin gerekip gerekmediği, bu kimsenin, bir başkasına ait markanın kullanılmasına engel olma amacı taşıyıp taşımadığı ve önceki markanın sahip olduğu hukuki korumanın ölçüsünün ne olduğu, önceki markanın kullanımının ne kadar eski olduğu, tescil konusu ürünleri pazarlamaktan alıkoyma, piyasaya girmesini engelleme amacı olup olmadığı ” hususlarının ve tescil başvuru tarihi itibariyle “markanın sahip olduğu ün”ün göz önünde bulundurulmasını içtihat etmiştir (2009 tarihli CJBU, C-529/07 sayılı CHOCOLADEFABRIKEN LINDT& SPRÜNGLI-FRANZ HAUSWITH kararı için bkz.: ÇOLAK, S.901, dn. 2239).
Dosyada davalı yanın dava konusu marka tescil başvurularını gerçekleştirir iken kötüniyetli olduğunu gösterir herhangi bir veri yada delil bulunmadığından kötüniyetli tescile dayalı hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Yapılan yargılama sonucunda; tarafların markaları incelendiğinde davacı adına tescilli markaların "..." davalı markalarının ise "..." şeklinde olduğu ayrıca taraf markalarının şekil ibaresi de içerdiği , markaların ortak unsurlarının "..." ibaresi olduğu, diğer unsurlar bakımından birbirinden ayrıştığı, "..." ibaresinin coğrafi ye belirttiği, dosya kapsamında davalı tarafça sunulan "..." ibaresi ile tescilli diğer markalar incelendiğinde "..." ibaresinin markasal olarak kullanımının davacının kullanımları ile ayırt edici niteliğe ulaşmadığı kanaatine varılmakla açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Açıklanan sebeplerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan, daha önce ödenen 269,85 TL peşin harcın mahsubu ile 345,55 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre belirlenen; 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08/07/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır